EN TR

Basın Açıklaması

22.11.2011 22:00:00 23.11.2011 12:39:19 8726

BASIN AÇIKLAMASI

4667 sayılı Kanun ile değişik 1136 sayılı “Avukatlık Kanunu”nun 1/2.maddesi hükmüne göre avukat, “yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder”. Aynı kanunun 58. maddesi hükmüne göre, avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı denetiminde ve Baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir.

Ulusal düzeydeki bu normatif düzenlemelerin esas amacı, eşitlik ilkesinin ihlal edilmesi değil, savunma mesleğinin temsilcisi konumunda olan avukatların, silahların eşitliği ilkesi gereğince ceza muhakemesinin diğer süjeleri olan savcılar ve hâkimlerle eşit düzeye getirilmesidir. Avukatın, kanunun emredici hükmü olarak yargının kurucu unsuru olarak kabul edilmesinden amaç da budur.   

Diğer taraftan Türkiye olarak adaylık sürecinde müzakerelerimizin halen devam ettiği Avrupa Birliği’nin avukatın bağımsızlığını düzenleyen ilgili müktesebatında da avukatlık mesleğinin ve avukat bürolarının devlet aygıtının her türlü müdahalesine karşı korunması çeşitli direktifler ile şart koşulmaktadır.  

Bu bağlamda on iki ülkenin baro temsilcilerinin 28.10.1988 tarihinde Strazburg’da yaptıkları toplantıda oybirliği ile kabul ettikleri “Avrupa Birliği Barolar Konseyi Meslek Kuralları” ile “Avrupa Birliği Bakanlar Komitesi’nin Avukatların Özgürlüğü Metni”, Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen ve “Havana Kuralları” olarak da bilinen “Avukatların İşlevlerine İlişkin Temel İlkeler” çerçevesinde; hukuka saygı ilkesi üzerine kurulmuş bir toplumda önemli bir role sahip olan avukatın görevi, yasanın çizdiği sınırlar içinde sadece vekalet görevini özenle yerine getirmekle sınırlı olmayıp, hem adalete ve hem de hak ve özgürlüklerini savunmakla yükümlü olduğu yargılamaya tabi kişiler için vazgeçilmez değerdedir.

Hukukun evrensel ilkesi olan “savunmanın vazgeçilmezliği”nin hayata geçirilebilmesi için, az yukarıda yollamada bulunulan ve ülkemizin de taraf olduğu “Avukatların İşlevlerine İlişkin Temel İlkeler”e yani “Havana Kuralları”na göre (m. 16/a-c), hükümetler avukatların; “hiçbir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz müdahaleyle karşılaşmadan her türlü mesleki faaliyeti yerine getirmelerini, kabul görmüş meslek ahlak kurallarına, görevlerine, standartlarına uygun faaliyette bulundukları için kovuşturma veya idari, ekonomik veya başka bir yaptırımla sıkıntı çekmemelerini, baskı ve tehditle karşılaşmamalarını sağlamakla yükümlüdürler.”

Yine Havana Kuralları’nın 22.maddesi hükmüne göre, hükümetler; “avukatlar ile müvekkilleri arasında mesleki ilişkiler kapsamındaki bütün haberleşme ve görüşmelerin gizli olduğunu kabul eder ve buna saygı gösterirler.”.

Gerek ulusal hukukumuzda, gerekse taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerde yer alan bu düzenlemeler karşısında; CMK m. 250 ile görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nden alınan karar uyarınca değişik Barolara mensup 50’ye yakın avukat meslektaşımızın bürolarının aranmış ve eş zamanlı olarak gözaltına alınmış olması hukuka, avukatlık mesleğine, avukatlık mesleğinin bağımsızlığına aykırı olduğu kadar, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşme hükümlerine ve Avukatlık Kanunu hükümlerine açıkça aykırıdır.

Bu çerçevede, Avukatlık Kanunu’nun Birliğimize verdiği “Baro mensuplarının genel menfaatlerini, bu bağlamda hak ve özgürlüklerini, mesleki onurlarını gereğince koruma” görevi hükmünce yukarıda yazılı hususları kamuoyunun değerli bilgilerine sunar, sürecin takipçisi olacağımızın bilinmesini isteriz.  

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu