EN TR

Kazdağları ve Siyanürlü Altın Madenciliği

15.04.2013 15.04.2013 18:01:21 6358

Türkiye Barolar Birliği ve Çanakkale Barosu tarafından ortaklaşa düzenlenen “Kazdağları ve Siyanürlü Altın Madenciliği” konulu panel Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av.V.Ahsen Coşar, Başkan Yardımcısı Av.Berra Besler, Genel Sekreter Av.Cengiz Tuğral, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Ahmet Gürel, Av. Asude Şenol, Çankakkale Barosu Başkanı Av. Bülent Şarlan, Sinop Barosu Başkanı Av.Ali Galip Ergül, Zonguldak Barosu Başkanı Av.İbrahim Kerem Ertem’in katılımlarıyla yapıldı.

Etkinlik Çanakkale Barosu Başkanı Av.Bülent Şarlan ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av.V.Ahsen Coşar’ın yaptıkları konuşmalar ile açıldı.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av.V.Ahsen Coşar etkinliğin açılışında aşağıdaki konuşmayı yaptı;
Sayın Milletvekilim,
Sayın Belediye Başkanım,
Sayın Valim,
Türkiye Barolar Birliği’nin Sayın Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyeleri,
Çanakkale, Sinop ve Zonguldak Barosu’nun Sayın Başkanları,
Sevgili Meslektaşlarım,
Değerli Konuklar,

Türkiye Barolar Birliği ile Çanakkale Barosunun ortaklaşa düzenlediği “Kazdağları ve Siyanürlü Altın Madenciliği” konulu etkinliğe hoş geldiniz. Sizi Türkiye Barolar Birliği adına, Yönetim Kurulu Üyesi arkadaşlarım adına, kendi adıma sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Mitolojide adı İDA olarak bilinen Kaz dağları; tarihi, kültürel, ekonomik ve ekolojik değerleri nedeniyle, dünyanın en önemli yaşam kaynaklarının başında gelmektedir.

Efsanelere ev sahipliği yapmış olan Kaz Dağları; verimli toprakları ve güzelliği ile tarihte birçok devlete ve pek çok önemli olaya ev sahipliği yapmıştır. Kazdağları ve çevresi ile ilgili anlatılan hikâyeler, ritüeller ve inanışlar miras olarak sonraki nesillere aktarılmak suretiyle harmanlaşmış bir kültür haline gelmiştir.

Homeros İlyada Destanında ‘‘Bol pınarlı, vahşi hayvanların anası’’ olarak Kaz Dağlarından yani İda Dağı'ndan söz eder. Efsaneye göre Hera, Afrodit ve Athena'nın katıldıkları, Truva Savaşı'na yol açan o meşhur güzellik yarışması burada yapılmış, Zeus burada doğmuş, tanrılar Truva Savaşı'nı buradan izlemiş ve Afrodit ilk kez burada aşık olmuştur.

Kaz Dağları işte bu geniş bölgede yer üstü ve yer altı su kaynaklarını oluşturan, besleyen ve onların sürekliliğini sağlayan, barındırdığı bitkilerle, içinde yaşayan hayvanlarla, havasıyla, suyuyla can verdiği tarım alanlarıyla yüzyıllardır tüm bölgenin yaşam kaynağı olmuştur.

Sahip olduğu bu zenginlikleri ve güzellikleri nedeniyledir ki Kaz Dağları bugün olduğu gibi tarih boyunca da hep saldırıya uğramış, hep yağmalanmıştır.

Ne yazık ki bugün de Kaz Dağları sahip olduğu bu güzellikleri ile değil, topraklarında siyanürle altın madenciliği faaliyetleri yürütülmesi ile gündemimizde yer almaktadır.

Siyanür dünya üzerindeki en zehirli bileşiklerden birisi olan siyanürün madencilikte kullanımı 1880'li yıllara dayanmaktadır. O tarihten bu yana siyanürün çevreye, doğal yaşama, ekolojik dengeye verdiği zararlar hep tartışma konusu olmuştur. Bilimsel raporlar ile de sabit olduğu üzere altın madenciliğinde siyanür kullanımı diğer alanlardaki kullanımından çok daha tehlikeli olabilmektedir. Siyanürün sulara karışmasıyla nehirlerdeki canlılar ölmekte, sulama sularına karışmasıyla meyve ve sebzelere siyanür karışmakta ve bu durum insan sağlığını ciddi biçimde tehdit etmektedir. Ayrıca altın madeninin çıkarılması sırasında kullanılan siyanürün havaya karışmasıyla soluduğumuz hava kirlenmekte, bu konudaki faaliyetler bağlamında gereken özenin ve hassasiyetin gösterilmemesi durumu daha da vahimleşmektedir.

Bütün bu nedenler ile hepimiz Kaz Dağlarında yürütülmekte olan bu faaliyetlerin temelinde çevre hakkını ihlal eden olgular olduğunun farkındayız.

Öyle olduğu için bugün buradayız. Ülkemizin en önemli ve değerli yerlerinden olan Kaz Dağlarının sorunlarını konu alan bu etkinliği düzenlememizin nedeni de çevre konusunda hepimizin duyarlı ve bilinçli olmasıdır.

Sözlerime son vermeden, Birliğimizin Yönetim Kurulu Üyesi ve Çevre Komisyonu Koordinatörü olan değerli mesai arkadaşım Ahmet Gürel başta olmak üzere, bu etkinliğin düzenlenmesinde emeği bulunan herkese, görüş ve düşünceleri ile bizlere katkı yapacak olan değerli konuşmacılara en içten teşekkürlerimi sunar, hepinizi bir kez daha sevgi ve saygı ile selamlarım.


Üç oturum halinde yapılan panel konuşmacılara plaket sunulmasıyla sona erdi.

 

Etkinliğin bitiminde aşağıdaki sonuç bildirgesi yayımlandı.


TBB ve Çanakkale Barosunun Düzenlediği “Kazdağları ve Siyanürlü Altın Madenciliği”nin Sonuç Bildirgesi Açıklandı. Bildirge aşağıdaki gibi olup kamuoyuna duyurulur.

Ülkemizin en güzel coğrafyasında yer alan Biga Yarımadası, Kazdağları, barındırdığı toplumsal, tarihsel, kültürel ve ekolojik değerleri nedeniyle yeryüzünün özgün doğal varlıklarının başında gelmektedir. Bacalarından zehir yayılan termik santraller ve siyanürlü altın işletmeciliği faaliyetleri Kazdağları’nda doğal yaşamı yok etmektedir.

Bu tehlikenin bilincinde olan Türkiye Barolar Birliği ve Çanakkale Barosu, Kazdağlarının tüm değerlerini korumak ve geliştirmek, bölgesel farkındalık yaratmak ve halkımızı bu konularda bilgilendirmek üzere Çanakkale’de 13-14 Nisan 2013 tarihlerinde bir etkinlik düzenlemiştir.

Biga Yarımadası ve Kazdağlarında ve ülkemizde doğal yaşama telafisi imkansız zararlar veren madencilik, altın arama, sondaj ve işletme faaliyetlerinin derhal durdurulması yaşamsal zorunluluktur.

Beş yıl önce Kuşadası’nda Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlenen “Çevre Sorunları İçerikli Yargı Kararları ve Uygulamaların Değerlendirilmesi” sempozyumunun sonuç bildirisinde dile getirilen tespit ve öneriler dikkate alındığında, Türkiye’de Çevre Hukuku alanında genel bir gerileme olduğu görülmektedir. Usul kuralları yönünden; süre ve menfaat koşulları, açılan idari davalarda mahkemelerce daha dar yorumlanmaya başlanmıştır. Çevre hakkı ve adalete erişim hakkı açısından bu durum önemli hak kayıplarına yol açmaya başlamıştır. Davaların esasına ilişkin verilen kararlarda ise “sürdürülebilir kalkınma” ilkesi etrafında somutlaşan işletmeci firmaların çıkarını kamu yararından, yaşam ve çevre hakkından üstün tutan bir anlayış yerleşmeye başlamıştır.

Kazdağları’nın korunması ve doğa koruma alanlarında bütünselliğin sağlanması acil bir görev olarak Devlet’in önünde durmaktadır.

 Biga Yarımadası ve Kazdağları’nda yeni maden işletmelerine izin verilmemeli, verilen altın arama ruhsatları derhal iptal edilmeli ve yargı kararlarına uyularak termik santrallerin faaliyetleri derhal durdurulmalıdır. Yeni termik santrallerin kurulmasına izin verilmemelidir.

Kazdağı, doğal bitki örtüsü olan ormanları, endemik türleri, gen kaynakları ve koruma alanları ile bölgenin yaşam kaynağıdır. Dünyamızın en önemli ekosistemlerinden birisidir. Kazdağı, tarihsel, kültürel, ekolojik ve toplumsal mirasımızdır. Kazdağları’nın Çanakkale il sınırları içinde yer alan korunması gereken bölümleri de Milli Park kapsamına alınmalıdır. Kaz Dağı ve yöresinin Biga Yarımadası ve yakın çevresi üzerindeki sayısız sosyo-ekonomik ve ekolojik katkıları ve olumlu etkileri de dikkate alınarak, koruma statüsünün kuvvetlendirilmesi gerekir.

Sorunların çözümü toplumsallaşmadadır. Bunun için de bilgi paylaşımı, görüş alışverişi ve karar süreçlerine halkın katılımı gerçekleşmelidir. Bugün işletilen ÇED süreçlerindeki halkın katılımı basit bir formaliteden ibarettir. Bu yüzden ÇED süreçlerinin tüm aşamalarına gerçek anlamda halkın katılımı sağlanmalı ve yöre yurttaşlarının görüşleri dikkate alınmalıdır. Halkın katılımı hem ekolojinin korunmasının en önemli güvencesi, hem de demokratik toplum olmanın bir gereğidir. 

Dünyada madencilik eskisinden çok farklılaşmıştır. Çevresel ve toplumsal anlamda zararlara karşı dirençli muhalefet örgütlenememiş, denetim süreçleri zayıf olan az gelişmiş ülkelere kaydırılmaktadır. Trona ve mermerciliği bir yana bırakırsanız ülkemizdeki yabancı madencilerin ilgisi neredeyse yalnızca altın-gümüş-­nikel-kobalt-bakır-molibdenle sınırlı kalmaktadır. Buna paralel olarak Dünyada da maden arama ve geliştirme harcamalarının % 60'ı altın için, kalanın büyük bölümü de öteki düşük verimlilikte ve sorunlu metaller için yapılmaktadır. Yine bu harcamaların dörtte üçü az gelişmiş ülkelerde yapılıyor.

Türkiye Barolar Birliği ve Çanakkale Barosu olarak siyasal iktidara ve ilgililere sesleniyoruz;

 Anayasa’da doğal varlıklarımızın korunmasına ve varolan Anayasamız’daki çevre hakkının güçlendirilmesine yönelik önerilere hak ettiği önemde yer verilmelidir.

Yöre halkının haklı sesini duyun. Bölgedeki tüm maden arama ve sondaj faaliyetlerini durdurun, ruhsatları iptal edin. 

Bu bölgede yürütülen meşru ve haklı ekoloji ve yaşam direnişini saygıyla selamlıyor ve sonuna kadar destekliyoruz.
Saygılarımızla.

Türkiye Barolar Birliği  Çanakkale Barosu