EN TR

1. Uluslararası Hukuk Kongresi

31.03.2011 3915

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI AV.V.AHSEN COŞAR İLE BAŞKAN YARDIMCISI AV.TALAY ŞENOL DOKUZ EYLÜL HUKUK FAKÜLTESİ VE HUKUK ARAŞTIRMALARI MERKEZİ TARAFINDAN 31 MART/1 NİSAN 2011 TARİHLERİ ARASINDA DÜZENLENEN “HUKUK ÖĞRETİMİ VE HUKUKÇU EĞİTİMİ” KONULU İZMİR 1.ULUSLARARASI HUKUK KONGRESİ’NE KATILDILAR

Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi ile Hukuk Araştırmaları Merkezi tarafından 31 Mart 2011/01 Nisan 2011 tarihleri arasında İzmir’de düzenlenen “Hukuk Öğretimi ve Hukukçu Eğitimi” konulu İzmir 1.Uluslararası Hukuk Kongresi’nde oturum başkanlığı yapan Birlik Başkanı Av.V.Ahsen Coşar, kongrenin “Protokol Konuşmaları/Açılış Konuşmaları” bölümünde yaptığı konuşmada: “Toplumda en önemli ham madde, toplumdan gelen ve yine topluma giden insandır. Devletin en önemli işlevi insana yatırım yapmaktır. Eğitim ve öğretim bu yatırımın en önemli aracıdır. İnsan için, insana hizmet etmek için varolan devletin hizmet vermesi gereken alanların başında eğitim ve öğretim gelmektedir. Bu alanda verilen hizmet yeterli düzeyde ve kalitede değildir. O nedenle ilk öğretimden başlayarak öğretim ve eğitim hizmetinin hukuk öğrenimini, yüksek öğrenimin diğer dallarını kapsayacak biçimde yeniden yapılandırılması gerekir. Bu yapılandırmada esas alınması gereken model, ezber üzerine kurulu bir model değil, sorgulamayı esas alan Sokratik model olmalıdır. Türkiye Barolar Birliği olarak hukuk öğreniminin ve staj eğitiminin yeniden yapılandırılması üzerindeki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu konuda hukuk fakülteleri ile ortak hareket etmemiz, birlikte çalışma yapmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Bu amaçla Haziran ayı içinde Türkiye’deki tüm hukuk fakültelerinin dekanları ile birlikte bir çalıştay yapmayı planlıyoruz. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Hukuk Merkezi’nin düzenlediği bu kongre, bu kongrede sunulacak görüşler, öneriler, eleştiriler bizim bu konuda yapmakta olduğumuz ve yapacağımız çalışmalara önemli katkı sağlayacaktır. Buna olan inancımı özellikle belirtir, kongrenin başarılı olmasını dilerim.” dedi.


Fotoğraf 1

Fotoğraf 2

Fotoğraf 3

Fotoğraf 4

Fotoğraf 5

Fotoğraf 6

Fotoğraf 7

Fotoğraf 8

 

Kongrenin 2.Oturumuna konuşmacı olarak katılan Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Av.Talay Şenol’un sunduğu “Barolar Birliği Gözüyle Hukuk Öğretimi ve Hukukçu Eğitimi” konulu tebliğ aşağıda sunulmuştur.  

 

Sayın konuklar,değerli katılımcılar

Türkiye Barolar Birliği ve şahsım adına hepinizi  saygıyla selamlıyorum.

Hukuk devleti olmanın   ilk   adımı;   toplumda   hukuk   bilincinin   yerleşmesi   ve   hukuka   saygı duyulmasıdır.

İnsan temel hak ve özgürlüklerine dayanan hukuk devletinin en önemli müesseselerinden biri "Adil Yargılanma Hakkı" dır. Doğru ve güvenli yargılanma hakkının uygulanması, korunması, geliştirilmesi ve  güçlendirilmesi; bağımsız mahkemelerin, tarafsız ve nitelikli yargıçların, görev bilinç ve sorumluluğuyla davranan savcıların varlığına bağlı olduğu kadar yaptığı işin sorumluluğunda bilgili, yürekli, cesur ve en önemlisi bağımsız avukatların varlığına da ihtiyaç göstermektedir.

O halde yargı erkinin kurucu unsurlarının temsilcileri olan hukuk uygulayıcılarının önemleri tartışmasızdır ve onların mutlaka "nitelikli hukukçu" olmaları gereklidir. Klasik meslekler olarak adlandırabileceğimiz “temel hukuk uygulayıcılarının” (hâkim-savcı-avukat-noter) uygulamalarının sonuçları, hukuk devletini doğrudan etkiler niteliktedir. Nitelikli hukukçu yetiştirilmesi ise ancak yeterli ve düzeyli bir hukuk öğretimi ve hukukçunun eğitiminden geçmektedir.

Birçok  ülkede daha iyi ve daha nitelikli hukukçu yetiştirmek için hukuk eğitiminde reform çalışmaları yapılmaktadır.

Ülkemizde, hukuk öğretim ve eğitiminin yapıldığı hukuk fakültelerinin ve mezunlarının bugünkü durumuna baktığımızda, çok ciddi bir hukuk öğretimi ve hukukçu eğitimi reformuna ihtiyaç olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.

Ancak yapılması gereken şey, bir değişiklikten öte, hukuk öğretiminde radikal bir reformdur. Zira son on yıldır, programların dünyada kabul edilen standartlara uydurulması kapsamında yapılan dönemlik ders uygulaması, kredili, harfli ve 4 lük not sistemine geçilmesi gibi değişiklikler, sadece şekli ve geçici değişikliklerdir. Bu değişiklikler eski sisteme adeta yama gibi monte edildiğinden, eski sınav ve ders sisteminden daha kötü sonuçlar doğurmuş, eski de olsa işleyen sistemin tüm dengesini alt üst etmiştir. Sistemin bir bütün halinde ele alınıp düzenlenmesi gerekmektedir.

Diğer yandan Yargı örgütünün ve avukatlık mesleğinin bugün içinde bulunduğu duruma baktığımızda, hukuk lisans eğitimi sonrasında ve meslek adaylığı evresinde de aynı şekilde ciddi bir staj  eğitim reformuna ihtiyaç olduğu görülmektedir.

 

I- HUKUK  FAKÜLTELERİNE ÖĞRENCİ KABULÜ:

Üniversite öncesi eğitimde, bu gün gelinen noktada orta öğretimin gerekli eğitim ve öğretimi vermekten uzak, öğrencilerin bilgi ve bilgiyi yorumlama düzeylerinin olması gerekenden çok düşük olduğu, bu nedenle dershanelerin giderek liselerin yerini aldığı, burada verilenin ise sadece nasıl daha süratli biçimde test sorularını yanıtlamaya yönelik olup, öğrenme, okuma, araştırma alışkanlığı, düşünme, analiz ve sentez yapma, sorgulama, sözlü ve yazılı anlatım yeteneklerini kazandırmadığı görülmekte, orta öğretim programlarının yetersizliği bilinmektedir. Bunlarla birlikte  bitirme sınavının da (bakalorya-abitur,vb) olmaması da üniversiteye devam edecek öğrenci niteliğini olumsuz yönde etkilemektedir.

Bilindiği üzere ülkemizde hukuk eğitimi, lise sonrası lisans düzeyinde yapılmaktadır. Hukuk fakültelerinin eğitim süresi 4 yıldır. Hukuk fakültelerine kabul ise ÖSYM tarafından ülke genelinde yapılan ÖSS sınavı ile olmaktadır.

Devlet ve vakıf üniversiteleri bünyesinde faaliyet gösteren, kurulup da henüz öğrenci kabul etmeyenlerle birlikte hukuk fakültelerinin sayısı 50 yi geçmiş bulunmaktadır. Bu fakültelerin bir kısmına, özellikle vakıf üniversiteler bünyesinde bulunan hukuk fakültelerine, ekonomik nedenlerle düşük taban puanlarla öğrenci kabul edilmektedir. Bu durum daha başlangıçta hukuk öğrencileri arasında eşitsiz bir dağılımı ortaya çıkarmaktadır.

Üç yıldan dört yıla çıkarılmış olsa da yetersiz bir orta eğitim sonrası üniversite hukuk  lisans eğitimi  adayı olan öğrenciler ile ÖSYM başarı dereceleri birbirinden farklı öğrencilerin oluşturduğu bir hukuk öğrenci portföyü daha başlangıçta üniversite hukuk lisans eğitiminin handikabını oluşturmaktadır.

Hukuk fakültelerimizin değerli hocalarının ,”…bize gelenler en iyi öğrenciler oluyor…” sözünü sık sık tekrarladıklarını duyuyoruz. Ancak sormak gerekir; “Acaba bu en iyiler olmaları gerektiği kadar iyiler mi?”. Felsefe okumadan, mantık okumadan ve bir “bakalorya” ,”matura” ya da “abitur” yapmadan,  Türkçe öğrenmeden, kendini ifadeden aciz ama çok zeki bir şekilde ve ustaca çok seçmeli testli sınavı geçebilen öğrenciye hukuk fakültesine geldiği zaman nasıl eğitim verebileceksiniz? Önce, bu sorunu yani, ortaöğretimdeki kalite sorununu çözmenin gerekliliği ortadadır.

Bundan sonra da hukuk fakültelerine öğrenci kabulünün ele alınıp yeni bir düzenlemeye gidilmesinin zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

II- HUKUK FAKÜLTELERİNE ÖĞRENCİ KABULÜ KONUSUNDA ÖNERİLER:

  • Lise eğitimi yeniden yapılandırılmalı, merkezi lise bitirme sınavları yeniden konulmalıdır (Fransa/Bakalorya, Almanya/Abitur, Avusturya ve İsviçre/ Matura gibi).
  • Hali hazırda ÖSYM tarafından gerçekleştirilen Üniversite giriş sınavı tümden kaldırılmalı, her fakülte kendi sınavını yaparak öğrenci kabul etmelidir. Bu bağlamda hukuk fakültelerine giriş sınavlarının ayrı bir sınavla, bir hukukçuda bulunması gereken anlatım ve yazım yeteneği, genel kültürü, analiz ve sentez yapma  sorun çözme yeteneklerini ölçecek ve değerlendirecek biçimde sağlanmalıdır.
  • Dünya standartlarına göre yeterli eğitim kadrolarına ve maddi olanaklara sahip fakülteler kurulmalı ve hali hazırda kurulu fakülteler de bu standartlara uygun hale getirilmelidir.

 

III- HUKUK FAKÜLTELERİNDE ÖĞRETİM (MÜFREDAT)

Kaliteli hukuk eğitim ve öğretimi, ancak iyi yetişmiş, son derece donanımlı öğretim elemanlarının varlığı ile mümkündür. Oysa ülkemiz gerek nicelik ve gerekse nitelik olarak yeterli ölçüde öğretim üyesinden yoksundur. Bu yetersizliğe giderek artan sayıda alt yapı ve donanım eksikliği taşıyan hukuk fakülteleri ile artan sayıdaki öğrenci kapasitesi eklendiğinde hukuk eğitim ve öğretimi tıkanma noktasına gelmiş, uygulanan müfredatta yaşanan sıkıntılar ve bu müfredat ile lisans eğitimi süresi arasındaki uyumsuzluklar sonucunda lisans kademesinde "nitelikli hukukçu" yetiştirilmesi olanaksız hale gelmiştir. Bu olumsuzluklar elbette lisansüstü eğitimi de yetersiz hale getirmekte, öğretim üyesi açığı fazlalaşarak kısır döngüye dönüşmektedir.

Gerek   devlet   üniversiteleri hukuk fakültelerinde gerekse vakıf üniversiteleri hukuk fakültelerinde uygulanan ders programlarının öğretim üyesi ağırlıklı olduğu, öğrencinin bilgi alıcısı durumunda kaldığı, kalabalık sınıflarla öğrencilerin derse katılımlarının mümkün olamadığı, vakıf üniversiteleri hukuk fakültelerinde öğrencilerin daha sınırlı sayıda olması nedeniyle az da olsa derse katılımlarının   sağlandığı,   pratik çalışmalara  yeterince   yer  verilemediği,   bunlar yapılmak istense de özellikle devlet üniversitelerinde hukuk fakültelerinde pratik çalışmalar için öğretim üyesi sayısının yeterli olmadığı, uygulamadan örneklerin verilemediği, davranış biçimlerinin öğretilemediği, karar tahlillerinin yaptırılamadığı saptanmıştır. Bu kısa değerlendirme örneği bile,  ülkemizde, hukuk öğretim ve eğitiminin nitelikli hukukçu yetiştirilmesinde yeterli ve çağın gerekleri ile uyumlu olmadığını ve buna dayalı olarak da siyasal, sosyal, ve yargı alanında ortaya çıkan sorunların, hukuk öğretimi ve eğitimindeki bu eksiklikten kaynaklandığını göstermektedir. Hukuk öğrenimi ve hukukçu eğitimi son derece önemli bir konudur.

Kuşkusuz ülkemizin Avrupa Birliği’ne giriş ve uyum sürecinde konunun önemi daha da artmıştır.
Hukuk öğretimi ve eğitiminin bu durumu karşısında “bir yandan bireylerin hukuki sorunlarının çözümünde görev alacak, onları en üst düzeyde savunacak, bu kişisel görevleri yanında, yargının kurucu öğesi olarak bağımsız savunmayı en iyi şekilde temsil edecek, bunun doğal sonucu olarak, ülkede hukuk kurallarının herkese, eşit, adil ve etkin şekilde uygulanmasını gerçekleştirecek, bu duygu ve düşüncenin toplumun tüm kesimlerine yerleşmesi için örnek davranışlar sergileyecek...” avukatlar nasıl yetişecektir?.  Bir başka deyişle, bunu hangi tür yöntemle sağlayacağız? Teori ağırlıkla mı yoksa pratik ağırlıklı bir yöntem kullanacağız?

Bu sorunun cevabını, Peter GİLLES bir makalesinde şu şekilde cevaplıyor: Ona göre, “teori ile pratik birbirlerinden ayrı ve karşı karşıya kalamazlar. Aksine her iki alanı birleştirecek şekilde her ikisi birlikte götürülmelidir. Öğrenim ve hazırlık hizmeti bilimsel bir eğitim sürecinin taleplerine uygun olmalı ve aynı derecede meslek pratiğinin ihtiyaçlarına göre yönlendirilmelidir. Uygulamada, eğitim süresince orada kazanılan pratik bilgiler ve yetenekler bilimsel olarak derinleştirilmeli ve kontrol edilmelidir..”

Bir de sınavların yazılı mı yoksa sözlü mü olacakları gündeme gelmektedir. Tabii ki, yazılı sınavların yanı sıra sözlü sınav da olacaktır. Sözlü sınav olmadan bir hukuk fakültesini bitiren insanı düşünmek mümkün değildir.

Burada irdelenmesi gereken bir başka sorun da, yabancı dilde eğitim sorunudur. Bugün hukuk öğrenimini yapacak bir kişi öncelikle kendi dilini mükemmel bilmesinin yanı sıra bir yabancı dile de  (özellikle hukuk dilini) yeterli düzeyde hakim olmalıdır. Ancak yabancı dilde hukuk eğitimine onay vermek olası değildir. Böyle bir eğitim ancak kolonilerde olabilir. Hiçbir kişi kendi dilindeki kadar yabancı dilde hıfzetmeyi ya da yaratıcılığı sergileyemez. Kaldı ki herkes kendi dilindeki kadar yabancı dilde de  ustadır. Çünkü yabancı dil nihayetinde bir araçtır ve aynı yamanda bir kültür olayıdır. Artık günümüzde bir hukukçu için bir yabancı dil bilmek bile az gelmektedir. Hemen belirtelim ki yabancı dildeki temel eğitimin ortaöğretimde tamamlanmış olması gerekir. Fakültede ise sadece meslek dili (hukuk dili) eğitimi verilmelidir.

IV- HUKUK ÖĞRETİM MÜFREDATI İLE İLGİLİ ÖNERİLER:

  • Özel hukuk alanında kanunların temel mantığının ve çözüm yollarının kavranabilmesi için Roma Hukukunun eğitim ve öğretimi bir zorunluluk olmasına rağmen özellikle son günlerde Roma Hukukunun eğitim programlarından çıkarılma ve seçimlik ders haline getirme çalışmalarının yapıldığı gözlenmektedir. Roma Hukuku bizim de dahil olduğumuz Kıta Avrupa’sı Hukuk Sisteminin temel öğretilerinden birisi olup hukuku dogmalardan ayırarak  akıl temeline dayandırmaktadır. Bu özelliği ile laik hukuk sistemine ulaşan köprü işlevini de görmektedir. Bu güne kadar olduğu gibi Roma Hukukunun zorunlu ders olarak okutulmasında sayısız yarar vardır.
  • Mezunlarının yaklaşık %80 inin avukat olduğu hukuk fakültelerinin bir kısmında avukatlık hukuku seçimlik ders olarak okutulmakta bir kısmının ise programında hiç yer almamaktadır. Avukatlık Hukuku sadece avukatlığı meslek olarak yapacak olanları ilgilendirmemektedir. Tez-antitez-sentez diyalektiğinde yargının sav ve karar organlarında yer alan savcı ve yargıçları da doğrudan ilgilendirmektedir. Yargısal faaliyeti gerçekleştiren bu üçlünün birbirlerinin hak yetki ve sorumluluklarını bilmesi zorunludur. Kaldı ki çoğu kez yargıçlık ve savcılık mesleğini yapanlar en geç yargıçlık ve savcılık mesleklerini sonlandırdıktan sonra avukatlık yapmaktadırlar.
  • Hukuk öğreniminde ülkede öğrenilen hukuk sistemi yanında karşılaştırmalı, hukuk sistemleri de hukuk kültürünün gelişmesi bakımından öğretilmelidir.
  • Bu kabullere göre müfredat üç bölümden oluşmaktadır. Bunlar; temel dersler, yardımcı dersler ve seçimlik derslerdir. Temel ve yardımcı derslerin tüm fakültelerde okutulması zorunlu olmalıdır.

A- Temel Dersler

Anayasa Hukuku-İnsan Hakları Hukuku; Medeni Hukuk (Şahıs Hukuku, Aile Hukuku, Miras Hukuku, Eşya Hukuku); Borçlar Hukuku (Genel Hükümler, Tazminat Hukuku, Sözleşmeler Hukuku); İdare ve İdari Yargılama Hukuku; Ceza Hukuku(Genel-Özel); Ceza Usul Hukuku; Hukuk Usulü ve İcra İflas Hukuku.

B-Yardımcı dersler

Hukuka Giriş; Ticaret Hukuku; İş Hukuku-Sosyal Hukuk; Avukatlık Hukuku; Hukuk Tarihi; Roma Hukuku; Devletler Hukuku (Genel-Özel); Ekonomi; Maliye-Vergi Hukuku; Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi; Adli Tıp-Adalet Psikolojisi; Karşılaştırmalı Hukuk.

C- Seçimlik Dersler

Yabancı Hukuk Dili; Bilişim Hukuku; AB Hukuku; İmar Hukuku; Hukuk Metodolojisi; Uluslararası Ceza Hukuku; Kriminoloji; Sağlık Hukuku; Patent Hukuku; Rekabet Hukuku; Tebligat Hukuku; Spor Hukuku (ve  ihtiyaca göre konulacak diğer dersler).

 

V- HUKUK ÖĞRETİM VE EĞİTİMİNDE ESAS ALINACAK YOL ve
YÖNTEMLER:

  • Lisans Eğitimi

Hukuk fakültelerinde pratik çalışmalara yer verilmeli geleceğin hukukçularına “olayların tespitinde isabet, karar verme, yorum yapabilme, hukuki konularda fikir yürütebilme, karşılıklı tartışma, iddiasını iyi ifade edebilme” yeteneklerinin gelişmesi ve daha önemlisi kendilerine olan güven duygularının pekişmesi sağlanmalıdır.

  • Hukuk fakülteleri yüksek lise olmaktan çıkarılmalı, tek öğretim üyesi, tek kitap usulü terk edilmeli, fakülteler sadece eğitim kurumları olarak değil, akademik çalışmaların yapıldığı, akademisyenlerin yetiştirilip bilimsel araştırmaların yapıldığı kurumlar olarak yeniden örgütlenmelidir.
  • Sınavlar yazılı ve sözlü olmalıdır.
  • Test usulü sınav mutlaka kaldırılmalıdır.
  • Kredi sistemi öğretim bütünlüğünü bozduğundan mutlaka terk edilmeli, not sistemine geçilmelidir.
  • Yıl sistemi yerine yarıyıl uygulaması (sömestr) sistemine geçilmeli, her sömestr sonunda sınavlar yapılmalıdır. Temel derslerin genel bölümleri yılın birinci, özel bölümleri ise ikinci sömestr döneminde okutulmasında yarar bulunmaktadır. Ancak, gerekli görülen bazı zorunlu dersler bir yarımyıl verilebilir. Seçimlik dersler ise sadece yarım dönem okutulmalıdır.
  • Bir çok fakülte ve yüksek okulda olduğu gibi hukuk fakültelerinde de eğitim döneminde staj uygulamasına geçilmelidir. Özellikle öğrencilerin eğitim sürecinde tercih edecekleri iki yaz tatilinde birer aylık mahkeme ve/veya avukat yanında staj benimsenebilir. Bu konuda üniversitelerimiz barolar ve Adalet Bakanlığı ile işbirliği yapmalıdır.
  • Hukuk eğitiminin sonunda elde edilecek  temel meslekler olan hakim, savcı, avukat, noter olabilmek için  mutlaka merkezi bir devlet sınavının konulması elzemdir. Bunun nedeni,  yargı diyalektiği içinde yer alan  meslek guruplarının aynı hukuki formasyona sahip olmaları ve bir meslekten diğer bir mesleğe geçişte kolaylık ve sorun yaşanmamasıdır.
  • Lisansüstü Eğitim:
  • Ülkemizde halen hukuk lisansüstü eğitimİ, sosyal bilimler enstitüleri aracılığıyla yapılmaktadır. Bürokratik bir yoğunluk da yaratan lisans üstü eğitimin enstitüler aracılığıyla yapılması uygulamasına son verilerek, lisans üstü eğitim yetkisi fakültelere bırakılmalıdır. Böylelikle lisans üstü eğitim hem daha sağlıklı yapılabilecek, hem enstitülerden kaynaklanan bürokratik işlemler son bulacak, hem de LL.M (Hukuk Mastırı) ve hukuk doktorası verilebilecektir.
  • Hukuk fakültelerimiz, yerleşik uygulamalarında olduğu gibi sadece hukuk mezunu vermekle kalmamalı, nitelikli hukukçu yetiştirmeyi de amaçlayarak öğretim, eğitim ile birlikte yapılmalı ve nitelikli hukukçuların temelleri Hukuk fakültelerinde atılmalıdır.

 

VI- EĞİTİM MODELİ

Bu öğretim süreci hangi modelde daha iyi bir şekilde gerçekleştirilebilecek sorusuna gelince

Türkiye,Hukuk eğitiminde  Bologna kriterlerini bir şekilde dikkate almak zorunda olsa da, kendine özgü modeli de mutlaka geliştirmelidir. Bilindiği gibi bu konuda değişik sistemler mevcuttur.(Bakalorya,master sistemlerinin 3+2, 4+1 modelleri mevcuttur)


Modelde de görüldüğü gibi asgari dört (4) yıllık lisans eğitiminden sonra bachelor unvanı kazanılmaktadır. Bu unvanı kazananların iki olanağı bulunmaktadır. Eğer bu kişiler hukukun klasik meslekleri olan hakim, savcı, avukat ya da noter olmak istiyorlarsa merkezi olarak yapılacak bir devlet sınavından geçmeleri şarttır. Uygulamaya ya da araştırmaya yönelik tercih kullanmak isteyenler ise asgari bir yıllık master programına katılarak master unvanını elde edebilirler. Hem master unvanını kazananlar hem de devlet sınavını başarıyla geçenler doktora programlarına doğrudan katılabilirler. Ayrıca devlet sınavını kazananların, bu programda birbirlerine geçişleri de modelde öngörülmüştür.

VII- ADALET  MESLEK  YÜKSEKOKULLARININ HUKUK  FAKÜLTELERİ İLE OLAN İLİŞKİSİ:

Yargının en önemli sorunlarından biri de iyi yetişmiş, donanımlı ara eleman temininde karşılaşılan güçlüklerdir.

Adalet Meslek Yüksek Okullarının (AMYO) kuruluş amacı, özellikle Adalet Bakanlığı'nın çeşitli birimlerinde ihtiyaç duyulan nitelikli ara insan gücünün yetiştirilmesi ve Bakanlık Teşkilatında görev almış personele hizmet içi eğitim sağlanmasıdır. Yüksekokulda Kamu Hukuku, Özel Hukuk ve Meslek Bilgileri gruplarında dersler verilmektedir. AMYO mezunları Adalet Bakanlığı teşkilatında mahkeme yazı işleri müdürü, zabıt katibi, icra müdürü ve cezaevi müdürü olarak görev yapmakta ya da avukat bürolarında çalışmaktadırlar

Bu durumda AMYO’nın önemi ortaya çıkmaktadır. Burada kendilerine belli bir oranda hukuk, genel kültür, bilgisayar vb gibi dersler verilmek suretiyle yetiştirilen elemanların, yargılama faaliyetinde önemli ve son derece yararlı görevler üstleneceği söylenebilir.   Yargılama faaliyetinin çeşitli kademe ve dallarında  görev alacak olan ara personelini yetiştirecek olan AMYO’nın eğitim ve öğretim kalitesinin yükseltilmesi zorunludur. Niteliği gereği AMYO’nın hukuk fakülteleri ile çok yakın ilişkileri bulunmaktadır. AMYO’nda kalite yükseltilmesi hukuk fakültelerinin kalitelerinin yükselmesi ile doğru orantılıdır. Ayrıca AMYO’nın alt yapı, araç, gereç ve donanım olarak yeterli hale getirilmesi de  zorunludur.

AMYO’nı başarıyla bitiren öğrencilerin –hukuk fakültelerine öğrenci kabulü konusunda seçilecek model ve bu modeldeki koşullara uygunluk (örneğin başarılı olma ve fark derslerin sınavını verme gibi) dikkate alınarak-  hukuk fakültelerine geçişi elbette mümkün olmalıdır.
 

VIII- STAJ VE MESLEĞE KABUL İÇİN ARANMASI GEREKEN KOŞULLAR:

Ülkemizde hukukçu yetiştirilmesi Meslek Öncesi Öğretim ve Meslek Eğitimine bağlı tutulmuştur. Bu nedenledir ki yargılama faaliyetini birlikte gerçekleştiren hukuk uygulayıcıları hâkim-savcı-avukatların ayrıca meslek eğitimi alarak mesleğe hazırlanmaları, STAJ yapmaları benimsenmiştir.

Avukatlık stajı, hukuk fakültelerinde verilen bilgilerin tamamlanması hukuk biliminin yaşama geçirilmesi “ statik halden dinamizme taşınması “ devresidir. Bu devrede stajyer genel kültürünü geliştirecek, karşılaştırmalı hukuk ile uygulama düzeyinde  ilgilenecek, ekonomik ve politik bilgilerini geliştirecek, psikoloji,sosyoloji ve felsefe konularında formasyon sahibi olacak, anadili ile birlikte en az bir yabancı dilde yazılı ve sözlü  iletişim yeteneğini geliştirecek,ileri teknolojileri – özellikle bilişim ve iletişim  – kavrayacak asgari bir teknoloji bilgisine sahip olacak, yargı faaliyetlerinde kullanılan dil ile birlikte vücut dilini ve konuşma sanatını öğrenip geliştirecek,büro yönetimini öğrenecek,  iş sahipleri ile avukatlık mesleğinin gerektirdiği diyalogu kurmayı öğrenecek, meslek etik ve kurallarını içselleştirecek, avukatlık hukukunun teorik bilgilerini geliştirip ilerlettiği gibi aynı zamanda pratik yapacak, bir anlamda pratiğe, avukatlık mesleğine yönelik lisans üstü eğitim ve öğrenim görecektir. Belirttiğimiz şekilde bir eğitim, öğretim ve pratiğin içinde bir sınavın olmaması elbette düşünülemez.

Ülkemizde Avukatlık Stajı; 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 15-27.maddeleri arasında (bu maddeler dahil) ve Avukatlık Kanunu Yönetmeliği’nin 13-26. maddelerinde düzenlenmiş olup 19.12.2001 tarih ve 24615 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan  Türkiye Barolar Birliği Staj Yönetmeliği’nde yazılı hükümler çerçevesinde yapılmaktadır.

Mevzuatımıza göre avukatlık stajının süresi bir yıldır. Bu sürenin altı ayı adliyede, takip eden altı ayı avukat nezdinde yapılmaktadır.  Staj dönemi; stajyer adayının başvurduğu Baronun stajyeri kabulü ile başlayıp, Baro Yönetim Kurulu‘nun staj bitimine dair verdiği kararla sonuçlanmaktadır.
Sonraki süreç avukatlık mesleğine kabul, yemin ve ruhsatname verilmesi aşamaları olup Av. K’unun 5 ila 10 uncu maddeleri arasında düzenlenen hükümlere göre gerçekleşmektedir.

Ülkemizde ilk defa 460 sayılı kanun ile 1924 yılında düzenlenen Avukatlık stajı 3 yıl süre olarak belirlenmişken, daha sonra 1926 yılında 2 yıla indirilmiş, 1938 yılında çıkan 3499 sayılı kanun ile daha kapsamlı bir yasal düzenleme getirilerek 2 yıllık staj süresi sonunda ciddi bir sınav sistemi kabul edilmiştir.

7 Haziran 1969 tarihinde kabul edilen ve halen yürürlükte bulunan 1136 sayılı Kanun’da  ise önceleri 1,5 yıl olan staj süresi daha sonra bir yıla indirilerek bu günkü haline gelmiş ve 2001 yılında tekrar getirilen sınav  ise bir gece yarısı yapılan kanun değişikliği ile ve popülist düşüncelerle tekrar kaldırılmıştır.

 Avukatlık Kanununda staj süresi, ilk 6 aylık bölümü adliyelerde, son 6 aylık bölümü ise avukat yanında olmak üzere 1 yıl olarak belirlenmiştir. Sayıları sürekli artan, öğretim kadroları ve fiziki olanakları bakımından yeterli hukuk eğitimi ve yeterince hukuk pratiği veremeyen fakültelerden mezun hukukçular için, bu bir yıllık sürenin mevcut staj eğitimi olanakları çerçevesinde yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Ayrıca bu staj eğitiminin sonunda da bir sınavın olmaması  staj eğitim kalitesini daha da düşürmektedir.

Avukatlık staj eğitiminin tüm barolarda aynı şekilde ve eşit olanaklarla verildiğini söylemek mümkün değildir. Mevcudu çok, kentlerinde bulunan Hukuk fakültesi ve diğer sosyal olanaklardan yararlanma şansı bulunan, staj eğitim merkezleri kurmak suretiyle bu işe gereken önemi veren barolarla, bu olanaklara sahip olmayan barolarda staj yapan avukat stajyerlerinin, aynı eğitimi aldıklarını söylemek olanaksızdır.

Hakim ve Savcılar için staja kabulde sınavın varlığı ve az sayıda adayın Adalet Akademisinde aldıkları staj eğitimi ve 1,5-2 yıllık sürenin avukatlık stajından daha fazla olması, hakim ve savcılar için daha iyi staj bir eğitimini sağlamaktadır. Ancak temelde var olan eksikliklerin de bu mesleğe kabul sınavı ve staj eğitimi ile giderildiğini söylemek olası değildir.

IX- STAJ VE MESLEĞE KABUL İÇİN ÖNERİLER:

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi, 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Avukatlık sınavını başarmış olanlar veya" ibaresi, 28 inci, 29 uncu, 30 uncu, 31 inci maddeleri, 121 inci maddesinin 1. fıkrasının (20) numaralı bendi, geçici 17. maddesinin 1 inci fıkrasında yer alan "ve sınav" ibaresi ve geçici 20 inci maddesinin 2 inci fıkrası ile 02.05.2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin 1 inci fıkrasını yürürlükten kaldıran 28.11.2006 tarih ve 5558 sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun, Anayasa Mahkemesi'nin 15.10.2009 tarih, 2007/16 sayılı kararı ile iptaline karar verilmiştir. Bu karar karşısında, kaliteli ve yeterli bir staj eğitiminin sonunda, hukuk kurallarını somut olaylara uygulayabilme yeteneğinin ve meslek kuralları bilgisinin ölçüleceği, merkezi sistemle yapılacak bir "mesleğe kabul" sınavının yapılması zorunlu hale gelmiştir.

  • Yargıda toplam kaliteyi yükseltmek için gerek hakim ve gerekse avukatlık mesleğine girişte mutlaka mesleki yetenek sınavının (yazılı-sözlü) yapılması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Ancak bu sınavı geçenler stajyerliğe kabul edilmelidir.
  • Staj süresi 2 yıl olmalıdır.
  • Staj süresinin 6 ayı mahkemelerde, diğer  6 ayı ise yapılanmaları, sayıları ve yerleri Türkiye Barolar Birliğince belirlenecek Staj Akademilerinde, geri kalan 1 yılı da yine Türkiye Barolar Birliğinin belirleyeceği esaslar dahilinde barolar gözetiminde avukatlar yanında yapılmalıdır.
  • Yanında staj yapılabilecek avukatlar Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenen niteliklere  sahip olmalıdırlar.
  • Stajyerlere, yüksek öğrenim görmüş  devlet memurlarına ödenen asgari maaş ödenmeli, Mahkemede yapılan staj süresinde bu ödemeler devlet tarafından karşılanmalı, akademi ve avukat yanında yapılan staj döneminde stajyerlere ödenecek ücretler Türkiye Barolar Birliği tarafından karşılanmalıdır. Bunun için Türkiye Barolar Birliğine kaynak yaratılmalıdır.
  • Ülkemizde Avukatlık mesleğinin icrası coğrafi kısıtlamaya tabi tutulmadığı için her avukatın asgari bir  kaliteye sahip olması gerekir. Bu nedenle barolar gözetiminde  yapılan stajın içeriği ve standartları  Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenmelidir.
  • Yine yukarıda belirtilen nedenlerle staj sonunda merkezi bir sınav yapılmalıdır.

Bütün bu çalışmaların gerçekleşmesi ve başarıya ulaşması için Türkiye Barolar Birliği ve Barolarla, Adalet Bakanlığı ve üniversitelerin hukuk fakültelerinin işbirliği ve karşılıklı dayanışma anlayışı içinde hareket etmesinde yarar vardır.

Türkiye Barolar Birliği, yıllardır hukuk fakülteleri ile eğitim ve öğretim konusunda çeşitli toplantılar ve görüş alışverişinde bulunulan çok yararlı çalışmalar yapıyorsa da toplantılarda mutabakat sağlanan hususların dahi aynı ölçülerde fakülte programlarına yansıdığını ve uygulandığını  söylemek mümkün değildir.  

 Bildiğiniz gibi, 10-11 ARALIK 2009 tarihleri arasında Atatürk Üniversitesinin ev sahipliğinde tüm hukuk fakülteleri dekanları ile birlikte gerçekleştirilen ve bizim de Türkiye Barolar Birliği olarak görüş ve önerilerimizle  katkıda bulunduğumuz “Türkiye’de Hukuk Öğreniminin Sorunları”  Çalıştayı’ nda da bugünkü Kongremizin  konuları işlenip tartışılmış, ancak belli konularda da olsa varılan ortak görüşler ne yazık ki bugüne kadar yaşama geçirilememiştir.

 Saygın ve yetkin katılımcıların görüş ve düşünceleriyle zenginleşen bu Kongremizin   hukuk eğitim ve öğretiminin daha nitelikli olması için gösterilen çabalara ve bu çabaların sonucu olarak hukukumuza ve yargımıza olumlu katkılar sunması dileğiyle, siz sayın katılımcı ve konuklara sevgi ve saygılarımı sunarım.

 
Av. Talay ŞENOL
Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı

 


Fotoğraf 9

Fotoğraf 10

Fotoğraf 11

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player