EN TR

Basın Açıklaması

24.01.2012 22:00:00 25.01.2012 09:26:51 9987
BASIN AÇIKLAMASI

“Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı” hakkında kamuoyuna aşağıdaki açıklamanın yapılması gerekli olmuştur. Buna göre;

1-Yargının etkinleştirilmesini sağlamak, iş yükünü azaltmak amacıyla hazırlanan tasarının doğrudan Adalet Bakanlığı’nın inisiyatifinde hazırlanmış, hazırlanmazdan önce Baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin görüşünün alınmamış olması son derece yanlıştır.

2-Yargının iş yükünü azaltmak adına tasarıda yer verilen kimi düzenlemeler ile İcra İflas Kanunu’nun, Türk Ceza Kanunu’nun, Basın Kanunu’nun, idari yargının sistematiği bozulmuş, Anayasa’mızın 36.maddesi ile güvence altında olan hak arama özgürlüğü kısıtlanmış, hukuk devleti ilkesi çiğnenmiştir.

3- Bu cümleden olarak İcra İflas Kanununda yapılan değişiklikle ev eşyalarının haczinin neredeyse tamamen olanaksız hale getirilmesi, alacaklı/borçlu ilişkisindeki menfaat dengesinin borçlu lehine bozularak alacaklıların hak kaybına uğramaları sonucunu doğurmuştur. Yine icra memurlarının haciz esnasındaki yetkilerinin orantısız biçimde arttırılması doğru değildir. Sürelerin alacaklı ve/veya vekili yönünden kısaltılmış, idarenin yapacağı işlemler yönünden uzatılmış olması Anayasa’mızın 10.maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır.     

4-Hukuk devleti olmanın asgari şartı;  idarenin/yürütmenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi olması ile vatandaşın herhangi bir engelleme ile karşılaşmaksızın hak arama özgürlüğüne sahip bulunmasıdır. Bu husus ölçü alındığında idari yargı alanında, bu bağlamda Danıştay Kanunu’nda,  Bölge İdare Mahkemelerinin, İdare Mahkemelerinin ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’da, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yapılan değişikliklerle;  (1) Bakanlıkların düzenleyici işlemleri ile denetleyici ve düzenleyici kurulların işlemlerine karşı Danıştay’da bir kısım davaların açılması yolunun kapatılarak bu davaların Bölge İdare Mahkemelerinde açılması yönünde düzenleme yapılması,   (2) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yapısı ve çalışma usulünün değiştirilerek 3 yıl süre ile İdari Dava Daireleri Kurulunun sürekli çalışır bir kurul haline getirilmesi ve burada görev alacak üyelerin dairelerindeki heyete katılmayıp tüm mesailerini bu kurula vermelerinin öngörülmesi, (3) İdari yargıda duruşma yapılmasının orantısız ölçüde sınırlandırılması, (4) Yürütmenin durdurulması kararı verilmesinin neredeyse imkansız hale getirilmesi, (5) İdari yargıda tek hakimle görülecek davaların sayıca arttırılması, (6) Karar düzeltme istemleri hakkında yapılan inceleme sonucunda isteğin yerinde olmadığının tespiti halinde kesinlik taşıyan “kabul edilmezlik kararı” verilebilmesi ve bu suretle karar düzeltme yoluna başvuru yolunun sınırlandırılması çok açık biçimde hukuk devleti ilkesine aykırı nitelikte olan düzenlemelerdir.

5-Hukuk Fakültelerinin varlık nedeni ülkenin hakim, savcı, avukat, noter, akademisyen ihtiyacını karşılamaktır. Klasik bu mesleklerin hakkını vererek yapılması, yapan kişinin iyi bir hukuk bilgisine, sağlam bir hukuk nosyonuna, gelişmiş bir hak ve adalet duygusuna sahip olmasını gerektirir. Bu özellik ve nitelikler ise ancak kaliteli bir hukuk tahsili ile mümkündür. Hal böyle iken hukuk fakültesi mezunu olmayan, programlarında yeterince hukuk ve hukuk bilgisi verdikleri dahi esasen tartışmalı olan siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olanlara idari yargıda %20’lik bir kotayla sınırlı olarak hakim olma olanağının verilmiş olması 12 Eylül Askeri rejiminin getirdiği ve sonraki siyasal iktidarlar tarafından da uygulanan bir yanlışlıktır. Hukuk camiası olarak beklentimiz bu yanlış uygulamadan geri dönülmesi yönünde iken tasarıyla 2802 sayılı Hakimler Savcılar Kanununda değişiklik yapılarak idari yargı adaylığına,  hukuk fakültesinden mezun olanlar dışından alınacak adaylar için var olan %20’lik kotanın kaldırılmış ve daha fazla sayıda hukuk fakültesi mezunu olmayanlardan idari yargı hakimi yapılmasının öngörülmüş olması hukuk güvenliğine, hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu kadar halen hukuk fakültelerinde okumakta olan öğrencilere yönelik çok ağır bir haksızlıktır. Bu düzenlemenin yargının hızlandırılmasıyla hiçbir ilgisi de yoktur. Dahası bu düzenleme yargının hızlandırılmasına değil, idari yargıda daha fazla hukuksuzluğa hizmet edecektir. O nedenle bu düzenlemeden vazgeçilmesi, daha da ötesi hukuk fakültesi mezunu olmayanlara idari yargıda hakimlik yapma yolunun kapatılması gerekir.

6-Yine tasarıda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Duruşmada Hazır Bulunacaklar” başlıklı 118. maddesinde zorunlu müdafiin yokluğunda da karar verilebileceğini öngören değişiklik adil yargılanma ilkesine ve savunma hakkına açıkça aykırıdır.  

7-Tasarı ile özel yetkili savcılarca yürütülen soruşturmalarda şüpheli ve müdafiinin dosyaya erişimini engelleyen gizlilik kararlarının en fazla 3 ayla sınırlandırılmış olması adil yargılanma ve savunma hakkını zedeleyici niteliktedir. O nedenle söz konusu düzenlemenin tamamen ortadan kaldırılması, şüpheli ve müdafiin dosyaya erişimi hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan sağlanması gerekir.

8-Tasarıda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 308. maddesine eklenen fıkralar ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının re’sen veya istem üzerine Yargıtay Ceza Dairelerinden birisinin kararına karşı başvurduğu itiraz yolunda dosyanın Ceza Genel Kuruluna geldiği aşamada Ceza Genel Kurulunun hukuka kesin aykırılık halleri saklı kalmak üzere incelemesini itiraz nedenleri ile sınırlı bir şekilde yaparak karar vermesi öngörülmektedir.  Bu düzenleme adil yargılanma ilkesine olduğu kadar ceza hukukunun ve ceza yargılamasının temel ilkelerinden olan re’sen araştırma ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ilkelerine aykırıdır.

9-Her ne kadar tasarı ile Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Terörle Mücadele Kanununda yer alan özel soruşturma ve kovuşturma usullerinde şüpheli ve sanık lehine iyileştirmeler yapıldığı ileri sürülmekte ise de durum böyle değildir. Aksine söz konusu düzenlemeler ile özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde savcıların yetkileri arttırılmak suretiyle sanıkların hakları tehlikeye atılmış, savunma ve adil yargılanma ilkeleri ihlal edilmiştir.

10- Geciken adalet adaletsizlik olmakla, yargının hızlandırılması hiç kuşkusuz adaletin gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan bir durumdur. Ancak bundan çok daha önemli ve hayati olan husus hukuk ve yargılama güvenliğinin varlığıdır. O nedenle yargının hızlandırılması amacıyla yapılan düzenlemelerin adaletin esas amacı olan hakkın gerçek sahibine teslimine ilişkin işleyişe, diğer bir deyişle hukuk ve yargılama güvenliğine zarar vermemesi gerekir. Ne var ki, yargıyı hızlandırmak amacıyla hazırlanan taslakta hızlı adalet ile adaletin güvenli bir biçimde gerçekleşmesi arasındaki dengenin ölçülü biçimde kurulmamış olduğu görülmekle, bu hususun taslağa son şeklinin verilmesi aşamasında dikkate alınması gerekir.
 
11-Bugün ülkemizde  “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla” yapılması gerekenlerin en başında; yargı ve hukuk güvenilirliğini yurttaşların aleyhine olacak biçimde ve olumsuz yönde etkileyen, aynı zamanda yargı organını yargılama yapmaktan çıkaran,  devlet lehine pozitif ayrımcılık yapmak suretiyle eşitsizlik ve dengesizlik yaratan özel yetkili mahkemelerin, gizli tanıklık, gizli soruşturma gibi kurumların, yine Anayasa hükümlerini, Anayasa’da birey hak ve özgürlükleriyle ilgili güvenceleri ortadan kaldıran, bu bağlamda muhalif kişi ve kesimleri susturmayı ve sindirmeyi hedef alan kimi düzenlemeleri içeren Terörle Mücadele Kanunu yürürlükten kaldırmak gelmektedir. Kamuoyuna takdim edilen tasarıda bu hususlarla ilgili hiçbir düzenlemenin yer almamış olması, örgüt üyeliği konusunda amaca hizmet etmeyecek kimi düzenlemeler yapılmış bulunulması, son derece tehlikeli hükümler içeren TCK’nun 220.maddesinin özü itibarı ile muhafaza edilmesi biz hukukçular nezdinde ciddi bir kaygı yaratmıştır. O nedenle tasarıya TBMM Genel Kurulu’nun bu yönden  müdahale etmesi Türkiye Barolar Birliği olarak talebimiz ve beklentimizdir.

Kamuoyuna saygı ile duyururuz.


Av.V.Ahsen Coşar
Türkiye Barolar Birliği Başkanı