EN TR

Basın açıklaması

26.07.2010 23:00:00 16.10.2010 12:44:29 6219

Bir kısmı emekli, diğer bir kısmı ise halen Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli  muvazzaf subay aleyhinde TCK.nun 312.maddesinde düzenlenen “hükümeti cebren ıskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüs” suçunu işledikleri iddiasıyla açılan ve kamuoyunda “Balyoz Güvenlik Hareket Planı Davası” olarak bilinen dava aşamasında İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından CMK.nun 94, 98/3 ve 100/3-a-9. maddelerine dayanılarak verilen yakalama kararı kamuoyunda ve hukukçular arasında kimi tartışmaları beraberinde getirmiştir. Buna göre;

  1. CMK.nun 100/3-a-9.maddesi hükmü gereğince kanunda sayılan katalog suçlardan herhangi birisinin işlendiği hususunda kuvvetli şüphe nedenlerinin varlığı durumunda mahkemece tutuklama nedeni var sayılabileceği gibi yine aynı kanunun 98/3.maddesi hükmüne göre kovuşturma evresinde re’sen veya Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine hakim veya mahkeme tarafından kaçak sanık hakkında yakalama emri düzenlenebilir.
  2. İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/283 esasında kayıtlı ve derdest olan davaya konu iddia TCK.nun 312.maddesinde düzenlenen “hükümeti cebren ıskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüs” suçu CMK.nun 100/3-a-9.maddesinde yer verilen katalog suçlardan olmakla, kuvvetli şüphenin var olması durumunda sanıklar hakkında tutuklama ve yine kaçak olmaları durumunda sanıklar hakkında yakalama emri düzenlenmesinde kural olarak yasaya ve hukuka bir aykırılık yoktur.
  3. Yine yasa önünde eşitlik ilkesi gereğince, asker veya sivil suç işleyen veya suç işlediği hususunda kuvvetli şüphe bulunan herkes ve özellikle hepimizin korumakla ve her gün katkı yapmakla yükümlü olduğumuz demokratik hukuk devletine musallat olmuş kişiler hakkında tutuklama veya kaçak sanık konumunda olanlarla ilgili olarak yakalama kararı verilmesinde yasaya ve hukuka aykırılıktan söz etmek de mümkün ve doğru değildir.
  4. Bununla birlikte, insan özgürlüğünü kısıtlayıcı özellikte olması nedeniyle koruma tedbirlerinden olan tutuklama veya yakalama önlemlerine başvurulmasının en temel işlevi; bütün bu önlemlerin maddi gerçeğe ulaşmanın ve hükmün yerine getirilmesinin, yani mahkeme hükmünün infazını sağlamanın aracı olması, asıl değil istisnai olarak uygulanması ve bu önlemlere geçici bir süre için başvurulmasıdır.
  5. Yine temel hak ve özgürlükler, gerek Anayasamız, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altında olmakla, yakalama ve tutuklama dahil her türlü koruma aracına başvurur iken; aracın amaçtan daha değerli olmaması kadar, daha az değerli bir araçla amaca ulaşılabilecek ise o aracın tercih edilmesi, bu bağlamda gerekenden daha değerli bir aracın kullanılmaması ilkesine uyulması gerekir.
  6. Durum bu çerçevede değerlendirildiğinde;
      a- Hukuki tanımı itibariyle kaçak, “hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kişidir.” Daha önce tutuklanan ve itiraz üzerine salıverilen sanıkların hiçbirisi bu tanım kapsamında değildir. Hal böyle iken bu konumda bulunan sanıklar hakkında CMK.nun 98/3.maddesi hükmüne dayanılarak yakalama emri düzenlenmesi ve yine CMK.nun 94.maddesi hükmüne göre yol tutuklama kararı verilmiş olması hukuka ve yasaya açıkça aykırıdır.     
      b- Daha önce mahkeme tarafından salıverilmelerine karar verilen sanıklar hakkında aradan çok uzun zaman geçmemiş olmasına, bu süre zarfında dosyaya giren yeni hiç bir delil bulunmamasına rağmen mahkemece bu kez kuvvetli şüphenin varlığından söz edilerek yakalama emri düzenlenmiş ve yol tutuklama kararı verilmiş olması hukuka ve yasaya aykırı olmasının yanı sıra mahkeme kararlarına duyulması gereken güven ve saygıyı ciddi boyutta aşındıracak niteliktedir.
      c- 23 Temmuz 2010 tarihinde ve tensiple yakalama kararı verilip duruşmanın 16 Aralık 2010 tarihine bırakılmış olması, yakalama kararının tutuklamaya dönüşmesi durumunda, bu husus Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6.maddesinde düzenlenen “adil yargılama” ilkesine ve yine “özgürlük ve güvenlik hakkı” başlıklı 5.maddesinin 1/c ve 3.maddeleri hükümlerine açıkça aykırı olacaktır.  
      d- Soruşturma evresinin tamamlanıp kovuşturma, yani yargılama aşamasına gelinmiş, bu bağlamda delillerin toplanması tamamlanmış olmakla, maddi gerçeğe ulaşmanın ve hükmün yerine getirilmesinin önünde herhangi bir engel olmamasına rağmen mahkemece yakalama emri düzenlenmek suretiyle istisnai nitelikteki tutuklama tedbirine başvurma hazırlığı yapılması da hukuka ve yasaya aykırıdır.
      e- Ceza yargılamasında esas olan ilkelerden biri “gerekenden daha değerli bir aracın kullanılmaması”dır. Buna göre bir araç, bir önlem olan yakalama ve tutuklama en değerli amaç olan özgürlüğü korumanın önüne geçemeyeceği gibi yurt dışına çıkma yasağı gibi daha az değerli bir araçla amacın sağlanması mümkün olduğu halde, bu yola gidilmeyerek yakalama emri düzenlenmek suretiyle özgürlüğe müdahale edilmesi yasaya ve hukuka aykırıdır.
      f- Yargı, işlem ve kararlarını her türlü kuşku ve spekülasyonun dışında kalacak tutarlılık ve hukuki anlayış çerçevesinde vermek durumundadır. Bu bağlamda yeni herhangi bir delil olmadığı iddiaları da dikkate alındığında somut olaya konu yakalama kararlarının Yüksek Askeri Şura toplantısının hemen öncesinde verilmiş olması eğer talihsiz bir rastlantı değil ise, bu durum idari ve siyasi tasarruflara yargı eliyle müdahale edilmesi, diğer bir deyişle yargının siyasallaşması niteliği taşımakla endişe vericidir. 

Kamuoyunun bilgi ve takdirlerine saygı ile sunulur. 27 Temmuz 2010 

Av.V.Ahsen Coşar
Türkiye Barolar Birliği Başkanı