TBB DİSİPLİN KURULU KARARI

Tarih - Esas No - Karar No Konu

T. 23.02.2014
E. 2013/720
K. 2014/122

Avukatlar herhangi bir başvuruda veya verdikleri dilekçelerde, karşı taraf için objektifliği ihlal eden, mesleğin gerektirdiği saygı ve güvene yakışır tarzı aşan ifadeler kullanmamalı, meslektaşlık bilinci ile O’nu dürüst olmayan bir kişi zannında bırakacak imalı sözlerden özenle kaçınmalıdır.

(Av. Yas  34, 134  TBB Mes.Kur 3, 4, 27/1)

Yazdırmak için tıklayınız

İtirazın süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Şikâyetli avukat hakkında “Şikâyetlinin içine düştüğü hırsla yaptıklarına şaşırmıyorum.", "Kendisi ya etik kelimesinin anlamını bilmiyor, ya da yanlış algılamış. Etik değerlere sahip ve saygılı bir avukat olduğu için (!), icra dosyasına kendi el yazısı ile talep açıp, S.Ö.'e imzalatmış, yine aynı değerlere sahip olduğu için, başka bir davada karşı taraf vekil ve asili ile menfaat karşılığı pazarlık yapıp vardığı anlaşma sonucunda metin imzalamak cesaretini göstermekten kaçınmamış, icra dosyalarında hacizde aldığı paraları makbuz vermediği için inkâr edebilmek erdemini etiklik (!) adına gösterebilmiş, müvekkilince tahsil edilen paraları yine etik olduğu için (!) banane bana ödemedi diyerek inkâr edebilmek erdemini gösterip borçlunun mallarını haczedebilmiş v.s. bunlar hatırladıklarım. Daha birçok buna benzer durum ve vakıa!" şeklinde ifadelere yer vermiş olduğu,

Baro Yönetim Kurulu’nca,  “Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.10.1998 tarih, E. 1998/225, K. 1998/316 sayılı kararında "...Anayasanın kabul ettiği esasa göre, iddia ve savunma hakkının kullanılması ancak meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle olmalıdır. İddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir. Ancak bu serbesti, dava konusu olayın aydınlığa kavuşması, bir başka anlatımla hakkın meydana çıkarılmasına vesile olması amacına hizmet etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasanın öngördüğü meşru vasıta ve yollara başvurulmuş olur. Ancak o dava sebebiyle söylenmesinde ve yazılmasında yarar bulunmayan, diğer bir deyişle davanın aydınlığa kavuşmasında ve hakkının meydana çıkarılmasında hiçbir olumlu etkisi olmayan, hakareti oluşturan yazı ve sözlerin kullanılmasında meşruiyet vardır denilemez. Bu gibi durumlarda iddia ve savunma sınırı aşılmış ve dolayısıyla haysiyetler korunmamış olur..." denilmektedir. Savunma ölçüsünü ve objektif tartışma sınırını aşan, karşı tarafın kişiliğini veyahut mesleğini icra etme şeklini hedef alan hukuka aykırıdır ve meslektaşına yönelik yapılan bu eylem avukatın sorumluluğunu gerektirir. Tüm bu değerlendirmelerin ışığında, dilekçenin bütünü göz önüne alındığında, dilekçe içerisinde yer alan ifadelerin yukarıda belirtilen kriterlerle uyuşmadığı soruşturmaya konu olayın aydınlığa çıkmasında ve hakkın ortaya çıkarılmasında hiçbir olumlu etkisi olmadığı kanaatine varılmaktadır. Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesine göre; avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler. Meslek kuralları 5. maddesinde, avukatın yazarken de konuşurken de düşüncelerini olgun ve objektif bir biçimde açıklaması gerektiği, mesleki çalışmasında avukatın hukukla ve yasalarla ilgisiz açıklamalardan kaçınması gerektiği” gerekçesiyle başlatılan disiplin kovuşturması sonucu eylem sabit görülerek disiplin cezası tayin edildiği,

            Şikâyetli avukatın 04.10.2012 günlü savunma dilekçesinde sözlerinde yasa meslek kurallarına aykırı bir yön olduğunu kabul etmediğini,

Kurulumuza sunduğu 03.12.2013 günlü itirazında; iddiaları ve beyanlarının tek taraflı ve dayanağı araştırılmadan değerlendirmeye alındığını, belirttiği hususlar için ne muhatabından bir beyan alındığını ya da diyeceklerinin sorulduğunu, ne de kendisinin ispata davet edildiğini, ifade ve iddialarında ceza verilmesini gerektirecek bir vasıf olmadığını, buna rağmen resen cezalandırılmasına karar verilmesinin hatalı olduğunu, kararının bozulmasını talep ettiği,

Şikâyetli avukatın Avukat Y.U. hakkında ... Barosu Başkanlığı’na verdiği 21 Şubat 2012 günlü şikâyet dilekçesinde; Şikâyet edilen, yaklaşık 3 yıl benimle beraber avukat olarak çalıştı. Bu dönemde müvekkil çevremle tanıştığı gibi, bir kısım işleri de birlikte takip ettik. Aramızda yaşanan anlaşamazlık sebebi ile bu birlikte faaliyet göstermeye son ver dik. Hatta Büromdan baz dosyalan habersizce götürmesi sebebi ile hakkında Baş kanlığınıza başvurmuştum. Bu başvuruma şikâyet edilen görüşerek ayrıldığımızı ve bir belge ve dosya almadığını beyan eden bir dilekçe ile yanıt vermişti. Şikâyet edilen avukat, müvekkillerimden S.Ö.’i arayarak, bürosuna davet etmiş, bürosunda aslı astan olmayan bir takım beyan ve ifadelerle S.Ö.’i bana karşı yönlendirip, sözüm ona benden olan alacağını, S.Ö. ile birlikte hareket ederek alabileceğini bu konuda kendisine yardım etmesini istemiş, S.Ö.’te benim büromdan dolayı tanıdığı şikâyet edilenin gözyaşlarına ve yaptığı ajitasyona inanarak bana karşı hareket etmeye karar vermiş. Daha sonra S.Ö. beni vekâletten azletti ve hakkımda şikâyetlerde bulundu. Bunun üzerine S.Ö. ile 08.01.2012 günü yanımda iki kişi ile birlikte evine/köyüne görüşmeye gittim ve evinden alarak Sungurlu’da bir tesiste yaklaşık 2 saat yanımdakilerin de tanıklığında görüştüm. S.Ö., özetle benim görüşmeye gelmemden dolayı ne kadar memnun olduğunu, bana karşı şikâyet edilenin ısrarı ve ağlaması ile harekette bulunduğunu aslında bundan çok pişman olduğunu, bu işleri yaparken şikâyet edilenin kendisine şikâyetten vaz geçtiğinde M.A.G.’e bir zarar gelmez her şey eski haline döner diye bilgi verdiğini, kendisinin de buna itimat ederek beni azledip şikâyet ettiğini, amacının şikâyet edilen Y.U.’a yardımcı olmak olduğunu, yaptığın dan pişman olduğunu, benim yüzüme bakarken utandığım, utandı için telefon dahi edemediğini ve bu işi en kısa sürede çözeceğini söyledi. Sonra ayrıldık. Şikâyet edilen avukat, benim büro iç düzenim ile ilgili olarak birçok şeyi de S.Ö.’e aktarmış, ayrıca müvekkilim ile benim aramdaki vekil eden vekil ilişkisine de hariçten hile ve yanıltmalarla müdahale ederek müvekkilimi bana karşı hareket etmeye ikna etmiştir. Bunu yaparken de kendisini gizlemiş ve bir başka avukat arkadaşı S.A.’yı kullanmıştır.”  sözlerinin yazılı olduğu,

            Şikâyetli avukatın ... Barosu Başkanlığı’na verdiği 14.03.2012 tarihli dilekçede;

A-S.A. Yönünden;

Şikâyetli, biraz daha üstüne gidilecek olursa Y.U. ile arkadaş olduğunu da inkâr edecek. Onu böyle bir yalana mecbur etmemek adına, sadece bir avukat hakkında işlem yapmadan, o avukatı uyarma ve uzlaşmaya davet etme yükümlülüğüne yerine getirmemesi ile ilgili savunma yapmadığını hatırlatarak cevaplamak istiyorum.

S.A. ile Y.U.’m samimi arkadaş olduklarını ben biliyorum. Kendisi ile beni Y.U. tanıştırmıştı. Sanırım Songül Hanım bunu da inkâr eder. S.A. adına vekâletname çıkarmak üzere yönlendirildiğini S.Ö. tanıklar huzurunda kendi beyan etti, ben uydurmadım!

B- Y.U. yönünden:

Şikâyetlinin içine düştüğü hırsla yaptıklarına şaşırmıyorum. Zira bu sebeple zaten, E.’e de yine ben bu tehlikeyi öngördüğümü ve kendisi ile kesinlikle iş ilişkime son vereceğimi sohbet esnasında söylemiştim. Kendisi ya Etik kelimesinin anlamını bilmiyor, yada yanlış algılamış. Etik değerlere sahip ve saygılı bir avukat olduğu için (!), icra dosyasına kendi el yazısı ile talep açıp, S.Ö.’e imzalatmış, yine aynı değerlere sahip olduğu için, başka bir davada karşı taraf vekil ve asili ile menfaat karşılığı pazarlık yapıp vardığı anlaşma sonucunda metin imzalamak cesaretini ile göstermekten kaçınmamış, icra dosyalarında hacizde aldığı paraları makbuz vermediği için inkâr edebilmek erdemini etiklik(!) adına gösterebilmiş, Müvekkilince tahsil edilen paralan jöne etik olduğu için (!) banane bana ödenmedi diye inkâr edebilmek erdemini gösterip borçlunun mallarını haczedebilmiş. V.s. bunlar hatırladıklarım. Daha birçok buna benzer durum ve vakıa !

Sonuç olarak, şikâyetlilerin beyan ve iddialarını kabul etmiyorum. Talep edilirse, tanıklarım yazılı beyanda bulunabilirler. Bu dosyanın sonuçta kurulunuzca verilecek karar dan dan sonra Barolar Birliğine gideceğinden eminim, sözlerinin yer aldığı,

Şikâyetli avukatın disiplin sicil özetinde tekerrüre esas iki adet uyarma cezasının olduğu,  görülmektedir.

Avukat yazarken de, konuşurken de düşüncelerini olgun, objektif bir biçimde açıklamalıdır. Mesleki çalışmasında avukat, hukukla ve yasalarla ilgisiz açıklamalardan kaçınmalı iddia ve savunmaların hukuki yönüyle ilgilenmelidir.

Avukatlar herhangi bir başvuruda veya verdikleri dilekçelerde, karşı taraf için objektifliği ihlal eden, mesleğin gerektirdiği saygı ve güvene yakışır tarzı aşan ifadeler kullanmamalı, meslektaşlık bilinci ile O’nu dürüst olmayan bir kişi zannında bırakacak imalı sözlerden özenle kaçınmalıdır.

Bu nedenlerle eylem TBB Meslek Kuralları 5 ve 27/1. Maddelere aykırı olduğundan Baro Disiplin Kurulu’nca yapılan hukuksal değerlendirme isabetli, disiplin siciline göre tekerrür nedeniyle bir üst ceza uygulanması zorunlu ise de aleyhe itiraz olmadığından kararın onanması gerekmiştir.

Sonuç olarak Şikâyetli avukat M.A.G.’ün itirazının reddine, ... Barosu Disiplin Kurulu’nun “Uyarma Cezası Verilmesine” ilişkin 20.06.2013 gün ve 2013/16 Esas, 2013/195 Karar sayılı kararının “ONANMASINA”, katılanların oy birliği ile karar verildi.