Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu:

ÇOCUK GELİNLER İSMİNİ SON KEZ KULLANALIM

“Çocuk Gelinler” başlıklı toplantı Türkiye Barolar Birliği Av. Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Türkiye Barolar Birliği, Ankara Barosu ve Türk Hukukçu Kadınlar Derneği ortaklığında düzenlenen toplantının açış konuşmalarını TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ile Türk Hukukçu Kadınlar Derneği Başkanı Av. Alev Toker yaptı.

Moderatörlüğünü Dr. İmren Aykut’un gerçekleştirdiği toplantıya panelist olarak katılan Ankara Barosu Başkanı Av. Sema Aksoy “Çocuk Yaştaki Evliliklerde Hukuki Sorumluluk”, Prof. Dr. Sevim Dinçer Cengiz “Kadın Doğum Penceresinden Çocuk Gelinlere Bakış”, Prof. Dr. Neşe Erol ise “Çağımızda Psikososyal Açıdan Çocuk Evlilikleri ve Çocuk Anneler Sorunu, Çözüm Önerileri” başlıkları altında görüşlerini dile getirdiler.

Toplantının açış konuşmasını yapan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu çocuk haklarının evrensel boyutlarını anlatarak uygulamadaki ağır ihlallere dikkat çekti. Feyzioğlu konuşmasında şunları söyledi:

Kader Erten, Siirt’in Pervari ilçesinde yaşamış bir çocuk gelin; 12’sinde evlendirilen, 13’ünde anne olan, 14’ünde evinde tüfekle vurulmuş halde ölü bulunan “kötü kaderli ya da kadersiz” Kader O !..

Aslında, Kader Erten’in hikâyesini okuduğumda, “çocuk gelin” lafının da olayı çok yumuşattığını düşündüm.

Kader Erten derken, gelin filan değil, çocuktan bahsediyoruz. Düpedüz çocuktan! Küçücük kız evlatlarımızdan!..

Genç nüfusa sahip olan ülkemizde, tüm politikaların temelinde çocuk unsuru olmalıdır.

Çocuk Hakları” kavramının evrensel kabul gören tanımı:

Çocuk hakları, kanunen veya ahlakî olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu, eğitim, sağlık, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel kavramdır.

Günümüzde çocuk hakları ile ilgili olan uluslararası belge, 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”dir.

Bu Sözleşme, 193 ülke tarafından onaylanmıştır.

Türkiye, Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni 2 Ekim 1995'te uygulamaya başlamıştır.

Madde 1

“Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır”.

Türkiye’nin bu sözleşmeyi onaylamış olması, ülkemizdeki bütün çocukların bu hakları kullanabileceği anlamına gelir. Yetişkinler ve hükümetler, çocuk haklarının bilinmesini sağlamakla yükümlüdür. Ayrıca çocuk olarak hakların yasalarca tanınması ve korunması, hak ihlallerinde yargıya başvurulabileceği anlamına gelir.
Öte yandan, çocukların erişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik, davranış ve psikolojik özellikleri olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği bilincinin yerleşmesi, çocukların bakımının bir toplum sorunu olduğu ve bilimsel yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi gerektiği düşüncesi, “Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi” ile şekillenmiştir

Uygulama böyle mi?

Dünyada 50’nin üzerinde ülkeden 300’ü aşkın sivil toplum kuruluşunun üye olduğu (ülkemizden de “Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği”üye) “Girls Not Brides” (Gelin değil kız çocuğu) Platformu’nun 2013 verileri, “çocuk gelin” sorununu bir kez daha gözler önüne serdi. Dünya genelinde yılda yaklaşık 14 milyon kız çocuğu 18 yaşından küçük evlenirken, Türkiye’de 2013 yılında gerçekleşen evliliklerin yaklaşık yüzde 32’si 18 yaş altı. Türkiye, Afrika kıtasından sonra “erken yaşta evlilik”lere ilişkin dünyadaki sorunlu üçüncü bölge.

Platformun hazırladığı ‘Sayılarla çocuk gelinler’ verilerine göre, Güney Asya’da yüzde 46, Sahra Altı Afrika’da yüzde 38, Latin Amerika Karayipler’de yüzde 29 ve Orta Doğu ve Kuzey Amerika’da gerçekleşen evliliklerin yüzde 18’inde ‘gelin’ edilen kız çocukları 18 yaşın altında.

Türkiye’de her 3 gelinden biri çocuk yaşta evlendirilmektedir. Ülkemiz Avrupa’da çocuk gelinlerde birinci sıradadır.

BM’ye göre, çocuk evliliklerinde dünya yedinciliğine yükselmiş bulunuyoruz!

Daha da beteri, evlendirilen kız çocukların yüzde 35’inin “ikinci eş” olması.

Çocuk gelinler, genelde yaşça büyük erkeklere, başlık parası karşılığında satılıyor.

Türkiye’de bulunan 11-12 yaşındaki Suriyeli sığınmacı kızların, dedeleri, babaları yaşındaki erkeklerle para karşılığı evlendirilmeleri de, bir insan hakkı sorunu olarak ele alınmalı ve unutulmamalıdır.

Kadınların nasıl doğuracağı, kaç çocuk yapacağı, nikahı-bekarlığı gibi konularda “rahim bekçiliği” yapan siyasetçilerin, bu rakamlar karşısında diyecek sözleri yok gibi!

Daha vahimi, çocuk yaşta evliliklerin toplumda kabul görmesidir.

Tecavüze uğrayan çocukların bile rızası konuşuldu bu ülkede; cinsel suçlarda ‘Beden ve ruh sağlığı bozulmuştur’ raporu uygulaması ise, utanç vericidir.
Çocuk yaşta evlilikler, ne yazık ki, kadına şiddetin başlangıcı olmaktadır. Oysa çocuk gelinler, evliliği oyun gibi görüyorlar.

Çocuk gelinler, bir bölge ile de sınırlı değildir; kız çocuklarını adeta “satılık mal” olarak gören cahil ve sağlıklı olmayan bir zihniyetin sonucudur.

Devletin televizyonunda yayınlanan iftar programına konuk olan Ömer Tuğrul İnançer, hukuk okumuş bir tasavvuf düşünürü imiş kendisi, diyor ki:"Hamileliği davul çalarak ilan etmek bizim terbiyemize aykırıdır. Böyle karınla sokakta gezilmez. Her şeyden önce estetik değildir. 7-8 aydan sonra anne adayı biraz hava almak için beyinin otomobiline biner, biraz dolaşır. Sonra akşamüstü çıkarlar. Şimdi ise maşallah, kanatlısı kanatsızı televizyonlarda uçuşuyor. Ayıptır ayıp. Bunun adı realizm değildir. Bunun adı terbiyesizliktir.” Başka söze gerek var mı?


Bakış, “sofradan bir boğaz eksilsin” bakışıdır.

Yapılan araştırmalar, ailelerin kız çocuklarını “gelin” olarak vermesindeki önemli nedenlerden birinin, ekonomik olduğunu gösteriyor; bu bağlamda çocuk gelinlerin “hem sofradan bir kişinin eksilmesi, hem de yeni geldiği ailede iş gücü olarak görüldüğünü”   söylüyor. Yani kız çocuklar, aile için gözden çıkarılabilecek “fazladan bir boğaz”;gelin gittiği ailede de yediği yemeğin karşılığını, erkeğe cinsel hizmet ve ev işiyle ödemek zorunda olan bir köle gibi değerlendiriliyor.

Bu noktada dinsel erginlik sorunu da göz ardı edilmemelidir;

Eğitim düzeyi ve yoksulluk kadar, özellikle kırsal bölgelerde din faktörünün de etkisi de dikkate alınmalıdır. Bir başka anlatımla Çocuk gelinler sorununun anlaşılmasında, Medeni Kanun’un öngördüğü ve dinsel anlamda erginlik arasındaki farklılık, önemli Medeni Kanun’un erginlik tanımı ile dinsel anlamda erginlik arasında farklılığın önem arz ettiği unutulmamalıdır; çünkü, İslami kesime göre, bir kız çocuğunun âdet görmesi “olgunlaştığı” anlamına geliyor. Bu da “rüşt yaşı” olan 18’e değil, 12-13 yaşa tekabül ediyor...

Birçok konuda fetva vermeyi alışkanlık haline getiren Diyanet İşleri, esas bu konuda vaaz etmeli ve daha önemlisi, imamları eğitmelidir.
Kısacası, çocuk hakları, insan hakları kavramının içinde ele alınması gereken bir konudur. Bugün, dünyanın birçok yerinde var olan insan hakları ihlalleri, çocuk boyutunda daha geniş kapsamlı ve büyüyerek, müdahale edilmesi daha zor bir şekilde yer almaktadır. Uluslararası Af Örgütü'nün belirttiğine göre, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, emek sömürüsü, pornografi, şiddet, yasa dışılık gibi olumsuz etkenlerin dahilinde, çocuk hakları ihlalleri daha büyük boyutlarda olmaktadır.

Türkiye’de yaşanan “çocuk işçiler” dramı, bir diğer vahim çocuk hakkı ihlalidir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi'nin 9. maddesi, çocukların her türlü istismar, ihmal ve sömürüye karşı korunmasını ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamasını beyan etmektedir. Ayrıca, çocukların uygun bir asgari yaştan önce çalıştırılmamasını; sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak; fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmamasını gerektirmektedir.

Halen ülkemizde çocuk hakkı ihlallerinin vardığı vahim boyut, Büyük Atatürk’ün müthiş öngörüsüyle dünyada ilk ve tek olarak sahip olduğumuz “çocuk bayramı” şerefi ve ayrıcalığı ile bağdaşır bir tablo değildir.

Kız çocukların da gereksinimini karşılayacak ve kendilerine yaşam becerisi kazandıracak nitelikli eğitim görmeye hakkı vardır. Oysa tüm Dünya'da okula gitmeyen 6-11 yaşlarındaki 130 milyon çocuğun 73 milyonunu kız çocukları oluşturmaktadır. Kız çocukların eğitiminin önemi konusu, 1990 yılında 155 ülke tarafından onaylanan “Herkes İçin Eğitim Dünya Bildirgesi”nde geniş olarak yer almıştır. Bu bildirgede, “en acil öncelik, kızlarla kadınların eğitime erişebilirliğini sağlamak, bu eğitimin niteliğini yükseltmek ve cinsiyete dayalı her türlü yargı yok edilmelidir” denmektedir.

Eğitim hakkından yoksun kalan çocukların, topluma genel olumsuz etkisinin yanı sıra, suça eğilimli bireyler olma oranı da yüksek olacaktır.

4+4+4 uygulamasından sonra, kız çocuklarının okullaşma oranının artmasına karşılık, kızların okuldan ayrılma oranları da yükselmektedir.

Naçizane kabul ederseniz her ne kadar bu toplantının adı çocuk gelinler olsa da bu ismi son kez kullanalım, bunlar gelin değil. Bunlar Türk Ceza Kanunu’na göre cebren ırzına geçilen kızlar. Gelin diyerek bunu sempatik yapmayalım. Kabul edilebilir kılmayalım. Bu cinsel istismar, cebren ırza geçme. Bununla ancak böyle mücadele edebiliriz. Bu mücadelede Türkiye Barolar Birliği olarak elimizden geleni son noktaya kadar götüreceğiz.

Birileri varsın desin ki bu devlet işi, devlet işine siz barolar niye karışıyorlar desin. Avukatın mesleki itibarı toplumla ne kadar iç içeyse, toplumun derdine ne kadar dermansa işte o zaman kurtulur. Ben başaracağımıza inanıyorum, çünkü yola çıktık, hem de dinlenmemek üzere yola çıktığımız için yorulmaya hiç niyetimiz yok.

Harika bir topluluk, kararlı bir topluluk başaracak bir topluluk. Azminize, bilginize, birikiminize, umudunuza güveniyorum. Sağolun, varolun.

Fotoğraflar


Fotoğraf 1

Fotoğraf 2

Fotoğraf 3

Fotoğraf 4