ÜÇ BÜYÜK İŞÇİ KONFEDERASYONU İLE TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ EMEĞİN HUKUKU KURULTAYI’NDA BİRARAYA GELDİ 

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Devrim İşçi Konfederasyonu ve Türkiye Barolar Birliği, iş hukuku ve sosyal güvenlik hukukundaki güncel gelişmelerin ele alındığı “Emeğin Hukuku Kurultayı”nda bir araya geldi. Kurultayın açılışında konuşan TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, “Hukuk devletinin egemen olduğu bir sistemde sendikal örgütlenme demokrasinin en önemli garantisi olur" dedi.

 Bu yıl ikincisi düzenlenen Emeğin Hukuku Kurultayı, 27 Mayıs 2016 tarihinde Türkiye Barolar Birliği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Çok sayıda hukukçu, akademisyen ve sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı Kurultay, TBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Emek Komisyonu Koordinatörü Av. Kürşat Karacabey’in sunuş konuşması ve TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergun Atalay, HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan ve DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun açış konuşmalarıyla başladı. 

HAK ALMANIN YOLU ÖRGÜTLENMEDEN GEÇİYOR

Sunuş konuşmasında son gelişmeler çerçevesinde emeğin örgütlenmesinin önemine değinen Av. Karacabey, “İşçinin haklarını savunabilme yolunda yegane mekanizması, kuşkusuz ki hukuktur ve hukuksal düzlemde örgütlenme şansını kullanmasıdır. Yani gerçekten sendikalaşması, sendikaların etkinlik anlamında güçlendirilmesidir” dedi. Karacabey Arabuluculuk Kanunu’nda yapılması öngörülen değişikliklere de değinerek işçi işveren uyuşmazlıklarında doğrudan mahkemeye gidebilme hakkının ortadan kaldırılmasını eleştirdi. Karacabey, “Bu gelişmeye karşı işçi örgütlerinin yeterli tepkiden uzak oluşlarını anlamlandırmakta zorlanıyoruz” dedi. 

Kurultayın açılış konuşmasını yapan TBB Başkanı Feyzioğlu da Türkiye'deki üç işçi federasyonunun yan yana olmasının önemine değinerek, "Emekçilerin sorunlarında bu birlikteliği her zaman gösterebilsek, ortak akla ulaşabilsek, Türkiye çok daha yaşanabilir, çalışma barışını sağlamış, iş, istihdam ve refahta önemli adımlar atmış olur" dedi. 

SENDİKAL ÖRGÜTLENME DEMOKRASİNİN EN ÖNEMLİ GARANTİSİDİR

Türkiye'nin yatırıma, işe, istihdama ihtiyacı olduğunu belirten Feyzioğlu, ancak emeğin hukukunun sömürülmesini, iş sağlığının, iş güvenliğinin görmezden gelinmesini ve vahşi bir kapitalizmin şartlarının teşvik edilmesini kastetmediklerini söyledi. Türkiye'de hukuka ve yargıya güvensizliğin her geçen gün aşağılara indiğini, sendikalara olan güvencenin de istenilen seviyede olmadığını ifade eden Feyzioğlu, "Hukuk devletinin egemen olduğu bir sistemde hiç kuşkusuz sendikal örgütlenme demokrasinin en önemli garantisi olur" dedi.

 KIDEM TAZMİNATI KONUSU YETERİNCE TARTIŞILMIYOR

Acılar unutuldukça iş sağlığı ve iş güvenliği düzenlemelerinden geri adım atıldığını, işçilerini kaybetme korkusu yaşayan emekçilerin de bu geri adımlara ses çıkarmadıklarını ileri süren Feyzioğlu, "Gündemde kıdem tazminatına ilişkin düzenlemeler var. Ancak ne kadar sağlıklı tartışma ortamı sağlanabiliyor, ne kadar olması gerekende buluşuluyor, ne kadar ideolojik tartışma ortak aklın üstüne geçiyor? Kıdem tazminatı fonunun kurulması gerçekten işçilerin lehine midir, değil midir? Böyle bir fon acaba bütçe açığını kapatmakta örtülü bir kaynak olarak mı kullanılacaktır, yoksa işçilerin idaresinde mi olacaktır?" diye konuştu.

Feyzioğlu, "Taşeron düzenlemesi açıkçası apar topar geçirildi, konfederasyonların itirazına rağmen, öyle sanıyorum ki, seçim öncesi verilen vaatlerin hiç biri gerçek anlamda tutulmadı. Kadro bekleyen işçiler sadece geçici süreliğine kendileriyle sözleşme yapılacağını görüp hayal kırıklığına uğradılar. Türkiye'nin gündemi o kadar tüketici ki, iki gün ya da üç gün tartışıp bir başka konuya geçiyoruz" ifadelerini kullandı. 

Şu anda Zonguldak'ta işçilerin açlık grevinde olduğunu belirten Feyzioğlu, "Ekmek, ay sonunu getirmek, insanca yaşamak, bunların ne siyasi partisi var, ne ideolojisi var, insanların temel ihtiyaçları bunlar, dolayısıyla hepimizin ortak sorunu her sendikanın, her konfederasyonun ortak sorunu" şeklinde konuştu.

 KIDEM TAZMİNATI KONUSUNDA GERİ ADIM ATMAYIZ

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay da her gün gündemin değiştiğini, her gün şehitlerin geldiğini belirterek, terörün yüksek seviyelerde olduğu bir dönemde sendikaların problemleri nasıl tartışacaklarını, hangi platformlarda tartışacaklarını iyi düşünmek gerektiğini belirtti.

Atalay, "Gündemde taşeronla ilgili bir yasa çıktı, ne çıkartan memnun ne biz memnunuz ne işçiler memnun. Şimdi kıdem tazminatıyla ilgili bir hazırlık yapıyorlar bitirdiler, bizim önümüze getirmediler daha, bizim önümüzde bir şey yok. Şu bulunduğumuz noktadan arpa boyu kadar geriye bizi götüremezler, bu kadar iddialı konuşuyorum, yapamazlar. Kıdem tazminatından sendikaların istemediği, işçilerin aleyhine olan bir şeyi yapamazlar, yaptırmayız" diye konuştu. 

KIDEM TAZMİNATINDA DEZENFORMASYON HAKİM

Türkiye Barolar Birliği koordinesinde üç farklı işçi sendikasının ortak sorunları dile getirmede birleşmelerinin bile önemli olduğunu belirten Hak-İş Genel Başkanı Arslan ise birlikte çalışma kültürünün geliştirilmesi durumunda farklılıkların zenginlik olacağını söyledi. 

Kıdem tazminatı konusunda konfederasyonlarının dezenformasyona maruz kaldığını belirten Arslan, "Türkiye'de emekçilerin, özel sektörde çalışanların yüzde 80'i kıdem tazminatı alamıyor. Bunu görmezden gelemeyiz. Biz bugünkü kıdem tazminatı sisteminin sürdürülebilir, çalışanların, emekçilerin sorunlarını çözmeye yetmediğini görüyoruz, bunun iyileştirilmesini istiyoruz. Kazanılmış haklarımız korunarak, daha ileriye götürelim istiyoruz" diye konuştu.

Hak-İş olarak kamuda taşeron uygulamalarının sürdürülebilir olmadığını kamu maliyesi açısından da emekçiler açısından da sürdürülebilir olmadığının altını defalarca çizdiklerini belirten Arslan, "Bu sistemin gerçekten modern çağdaş kölelik olduğunu gördük. Taşeron işçilerin yüzde 10'unun asgari ücretin altında ücret aldığını gördük. Bu sistemin Türkiye'ye yakışmadığını ve bu sistemden vazgeçilmesi gerektiğini söyledik" dedi. 

Üretim süreçlerinde yer alan işçilerin çalışma ritimlerinin daha fazla değer yaratmak uğruna tükenme noktasına geldiğini belirten DİSK Başkanı Kani Beko da "Parçalanmış üretim süreçleri, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma güvencesiz çalıştırma, kısaca örgütsüzleştirme politikalarıyla pekiştirilirken, hukuksal mevzuatın çerçevesi denetim ve yaptırımları esnekleştiriliyor ve belirsiz hale getirilmektedir. Her türlü güvenlik ve güvencelerden yoksun kayıt dışı işçilik ve çocuk çalıştırma toplumsal ve ekonomik yaşamın kaçınılmaz unsurlarından biri haline gelmiştir" diye konuştu.

 Beko, gelişmekte olan ülkelerde yaratılan istihdamın önemli bir kısmının taşeron ve güvencesiz ekonomide olduğunun herkes tarafından kabul edildiğini vurgulayarak, şöyle konuştu: 

"Türkiye'de taşeron ve güvencesiz çalıştırma ilişkileri 2000'li yıllarda dünya çapında üretim organizasyonda yaşanan dönüşümün de etkisiyle gündemimizde daha fazla yer kaplamaktadır. Sermaye, birikim taşeron ve güvencesizlik üzerinde yükselmektedir. Sermayenin ve devletin temel tercihi olarak karşımıza çıkan bu birikim rejimi, sendikal hakların genişletilmesi, işçi sağlığı ve iş güvenliğinde kamusal bir anlayışın yerleştirilmesi kıdem tazminatı hakkının korunması, asgari ücretin yaşamın gereklerine uygun düzeye çıkartılması çalışma ortam ve koşullarının insana yakışır biçimde düzenlenmesi, güvenceli çalışmayı maalesef reddeden bir rejimdir." 

Kiralık işçilik yasasıyla işçilerin geleceklerinin çok köklü bir şekilde tahrip edildiğini belirten Beko, Türkiye'de emeğiyle geçinen milyonların, köle haline getirilmek istendiğini ileri sürdü. 

Beko, kölece çalışma biçimlerinin istihdamı artırdığı iddiasının hiç bir gerekçeye dayanmadığını, işsizlik oranının giderek yükseldiğini, kayıt dışını da azaltmadığını, özel istihdam bürolarının da ana hedefinin örgütlü yapıyı hedef aldığını savundu. 

Üç oturum halinde gerçekleştirilen Kurultayın birinci bölümünde "Bireysel İş Hukuku" başlığında, “Özel İstihdam Büroları”, “Kıdem Tazminatı”, “Atipik İş Sözleşmelerinde İşçinin Korunması”, “Eşitlik Kurulu Kanunu ile Anayasa ve İş Kanunu'nun İlgili Hükümleri Üzerinde Değerlendirme” konuları uzman akademisyenler tarafından işlendi. 

Öğleden sonra düzenlenen ikinci oturumda, "Sosyal Güvenlik Hukuku" başlığında “Part-Time’a Geçiş ve Yarım Çalışma Ödeneği”, “Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespit Davaları”, “İş Kazalarında SGK'nın Rücu Davaları', “İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk”, “SGK'da Farklı Emekli Aylıklarının Hesap Yöntemleri” konuları ele alındı. 

Üçüncü ve son oturumda ise “Toplu iş hukuku” başlığında, “Sendika Genel Kurul Kararlarının İptali Davası ve Şartları”, “Toplu İş Sözleşmesi Yapma Yetkisi ve Ortaya Çıkan Sorunlar”, “Sendika Yöneticisinin Güvencesi” ve “Sendikal Tazminatlar” konuları masaya yatırıldı.

Fotoğraflar


Fotoğraf 1

Fotoğraf 2

Fotoğraf 3

Fotoğraf 4

Fotoğraf 5

Fotoğraf 6

Fotoğraf 7

Fotoğraf 8

Fotoğraf 9

Fotoğraf 10

Fotoğraf 11

Fotoğraf 12

Fotoğraf 13

Fotoğraf 14

Fotoğraf 15

Fotoğraf 16

Fotoğraf 17

Fotoğraf 18

Fotoğraf 19

Fotoğraf 20

Fotoğraf 21

Fotoğraf 22

Fotoğraf 23

Fotoğraf 24

Fotoğraf 25

Fotoğraf 26

Fotoğraf 27

Fotoğraf 28

Fotoğraf 29

Fotoğraf 30

Fotoğraf 31

Fotoğraf 32

Fotoğraf 33

Fotoğraf 34

Fotoğraf 35

Fotoğraf 36

Fotoğraf 37

Fotoğraf 38

Fotoğraf 39

Fotoğraf 40

Fotoğraf 41

Fotoğraf 42

Fotoğraf 43

Fotoğraf 44

Fotoğraf 45

Fotoğraf 46

Fotoğraf 47

Fotoğraf 48

Fotoğraf 49

Fotoğraf 50

Fotoğraf 51

Fotoğraf 52

Fotoğraf 53

Fotoğraf 54

Fotoğraf 55