GÜN, İSTİSMARCILARI DEĞİL, ÇOCUKLARI KORUMA GÜNÜDÜR!

Bugün 20 Kasım 2016. 196 Devlet tarafından imzalanan ve üzerinde neredeyse tüm dünyanın mutabık kaldığı tek insan hakları metni olan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin kabul edilmesinin 27. yılı; bilinen adıyla “Dünya Çocuk Hakları Günü”. Ne acıdır ki, çocukları, sevinci, umudu, geleceği anmamız gereken bir günde üzgünüz, endişeliyiz ve öfkeliyiz.

TBMM Genel Kurulu'na, 17 Kasım 2016 tarihinde, 438 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşülmesi sırasında, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç, ve Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu imzasıyla sunulan bir önerge ile; cinsel istismarı gerçekleştiren kişinin mağdurla evlenmesi halinde kendisinin ve eyleme katılan diğer herkesi cezasının ertelenmesinin ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının önünü açan ve adeta istismarı devlet eliyle normalleştiren bir düzenleme getirildiğine büyük bir dehşet ve endişe içerisinde tanık olduk.

Bu utanç tasarısı yasalaşırsa olacakları görmek için kâhin olmaya gerek yoktur. Aşağıda sınırlı olarak sayılan birkaç örnek, tek başına durumun vahametine delildir:

Lafı uzatmaya gerek görmüyoruz. Bunun anlamı çocuk istismarının devlet eliyle normalleştirilmesi, affedilmesi, daha da korkuncu; teşvik edilmesidir. Bunun anlamı, eski Türk Ceza Kanunu’nun utanç verici hükümlerinden birinin, gerici söylemden devşirilen mağduriyet büyüsüyle diriltilmesidir. Bunun anlamı, Sayın Adalet Bakanı’nın itiraf ettiği üzere, çocukları korumakla görevli olan kamu görevlilerinin bunun yerine çocukların evlendirildiği düğünlere gittiği bir Türkiye’yi meşru hale getirmektedir. Bunun anlamı, toplumu evrensel değerler çizgisine çekmeye uğraşmak yerine, evrensel değerleri “halk bunu istiyor” popülizmiyle toplumun sorunlu eylemlerine indirgemektedir.

Türkiye Barolar Birliği olarak çocukların, istismarcılarıyla evlendirilmesi ve çocuk evliliğinin teşviki sonucunu doğuran böyle çağ dışı bir öneriyi meclis gündemine taşıyan düşünce yapısını sorunlu gördüğümüzü belirtiyor, evrensel hukuka, çocuk haklarının temel ilkelerine, ülkemizin uymakla yükümlü olduğu uluslararası sözleşmelere, anayasaya ve kamu vicdanına aykırı bulduğumuzu ilan ediyoruz!

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 41. maddesine göre, "Devlet, her türlü şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır." Bu anayasal düzenleme, tüm yetkililerin hukuki sorumluluğunda olan çocuğun her türlü istismara karşı korunmasına yönelik bir acil eylem planının hayata geçirilmesini zorunlu kıldığı halde, çocukların, istismarcılarıyla/tecavüzcüleriyle evlendirilmesini yasal bir temele oturtmaya çalışmak anayasal bir suçtur!

Yine, ülkemizin taraf olduğu ve iç hukuk normu olan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 19. maddesi uyarınca, "Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, çocuğun bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suiistimale, her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar. Bu tür koruyucu önlemler; çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar, durumun gereklerine göre çocuğa gereken desteği sağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir.”

Kaldı ki, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, çocuğun haklarının korunması amacıyla; çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması, çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi, soruşturma ve kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam gösterilmesi, başta güvenlik güçleri olmak üzere, adli ve idari teşkilat içerisinde her kademede görev yapan herkesin aslî görevidir.

Bu düzenlemeler ışığında bu utanç tasarısını hazırlayan ve savunan herkese soruyoruz:

Öte taraftan konuya ilişkin halen bir açıklama duymadığımız Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı da varoluşsal bir sorgulamaya davet ediyor, işe, kendi sorunlu deyimleriyle, çocukları “adam gibi korumak” istiyorlarsa bu utanç vesikasının geri çekilmesini sağlayarak başlamalarını tavsiye ediyoruz.

Aynı şekilde, Karaman’da yaşanan talihsiz olay akabinde TBMM’de kurulan “Başta cinsel İstismar Olmak Üzere Çocuklara Yönelik Her Türlü İstismar Olaylarını Araştırma Komsiyonu”nun amacı da tartışmalı hale gelmiştir. Eğer bu konuda kurulan ve aylarca ilgili tarafları dinleyen bir Araştırma Komisyonu’nun raporu ve önerileri beklenmeden bu konularda tasarrufta bulunulacaksa, TBMM denetim organlarının işlevselliğini de ayrıca sorgulamak gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Bugün Türkiye’de birçok şey “-mış gibi yapılabilir” ancak çocukların korunması kesinlikle bu işlerden değildir.

Gün hiç de komik olmayan bütün bu absürtlüklere karşı çıkmak günü, gün istismarcıları değil, çocukları koruma günüdür.

Türkiye Barolar Birliği olarak, çocuklarımıza yönelen cinsel, fiziksel ve duygusal şiddetin her nereden ve kimden gelirse gelsin, her türlüsünü kınıyor, yaşanan bu çocuk istismarını meşrulaştıran önergenin bir an evvel meclis gündeminden geri çekilmesini talep ediyoruz!

Kamuoyuna kaygı ile duyururuz!


Türkiye Barolar Birliği