10 TEMMUZ 2004 CUMARTESİ GÜNLÜ GAZETELERDEN

YARGI HABERLERİ

Türbanlı öğrenciler

AİHM'den davalarını çekmeyi tartışıyorlar

ANKARA (ANKA) - Leyla Şahin davasında türban yasağını onaylayan karar üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) başvuruları bulunan 300'ün üzerindeki türbanlı öğrenci, bu başvurularını geri çekmeyi tartışmaya başladı.

Leyla Şahin dışında AİHM'de doğrudan türbanla ilgili, ''öğrenim özgürlüğü'' , ''düşünce ve ifade özgürlüğü'' ve ''onur kırıcı muamele'' şikâyetleriyle kişisel başvuruları bulunan 300 öğrenci arasında, bu davalarını geri çekme tartışması açıldı.

Çoğunluğu Marmara Üniversitesi'nden olmak üzere üniversitelerin ilahiyat fakültesi öğrencileri, Şahin davasındaki karardan sonra AİHM'den farklı bir karar çıkmayacağı görüşünde birleşti. AİHM'nin kararını hukukçularla değerlendirme kararı alan türbanlıların, Başbakan Erdoğan 'ın ''bedel ödeme'' sözlerinden hareketle Türkiye'de geniş bir kampanya yürütmeyi düşündükleri öğrenildi. CUMHURİYET

ASKER VE SİYASETÇİLERLE YAPILAN TOPLANTI

Amasyalı: Sorunları tartıştık

Amasyalı, 'Askeri kanunlara karşı itaatsizliğe teşvik' suçu kapsamında ifade verdi.

İstanbul Haber Servisi - Eski DYP Milletvekili İsmail Amasyalı , Darıca'daki evinde asker ve siyasetçilerle yaptığı toplantının basına ''darbe çağrısı'' olarak yansıması üzerine sanık sıfatıyla ifade verdi. 5190 sayılı yasayla kurulan mahkemelerin bulunduğu binaya dün sabah saatlerinde gelen Amasyalı, TCK'nin 153. maddesindeki ''Askeri kanunlara karşı itaatsizliğe teşvik'' suçu kapsamında yaklaşık 2.5 saat Cumhuriyet Savcısı Muzaffer Yalçın 'a ifade verdi. Amasyalı, buradan ayrılırken gazetecilerin soruları üzerine, 6 Haziran 2004 günü evinde yapılan yemekli toplantıya, Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç , eski İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu , eski Meclis Başkanvekili Murat Sök- menoğlu , eski bakanlardan Şerif Ercan , emekli Orgeneral Edip Başer , emekli Orgeneral Necati Özgen ile bazı gazeteci ve öğretim üyelerinin katıldığını anlattı. Amasyalı, Türkiye'nin meselelerinin tartışıldığı toplantıda, ABD'nin BOP kapsamında Irak'a müdahalesinin de konuşulduğunu ifade etti. Toplantıda Türk ordusunun zaafa uğratılmak istendiği görüşünün ortaya konulduğunu söyleyen Amasyalı, bunun üzerine emekli generallere, ''ordu mensuplarının görüşlerini neden ilgili yerlere bildirmediğinin'' sorulduğunu belirtti. Amasyalı, generallerin soruyu ''STK temsilcilerinin katıldıkları toplantıda konuya ilişkin görüşlerini dile getirmeleri gerektiği'' diye yanıtladıklarını anlattı. CUMHURİYET

Bu ne tesadüf

AKŞAM

Oğlu Van Emniyet Müdürlüğü'nden kaçırılan eski vekil Mustafa Bayram, adaletin elinden hep tesadüflerle kurtuluyor. Dosyaları kayboluyor, yanıyor ve davaları bir türlü sonuçlanmıyor

Uyuşturucu-cinayet

Mustafa Bayram, oğlu Hamit'in uyuşturucu operasyonunda yakalandıktan sonra polisin elinden kaçırılmasıyla yine gündemde. Bayram hakkında uyuşturucudan cinayete 10'a yakın dava var. Bugüne kadar hiç mahkum olmadı.

10 yıldır karar yok

ANAP ve FP'den milletvekili seçilen Bayram'ın dokunulmazlığı iki kez kaldırıldı ama hukuk dokunamadı. Cinayetten 24 yılla yargılandığı davanın dosyası adliyeden çalındı. Yılan hikayesine dönen davada 10 yıldır sonuç yok.

Aftan yararlanacak

Sincar'ın bir yakınının öldürüldüğü adliye baskınında delil yokluğundan beraat etti. Picasso kaçakçılığında 'Tesadüfen oradaydım' dedi. Adliye yangınında dosyaları yandı. Üstelik davalar sonuçlansa bile aftan yararlanacak.

Adalet, Bayram'a uğramıyor

Uyuşturucudan gözaltına alınan oğlunu Emniyet'ten kaçırdığı iddia edilen Van eski Milletvekili Mustafa Bayram, çok sayıda davadan 'dosyaların yanması, kaybolması' gibi esrarengiz olaylar sayesinde kurtuldu

Van eski Milletvekili Mustafa Bayram, oğlu Hamit Bayram'ın gözaltına alındığı Emniyet binasından adamları tarafından kaçırılmasıyla yeniden gündeme geldi.

Bayram'ın siyasi hayatı, Van'da 1995 yılında ANAP'tan milletvekili seçilmesiyle başladı. Hakkında açılan davaların gündeme gelmesiyle Bayram'ın dokunulmazlığı 21 Temmuz 1998 tarihinde kaldırıldı. Mustafa Bayram, hakkındaki davalar sonuçlanmadan 18 Nisan 1999 tarihinde yapılan genel seçimlerde bu kez sonradan kapatılan FP listesinden Van Milletvekili olarak Meclis'e girmeyi başardı. Yeniden dokunulmazlık zırhını elde eden Bayram'ın hakkındaki dosyalar yeniden basın tarafından gündeme getirilmeye başlandı.

YANGINDA KÜL OLDU

Meclis'te Bayram'ın dokunulmazlığının kaldırılmasını öngören fezleke, eski milletvekilinin adı tablo kaçakçılığına karışınca bir kez daha gündeme geldi. Bütün partilerin anlaşmasıyla, Mustafa Bayram'ın dokunulmazlığı, hakkında açılan cinayet ve tarihi eser kaçakçılığı davalarından yargılanabilmesi için

21 Mart 2001 tarihinde kaldırıldı. Ancak adalet, hakkında cinayet, tarihi eser ve uyuşturucu kaçırmaktan dolayı 10'a yakın dava bulunan Mustafa Bayram'a dokunamadı. Bayram'a ait bazı dava dosyaları ya çalındı, ya da yangında kül oldu. Davaların hiçbiri sonuçlanmadı.

SALDIRIYA KATILMIŞ

Milletvekilliği yaptığı dönemde Mustafa Bayram hakkında birbirinden ilginç iddialar ortaya atıldı. İddialardan birine göre, Mustafa Bayram ile Cemal Sincar ve adamları, 1985'te uyuşturucu kaçakçılığı yapmak üzere anlaştılar. Çıkan anlaşmazlık sonucu Mustafa Bayram'ın ağabeyi Ömer Bayram öldürüldü. Bayram'ın adamları, gazeteci Sami Başaran'ı öldürmek, Ahmet Altınkaya'yı yaralamaktan yargılanan Sincar'ın yakınlarını 29 Haziran 1990 tarihinde İstanbul Adliyesi'nde çıkarken silahla taradı. Saldırıda bir kişi öldü, 14 kişi yaralandı. Bu saldırıya Mustafa Bayram'ın da katıldığı ortaya çıktı. Bu olayın davasında beş ayı tutuklu dört yıl boyunca yargılanan Bayram, delil yetersizliğinden beraat etti.

DAVA DOSYASI ÇALINDI

6 Ağustos 1997 tarihinde Van'da bir otoparkta çıkan silahlı kavgada Yakup İnce gözünden vurularak öldürüldü. Balistik incelemede İnce'nin Mustafa Bayram'a ait Browning marka silahtan çıkan kurşunla öldüğü belirlendi. Bayram hakkında Van Ağır Ceza Mahkemesi'nde 24 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Bu olay Mart 2001'de Meclis'te de gündeme gelince Mustafa Bayram, 'Silah, çatışmanın çıktığı gün bir yakınımda bulunuyordu' sözleriyle kendini savundu. Bu davanın dosyası daha sonra Van Adliyesi'nden çalındı. Dosyayı kimin veya kimlerin çaldığı ortaya çıkarılamadı. Dosyanın çalındığı dönemde milletvekili olan Mustafa Bayram, bu olayı 'siyasi komplo' olarak değerlendirdi. Bayram, 'Başarımı hazmedemeyenlerin çirkin bir oyunu. Dosyanın çalınmasının bana faydası yok. O dosyadan avukatlarda, Emniyet'te ve Meclis'te de var' dedi. Bir süre sonra aynı adliyeden bu sefer Bayram'ın uyuşturucuyla ilgili bir davasına ilişkin dosya çalındı. Bayram, bu davada da delil yetersizliğinden beraat

etti.

Af Yasası imdadına yetişti

Aralık 2000'de yürürlüğe giren Af Yasası, Mustafa Bayram'ın da işine yaradı. Mustafa Bayram'ın yargıdaki dosyalarının içerdiği bütün suçlar Af Yasası'ndaki

10 yıllık indirim kapsamına

giriyordu. Bu nedenle Bayram, yargılandığı suçlarda cezaya çarptırılsa bile cezası 10 yıl indirilecek. (Yurt Haberler)

Tanrıça Heykeli'ni kaçıracaktı

İstanbul polisi, Mart 2001'de düzenlediği operasyonda, ellerinde ünlü İspanyol ressamı Pablo Picasso'ya ait 'Çıplak Kadın' ve 'Palyaço' adlı tabloları satmak isteyen iki kişiyi gözaltına aldı. Bu iki kişinin Mustafa Bayram'ın şoförü ve yeğeni oldukları ortaya çıktı. O dönemde milletvekili olan Bayram da gözaltının yapıldığı yerin yakınlarında otomobilinde beklerken bulundu. Bayram, olay yerinde bulunmasının 'tesadüf' olduğunu söyledi. Picasso tablolarının da sahte oldukları açıklandı.

'Tutuklanmamı istiyorsunuz ama tutuklanmayacağım'

Van eski Milletvekili Mustafa Bayram, dün Cumhuriyet Savcılığı'nda ifade verdi. Beraberinde Van Bölge Baro Başkanı Ayhan Çabuk, eski Baro Başkanı Hüsnü Ayhan ve Avukat Halil Kartal ile birlikte Adliye'ye gelen Mustafa Bayram, gazetecilerin açıklama istekleri karşısında, 'Tutuklanmamı çok istiyorsunuz, ama tutuklanmayacağım' dedi. (İHA)

Baskına baba da katıldı iddiası

Mustafa Bayram'ın oğlunun kaçırıldığı Emniyet baskınına katıldığı ve karakoldaki polisleri tartakladığı öne sürüldü. İçişleri Bakanlığı, olayla ilgili soruşturma başlattı

Van'daki karakol baskını skandala dönüştü. Eski Milletvekili Mustafa Bayram'ın oğlu Hamit Bayram'ın gözaltında değil, firari olduğu ortaya çıktı. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Hamit Bayram'ın kaçırılmasıyla ilgili olarak müfettiş görevlendirildiğini açıkladı. Aksu, 'Olayla ilgili Emniyet Genel

Müdürü'ne talimat verdim.

Müfettiş görevlendirildi, olay

inceleniyor' dedi.

7 POLİS DÖVÜLDÜ

Van polisi, baskına karışan Bayram'ın yedi yakınını gözaltına aldı. Ancak Hamit Bayram'ın izi bulunamadı. Hamit Bayram'ın önceki akşam meydana gelen olaydan önce babası Mustafa Bayram'ı telefonla aradığı, Mustafa Bayram'ın da beraberinde kalabalık bir grupla Emniyet binasını bastığı iddia edildi. Baskın sırasında gruba müdahale eden yedi polisin, tartaklandığı ve dövüldüğü bildirildi.

Hamit Bayram'ın Emniyet binasından kaçırılması, kısa süre önce bombalı saldırıya uğrayan Van Valisi Hikmet Tan'ı kızdırdı. Hamit Bayram'a dün akşama kadar süre veren Vali Tan, aksi halde Mustafa Bayram'ın veya Bayram'ın kardeşinin gözaltına alınacağını açıkladı. Vali, 'Teslim edilmiyorsa birileri buna yataklık ediyor demektir. Bu durumda yataklık eden kişi içeri alınacaktır. Bu babası ya da oğlu olabilir' dedi. Valinin sert uyarısı üzerine Mustafa Bayram, ifade vermek üzere Van Adliyesi'ne gitti. Bayram, adliyeye girmeden önce yaptığı açıklamada, 'Tutuklanmamı çok istiyorsunuz ama tutuklanmayacağım' dedi.

Polis lojmanı müteahhidi

Van'daki polis lojmanları, Hamit Bayram'ın kardeşi Hakan Hişar Bayram'ın şirketi Bayram İnşaat tarafından yapılıyor. Van-Edremit Karayolu Ferit Melen Havaalanı yakınlarındaki 380 dairelik polis lojmanlarının ihalesi, 3 Mart 1993'te OHAL Bölge Valiliği tarafından gerçekleştirildi. İhaleyi kazanan Diyarbakırlı işadamı Ali İhsan Kaya, 15 Ocak 1997 yılına kadar 380 dairenin bir kısmının temelini atıp, kaba inşaatını bitirdikten sonra lojman yapımını Bayram İnşaat'a devretti. Eski Milletvekili Mustafa Bayram'ın oğlu Hakan Hişar Bayram'ın başında bulunduğu Bayram İnşaat tarafından dairelerin 122'si 2002 yılında, 54'ü ise 2003 yılında tamamlandı. Geri kalan 204 daireden 54'ünün ödenek gelmesi halinde bu yıl tamamlanacağı, geri kalan 150 dairenin de gelecek yıllarda tamamlanmasının planlandığı kaydedildi. Bu arada Saray İlçesi'ndeki Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'nun da ihalesini alan Bayram İnşaat'ın, burayı 2 yıl önce başka bir firmaya devrettiği ve bu firmanın işi tamamladığı öğrenildi.

3 milyon lira için hücrede 102 yıl hapis

ZAMAN

Çorum'da, 3 milyon lira için kendilerini suçlayan patronlarını öldüren 2 kişi, toplam 102 yıl ağır hapse mahkum oldu. Dursun Söyleyen ile Muharrem Çiğdem, geçen yıl meydana gelen olayda, kayıp

3 milyon lirayı kendilerinin çaldığını iddia eden patronları Hüseyin Sinan'ı döverek öldürmüştü. Söyleyen ile Çiğdem'in davası dün karara bağlandı. Tutuklu sanıklar, 'adam öldürmek' suçundan 36'şar yıl, 'gasp' suçundan 15'er yıl olmak üzere toplam 102 yıl hapis cezasına çarptırıldı. TCK'nın 73'üncü maddesi gereği, cezalarının tümünü geceli-gündüzlü hücrede geçirecek olan sanıklar, Hüseyin Sinan'ın yakınlarına da 24 milyar lira tazminat ödeyecek. (İHA)


İntihar eden askerin ailesi AİHM'ye başvuracak

Mehmet Şahin, Gaziantep /ZAMAN

İki yıl önce vatani görevini yaptığı Kıbrıs'ta intihar eden Serkan Güzeler'in Gaziantep’teki ailesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) maddi ve manevi tazminat davası açmaya karar verdi.

İnsan Hakları Derneği'nde, gazetecilerle bir araya gelen Serkan Güzeler'in babası Abuzer Güzeler, 14 Şubat 2002 tarihinde 10 aylık asker olan oğlunun intihar ettiği haberini aldıklarını söyledi. İstekleri üzerine Gaziantep'te yapılan otopsi tutanağının kendisine aylar sonra verildiğini öne süren Güzeler, “Otopsi raporunda kanda alkol bulunduğu söylendi; ama oğlum alkol kullanmazdı.'' dedi. Raporun, şüphelerini artırdığını ifade eden Güzeler, intihar olayını araştırmaya başlayınca, oğlu tarafından kaleme alındığı belirtilen bir mektubun yetkililer tarafından kendisine verildiğini söyledi. Güzeler, “Ben Türkiye'de ne gerekiyorsa yaptım. Artık hakkımı AİHM'de arayacağım.'' diye konuştu.

Başbakan'a suç duyurusu

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Birlik Vakfı'nda yaptığı konuşma nedeniyle suç duyurusunda bulundu. PSAKD Genel Başkanı Kazım Genç ''Başbakanlık, halkı sokağa davet makamı değildir'' dedi.

PSAKD Genel Başkanı Genç, Ankara Adliye Sarayı önünde yaptığı açıklamada, Erdoğan'ın 3 Temmuz'da Birlik Vakfı tarafından düzenlenen ''Meseleler ve Çareler'' konulu toplantıda, ''aralarında imam hatip liselerinin de bulunduğu meslek liselilerin ailelerinin hükümeti desteklemediklerini'' söylediğini anımsattı. Yalnızca siyasi yandaşlarının görüşleri ve istemleri yönünde yasal düzenlemeler yapmanın Başbakanlık göreviyle ''bağdaşmayacağını'' vurgulayan Genç, "Başbakanlık makamı, devletin temel ilkelerine muhalefet makamı olmadığı gibi, halkı sokağa davet makamı da değildir'' dedi.

''Bizler, demokrasinin Erdoğan için nihai hedefine ulaşmak için bir araç olduğunu duyanlardanız, bilenlerdeniz'' diyen Genç, şunları kaydetti: ''Erdoğan, görsel ve yazılı basın yolu ile halkı tahrik etmektedir. Yanlaşlarına, 'Sizler için yapmak istediklerime karşı çıkanlara, siz de sokağa çıkarak, karşı durunuz' diyerek, halkı biririne karşı kıştırtmaktadır. Üstelik bu kışkırtmayı basın yayın yolu ve tüm ülkeye yönelik olarak yapmaktadır. Ceza Yasamızın 311 ve 312. maddelerinde düzenlenmiş olan halkı din ve mezhep farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden Erdoğan'ın cezalandırılması için PSAKD olarak suç duyurusunda bulunuyoruz. Suçun basın yolu ile işlenmiş olması nedeniyle de TCY'nin 311. maddesinin 5. bendi gereğince cezanın ağırlaştırılmasını talep etmiş bulunmaktayız.''

Açıklamanın ardından Genç ve beraberindeki dernek üyeleri, suç duyurusu dilekçesini, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiler.

TTB ve SES davaları bezdirdi

10/07/2004 (74 defa okundu)

RADİKAL - İSTANBUL - Demokratik kitle örgütleri ve sendika temsilcileri, Türk Tabipler Birliği (TTB) ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası'nın (SES) 'ücret, iş güvencesi' talepleriyle yaptığı eylemlerle ilgili dava açılmasını protesto etti. İstanbul Tabip Odası'nda düzenlenen basın toplantısında DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, iktidarın bir yandan AB uyum yasaları çıkarıp bir yandan da demokratik haklarını kullananlar haklarında yeni davalar açtığını belirtti.
TCK'nın 236. maddesi, 'memur ya da kamu hizmeti görevlilerinden üç ya da daha fazla kişinin aldıkları karar gereğince memuriyetlerini terk etmesi, görevlerine gelmemesi ya da iş yavaşlatmaları' halinde dört aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Eylem, meslek kuruluşları yöneticilerinin kararı üzerine yapılırsa, kararı alanlara 1-3 yıl hapis ve müebbeten memuriyetten men cezası öngörülüyor.

Eğitim-Sen'e destek
Öte yandan TTB Merkez Konseyi, Eğitim-Sen'e açılan kapatma davasını protesto etti. Açıklamada, "Devletin resmi kanalı TRT'de bile farklı dilde yayınlar yapılırken, anadil öğrenimini savunduğu gerekçesiyle Eğitim-Sen'e kapatılma davası açılmasını örgütlenme özgürlüğüne karşı bir kısıtlama
olarak değerlendiriyoruz" denildi.

-----------------------------------------------------


'Sevgilim kumar tutkunu'

NEZİH GÜROL İstanbul/ MİLLİYET

Bankacı sevgilisi Behiye Ebru Onar vasıtasıyla kendi hesabına 470 bin dolar geçirdiği iddiasıyla aranan Cüneyt Aktürkler, hâkim karşısına çıkarıldı. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuklu sanıklar Onar ve Aktürkler katıldı. Onar'ı tehdit ederek çalıştığı bankadan kendi hesabına para aktarıldığı yolundaki iddiaların asılsız olduğunu söyleyen Aktürkler, "Her kumarhanede borçlanıyordu. Tanışmamızdan itibaren 40 kez Kıbrıs'a giriş çıkış yaptı. Ebru'ya 'Yapma, bırak bu oyunları' dedim ama dinletemedim" dedi. Aktürkler, "Bana aktardığı paralarla, kumar borçlarını ödememi istiyordu" diye konuştu. İddiaları reddeden Onar, "Aileden zenginim. Tamamen onun tehdidiyle para aktardım" dedi. Tahliye taleplerini reddeden hâkim duruşmayı erteledi.
İlk kez kapsama alınan 'soykırım' suçunu işleyenlere ömür boyu hapis cezası geliyor .

TCK DEĞİŞİKLİK TARTIŞMALARI

Ceza Yasası'nda köklü reform

Töre suçlarına ağırlaştırılmış ömür boyu hapis. Kara para ve internet suçları ceza yasasına giriyor Bekâret kontrolü, ancak hâkim kararıyla yapılabilecek Kapkaç terörüne 7 yıla kadar hapis. Gecekonduya ceza geliyor

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - TBMM Adalet Komisyonu'nda büyük bölümü kabul edilen tasarıyla 78 yıllık Türk Ceza Yasası tarihe karışıyor. Sivil toplum örgütlerinin görüşlerinin dikkate alındığı tasarıyla, töre suçlarına ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası getirilirken, bekâret kontrolünün ancak hâkim kararıyla yapılabileceği hükme bağlanıyor.

TBMM Adalet Komisyonu'nda yürürlük maddeleri dışında kabul edilen Türk Ceza Yasa Tasarısı, şu düzenlemeleri öngörüyor:

Töre cinayetleri: Töre ve namus cinayetleri, ''nitelikli adam öldürme'' suçu kapsamına alındı. Buna göre, bu suçu işleyenlere ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verilecek.

Ölüm cezası yerine ağırlaştırılmış ömür boyu hapis: İdam yerine ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verilecek.

Soykırım suçu: Soykırım suçu ilk kez ceza yasası kapsamına alınırken, bu suçu işleyenlere ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verilecek.

Kasten adam öldürme: Kasten adam öldürenlere ömür boyu hapis cezası verilecek. Suçun ani bir kararla işlenmesi durumunda ceza, 30 yıla kadar hapis biçiminde uygulanacak.

İşkence: İşkence suçunu işleyen kamu görevlisi, 5 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak. İşkence suçunun avukata, çocuklara ve hamile kadınlara karşı işlenmesi durumunda bu suçu işleyenlere 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası uygulanacak.

Kapkaç suçu: Kapkaç suçlarının cezası arttırılırken, bu suçu işleyenlere 7 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Gecekonduya ceza: Yapı ruhsatı olmadan ya da ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıranlara, 5 yıla kadar hapis cezası uygulanacak.

Kara para: Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurtdışına çıkaran veya bunların gayri meşru kaynağını gizlemek ve meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlerde bulunan kişilere 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Bekâret kontrolü: Bekâret kontrolü ancak yetkili hâkim ve savcı kararıyla yapılabilecek. Aksi durumda 1 yıla kadar hapis cezası verilecek.

HUKUK YORUMLARINDAN

MİLLİYET

Eski DEP'liler, asker ve hukuk



GENELKURMAY İkinci Başkanı Org. Başbuğ, eski DEP milletvekillerinin mitinglerde "resmi dil dışında konuşarak, PKK'ya çağrı yaparak" suç işlediklerini belirtti. Ceza Kanunu'nun 31. maddesini hatırlatarak, DEP'liler hakkında soruşturma açmayan bürokrasiyi eleştirdi.
Emniyet Müdürlüğü sözcüsü Ramazan Er ise, eski DEP'lilerin konuşmaları hakkında zaten suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.
Hukuki bakımdan, eski DEP'lilerin siyasi faaliyette bulunmasını yasaklayan bir kanun maddesi yok. Ceza Kanunu'nun 31. maddesindeki "amme hizmetlerinden yasaklılık" terimi, kamu görevinden yasaklılık anlamındadır: Belli bir süre mahkumiyeti olanlar Parlamento'ya, Belediye'ye, İl Genel Meclisi'ne seçilemezler, memur olamazlar ama oy verirler ve siyasi konuşmalar yapabilirler; Erbakan bunun örneğidir.
Kürtçe konuşma yasağı kalkmıştır. Siyasi Partiler Kanunu'ndaki yasağın da cezai yaptırımı yok.
***
HUKUKEN araştırılması gereken husus, eski DEP'lilerin konuşmalarıyla terör örgütünü destekleyip desteklememiş olmasıdır. Kanunumuzda bunun çeşitli biçimlerini cezalandıran maddeler vardır.
BU açıdan soruşturma açılmış zaten...
Burada hem hukuken, hem siyaseten önemli olan, DEP'lilerin ve HADEP'lilerin terör örgütüne ne kadar yakın olduklarıdır.
"Barış" istemek devletin terör örgütüyle müzakereye oturmasını istemekse, siyaseten bu 'barışçıl' bir tutum değil, terörü destekleyici bir tutumdur. Eski DEP'liler bunu bol bol yaptılar, terör örgütünün başını övdüler, hatta 'kutsadılar', devletle PKK'yı eşitlediler!
Bu konuşmaların kanunen suç tarifine girip girmediğine yargı karar verir ve kanunlar tabii demokratik bir ruhla yorumlanmalıdır.
Ama siyasi bakımdan, eski DEP'lilerin ve HADEP'in terör örgütünün uzantısı gibi çalıştıkları bellidir.
***
TERÖR konusunda böyle bir tutuma sahip oldukları içindir ki, DEP'lileri AB ülkelerinin büyükelçileri de "terörden uzak" durun diye uyarmak ihtiyacını duydular.
DEP'liler ve DEHAP ancak terör örgütünden ayrı, bağımsız, kendi iradesine sahip, teröre karşı bir politika izlemedikçe, ülke içinde ve Batı'da siyasi meşruiyet kazanamaz.
İspanyol Anayasa Mahkemesi, terör örgütü ETA'yı destekleyen Herri Batasuna partisini üç ay süreli olarak yasaklamış, yöneticilerine siyaset yasağı koymuş, ardından da İspanyol Parlamentosu "siyasi karar" alarak Herri Batasuna partisini temelli kapatmıştır.
Hiçbir AB organı eleştirmemiştir bunu. Çünkü İspanya'da demokratik özgürlükler vardır, bundan ötesi demokrasiyi aşar, hele de teröre siyasi destek vermek tolere edilemez.
Eski DEP'liler ve DEHAP'lılar bunu iyi kavramalıdır: Çağdaş dünyanın ve demokrasinin teröre yakın duranları tolere etmesi mümkün değildir. t.akyol@milliyet.com.tr

Gündüz AktanAİHM'nin türban kararı (2)

Gündüz Aktan /RADİKAL

10/07/2004 (586 kişi okudu)

AİHM'nin üniversitelerde türban yasağı konulabileceği kararına karşı çıkanlar, liberal demokrasiye aykırılığını vurguluyorlar. Onlara göre, özgürlükler evrensel olduğundan her şart altında uygulanmalı; özgürlük talebinin içeriği kimseyi ilgilendirmemeli; talebin izhar edilmesi, yerine getirilmesine yetmeli; liberal demokraside devlet toplumsal ve bireysel taleplere karşı eşit mesafede olmalı; özgürlüklerin kullanılması halinde kamu düzeninde vukuu muhtemel bozulmayı önlemek için yasaklama yerine, farklılıklara karşı hoşgörü ortamı yaratılmalı vb.
AİHS 9. maddesi; düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün, kamu düzeni.. ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, demokrasinin gerektirdiği kadar, sınırlandırılabileceğini öngörüyor. Liberal kesim ise bu sınırlamaların hiç olmaması gerektiğini savunuyor. Böylece özellikle farklılıklara ilişkin özgürlüklere, sadece evrensellik değil, ahlak kurallarının da ötesinde mutlak bir nitelik kazandırmak istiyor.
Özgürlüklere böyle mutlak bir değer kazandırma eğilimi, PKK ile mücadele döneminde ortaya çıktı. Avrupa Parlamentosu (AP) ile bazı AB çevreleri insan hak ve özgürlüklerinin evrenselliğini, yani çatışma ortamında dahi uygulanması gerektiğini savundular. Böylece moral açıdan PKK'yı desteklediler ve PKK terörizmini adeta meşru gösterdiler. AİHS madde 15'e göre 'bir ulusun hayatını tehdit eden olağanüstü hal durumlarında' özgürlüklerden derogasyonun mümkün olduğu gözlerden kaçırıldı.
Doğal olarak, PKK için benimsenen özgürlük yaklaşımının şimdi türban konusunda terk edilmesinden rahatsız olanlar var. Ancak AP'den farklı olarak, AİHM kararlarının PKK ve türban konularında belli bir tutarlılık içinde kaldığı söylenebilir.
Bundan önceki yazımda da belirttiği gibi, AİHM Türkiye'de tehlikeli aşırı dinci akımların varlığından hareket ediyor. Yasağın uygulanmasında bunların yarattığı 'toplumsal şartları' göz önüne aldığını vurguluyor (para. 103).
AİHM'nin amacı demokrasi içinde farklı dinlerin (inançların) barış içinde yaşamasını sağlamak. Bu çerçevede din özgürlüğüne mutlak değil izafi değer atfediyor ve ulusal otoritelerce sınırlandırılabileceğini kabul ediyor. Çeşitli grupların 'çıkarlarını' bağdaştırmayı ve herkesin inancına saygı gösterilmesini istiyor (97, Refah davası 95).
Böylece özgürlüğün çıkara hizmet ettiğini de kaydetmiş oluyor. Çıkar ise müzakere edilebilir izafi bir kavram.
Dini inanca göre türbanın mecburi olup olmadığı saptamak AİHM'nin görev alanı dışında kalmakla beraber, karardan bu konuda kuşkuları olduğu hissediliyor.
İslam içinde farklı örtünme uygulamaları olduğuna dair atfı başka türlü anlamak mümkün değil.
Kararda türbanın sadece üniversitelerde yasaklandığı; öğrencilerin dışarıda türban takabildikleri; üniversitelerde türban dışında din özgürlüğüne herhangi bir kısıtlama olmadığı belirtilmek suretiyle, şikâyetin alanı daraltılıyor (111).
Türbanın dini bir sembol olduğu vurgulanırken, Türkiye'deki köktendinci akımların buna siyasi nitelik kazandırdığına işaret ediliyor (108). Bu durumda türban takılmasına izin vermenin takmayanlar üzerinde, baskıya dönüşebilecek (99), etkilerine dikkat çekiliyor. Dahlap davasına atfen, 'Güçlü bir dış sembol'ün başkaları üzerinde 'din değiştirme' gibi bir etkisi olabileceğine değiniliyor. Aslında bir hukukçu-yazarın kullandığı 'Müslümanlar için özgürlük yok' ibaresinden bile, türban takmayanların Müslüman olmadığının düşünüldüğü anlaşılıyor. Aynı şekilde türban bir iffet sembolü olarak alınırsa, takmayanların iffetsizliğine hükmedilmesi gibi bir haksızlık da söz konusu.
Öte yandan AİHM, türbanı Kuran'ın kadınlar üzerinde bir emri gibi görmenin, erkek-kadın eşitliğiyle bağdaşmasının zor olduğunu söylemekle, özgürlük talebinin niteliği konusunda da mütalaa vermiş oluyor.
Kısaca AİHM'ye göre, diğer özgürlükler gibi din özgürlüğü de mutlak olmadığından, kamu düzeni, laik hayat tarzı, erkek-kadın eşitliği, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, dini ve siyasi sembol olması açılarından eğitim kurumlarında yasaklanabiliyor.