"YARGI BAĞIMSIZLIĞI" VE "YARGIDA SİYASALLAŞMA" TARTIŞMALARI ORTAMINDA, DEVLET BAKANI SAYIN MEHMET ALİ ŞAHİN'İN , TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİNİ ZİYARETLERİNDE KENDİLERİNE SUNULMAK ÜZERE HAZIRLANAN BİLGİ NOTU
7 TEMMUZ 2005
1961 Anayasa'sının 143-144. maddeleri ile yapılandırılan ve içinde tek bir siyasi üyenin bulunmadığı "Yüksek Hakimler Kurulu" yargı erkinin, yasama ve yürütme karşısında bağımsızlığım sağlamışken, 12 Eylül Anayasası ile gerçekleştirilen geriye gidişe Türkiye Barolar Birliği en başından karşı çıkmıştır.
Türkiye Barolar Birliği daha Anayasa'nın hazırlanması döneminde 2-3-4 Ekim 1982 tarihinde VI. Olağanüstü Genel Kurulu'nu sırf bu amaçla toplayarak yeni Anayasa ve bu Anayasa'da "yargı erki"nin düzenlenmesi hakkındaki tüm görüşlerini en ayrıntılı şekilde bildirmiştir. Burada özellikle Adalet Bakanlığı bünyesindeki "Yüksek Kurul" modelinin sakıncaları dile getirilmiş ve ekte sunduğumuz tutanağın 49. sayfasında aynen;
"Özellikle siyasal nitelikli iktidarların bu yöntemden yargıçları etki altına alabilmek için yararlanmaya çalışacakları kuşkusuzdur." uyarısında bulunulmuştur.
Toplantı sonunda yayınlanan ve ekte sunduğumuz raporun 18. sayfasında da aynen:
"Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun gerek, görevleri gereği doğrudan katılan üyeleri ve gerekse Yargıtay ve Danıştay'dan seçim ve atama yoluyla gelen üyeleri yürütme erkinin kesin etkinliği altındadır. Bu tür bir kuruluş gelecekte “yargıç güvencesi" için sakıncalı sonuçlar yaratacaktır, özellikle siyasal nitelikli iktidarlar bu yöntemden yargıçları etki altına alabilmek için yararlanmaya çalışacaktır." tespiti yapılmıştır.
Anayasa'nın yürürlüğe girmesinden sonra da her ortamda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yargı bağımsızlığını ve yargıç güvencesini sağlamaktan uzak olduğu tarafımızdan vurgulanmış, siyasi iktidarların yargı üzerinde baskı sayılacak her tasarrufuna da karşı çıkılmıştır.
12 Eylül Anayasası'nın ülkemizde "eksiksiz demokrasi"yi gerçekleştirmekten uzak olduğu temel düşüncesinde olan Türkiye Barolar Birliği, ulusumuzun hak ettiği ufuk açıcı, özgürlükleri geliştirici yeni Anayasa hazırlama çalışmalarını 2001 yılında tamamlamış ve tam bir Anayasa önerimiz 12 Eylül 2001 günü kamuoyumuza sunulmuştur. Ekte sunduğumuz bu önerimizin 172. maddesinde yapılan düzenleme ile Yargıçlar ve Savcılar Yüksek Kurulu, gerçekten bağımsız bir yargı erkini oluşturacak, yargıç güvencesini sağlayacak, (kendi personel müdürlüğü ve teftiş kurulu gibi) şekilde kurulmuş kurulun bağımsızlığında, verdiği kararların yargı denetimine bağlı olmasında ve üyelerinin seçiminde nesnel ölçütler getirilmiştir.
Türkiye Barolar Birliği, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi konularındaki tüm çalışmalarında bu önerilerini esas alarak etkin gayretler göstermiştir.
Türkiye Barolar Birliği başkanları tüm adli yıl açılış konuşmalarında, yüksek yargı organlarımızın düzenlediği toplantılarda yaptıkları çeşitli konuşmalarda yargı bağımsızlığına verilen önemi ve bugünkü yapı ile gerçek bir yargı reformu yapılamayacağını belirtmişlerdir.
Türkiye Barolar Birliği Başkam Av. Özdemir Özok'un 2001, 2002, 2003, 2004 adli yıl açılış törenlerinde yaptığı konuşma ile Danıştay'ın kuruluşunun 135. yıldönümü nedeni ile yaptığı konuşma metinleri ekte sunulmuştur.
Yaşadığımız temel sorun, muhalefette yargı için söylenenler ve yapılan tespitlerin iktidara gelindiğinde unutulması ve söylemlere aykırı eylemler sergilenmesidir.
Bütün siyasi partilerimiz muhalefette iken yargının içinde bulunduğu sorunları en gerçekçi şekilde tespit etmekte ve yargı bağımsızlığı için çok geçerli çözümler önermekte, iktidara gelince ise ya hiçbir şey yapmamakta ya da tam tersini yapmaktadırlar.
Adalet ve Kalkınma Partisi de 58. ve 59. hükümet programlarında; "ülke sorunlarının çözümü, hızlı güçlü ve bağımsız yargının varlığıyla gerçekleştirilecek hukuk devletinden geçer''' tespitini yapmış olmasına ve Avrupa Birliğinin (ilgili bölümlerini ekte sunduğumuz) “Türkiye Cumhuriyetinde Yargı Sisteminin İşleyişi 2003-2004 İstişari Raporu" nda aynı eksiklerin belirtilmiş olmasına karşın iktidar süresinde gerçekten bir yargı reformu istendiğini gösterir politikalar uygulamaya konulamamıştır.
Bu yapılmazken, diğer tarafta Avrupa Birliği uyum süreci içinde hızla çıkarılan yasalarla yaratılan, 4000 yeni yargıç ve savcının atanması gibi tasarruf olanakları bir araya gelince siyasi iktidarın yargı üzerindeki baskı tehlikesi başta yüksek yargı organları olmak üzere hepimiz için kaygı uyandırıcı olmaktadır.
Bu ortamda Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti'nin daha da yüksek sesle uyarılmasının temel nedeni siyasi iktidarın ülkenin gündemine sürekli "laik cumhuriyet" hakkında farklı düşünceleri olduğu kuşkusunu yaratacak konular getirmesidir.
Türkiye Barolar Birliği olarak "eksiksiz demokrasi" isterken tüm özgürlüklerin en geniş düzenlemelerle yaşama geçirilmesini hedefliyoruz. Ancak bütün özgürlükleri sağlayacak olan; vatandaşlar arasında din, dil, ırk farklılıklarım ortaya çıkaracak, bunları vurgulayacak simgesel dayatmalarda bulunulmamasıdır.
"Laik cumhuriyet" ülkemizin çimentosu ve "eksiksiz demokrasinin en temel alt yapısıdır.
|