TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ VE BAROLARIN
2005/2006
ADLİ YIL AÇILIŞ BİLDİRİSİ

06.09.2005 Anatolia Gösteri Merkezi

Hukuk eğitimi almış, demokrasiye laik cumhuriyete ve hukuk devletine bağımsız savunma ve bağımsız yargıya inanan avukatlar ve örgütleri olarak yasanın bize verdiği “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak” ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak amacı ile “Eksiksiz Demokrasi, Gerçek Hukuk Devleti, Bağımsız Yargı ve Bağımsız Savunma” hedefimiz doğrultusunda aşağıdaki hususları kamuoyuna duyuruyoruz:

 

EKSİKSİZ DEMOKRASİ

“Bağımsız savunma” “bağımsız yargı”da, “bağımsız yargı” “gerçek hukuk devleti”nde ve “gerçek hukuk devleti”de ancak “eksiksiz demokrasi”de bulunur.

Eksiksiz demokrasi “ toplumun bütünüyle dönüşümü anlamında kalkınma ”yı gerçekleştirebilecek tek çözümdür. Böyle bir kalkınmanın unsurları ise;

iyi yönetim ”,

sosyal ve siyasal katılımı arttıran politikalar ” ile

toplumsal refahı gerçekleştirecek kamu hizmetleri ve fiziksel alt yapı ”dır.

Çağdaş toplum, kendisi hakkında düşünme yeteneğine sahip olan, bugününü ve yarınını tasarlayabilen toplumdur. Bugününü ve yarınını tasarlayabilmenin tek yolu ise bilim üretmektir. Bilimin pasif tüketicisi olmaktan çıkıp bilim üreticisi durumuna gelerek çağdaş toplum olabiliriz. Bilim üreticisi olabilmenin yolu da bu hedefi benimseyen eğitim anlayışı ile gerçekleşebilir.

Eksiksiz demokrasi içinde bütün özgürlükleri sağlayacak olan; vatandaşlar arasında din, dil, ırk farklılıklarını ortaya çıkaracak, bunları vurgulayacak simgesel dayatmalarda bulunulmamasıdır. Ülkemiz; birikimi, dinamik yapısı ve yaşadığı deneyimlerle, zengin sosyal ve kültürel yapısı ile toplumu farklı etnik köken ve inançlardan gelse bile bunun bütünlüğünü sürdürebilecek, beklenen ve artık bir ihtiyaç olan değişim ve dönüşümleri gerçekleştirebilecek düzeydedir. Eksiksiz demokrasi; ulusal bütünlüğün, ulusal ve laik cumhuriyetin en sağlam güvencesidir. Ulusumuzun en önemli özelliklerinden biri, kurtuluş ve kuruluş felsefesinde olduğu gibi ortak aklı oluşturarak sağ duyuyu yaratabilmesidir.

Ülkemizde sıkça gerçekleşen müdahaleler “siyasi müesseseler”in gelişimine olanak vermemiş, demokrasilerin vazgeçilmez unsuru olan siyasi partilerimizi güçsüz bırakmış, demokrasi kültürümüzün olgunlaşmasını engellemiştir. Siyasi partiler ve seçim yasalarında yapılacak, seçmen ile seçilen arasındaki temsil ilişkisini en kabul edilebilir içeriğe kavuşturan, siyasi partileri, lidere “biat” etmiş insanlar topluluğu konumundan çıkarıp kurumlaştıran değişiklikler demokrasimizi de kurumlaştıracaktır. Sonucunu herkesin içine sindirebildiği ve seçilenleri benimseyebildiği temsilde adaleti sağlayan bir seçim sistemini artık oluşturmalıyız.

 

GERÇEK HUKUK DEVLETİ

Hukuk, bireyin meşru savunma hakkının kolekktif organizasyonu, bireysel ve toplumsal yaşamın en sağlam güvencesidir. Kuruluş amacı bireysel ve toplumsal yaşamı en yararlı şekilde işletmek olan “devlet”in bu amacı gerçekleştirmede önde gelen gücü ve olanağı “hukuk”tur. “Hukuk devleti” de bu güç ve olanağı bireysel ve toplumsal gelişim için kullanan, kendi otoritesini kendi koyduğu hukuk kuralları ile sınırlayan çağdaş devlettir.

İnsanlık tarihi ile birlikte büyük bedeller ödenerek ulaşılan gerçek hukuk devleti; yasa koyucuyu da bağlayan kuralları içeren evrensel değerlere bağlı, insan haklarına saygılı, bu hakları koruyup geliştiren, adil bir hukuk düzeni kuran devlettir.

Parlamentoların sürekli kanun yapması, bu kanunların yürürlükte olması o devleti gerçek anlamda “hukuk devleti” olduğunu göstermez. Hem kanunların bireysel ve toplumsal yaşamı çağın gelişimlerine uyduracak içerikte olması gerekir, hem de devletin bu kanunların uygulanmasında aynı anlayışı taşıması gerekir. “Devlet”i yönetme durumunda olanların kanun yaparken ve uygularken “kanun devleti” olmaktan çıkıp “hukuk devleti” olmayı gerçekten istemeleri ve içselleştirilmeleri gerekir.

 

BAĞIMSIZ YARGI

Vatandaşların adil yargılanıp haklarının sağlanacağı bağımsız mahkemelerin bulunduğuna inanmaları toplumda adalete olan inancın gelişmesinin temel koşuludur.

Gerçek hukuk devletine ulaşmamızı engelleyen eksik demokrasimiz “Yargı”mızın da “tam bağımsız”lığa ulaşmasını engellemektedir.

Artık, 12 Eylül'ün “totaliter” Anayasası'nın Yargı erkini kuvvetler ayrılığı anlayışı içinde ayrı bir kuvvet olarak kabul etmesine karşın örgütlenmesini tümüyle siyasi iktidarın kontrolüne bırakan anlayışından vazgeçmenin zamanı gelmiştir.

Bu Anayasası'nın ülkemizde “eksiksiz demokrasi”yi gerçekleştirmekten uzak olduğu temel düşüncemiz doğrultusunda hazırladığımız ve dört yıl önce kamuoyuna sunduğumuz, ulusumuzun hak ettiği ufuk açıcı, özgürlükleri geliştirici Anayasa önerimizde belirttiğimiz gibi Yargıçlar ve Savcılar Yüksek Kurulu, gerçekten bağımsız bir yargı erkini oluşturacak, yargıç güvencesini sağlayacak, şekilde önerilmiş, kurulun bağımsızlığında, verdiği kararların yargı denetimine bağlı olmasında ve üyelerinin seçiminde nesnel ölçütler getirilmiştir. Bu ölçütlerin egemen olduğu sivil, katılımcı, çağdaş bir Anayasanın yapılması zorunludur.

Yargı bağımsızlığının temel koşulu yargıç ve savcının siyasi iktidarın tüm tasarruflarının dışında kalabilmesidir. Son dönemde yüksek yargı organlarımızın bu konudaki uyarılarını dile getirmeleri önemli bir aşamadır. Yurdumuzun dört bir yanında özveri ile görev yapan yargıç ve savcımızın da mesleki sıkıntı ve isteklerini seslendirebildikleri ortamın oluşturulması yargı bağımsızlığındaki gelişimin ölçütü olacaktır.

Siyasi partilerimizin muhalefette iken yargının içinde bulunduğu sorunları en gerçekçi şekilde tespit edip yargı bağımsızlığı için çok geçerli çözümler önerdikten sonra iktidara gelince bunları unutmalarının artık son bulmasını diliyoruz.

Ancak böylelikle Avrupa Birliği rapor ve tavsiyelerinde; “kurumsal ve işlevsel açıdan yargı bağımsızlığının henüz Türk adalet sisteminin bir özelliği olmadığı” yargısı değiştirilebilecektir.

 

BAĞIMSIZ SAVUNMA

“Tam bağımsız” olamadığı için kurumlaşamayan “yargı”nın savunma unsuru, elliüçbin avukat olarak, bağımsız savunmayı oluşturamamanın sıkıntılarını yaşıyoruz.

Yargı bağımsızlığına, gerçek hukuk devletine ve eksiksiz demokrasiye inanancımızla bu doğrultuda çabalarımızı sürdürürken bir de “savunmayı savunmak” zorunda kalmanın sıkıntısını, her düzeydeki insanımızın bilincinde “savunma” kavramının oluşmamasının güçlüklerini yaşıyoruz.

Anayasa'da yapılacak değişiklikle “Yargı” bölümünde “savunma”nın anayasal güvenceye kavuşturulması temel talebimizdir.

İstenildiği kadar yasalar mesleğimize haklar tanısın çoğu kağıt üzerinde kalıyor. Yasa ile verilen yönetmelikle geri alınmak isteniyor.

•  Hala kimlik belgemiz bazı kurumlarda “ resmi belge ” kabul edilmiyor.

•  Hala dosya inceleyebilmemiz için vekaletname isteniyor.

•  Hala protokoldeki yerimizden ötelenmeye çalışılıyoruz.

•  Hala cezaevi kapısında horlanıyoruz.

Bütün bunlardan daha acı olanı birlikte yargı erkini oluşturduğumuza inandığımız yargıç ve savcılarımızın kimilerinin “savunma”yı, bu mesleğin önemini ve yargılamaya katkısını anlamazlıktan gelmekte direnmeleridir;

•  Hala Yasa'nın açık hükmüne karşın yargılamanın kurucu bir unsuru değil de karıştıran bir yükü olarak görülüyoruz,

•  İstenildiği kadar uluslararası ve ulusal düzenlemeler ceza yargılamasında “ silahların eşitliği asıl kuraldır ” desin bir kısım savcımız bu yoldaki isteklerimizi hala “ fazla Amerikan filmi izleyenlerin” fantezisi olarak niteleyebiliyor.

•  Hala savcı ile yargıç kafa kafaya fısıldaşıp duruşma yürütüyor, karar veriyor,

•  İnsanlara kendi avukatlarını belirleme fırsatı vermeden işin kolayına kaçılıp, istisna olması gereken, ücretini devletin ödediği müdafi görevlendirilmesi uygulaması asıl kural haline getiriliyor,

•  Yasadaki açık hükme karşın mahkemenin yargılama sonunda davayı kaybeden taraftan alınmasına karar verdiği avukatlık ücretinin avukata ait olmadığını kanıtlayabilmek için sayfalarca Yargıtay Genel Kurul kararları yazılıyor,

•  Emekli olan yargıç ve savcıların görev yaptıkları mahkemelerde hemen avukatlık yapabilmelerine olanak veren yasal boşluğun giderilmesi yönündeki feryatlarımız duymazlıktan geliniyor,

•  Adalet Bakanlığı, savunmayı “ mesai mevhumu olmayan ” bir iş, adliye binalarını da “Yargı”nın değil Adalet Bakanlığı'nın tekelinde ve sadece kendi “ mensuplarının Adalet hizmetlerinde kullandıkları hizmet binası ” olarak gördüğünü, “ ifa ettikleri görev gereği hakim ve savcılar ve adliye personeli ile avukatlar arasında farklı uygulamalar yapılmasının Anayasaya aykırı olmadığını” açıklayabiliyor.

•  Kamu avukatlarının kamu personelinin en mağdurları arasındaki yerlerinde unutulmaları yetmezmiş gibi özveri içinde görevlerini yapan meslektaşlarımızın onurları dikkate alınmadan, onların yerine mesleğimizin özüne en aykırı şekilde kamu ihalesi ile avukat aranıyor.

•  Baro Hakem Kurullarını düzenleyen hükümlerin iptali ile ortaya çıkan çelişki ve boşluğun giderilmesi isteklerimiz dikkate alınmıyor.

•  Avukatların sosyal güvenlik sorunlarının çözümlenmediği yetmezmiş gibi, stajyerlerin de staj süresince sosyal güvenlikten yararlanması isteğimiz benimsenmiyor.

•  Yargıç ve savcılara karşı saldırılara gösterilen özen ve duyarlık avukatlara yönelik saldırılarda gösterilmiyor.

Bütün bu talepler, avukatlık mesleği özelinde savunmanın sorunlarıdır. Dolayısıyla genel olarak diğer yargısal sorunlarla birlikte “yargı reformu” genişliğinde çözülmesi yaşamsal önemi haizdir.

2005/2006 ADLİ YILIN AÇILIŞINDA;

Dünyayı giderek hukukun üstünlüğü kavramının saygınlığından uzaklaştıran temel gelişme, kuzey-güney eşitsizliğinin vardırdığı yoksulluk ortamının, olağanüstü boyuta ulaşmış olmasıdır. Kuzey-Güney eşitsizliğinin “yoksulluk farkı” olarak betimlenen konumu, giderek “açlık farkı” olmaya dönüşmüştür.

11 Eylül ile başlayan yeni süreç, bu farkın doğumudur. Açlık farkının başkaldırı ifade eden bir noktaya taşınması ve yöntem olarak da “terörizmi” benimsemiş olması, görünür geleceğin uzunca bir sürecinde daha bu belanın bütün dünyayı tehdit edeceğini açıkça göstermektedir.

Hukukçular olarak tespit edip tarihe not düşürmeye çalıştığımız gerçekler ise, terörizm belasına karşı, dünyanın geliştirdiği refleksle ilgilidir. Bir büyük kaygı ve endişe ile izlemekteyiz ki, bu sürecin işlemesiyle sadece can kayıplarıyla karşı karşıya kalınmamakta, onun da ötesinde hukuk alanında ciddi kan kayıpları yaşanmaktadır.

Terörizmin yarattığı ”güvenlik kaygısı”, çok hızlı bir süreçte “hukuk”un önüne geçebilmiştir. Öyle anlaşılmaktadır ki, bu alandaki hak ihlalleri terörizm gerekçesiyle giderek artacak ve giderek hukuk dışı alanlardaki arayış da devam edecektir.

Bu umutsuz bakışımızın temel nedeni, anılan gelişmeleri durduracak örgütlenmelerin ciddi bir yetmezlik sergilemekte oluşlarıdır. Hiçbir uluslararası hukuki meşruiyet taşımayan Irak'taki savaşın önlenememesi, giderek BM'nin varlık nedeninin sorgulanmasına neden olacak süreçleri de zorlayacaktır. BM'in, Afganistan ve Irak'a A.B.D. ve şeriklerinin yağdırdığı bombaların seyircisi olmakla yetinen bir örgüt konumuna gerilemesi, barışa ve hukuka ilişkin ciddi bir umutsuzluğun baş vermesine neden olmuştur. Bu durum bütün insanlık için utanç vericidir.

Bu savaş, sadece BM nezdindeki bir eksikliğin sorgulanması ile kalmamış, onun da ötesinde “uluslararası hukuk” kavramının da, “güç” karşısındaki ezilmişliğini simgelemiştir. Somut olarak tanık olunmuştur ki, hukukun gücünü sindiremeyenler, “gücün hukukunu” oluşturup, egemen kılabilmektedirler. Bu son derece vahim ve son derece kaygı verici bir gelişmedir. Bu gelişme, hukuku ve onun üstünlüğünü, “güçlü otorite” karşısında yok kılan bir durumdur.

Ne yazık ki, Dünya Ulusları bugün yaşananlara müdahil olamamakta, New York veya Felluce ölümleri arasında tercih yapıp, dilediklerinin yasını tutmaya yöneltilmiş bulunmaktadırlar.

Gerek uluslararası ve gerekse son günlerde tekrar içine itilmeye çalışıldığımız her türlü terörü lanetliyoruz. Hiçbir gerekçe şiddeti haklı gösteremez. Terör eylemleri hukuk içerisinde cezalandırılmalı linç girişimleri meşruiyet kazanmamalıdır. Toplumumuzu sağlıklı düşünmeye çağırıyoruz. Her türlü kışkırtmadan uzak, hukuk güvencesi ve sağduyu içinde terörle mücadele etmeliyiz. Temel sorunlar ancak eksiksiz demokrasiyi yaygınlaştırarak ve içselleştirilerek çözümlenebilir.

ÇAĞDAŞ TÜRKİYE'NİN ULUSAL KÜLTÜRÜ, ULUSALDA DERİNLEŞEREK, EVRENSELE KATKI YARATMAYA YÖNELİK, BÜTÜNLEŞTİRİCİ, BARIŞÇI, YARATICI BİR KÜLTÜRDÜR.

BÜYÜK ATATÜRK'Ü SAYGI VE RAHMETLE ANARKEN “TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN TEMELİ KÜLTÜRDÜR” ÖZDEYİŞİNİ HERKESİN ANIMSAMASINI, LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYETE VE ÜLKENİN ÜNİTER YAPISINI BOZMAYA YÖNELİK HER TÜRLÜ SALDIRI KARŞISINDA BİR BÜTÜN OLDUĞUMUZU KAMUOYUMUZA BİR KEZ DAHA SAYGIYLA DUYURUYORUZ. 06.09.2005

Anasayfa
Avukat Arama
SİTE İÇİNDE ARA


©Google

Türkiye Barolar Birliği İletişim Formu İletişim Formu

Basında TBB

Kayıt Bulunamadı

Tüm Basında TBB Haberleri
 
Projeler
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Eğitim Seminerleri
Dosyalar, Belgeler
Avukatlık Kimliği’nin Resmi Kimlik Olarak Kabulü Konusunda Gelişmeler
Meslektaşlarımıza yapılan saldırılar
CMK Sorunları
UYAP Sorunları
Avukatların Vergi Sorunları
Avukatlarla İlgili İstatistiki Bilgiler
Harçlar Kanunu Uygulamaları
Yazışmalar
Maliye Bakanlığı'yla yapılan yazışmalar
Avukatların Ücret Sözleşmesi Sorunlarıyla İlgili Yapılan Yazışmalar
Çalışmalar
TBB Hizmet Binası ve Sosyal Tesisi İnşaat Fotoğrafları
Yabancı Hukuk Bürolarıyla İlgili Çalışmalar
TBB Disiplin Kurulu Kararları
Uluslararası İlişkiler
Uluslararası Faaliyet Duyuruları
Uluslararası Toplantılar
Güncel Veriler
Ruhsatı Gönderilen
Avukat Stajyerleri
Barolarımıza Gönderilen
CMK, Adli Yardım, V. Pulu Dağıtım Payları
Ziyaretler
Ziyaretler
 
Televizyonda TBB
26 Ağustos 2008
Kanal Türk - Gündem Siyaset
Bölüm 1 - Programda Saadet partisi genel idare kurul üyesi Mustafa Kamalak ve Türkiye Barolar Birliği Bşk. Özdemir Özok Erbakan'ın affı hakkında değerlendirmelerde bulunuyorlar..
26 Ağustos 2008
Kanal Türk - Gündem Siyaset
Bölüm 2 - Programda Saadet partisi genel idare kurul üyesi Mustafa Kamalak ve Türkiye Barolar Birliği Bşk. Özdemir Özok Erbakan'ın affı hakkında değerlendirmelerde bulunuyorlar..
26 Ağustos 2008
Kanal Türk - Gündem Siyaset
Bölüm 3 - Programda Saadet partisi genel idare kurul üyesi Mustafa Kamalak ve Türkiye Barolar Birliği Bşk. Özdemir Özok Erbakan'ın affı hakkında değerlendirmelerde bulunuyorlar.
Tüm TV Görüntüleri
 
TBB Dergisi
TBB Dergisi TBB Dergisi Eylül-Ekim 2008 Sayısı Çıktı
 
Duyurular

11.09.20082008/73
Staj Kredisi Hk.




Tüm Duyurular
 
Son Çıkan Yayınlar
TÜRKİYE'DE YARGININ ETKİNLİĞİ - Mustafa Tören Yücel TIP CEZA HUKUKUNUN GÜNCEL SORUNLARI
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ'NE GÖRE ÇEVRE VE İNSAN - GÜNEY DİNÇ Avukatlık Disiplin Hukuku
Tüm Yayınlar
 
Etkinlikler


Türk Dişhekimleri Birliği

 

Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Bilgi İşlem Müdürlüğü