3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Tasarısı Üzerine Türkiye Barolar Birliği'nin Basın Açıklaması:
30.4.2006
Terörizmle mücadele sadece hükümet, silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerince kazanılabilecek bir mücadele türü değildir.
Devlet ve milletin birlikte mücadelesi gerekir.
Bunun için de;
- Devletin tüm organları terörizmle mücadele için seferber edilmeli,
- Bu seferberlik terörizmle mücadeleye inanmış bir kamuoyu tarafından desteklenmeli,
- Bu desteği sağlayabilecek siyasal bir uzlaşmanın oluşumu sağlanmalı,
- İç politikalar mücadelenin aşama ve amaçları doğrultusunda uyumlaştırılmalı,
- Terörizme karşı verilecek mücadelenin haklılığını uluslararası alanda savunabilecek güçlü dış politika dayanakları hazırlanmalıdır.
Bunlarla birlikte;
- Güvenlik güçlerinin takviyesi,
- Uygun yönetim yapısının oluşturulması,
- Mevzuatın düzenlenmesi,
- Sosyo-ekonomik ve kültürel önlemlerin planlanması yapılmalıdır.
Bütün bunların yapılabilmesi için de hem Devletin ilgili tüm kurum ve kuruluşlarının hem de siyasal ve toplumsal uzlaşmayı oluşturabilecek sivil toplum örgütlerinin katılımı, paylaşımı ve uzlaşısı gerekir.
Türkiye'ye yönelik terörizm tehdidinin kısa vadede ortadan kalkacağı beklenmemelidir.
Ülkemizin içinde bulunduğu ortamdaki tehdit algılamalarının şiddetine uygun olarak, kontr-terör veya anti-terör dozajı güçlü bir yasal düzenleme gereklidir.
Bu nedenle Terörle Mücadele Yasası;
- Anayasa'da tanımlanan devletin kuruluş ideolojisine ve temel niteliklerine yönelik terörizm eylemlerini bir bütün olarak kapsamalı,
- Terörizm ile diğer suçlar, terörist ile terör amacı taşımayan suç işleyen sıradan vatandaş arasında kalın bir çizgi oluşturmalı,
- Temel insan hak ve özgürlükleri açısından ciddi endişelere neden olmamak kaydıyla; soruşturma, kovuşturma, cezalandırılma ve cezanın infazı alanlarında diğer suçlardan farklı ve özel bir düzenleme oluşturmalı,
- Bu düzenlemeler caydırıcı nitelikte olmalı,
- Çağdaş devlet anlayışı ve normlarına uygun olarak gerçekleştirilecek terörizmle mücadele faaliyetlerinde zafiyete uğratacak unsurlar içermemeli,
- Çağdaş terörizmin uluslararası vasfını dikkate alarak, dinamik ve kapsamlı önlemler içermelidir.
Bu genel değerlendirmeler ışığında 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı incelendiğinde;
- Öncelikle terörizmle mücadelede “ ulusal yöntem ” (konsept) gereksinimini gidermediği görülmektedir. Türkiye'nin terörizm tehdidiyle karşılaştığı 1970'li yılardan bu yana çeşitli hükümetler tarafından benimsenen “terörizmle mücadeleyi askere ve polise havale etme” anlayışının sürdürüldüğü, terörle mücadelenin siyasal, sosyal, ekonomik, psikolojik ve hatta hukuki boyutlarını tümüyle kapsamadığı görülmektedir.
- “ Özgürlük/güvenlik dengesi ” gibi uluslararası kabul görmüş bir kavramın temel alındığı belirtilirken ne özgürlük ne de güvenlik düzenlemelerinde bu “ denge ” gözetilmemiştir. Terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin operasyonel sorunlara ilişkin çözüm beklentileri özgürlükler sınırlanır kaygısı ile giderilmezken, Tasarının terör suçlarının kapsamını ve bu suçların medya yoluyla işlenmesini düzenleyen hükümlerinde ise özgürlükçü yaklaşımdan uzaklaşılmıştır.
Örneğin, Tasarı ile “banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması”, “hırsızlık”, “çocuğun cinsel yönden istismarı”, “fuhuş” gibi suçların terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi durumunda terör suçu sayılması düzenlenmektedir. Terörle ilişkisi kolaylıkla saptanamayacak bu suçların işlenme oranı da dikkate alındığında güvenlik güçleri ve adli merciler için bu düzenlemenin büyük bir sorun oluşturacağı, kişisel hak ve özgürlükler için de önemli bir kısıtlama içerdiği görülebilmektedir.
Terör suçları bu şekilde genişletilirken örneğin T.C.K. nun 315. maddesindeki “silah sağlama” suçu ve 310. maddenin ikinci fıkrasındaki “Cumhurbaşkanı'na fiili saldırı” suçu doğrudan terör suçu sayılmamıştır. Bu suçların da tasarı kapsamına alınması gerekir.
- Tasarının 5. maddesinin propaganda suçunun basın ve yayın organları aracılığıyla işlenmesini düzenleyen hükmü hangi haberin “propaganda” sayılabileceğine yönelik bir tanım içermediğinden basın özgürlüğü açısından keyfi uygulamalara yol açabilecek niteliktedir. “Propaganda” sözcüğünden ne anlaşıldığının madde metninde açıkça belirtilmesi gerekir.
- Terörle Mücadele Yasa Tasarısı, T.C.K.nun 314. maddesinde tanımı yapılan “ silahlı örgüt ” dışındaki “ terör örgütleri ”nin silahlı örgüt gibi cezalandırılmasını amaçlayan bir düzenleme yapmaktadır. Bu nedenle Tasarı'nın 6. maddesinin birinci fıkrasında T.C.K. 314. maddeye atıfta bulunularak silahsız terör örgütlerinin de “silahlı örgüt” gibi cezalandırılmasını düzenlenmektedir.
T.C.K. nun söz konusu 314. maddesinin üçüncü fıkrası ise “ suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ”na ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin bu suç için de aynen uygulanacağını düzenlemekte ve T.C.K.nun “suç işlemek için örgüt kurma” ve bu suçtan etkin pişmanlığı düzenleyen 220 ve 221. maddelere atıf yapmaktadır.
Bugünkü mevzuat ve Yargıtay uygulamaları T.C.K. 314. maddesi kapsamındaki silahlı örgütler hakkında yasal şartları oluştuğu takdirde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması olanağını tanımaktadır.
Tasarı'nın 6. maddesinde yapılan yeni düzenleme silahlı eylemleri olmayan, fakat Yargıtay kararları ile terör örgütü kabul edilen örgütlerin yönetici ve mensuplarının da etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması olanağını sağlamaktadır.
T.C.K. nun 314. maddesinde belirtilen silahlı örgütleri kuranların eylemlerinden dolayı 765 sayılı (eski) T.C.K. nun 125 veya 146. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları durumunda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmalarına ise 221 inci maddenin 4 cü fıkrasının açık hükmü karşısında yasal olanak bulunmamaktadır.
Yorum tartışmalarına açık olduğu gözlenen ve zorunlu da olmadığına inandığımız bu düzenlemenin kamu oyunda oluşan kaygıları giderecek şekilde yeniden yazılmasında yarar vardır. Kamuoyumuza saygılarımızla sunarız.30.4.2006
|
Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
|
|