KAMUOYU DUYURUSU
21-22 Mayıs 2005'de Antalya'da 28.Genel Kurulunu tamamlayan Türkiye Barolar Birliği, Avukatlık Yasası'nın verdiği “HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ VE İNSAN HAKLARINI SAVUNMAK VE KORUMAK, BU KAVRAMLARA İŞLERLİK KAZANDIRMAK” görev ve sorumluluğunun bilinci ile çalışmalarını sürdürmektedir.
Hukukun üstünlüğünün temel koşulunun “bağımsız savunma” olduğuna inanan Türkiye Barolar Birliği; “bağımsız savunma”nın bağımsız yargıda, bağımsız yargının hukuk devletinde, gerçek hukuk devletinin de eksiksiz demokraside olacağı inancı ile toplumumuzu “eksiksiz demokrasi” yi tüm kurum ve kuralları ile gerçekten istemeye çağırmaktadır.
Avrupa Birliği sürecinin zorlaması ile de olsa son dönemde “hukukun üstünlüğü” ve “insan hakları” alanlarında elde edilen kazanımları önemsiyor ve bunların yaşama geçirilmesinde üzerimize düşen katkıyı koyuyoruz.
Ancak, başta siyasi iktidar olmak üzere tüm toplum, “eksiksiz demokrasi” ve bunun sağlam zemini olan “sosyal adalet” hedeflerini gerçekleştirmeye odaklanmamız gerekirken siyasi iktidarın parlamentodaki sayısal üstünlüğüne güvenerek uygulamaya koyduğu bazı politikaları, gündemde olmaması gereken yararsız konular ve zaman kaybı olarak değerlendiriyoruz.
TBMM'ndeki sayısal çoğunluğun, ulusal egemenliğin biricik temsilcisi olduğunu kabul etmek ve dolayısıyla her istediğini yapabileceğini iddia etmek demokrasinin “iktidarın sınırlandırılması” ve “güçler ayrılığı” ilkelerine aykırıdır. Çoğunluğun diktatörlüğünü savunan ifadeler demokrasinin kendisini ortadan kaldıracak söylemlerdir. TBMM'nin toplumsal uzlaşmanın gerçekleştiği kurum olduğu unutulmamalıdır. Anayasa Mahkemesini kapatabileceğini söylemek, topluma simge niteliğinde dinsel dayatmalarda bulunmak hep bu doğrultudaki yanlış politikalardır. Seçmen tabanındaki destekle parlamentodaki temsil arasındaki orantısızlığı dikkate almadan uygulanmak istenen politikalar gereksiz tartışmalara yol açmaktadır. Toplumumuzda dinsel özgürlüklerin kullanımında bir sıkıntı varmış gibi, izinsiz Kur'an kurslarını cesaretlendiren düzenlemeler, Milli Eğitim Bakanlığı'nın yaptığı dinsel içerikli anket ve müfredat değişikliği bu politikaların son örnekleridir.
Dinsel içerikli benzer yaklaşımların sürekli gündeme getirilerek rejimin laik niteliğine yönelik tartışmaların canlı tutulmasından ve laiklik anlayışındaki geri gidişten kaygı duyuyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olma özelliğini koruyacaktır.
Yüksek öğrenim kurumlarımızın içinde bulunduğu bir çok sorun çözümlenememişken TUBİTAK Yasasının siyasetin bilime müdahalesine olanak verecek şekilde değiştirilmesini yerinde görmüyoruz.
Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesi sırf bu nedenle ertelenmiş iken geçen sürede basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların düzeltilmemesi, ayrıca savunma hakkına da yeni sınırlamalar getirilmesi beklentileri boşa çıkarmıştır. Basın özgürlüğünün daraltılmasına yönelik gayretlerin demokrasi ve çağdaş özgürlük anlayışı ile bağdaşması olanaksızdır.
Hukukun üstünlüğünü, laik cumhuriyeti, sosyal devleti korumak ve geliştirmekten başka bir endişesi olmayan Sayın Cumhurbaşkanımızın bu doğrultudaki tasarruflarını destekliyoruz. Yürütme organının başı olarak, müdahalede bulunduğu üst düzey atamalarda vekillik uygulaması ile devre dışı bırakılmasını ve vekaleten atamaların asıl kural haline getirilmesini İdare Hukukunun temel ilkelerine aykırı buluyoruz.
Türkiye Barolar Birliği olarak isteğimiz; ekonomik ve sosyal bütün sorunlarını yenmiş bir Türkiye'dir.
Bunu gerçekleştirmenin yolu da geçmişe bakmak değil, geçmişten güç alarak ulusal değerlerimize, cumhuriyetimize ve Atatürk ilkelerine sahip çıkmak, bilimin olanaklarını ve insanımızın gücünü kullanarak özgürlükleri genişletmek, eksiksiz demokrasiyi gerçekleştirmektir.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ
|