TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI’NDAN
TÜRK VE DÜNYA KAMUOYUNA BİLDİRİ
12.10.2006 Perşembe günü(yarın) Fransız Millet Meclisi’nde insanoğlunun uzun yüzyıllar büyük ve kanlı mücadeleler sonucu kazandığı, “insan derisi ile kaplı” anayasalar ve yasalar ile güvence altına alınan düşünce özgürlüğünü ortadan kaldıracak bir yasa teklifi oylanacaktır.
Fransız Hükümeti bu yasa teklifi ile bir ilgileri bulunmadığını açıklamak gereğini duymakla oylanacak yasa teklifinin düşünce özgürlüğüne, insanoğlunu diğer varlıklardan ayıran akıl ve iza’anına aykırılığını kabul etmiş olmaktadır.
Bu yasa teklifi ile 29 Ocak 2001 yılında “Fransa Ermeni soykırımını açıkça tanır” şeklindeki yasa ile kabul edilen Anadolu’da 1915 yılında Ermeni ırkına karşı bir “soykırım” yapıldığı ön yargısı pekiştirilmekte ve bunu inkâr edenlerin cezalandırılması öngörülmektedir. “29 Temmuz 1881 tarihli basın özgürlüğü hakkındaki yasanın 24. (tekrar) maddesinde öngörüldüğü üzere, aynı yasanın 23.maddesinde belirtilen yollarla 1915 Ermeni Soykırımı’nın varlığını inkâr edenler cezalandırılacaktır.”
Bu ön yargının temelinde siyasi hesaplar yatmaktadır.
1915 yılında Anadolu’da neler olmuştur?
Daha öncesi Hınçak ve Taşnak Komiteleri, “Türkiye’de ihtilal yoluyla gerçekleştirilecek olan hedeflere ulaşabilmek için”, programlarına göre “propaganda, tahrik, tedhiş/terör” metodları kullanarak isyanlar düzenlemişlerdir. Devlete karşı silahlı başkaldırı niteliğindeki bu isyanların sayısı sadece 1895 yılında yirmibeştir.
Ayrılıkçı hareket, Programlarının 7. maddesine göre, kalkışmanın gerçekleştirileceği en uygun zaman olarak “Türkiye’nin savaşa girdiği zamanı” belirlemiştir. Osmanlı devleti Kasım 1914’te Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde Ermeni ayrıçlıları bekledikleri günün geldiğini düşündüler.
Birinci Cihan Savaşı dolayısıyla bütün Avrupa’da olanlardan Anadolu’da ne eksik, ne fazla bir şey olmuştur. Doğuda Rusya İmparatorluğu orduları Doğu Anadolu’yu istilaya başlıyorlar. Batıda İngilizler ve Fransızlar Çanakkale’yi zorluyorlar. Güneyde İngilizler Süveyş kanalı harekâtını başlatıyorlar.
Ermeniler de içeride Van’da isyan ediyorlar. 24 Nisan’da Ermeni ihtilalcilerin elebaşları İstanbul’da tutuklanıyor. Ermenilerin ilk yalanı bugünü “katliam günü” olarak ilan etmeleridir. Oysa ortada sadece, devletin güvenliği amacıyla yapılan tutuklamalar vardır.
Savaşan ordu askeri değerlendirmelerin sonucu olarak, düşmanca tavrını açıkça belli eden bu bölgedeki Ermenileri geride bırakmamak için Anadolu’nun başka yerlerine ve Suriye’ye sürülme (tehcir) kararı almıştır. Bu konuda bir yasa çıkarılmıştır. O günün ulaşım koşulları içinde yollarda açlıktan, hastalıktan, eşkıyaların saldırılarından can kaybı olduğu, büyük ve giderilmesi olanaksız acılar yaşandığı açıktır. Ancak bunu bir ırkı ortadan kaldırmak, yok etmek anlamındaki soykırımla bir ilgisi yoktur. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde hatırı sayılır bir Ermeni nüfusu her zaman olmuştur. Hatta bunlar 1919–1922 arasında Yunan kuvvetleri ile işbirliği yaparak Anadolu halkına karanlık ve ızdırap dolu günler yaşatmışlardır. Amiral Bristol başkanlığındaki bir heyetin 1919 yılındaki raporu bu konuda yadsınamaz bir belgedir.
Aynı tarihlerde donanımsızlık, ulaşım zorluğu ve yiyecek sıkıntısı dolayısıyla Sarıkamış’ta 90 bin Türk askerinin kaybedilmiş olması devletin imkânlarını ve koşulları göstermesi açısından dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Ayrıca Türk ordusu Çanakkale’de ve Arabistan çöllerinde de aynı yoklukları yaşamış ve sayısız askerini bu suretle kaybetmiştir.
Rusya ve Fransa orduları himayesinde Osmanlı İmparatorluğu uyruğu Ermeniler geniş çapta ayaklanmışlar, bölgenin Türk, Kürt, Çerkez Müslüman halkını öldürmüşler, ırz ve namuslarına saldırılarda bulunmuşlardır. Bu konuda Rus generallerinin tanıklığı vardır.
Güney Anadolu’da Maraş, Ayıntap, Urfa ve Adana’da Ermeniler Fransız askeri kisvesi ile yine Türk Müslüman halkı öldürmüşlerdir. Bu kentlerimizin adlarının başına sonradan eklenen Kahraman, Gazi ve Şanlı eklerinin hangi gerekçe ile verildiğini en iyi Fransızlar takdir edeceklerdir.
Bunun içindir ki Fransa kamuoyu, milletvekilleri bu olaylarda kendi sorumluluklarını unutmamak zorundadırlar. Fransa Türk halkına, Cezayir ve Vietnam’daki insanlık dışı davranışları yanında Güney Anadolu’da Ayıntap’ta, Maraş’ta, Urfa’da, Adana’da Ermenilere yaptırdığı vahşetin de hesabını vermek zorundadır. Ermenileri yüzyıllardır birlikte yaşadıkları halktan ve topraklardan koparmışlar, peşlerinden Fransa’ya götürmüşlerdir. Bugün Fransa ve diğer ülkelerde yaşayan Ermeniler, öncelikle kendilerini sonuçsuz ve kanlı bir maceraya sürükleyenlerden bunun hesabını sormalıdırlar.
Bize Anadolu’da yaptıklarının hesabını vermeyen bir halkın başkasından hesap sormaya hakkı bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin aralarında Fransa’nın da olduğu emperyalist güçlerin türlü oyunlarına ve gizli-açık saldırılarına karşı verilmiş bir Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda kurulmuş olduğu unutulmamalıdır.
Bu tasarı kabul edildiği takdirde, siyasal çalkantı yaşanacaktır. Bizler “Sizinle aynı düşüncede olmayabilirim, ama düşüncenizi söyleme hakkınızı sonuna kadar savunacağım,” diyen Voltair’in temsil ettiği aydınlanma çağı düşünürlerinin Fransa’sına sonuna kadar saygılıyız. Ama Fransa’nın düşünce özgürlüğü gibi kutsal bir kavramı, bir takım gündelik siyasal hesaplara kurban eden ve 21.yüzyılda hala geçmişteki emperyalist amaçlarını gerçekleştirmek peşinde olan çirkin yüzü karşısında da sessiz kalamayız. Bu bize 1920’lerde, en güç koşullar altında Cumhuriyetimizi kurmuş olan kuşaklardan kalan onurlu bir görevdir.
Türkiye Barolar Birliği, Fransız Millet Meclisi’nde görüşülen bu tasarının kabul edilmesi halinde, Fransız Baroları ve Üniversiteleri ile olan bütün ilişkilerini kesecek ve Fransa’da “Ermeni soykırımı yoktur,” etkinlikleri düzenlemek gibi eylemleri birer birer yürürlüğe sokacaktır.
Kamuoyuna duyurulur.
|