TÜSİAD'ın
"TÜRK DEMOKRASİSİ’NDE 130 YIL (1876-2006)
Prof. Dr. Bülent Tanör’ün Anısına
'Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri'
10. Yıl Güncellemesi Raporu"nda
Türkiye Barolar Birliği'nin Görüşlerine yer verildi
Anayasa Yargısı Yoluna Başvurma
Yasaların anayasaya uygunluğunun denetimi, hak arama özgürlüğü bakımından da önemlidir.
İdari ya da adli yargı yoluna başvurarak hak arayan kişi, kendisine uygulanacak yasa hükmü anayasaya uygun değilse ne yapacaktır?
Anayasaya Mahkemesi, denetimini, iptal davası açılması ya da itiraz yoluyla kendisine başvurulması halinde yapabilmektedir.
Bu bakımdan, iptal davası açmaya yetkili kişi ya da organların geniş tutulması önemlidir. 1982 Anayasası, 1961 Anayasası’nın ilk metnine göre, hatta 1971 değişikliklerinden sonraki metnine göre, Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açma hakkını aşırı sınırlamıştır. Artık TBMM’de temsil edilen partiler değil yalnızca iktidar ve anamuhalefet partileri grupları, üye sayısının altıda biri değil beşte biri iptal davası açabilir. Kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve üniversitelerin dava açma hakları nı ellerinden alınmıştır.
İtiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması halinde, mahkeme Anayasa Mahkemesi kararını verinceye kadar davayı geri bırakır ve Anayasa Mahkemesi altı ay içinde kararını vermezse, anayasaya aykırılık sorununu kendisi çözebilirken, bu olanak 1982 Anayasası ile mahkemelerin elinden alınmıştır.
Bütün bu sınırlamalar, iptal davası yoluyla kişinin dolaylı yoldan anayasa yargısına başvuru hakkını büyük ölçüde sınırlamıştır.
Bülent Tanör, iptal davaları ve itiraz yolu ile ilgili olarak, 1961 Anayasasındaki esaslara dönülmesini öneriyordu. Bu yapılmamıştır.
Bizim sistemimizde, Anayasa Mahkemesi’ne kişisel başvuru hakkı tanınmamıştır. Günümüzde, bunun büyük bir eksiklik olduğu görülmektedir. Haklarının ihlal edildiğini ve yargı organına başvuru sonucunda da haklarını elde edemediklerini düşünenler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmak zorunda kalmaktadırlar.
Bu nedenle, kişisel başvuru (anayasa şikayeti) hakkının tanınması, günümüzde, kaçınılmaz hale gelmiştir (Benzeri bir öneri için bkz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Adil (Düzgün) Yargılanma İlkesi Işığında Hukuk Devleti ve Yargı Reformu, TÜSİAD yayını, İstanbul, 2003, s. 38-39).
Öneriler
Anayasa’nın 150. maddesi, aşağıdaki gibi değiştirilmelidir:
“Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, TBMM siyasi parti gruplarına, TBMM’de temsil edilen siyasi partilere, TBMM üye tam sayısının en az altıda biri tutarı ndaki üyelere, kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay, Danıştay ve üniversitelere aittir.”
Anayasa’nın 152/3. maddesi, aşağıdaki gibi değiştirilmelidir:
“Anayasa mahkemesi, işin kendisine gelişinden itibaren altı ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse, mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiası nı kendi kanısına göre çözümleyerek davayı yürütür. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkemeler buna uymak zorundadır”.
Anayasa’nın 153/2. maddesinde yer alan “on yıl” sözcükleri, “beş yıl” olarak değiştirilmelidir.
Anayasa’ya aşağıdaki madde eklenmelidir:
“Bireylerin doğrudan başvurusu
Madde: Herkes; kamu gücü tarafından, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerinden birinin ihlal edildiği iddiasıyla, yasa yollarının tüketilmiş olması kaydıyla, Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Ancak, başvuru sahibi açısından sonradan düzeltilemeyecek ağır sakıncaların ortaya çıkacak olması ya da Anayasa başvurusunun önemli bir soruna ışık tutacak olması hallerinde; Anayasa Mahkemesi, diğer başvuru yollarının tüketilmesi koşulunu aramayabilir.
Bireysel başvurunun gerekçesinde; zedelendiği ileri sürülen temel hak ve buna neden olan kamu işlemi ya da ihmali belirtilmelidir.
Başvuru süresi, ihlalin kaynağını oluşturan işlemin başvuru sahibine yazılı ya da sözlü olarak bildiriminden başlayarak 30 gündür. İhmal yoluyla ihlal durumunda başvuru, ihmal devam ettiği sürece yapılabilir.
Anayasa başvurusu, bir yasaya karşı ya da aleyhine yargı yoluna gidilemeyecek bir mahkeme kararına ya da idari işleme karşı yapılabilir. Başvuru süresi, yasanın yürürlüğe girdiği ya da kararın kesinleştiği ya da işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde yapılmalıdır.
Anayasa başvurusu, bir mahkeme kararına karşı yapılmışsa Anayasa Mahkemesi bu kararı kaldırabilir ve işi yetkili mahkemeye gönderir. Başvuru, bir yasaya ya da idari işleme karşı yapılmışsa, sözkonusu yasanın ya da idari işlemin iptaline karar verir” (Türkiye Barolar Birliği’nin “Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Önerisi”nden alınmıştır).
|