AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ TARAFINDAN
“IRKÇILIK, YABANCI DÜŞMANLIĞI VE SOYKIRIMIN İNKÂRINI”
SUÇ HALİNE GETİRMEYİ ÖNGÖREN ÇERÇEVE TASLAĞI HAKKINDA TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’NİN BASIN AÇIKLAMASI
Avrupa Birliği Konseyi, 1 Mayıs 1999 tarihli Amsterdam Antlaşması’nın sağlamış olduğu hukuki imkândan olanaktan yararlanarak, 26 Mart 2007 tarihinde, “ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve soykırım inkârını” suç haline getirmeyi öngören bir Konsey Çerçeve Karar Taslağı kabul ederek AB üyesi ülkeleri bu konuda cezai önlemler dahil olmak üzere gerekli tedbirleri almaya davet etmiştir. Bilindiği gibi çerçeve kararlar, üye ülkelerin kanunları ile yasal düzenlemelerini uyumlaştırma amacıyla kullanılmaktadır.
Anılan taslağın 5/a paragrafında, “üye ülkeler, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile mücadelenin anlaşılır bir çerçevede çeşitli önlemler almak gerektirdiğini ve bunların sadece cezai işlerle sınırlanmaması gerektiğini kabul ederler. Bu Çerçeve karar, özellikle ırkçılık ve yabancı düşmanlığını ceza hukuku anlamında ciddi şekilleriyle mücadelesi ile sınırlıdır. Üye ülkelerin kültürel ve hukuki geleneklerinin, bir ölçüde, özellikle bu alanda farklı olması nedeniyle ceza hukuklarının tam uyumlaştırılması şu an mümkün değildir. Bu Çerçeve Karar, bu alandaki bu alandaki ortak cezai düzenlemelere doğru bir ilk adımdır,” denilmektedir.
Taslağın 9. paragrafında da, cezai tedbirlerin, üye ülkeler arasında tam ve etkin bir adli yardımlaşma sağlaması ve bu şekilde ırkçılık ve yabancı düşmanlığı suçları ile daha etkin mücadeleye yol açması gerektiği belirtilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve soykırım suçları ile ilgili herhangi bir sıkıntısı bulunmamaktadır. Avrupa Konseyi’nin bir organı olan Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Savaşım Komisyonu’nda (ECRI) Türk temsilcilerinin yıllardır aktif biçimde çalışmakta ve katkıda bulunmakta oldukları, konuyla ilgilenenlerce bilinmesi gereken bir gerçektir. Türk Ceza Kanunu’nda bu suçları ciddi biçimde cezalandıracak düzenlemeler de mevcuttur. Türkiye Barolar Birliği bu suçlar hakkında alınacak her türlü önlemi içtenlikle desteklemektedir, destekleyecektir.
1923 yılından önce, Birinci Dünya Savaşı’nın bunalımlı günlerinde, devlete karşı başkaldırı eylemlerinden dolayı ülkenin düşmanla savaşılan bölgelerinde iç ve dış güvenliği sağlamak amacıyla öngörülen tedbirlerden dolayı çeşitli grupların büyük zararlar görmüş olduğu bir gerçektir. Ancak, tarihe mal olmuş bu olaylar, belli amaçlarla sömürülmekte, dünya kamuoyunda yanlış kanaatler oluşmasına neden olabilecek bir bilgi kirlenmesi yaratılmaktadır. Bu oyun, bütün dünyanın gözü önünde oynanmaktadır. Bu haksızlığa karşı tarafsız ve vicdan sahibi bilim adamları ve politikacılar tepki göstermekte, kimi yerde –ceza tehdidine karşın- gereken cevaplar da verilmektedir.
Türkiye Barolar Birliği’nin Fransız Parlamentosu’nun bu konudaki yasa tasarısı girişimi sırasında yayımladığı 11 Ekim/2006 tarihli bildiride tarihi gerçek ve yaşanan olaylar objektif ölçülerle ortaya konmuştur. Oradan yapacağımız bir alıntı durumu anlamaya yardımcı olacaktır.
“(1915 yılında) savaşan ordu askeri değerlendirmelerin sonucu olarak, düşmanca tavrını açıkça belli eden bu bölgedeki Ermenileri geride bırakmamak için Anadolu’nun başka yerlerine ve Suriye’ye sürülme (tehcir) kararı almıştır. Bu konuda bir yasa çıkarılmıştır. O günün ulaşım koşulları içinde yollarda açlıktan, hastalıktan, eşkıyaların saldırılarından can kaybı olduğu, büyük ve giderilmesi olanaksız acılar yaşandığı açıktır. Ancak bunu bir ırkı ortadan kaldırmak, yok etmek anlamındaki soykırımla bir ilgisi yoktur. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde hatırı sayılır bir Ermeni nüfusu her zaman olmuştur. Hatta bunlar 1919–1922 arasında Yunan kuvvetleri ile işbirliği yaparak Anadolu halkına karanlık ve ızdırap dolu günler yaşatmışlardır. Amiral Bristol başkanlığındaki bir heyetin 1919 yılındaki raporu bu konuda yadsınamaz bir belgedir.
Aynı tarihlerde donanımsızlık, ulaşım zorluğu ve yiyecek sıkıntısı dolayısıyla Sarıkamış’ta 90 bin Türk askerinin kaybedilmiş olması devletin imkânlarını ve koşulları göstermesi açısından dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Ayrıca Türk ordusu Çanakkale’de ve Arabistan çöllerinde de aynı yoklukları yaşamış ve sayısız askerini bu suretle kaybetmiştir.
Rusya ve Fransa orduları himayesinde Osmanlı İmparatorluğu uyruğu Ermeniler geniş çapta ayaklanmışlar, bölgenin Türk, Kürt, Çerkez Müslüman halkını öldürmüşler, ırz ve namuslarına saldırılarda bulunmuşlardır. Bu konuda Rus generallerinin tanıklığı vardır.
Güney Anadolu’da Maraş, Ayıntap, Urfa ve Adana’da Ermeniler Fransız askeri kisvesi ile yine Türk Müslüman halkı öldürmüşlerdir. Bu kentlerimizin adlarının başına sonradan eklenen Kahraman, Gazi ve Şanlı eklerinin hangi gerekçe ile verildiğini en iyi Fransızlar takdir edeceklerdir.”
Haksız suçlama ve olayların tahrif edilmesi karşısında kalındığından, gerçeğin ortaya çıkması bağlamında, yapılacak girişimlerin, savunma amaçlı çalışmaların ve karşı yanın karalamalarına karşı çıkmaların cezalandırılması gibi, düşünce özgürlüğünün kısıtlanması yanında hakkaniyetle bağdaşmayacak bir tablo ortaya çıkaracaktır.
Türkiye Barolar Birliği olarak, bu Çerçeve Taslak hakkındaki endişemiz bu yön dolayısıyla oluşmaktadır. Konsey Çerçeve Kararı’nın Türkiye’nin bu endişelerini ortadan kaldıracak ve haksızlık yapmayacak bir düzenleme içermesi gerekmektedir. Tarih, insanlar arasında karşılıklı dostluk ve anlayış duygularını geliştirecek ve barışa hizmet edecek biçimde yorumlanmalıdır.
Tarihi olayların sürekli olarak gündemde tutulması halinde bizlerin de gündeme getirebileceğimiz pek çok olay bulunduğunu, ancak böyle davranışların dünya barışına ve sağlanmak istenen birliğe gölge düşüreceğini belirtmek isteriz.
Çerçeve Karar’da “1948 Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”nde tanımlanan soykırım” suçlarına “alenen göz yumulması, reddedilmesi veya hafife alınması”nın cezalandırılacağı belirtilmelidir.
Ayrıca yargı yetkisi açısından da tanımlanan suçları “reddetme veya hafife alma” eylemlerini, eylemin işlendiği yerdeki devletin yetkili ulusal mahkemesinin veya “1948 Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” ile uyumlu, gerekli yargılama yetkisine sahip uluslararası bir ceza mahkemesinin yetkili olduğu açıkça belirtilmelidir. Bu konuda Türk kamuoyunun ve sivil toplum örgütlerinin duyarlılık göstermesi gerekliliği dileğimizi de saygıyla duyururuz.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ
|