TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ'NİN DİYARBAKIR VE CİZRE BAŞTA OLMAK ÜZERE GÜNEYDOĞU’DA MEYDANA GELEN OLAYLARA İLİŞKİN AÇIKLAMASI
20.02.2008
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana, “çağdaş uygarlığın” olmazsa olmazları “demokratik, laik,sosyal, hukuk devleti”nin yaşama eksiksiz yansıtılması konusunda ilerlemeye çalışırken, etnik ve dinsel kalkışmalarla karşı karşıya kalmış; “çağdaş uygarlık” yolundaki gelişmeler sekteye uğramıştır.
Türkiye, son zamanlarda zamansız ve anlamsız “türban” tartışmaları ile hızla güvensizlik ortamına kaymaktadır. Bu ortamda etnik sorun yine ön plana çıkmaya başlamıştır. Hükümlü bir teröristin yakalanmasının yıl dönümü bahane edilerek Cizre’de çocuklar sokağa döktürülmüş, yöre halkının ev ve işyerlerine zarar verilmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin simgesi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin namus belgesi olan bayraklar gönderlerden indirilerek hakaretler yağdırılmıştır.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde, etnik niteliği ön planda olan bir siyasal partinin TBMM’ne girmesini, “demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti” yönünde kazanımlar sağlama yolunda kolaylaştırıcı rol oynayabileceği, aşılmaz sanılan problemlerin çözümünün hukuk içinde sağlanabileceği umudu ile heyecanla karşılayanlar hayal kırıklığına uğramışlardır.
Olumsuz gelişmelerin başında, dağdaki teröristlerin ardı ardına karakollara saldırıp, Türkiye Cumhuriyeti’ni kendisini savunma zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmış olmaları gelmektedir.
Teröristlere karşı, uluslar arası destek sağlanıp, etkin mücadele başlatılınca, demokratik açılım beklediğimiz siyasal hareket, karakol baskınlarını sessizce seyrederken, askeri harekâta “canlı kalkan” olma işlevini yüklenmekte tereddüt etmemiştir.
Diyarbakır’da bir eğitim kurumunun önündeki hain tuzak, geleceklerini hazırlamaya çalışan gençleri ve ailelerini kedere boğmuş; ancak bu insanlık dışı eylem de unutturulmak istenmiştir.
Arkasından Cizre’de Türk bayrağı hakarete uğramıştır. Çocuklara karşı kolluk güçlerinin insani yaklaşımlarına karşın, Türkiye Cumhuriyeti’nin simgesi olan bayrağa hakareti protesto etmeyenler, “Kürt sorununun demokratik çerçevede çözülmesi" için yollara düşmüşlerdir.
Ortada bir sorun varsa, bu tek tarafın iyi niyet ve gayreti ile çözülemez.
Bugüne kadar izlenen politikaların başarılı sayılamayacağı gerçeği ile karşı karşıyayız. Halkın mutluluğunu sağlayacak, Türkiye Cumhuriyeti ile bağlarını güçlendirecek politikaların gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Siyaset, hukuk, ekonomi, eğitim, sağlık ve diğer alanlardaki politikaların, sağlanacak şiddetten arındırılmış, güvenli bir ortamda tartışılması sonunda, çözümler üretilmesi mümkün olabilecektir.
Elinde silah bulunan, zor kullanan ve bu yolla başarıya ulaşabileceğini zanneden terörist gruplar sadece kendilerine ve sığındıkları insanlara zarar vermektedirler. Bölgenin kalkınmasını engellemekte, yapılanları yıkmakta tereddüt etmemekte, ticareti durdurmakta, düşünce hayatını dumura uğratmakta, “özgür” düşünceli insanları dışlamaktadırlar. Onlar kendilerine uzanan elleri, zorla bir şey elde edebilecekleri hayali ile itmemeli, çocuklarını ve kadınlarını polisle karşı karşıya getirmemeli, onları kan içici teröristleri korumak için “canlı kalkan” olarak kullandırmamalıdırlar.
Sorunların çözüm yolu bu değildir. Bu yolla sağlanacak bir şey olmadığı gibi, ülke olarak kazanımlarımız da elimizden kaçmakta; hep birlikte çözümsüzlüğe doğru sürüklenmekteyiz.
Türkiye Barolar Birliği olarak, kamuoyunu adil, eşitlikçi, kimseyi dışlamayan, şiddetten arınmış bir ortamda soğukkanlılıkla sorunları tartışmaya ve çözüm üretmeye çağırıyoruz.
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ
|