TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

TBB BAŞKANININ 25.10.2003 GÜNÜ YAPILAN
"AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ ve
İDARİ YARGI"

KONULU SEMPOZYUMDA YAPTIĞI KONUŞMA

Sayın konuklar, değerli meslektaşlarım, basınımızın duyarlı temsilcileri Danıştay, Avrupa Konseyi, İnsan Hakları Eğitimi On yılı Ulusal Komitesi, Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezinin birlikte düzenledikleri "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İdari Yargı" konulu sempozyuma hoş geldiniz.

Yargıtay'ımızın katkılarıyla ilkini geçen ay gerçekleştirdiğimiz "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Adli Yargı" konulu sempozyum çok yararlı olmuş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının iç hukukumuza ve dolayısıyla Adli yargılamaya etkileri ve yansıması bütün boyutlarıyla tartışılmıştır. Bu kez iki gün süreyle konunun İdari Yargı boyutunu tartışacak olan katılımcılar, bizlere önemli bilgiler sunacaklardır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri, insan haklan için uluslar üstü güvence sisteminin kurumsallaşmasına yönelik uluslararası mücadele ve çalışmaların ortak bir ürünüdür. Bu alanda oluşturulmakta olan uluslararası koruma düzeni, insan hakları kavramına bir başka boyut kazandırmakta ve normal hukuk düzeninin ötesinde öncelik sağlamaktadır.

Bir anlamda, uluslararası insan hakları düzeni, ulusal hukuk düzenlerinin ötesinde geçerlilik kazanmakta ve insan haklarını çiğneyen devletlere ve bu duruma çözüm getirmeyen ulusal hukuklara karşı alternatif hukuk düzeni olarak devreye girmekte; temel hak ve özgürlükleri çiğnenen tüm insanları hiçbir fark ve ayrım gözetmeden koruma altına almaktadır.

Temel hak ve özgünlüklerin korunmasına ilişkin "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin oluşumuna, insanlığa büyük acılar veren, dünya savaşları ve özellikle İkinci Dünya Savaşı ve savaş suçlularının yargılanması neden olmuş ve gerekçe oluşturmuştur. Dünyanın benzeri durumlara sürüklenmesini ve insanlığın aynı dramları yaşamasını önlemek için çeşitli uluslararası sözleşme ve hukuk belgeleri geliştirilmiştir. Yaşanan olumsuzluklar nedeniyle devlet ve egemenlik anlayışı ulusal ve uluslararası boyutta büyük sarsıntılar geçirmiş, asırlarca etkili olan "devletin en yüksek değer olduğu" inancı bu suretle dönüşüme uğramış ve ona kendi vatandaşları üzerinde sınırsız ve kontrol edilemez güç verilmemesi gerektiği kabul edilmiştir. Dünya savaşları sonrası güvenirliği sarsılan devlet egemenliğinin uluslararası sorumluluk ve denetim altına alınması zorunluluğu kendini göstermiş ve buna gerek duyulmuştur. Bu anlayışın sonucu insan haklarının ortak bir teminata kavuşturulması suretiyle devletin bu alanda vatandaşları üzerinde tek başına yetkili olmasına son verilmiştir. Böylece, sözleşmenin öngördüğü sistemde temel haklar, sözleşmeye taraf devletlerin tekel ve tasarrufuna bırakılmamış, eski devlet ve egemenlik saplantılı anlayış, insan haklan lehinde çığır açacak şekilde değişime uğramıştır. AIHS'nin sağladığı hakların güvencesi, yargısal kapsamda "Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi"nce sağlanmaktadır.

Türkiye AİHS'ni 10 Mart 1954'de yasayla onaylamış, onay belgesinin l8 Mayıs 1954 de Avrupa Konseyi'ne verilmesi ile sözleşme Türkiye için yürürlüğe girmiş ve Türk hukukunun bir parçası olmuştur. Bu gelişmelerden çok sonra, 21 Nisan 1987'de İnsan Hakları Komisyonu'na "bireysel başvuru hakkı", 27 Eylül 1989'da ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin "zorunlu yargı yetkisi" tanınmıştır.


Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvuru hakkının tanınması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin zorunlu yargı yetkisinin kabulü ile, Avrupa İnsan Hakları Hukuku ile daha aktif bir bütünleşme sürecine girilmiş olunmaktadır. Bu sürecin kavranabilmesi ve hızla uyum sağlanabilmesi için AİHS'nin oluşturduğu hukuk anlayışının ve bu anlayıştan kaynaklanan yargı isteminin doğal sonucu oluşan, şekillenen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin üye ülkelerde ki yargısal gücü ve işlevsel konumunun belirginleştirilmesi ve netleştirilmesi zorunludur. Hukuka, adalete ve insan haklarına yönelmiş ve gönül vermiş kuruluş ve hukukçuların katkılarıyla gerçekleştirdiğimiz bu sempozyumun amacı budur. Bu vesileyle sempozyumumuza katkı sunan konuklarımıza ve emeği geçenlerin tümüne saygı, sevgi ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Bireysel toplumsal ve kamusal faaliyetlerin uluslararası hukuka da uygun olması gerekir. Türk yurttaşı, uygar ve çağdaş ulusların oluşturduğu büyük aile içinde Türk ulusunun bireyi kadar, aynı zamanda insanlığında üyesidir. Bu bakımdan, artık insan hakları ulusal bir hukuk sorunu olmaktan çıkmış, evrensel bir anlam, içerik ve boyut kazanmıştır. Uygar toplumlarda insan haklarını ilgilendiren hiçbir olgu, salt iç hukuk sorunu olarak görülmez, insan haklarına ilişkin ulusal ve uluslararası hukuk kurallarına uyulmadığında, insan haklarına saygılı hukuk devletinden söz edilemez. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin kuralları ve bu kuralların güvencisi olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı kabul edilmelidir. Bunun sonucu, yürütme organı, eylem ve işlem tesis ederken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve benzeri sözleşmelerin oluşturduğu uluslar üstü hukuk ilkelerini göz önünde bulundurmalıdır. Yine yargı kararını verirken, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin getirdiği normların ve oluşturduğu hukuk düzeninin bağlayıcılığını göz önünde tutması gereklidir.

Bu genel tanımlama karşısında yargıçlarımız, ulusal hukuka katılmış olsun veya olmasın uluslararası hukuk kurallarına yardımcı kaynak olarak her zaman başvurabilirler. Yardımcı kaynak değil de temel kaynak olabilmesi için, bunların Türk hukuk dünyasına usulüne uygun olarak katılmış olmaları gerekir.

Anayasamızın, 15,16,42,90 ve 92.maddeleri uluslararası örf ve adet kuralları ile uluslararası sözleşmelerin iç hukukta doğrudan uygulanmasını sağlayacak kuralları içermektedir. Bu kurallar doğrultusunda usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan anlaşmalar, o andan başlayarak, bir ulusal metin haline gelmiş olur. Bu bağlamda, idarenin işlem ve tasarruflarının "Hukuka Uygunluğu"nu yargısal güç kullanarak denetleyen "İdari Yargı"nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AB üye devletlerin yasama, yürütme ve yargı organlarının hak ve hukuk ihlallerinde son sözü söyleyen, bunu gerçekleştirirken sözleşme hükümlerini somut olaya uygulayan ve yorumlayan AİHM'si kararlan karşısında uygulaması ne olacaktır? Sempozyumumuz bu sorunun yanıtını bulmaya yardımcı olacaktır.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, etkinliğin yararlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum.

Avukat Özdemir Özok

 
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Başkanın Özgeçmişi
Başkanın Mesajı
Konuşmalar
Konuşma Videoları
E-Posta

 

Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Bilgi İşlem Müdürlüğü