TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

TBB BAŞKANI AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK'UN
12.12.2003 GÜNÜ DÜZENLENEN
"KAMU YÖNETİMİ"
PANEL'İNDE YAPTIĞI KONUŞMA

Başbakanlıkta oluşturulan "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Çalışma Grubu" tarafından hazırlanan "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı" kamuoyuna sunulduğu günden itibaren, toplumun çeşitli kesimlerinden ciddi eleştiriler almaktadır.

Büyük olasılıkla, tartışılmadan ve önemli bir değişikliğe uğramadan, iktidarın sayısal çoğunluğunun oylarıyla bundan önce çıkan yasalar gibi, bu yasa da "mer'i mevzuat" içinde yerini alacak ve yeni sorunlara neden olacaktır.

"Yönetim", en genel anlamda belli bir amacın gerçekleştirilmesi için bireylerin işbirliği yapmalarıdır. "Kamu" ise, kavram olarak genel anlamda halkı anlattığı gibi; devlet erkini yani egemenliği de ifade etmektedir. "Kamu yönetimi", kamu gücünü yani egemenlik erkine sahip yönetim sürecini tanımlamaktadır.

Egemenlik, kamu gücünün kurumsal ifadesi olarak tanımlanabilen devlet kurumu eliyle kullanılmaktadır. Bu nedenle kamu yönetimi; kavramını geniş anlamda yorumladığımızda her türlü devlet görevlerini ve örgütlerini içine almamız gerekir.

Günümüzde iki farklı kamu yönetimi modelinden söz edilmektedir.

Bunlardan birisi, dünyanın küreselleştiği ve ulus-devlet olgusunun tarihe karıştığı, kalkınma ve demokratikleşmenin her ülke için ancak dış alemin reflekslerine duyarlılık göstererek mümkün olabileceği, bu nedenle ülkelerin kamu kesimi, kamu mekanizmaları, kamu hukukundan vazgeçerek kendilerini tümüyle küresel piyasa mekanizmalarına bağımlı kılmaları gerektiği görüşüne dayanarak geliştirilmiştir. Bu model, sekretarya olarak gördüğü kamu yönetimini bir tür büyük şirket bürokrasisi ya da holding bürokrasisi olarak organize etmeyi öngörmektedir. Bu bürokrasi, kamusal alanı kamu çıkarı adına, kamu hukuku çerçevesinde yönetmekten sorumlu sayılmadığı gibi, kendisi de iç yapılanması bakımından bir özel sektör kurumu gibi örgütlenmekte ve çalışmaktadır.

İkinci model; küreselleşmenin dünyanın değil, asıl olarak sermayenin küreselleşmesi olduğu; küresel sermayenin ülke halklarının kaderlerine karşı duyarsız kaldığı; her ülkenin bu hareket karşısında insan varlığını, emek varlığını, üretim gücünü ve doğal kaynaklarını korumak zorunda olduğu; bu zorunluluğun doğal sonucu olarak "ulusal" ve "demokratik" bir devlet örgütlenmesine dayanması gerektiği görüşünden türemektedir. Ulusallık, küresel sermayenin taleplerine ve reflekslerine, ülkesinde yaşayan insanların ve gelecek kuşakların yararına olacak şekilde duyarlılık göstermek; bu güçlü baskıyı yönetebilmek için gerekli çerçevedir. Ulusallık, 21.yüzyılda sömürgeleşme çemberinden sıyrılmak ve dünya ile ulusal çıkarlar doğrultusunda sağlıklı bir biçimde bütünleşmek için kendi öz varlığını korumak anlamına gelmektedir. Bu bağlamda ulusal ve demokratik bir devlet örgütlenmesi, ne kutsal devleti, ne de hizmetkar ya da şirketleşmiş devleti taşıyabilir. Ulusal ve demokratik devlet örgütlenmesi "sekreterya kamu yönetimi" değil, "kamu yönetimi" teriminin tüm çağrışımlarını bünyesinde bulunduran bir örgütlenmeyi gerektirir.

Bu tasarıyla kamu yönetimi, kuruluş yıllarında hedeflenen sosyal devlet yerine, 21.yüzyılın küreselleşme zihniyetine mahkum edilerek yapılandırılmak istenmektedir.

Hemen belirtelim ki, ülkemizde kamu yönetiminin hantallaştığı doğrudur. Merkezi idare tıkanmış, uygulanan idari vesayet sistemi yerel yönetimlerin elini/kolunu bağlamaktadır. Bu yapının mutlaka iyileştirilmesi gereklidir. Ancak, bu yapılırken Tanzimat'tan bu yana kamu alanında oluşan birikimi yok sayarak, konuşup tartışmadan, üniversitelere sormadan, ilgili birim ve kesimlerin görüşü alınmadan, hayati ve temel bir değişiklik tasarısı hazırlanamaz. Görünen o ki yasa, diğer yasa çalışmalarında olduğu gibi, sayısal ve biçimsel koşulları aşarak yasalaşacaktır.

Tüm halkımızın önünde iktidara bir kez daha hatırlatıyoruz; bu yasayla toplumun temel dokusu çözülecek ve dönüşü olmayan bir yola girilecektir, kimse bu tarihi sorumluluğu yadsıyamaz. AKP yönetimi sistemli bir biçimde, sürekli olarak mutabakat, uzlaşı ve diyalog aradığını söylemesine karşın, hep bildiğini okuyor. Bu yüzden katılım ve demokrasi türküleri boşlukta kalıyor, atılan her adım kuşkuyla karşılanıyor.

"Kamu yönetimi kanunu tasarısı" çalışmaları da böyle gelişti, üniter devlet, ulusal birlik ve eğitim birliği gibi konularda büyük endişe ve korkular doğdu.

İlk akla gelen sorular, acaba Milli Eğitim tarikatlara mı teslim edilecekti?

Türkiye eyaletlere mi bölünecekti?

Tasarı bütün teftiş kurullarını kaldırıyordu, bu durumda, denetim nasıl gerçekleşecek, yolsuzluklarla nasıl mücadele edilecekti? Kamu hizmetleri özel sektöre devredileceğine göre, sosyal devlete veda mı edilecekti?

Ve asıl önemlisi, düşünülen bu değişiklikler, Anayasanın başlangıç bölümü ve temel felsefesiyle çelişmeyecek miydi?

Bütün bunların kimler için yapıldığı konusunda da ciddi görüşler ileri sürüldü. Tüm değişikliklerin IMF ve Dünya Bankası yanında, uluslararası sermaye kuruluşlarına verilen sözlerin sonucu gerçekleştirildiği vurgulandı. Doğrusu kendisi için yapılan yasayla ilgili olarak, kamuoyu bu sorulara doyurucu cevaplar alamadı.

İktidar yetkilileri ve tasarıyı hazırlamakla görevli olan bürokratlar, "Kamu Yönetimi Kanun Tasarısı" adını taşıyan bu metnin sadece "çerçeve bir metin" olacağını söyleyerek, 10.12.2003 günü TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen "Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Yasası" yanında, "Kamu Personel Rejimi Yasası", "Özel İdare, Büyükşehir ve Belediye Yasası", "Bölge Kalkınma Ajansı Yasası", "Üst Kurullar Yasası", "Kamu Sermayeli Şirketler Yasası" "İdari Usul Yasası" tasarılarının da yasalaşması halinde, düşünülen "Kamu Reformu" tamamlanmış olacaktır. Bu nedenle devlet yapısını yeniden oluşturan, böylesi önemli düzenlemelerin hiçbir kuşku ve endişeye olanak tanımayacak şekilde tümden bilinmesi ve kamuoyu önünde detaylarına kadar tartışılması şarttır. Çünkü; sayın Prof.Dr.Ülkü Azrak'ın belirttiği gibi, bizim Anayasa sistemimizde "çerçeve yasa" kavramı yoktur. Her yasa aynı değeri taşır ve aynı yaptırım gücüne sahiptir. Dolayısıyla, hukuk sistemimizin gereği olarak, sonra gelen yasanın aykırı kuralları, önceki yasayı değiştirmiş olur. Oysa, çerçeve yasa kavramının kabul edildiği sistemlerde, çerçeve yasaya uygunluk aranır. Dolayısıyla, sonra yapılan yasanın, bu yasa, yani çerçeve yasaya aykırı kuralları iptal edilir. Bunun doğal sonucu olarak, iktidar yetkililerinin ve yasayı hazırlayan bürokratların bu yasayı çerçeve yasa saymaları hukuken anlamsızdır. Bu bakımdan, "Kamu Reformunu" oluşturan bütün metinlerin birlikte değerlendirilmesi zorunludur. Bu yapılmadığı gibi ayrı ayrı yasalaşan metinler de yeterince tartışılmadan TBMM Genel Kurulu'ndan hızla geçmektedir.

Bu acele niye? İktidar bazı konulurda çok aceleci ama dokunulmazlık gibi konularda son derece yavaş... Bunu anlamak mümkün değil.

Bu toplantıda tartışacağımız yasa tasarısıyla ilgili olarak, bu da dahil olmak üzere, benim bildiğim beş çok önemli etkinlik yapılmaktadır.

Neden böylesi önemli bir yasa ile ilgili olarak yeterince kamuoyunun sesine kulak verilmez?

Neden tüm tartışmaların sonucu alınmak istenmez?

Anlamak mümkün değil.

Ben yasayla ilgili ayrıntılı bilgi vermek istemiyorum, çünkü konunun uzmanı olan katılımcılar bizleri her yönüyle aydınlatacaklardır. Öncelikle katılımcılar başta olmak üzere bu salonu bize tahsis eden ve her zaman yanımızda olan Danıştay başkanı Sayın Nuri Alan ve şahsında tüm Danıştay çalışanlarına, etkinliğe emeği geçenlere ve bizi yalnız bırakmayan siz değerli konuklarımıza sevgi ve saygılarımı sunarım.

Avukat Özdemir Özok

 
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Başkanın Özgeçmişi
Başkanın Mesajı
Konuşmalar
Konuşma Videoları
E-Posta

 

Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Bilgi İşlem Müdürlüğü