TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ
BAŞKANI'NIN
13.3.2004 GÜNÜ ESKİŞEHİR BAROSU TARAFINDAN DÜZENLENEN
"AİLE MAHKEMELERİ, BOŞANMA HUKUKU VE
MEDENİ KANUNDAKİ YENİLİKLER"
KONULU PANELDE YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın konuklar,
Eskişehir Barosu'nun düzenlediği panele hoş geldiniz,
sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Büyük önder Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu ve bizlere
emanet ettiği Cumhuriyetimizin en önemli adımı hukuk devrimidir.
Kişinin inanç dünyasını aydınlatan ve ona her türlü moral
değerleri sunan din kurallarının, devamlı olarak gelişen
ve değişen dünya düzeninde hukukun kaynağını ve dayanağını
oluşturamadığını tespit eden dönemin yöneticileri, toplumsal
sorunları çözmede, akıl ve bilimi esas alan laik hukuk kurallarını
egemen kılmak istemişlerdir.
Buradaki hedef; Osmanlı İmparatorluğu'nun benimsediği bir
uygarlıktan bir başka uygarlığa geçişi sağlamak ve bu uygarlığın
kurallarını, hukukunu, sosyal yaşamını Türk toplumuna, Anadolu
insanına getirmektir. Bunun sonucu olarak, 20.yüzyılın en
büyük hukuk devrimini gerçekleştirmiş ve tüm önemli yasaları
batı ülkelerinden aynen almışlardır. Batıdan alınan bu yasaların
uygulanmasına karşın, bu yasaların oluşturduğu hukuk sistemi
ve toplumsal düzen, maalesef tam olarak benimsenememiş ve
özümsenememiştir. Başta yargı olmak üzere bu süreç toplumsal
yaşamın her alanında devam etmekte, bu gün yaşanan birçok
olumsuzluğun kaynağını bu anlayış ve yaklaşım oluşturmaktadır.
Medeni yasa, dönemin en çağdaş toplumlarından olan İsviçre'den
çeviri yoluyla alınarak, 17 Şubat 1926 günü kabul edilmiş,
4 Nisan 1926 günü Resmi Gazete'de yayımlanarak 4 Ekim 1926
günü yürürlüğe girmiştir. Medeni yasa, tutucu kesimlerin
engellemelerine karşın yadsınamaz olumlu katkılar sağlamıştır.
Ancak geçen süreç içinde yasalar durağan, toplumsal yaşam
ise sürekli ve değişken olduğundan toplumsal gereksinmelere
yanıt veremez olmuştur. Bireyin tüm yaşamını, doğum öncesinden,
ölüm sonrasına kadar düzenleyen böylesi önemli bir yasanın,
çağdaş bir toplum ve onun bireylerinin hızla değişen ve
gelişen gereksinimlerine yanıt verebilmesi, bu gelişmelere
uyum sağlayabilmesi ve çözümler üretebilmesi ile mümkündür.
76 yıllık süreçte zaman, zaman kısmi değişiklikler yapılmış
ise de köklü değişikliklerin yapılması için kurulan komisyonların
çalışmaları geçen süre içinde olumlu sonuç vermemiştir.
Son olarak 1994 yılında Adalet Bakanlığı tarafından başlatılan
ve Birliğimizin de katıldığı, yüksek yargı mensupları, üniversiteler,
sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşlarının katkılarıyla
yapılan çalışmalar 1998 yılında tamamlanarak TBBM' ne tasarı
olarak sunulmuş, ancak tasarı yasama döneminin sona ermesiyle
kadük olmuştur.
1999 yılında, yasanın tümüyle gözden geçirilip günümüz
koşullarına uyum sağlamasını gerçekleştirmek amacı ile yürürlükteki
yasadan farklı ve pek çok yeni hüküm içeren, özellikle kadın-erkek
eşitliğini öne çıkaran, karşılaştırmalı hukukta gelişmeleri
göz önünde tutan günümüz sosyal ve ekonomik koşullarına
uygun, dil yönünden anlaşılması kolay ve uluslararası sözleşmelerle
paralellik gösteren tasarı TBMM Genel Kurulu'nda görüşülerek,
22 Kasım 2001 günü kabul edilmiş ve 1 Ocak 2002 günü yürürlüğe
girmiştir.
Yine medeni yasa üçü yürürlük olmak üzere, 1030 madde olarak
yasalaşmıştır. Bu bağlamda eski medeni yasanın madde numaralarına
bağlı kalınmamış olması, bugüne kadar gelişen Türk Medeni
hukuku teorisi, uygulaması ve yargı kararlarının yeni medeni
kanunla karşılaştırmalı olarak incelenmesi açısından büyük
zorluklara yol açmaktadır.
Medeni yasanın TBMM'sindeki görüşmeleri sırasında, 1926
yılında dönemin Adalet Bakanı büyük devrimci Mahmut Esat
Bozkurt'un imzasını taşıyan "İnsanlık yaşamı her
gün, hatta her an köklü değişikliklerle karşı karşıyadır.
Bunun değişimleri, yürüyüşü hiçbir zaman bir nokta çevresinde
saptanamaz ve durdurulamaz. Yasaları dine dayalı devletler
kısa bir zaman sonra yurdun ve ulusun isteklerini karşılayamazlar.
Çünkü dinler değişmez kuralları kapsarlar. Değişmemek dinler
için zorunluluktur. Bu nedenle dinlerin yalnız bir vicdan
işi olarak kalması çağdaş uygarlığın temellerinden ve eski
uygarlıkla yeni uygarlığın en önemli ayırıcı niteliklerinden
biridir. Kuşku yoktur ki yasaların amacı herhangi bir gelenek,
görenek veya yalnız vicdanla olması gereken din kuralları
değil siyasal, sosyal, iktisadi ve ulusal birliğin her ne
pahaya olursa olsun sağlanması ve yerine getirilmesidir.
Çağdaş uygarlığa bağlı devletlerin ilk belirgin niteliği,
din ile dünyayı ayrı görmektir. Bunun tersi, devletin benimsediği
din ilkelerini kabul etmeyen kimselerin vicdanlarının baskı
altında tutulması olur. Çağdaş devlet görüşü bunu kabul
edemez. Din vicdanlarda kaldıkça devlet gözünde saygıdeğer
ve dokunulmazdır. Dinin kural olarak yasalara girmesi, tarihin
akışı içinde çoğunlukla taçlı devlet başkanlarının, zorbaların,
güçlülerin keyif ve isteklerini doyurma aracı olması sonucunu
doğurmuştur. Çağdaş devlet, dini dünyadan ayırmakla insanlığı
tarihin bu kanlı belasından kurtarmış ve dine gerçek ve
sonsuz bir taht olan vicdanı özgülemiştir." biçimindeki
Medeni yasa gerekçesi ülkemizi ve toplumumuzu aydınlık ve
çağdaş yarınlara taşıyan vazgeçemediğimiz ve vazgeçemeyeceğimiz
bir meşale olmasına karşın, ülkemizde yaşanan manzaralar
bu gerekçeyi tekzip etmektedir. Üzülerek ifade etmek isterim
ki; bu denli yaşamsal önemi olan gerekçe yeni yasada özetlenerek
alınmış ve amacından uzaklaştırılmıştır.
1 Ocak 2002 gün yürürlüğe giren Medeni yasa özellikle aile
hukuku bölümünde yeni düzenlemeler getirmiş ve yapılan bu
düzenlemeler de kadın erkek esas alınmış, Vakıflar ve Dernekler
konusunda ayrıntılı hükümler konulmuş, Tanıma ve Babalık,
Vesayet Evlat edinme, Soy bağının kurulması, Miras payları,
Saklı haklar konularında yeni düzenlemeler yapılmıştır.
Tüm bunların yanında toplumda ve kamuoyunda yankılanan en
önemli değişiklik ise eşler arasındaki mal rejimlerinde
yapılan değişiklikler de olmuştur. Buna göre mal ayrılığı
rejimi yerine, edinilmiş mallara katılma rejimi kanuni mal
rejimi olarak kabul edilmiş ve ayrıca seçimlik mal rejimlerine
paylaşmalı mal ayrılığı rejimi ilave edilmiştir.
Sayın Konuklar,
Medeni yasadaki bu köklü ve ayrıntılı değişiklikler yanında
toplumun temel taşını oluşturan ailenin hukukunu özenle
koruyacak ve uygulayacak "Aile Mahkemeleri"nin
kurulmasına da karar verilmiştir.
TBMM'si tarafından 9 Ocak 2003 günü kabul edilen 4787 sayılı
"Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine
Dair Kanun" 18 Ocak 2003 günü Resmi Gazete'de yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir.
Yürütme ve yürürlük maddeleri olarak 11 madde ve bir geçici
maddeden oluşan yasa; medeni kanunun aile hukuku adlı ikinci
kitabında yapılan değişikliklerle gündeme gelen ve özellikle
cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanan kadın-erkek eşitsizliğini
ortadan kaldıran hükümlerin ve çocuk haklarının özenle korunmasını
amaçlamaktadır. Birinci maddesinde amaç ve kapsamı tanımlanan
yasanın, ikinci maddesi ise Aile Mahkemelerinin kuruluşuna
ilişkin hükümleri içermektedir. Buna göre; Aile Mahkemeleri,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun olumlu görüşü alınarak,
Adalet Bakanlığı tarafından her ilde ve nüfusu yüz binin
üzerindeki her ilçede tek hâkimli ve asliye hukuk mahkemesi
derecesinde olmak üzere kurulur. Yasanın üçüncü maddesinde
ise, Aile Mahkemelerinde görev alacak yargıçların nitelikleri
belirtilmektedir. Buna göre, bu mahkemelere atanacak yargıçların,
atanacakları bölgeye veya bir alt bölgeye hak kazanmış,
adli yargıda görevli, evli, çocuk sahibi ve otuz yaşını
doldurmuş olmaları gerekmektedir. Yasanın dördüncü maddesinde,
Aile Mahkemelerinin görevleri sayılmıştır. Medeni yasanın
2.kitabı olan aile hukuku kapsamına giren ve medeni kanunun
yürürlüğü hakkındaki yasaya göre aile hukukundan doğan davalar
ile aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma
ve tenfizi yanında 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair
Yasada öngörülen tedbir kararlarını almak, ayrıca diğer
yasaların verdiği görevleri yapmak Aile Mahkemelerinin görevini
oluşturmaktadır. Yasanın beşinci maddesinde mahkeme kadrosunda
daimi görev yapacak uzmanlar sayılmaktadır. Bu maddeye göre
her Aile Mahkemesinde pedagog, psikolog ve sosyal çalışma
uzmanı bulunmalıdır. Yasanın altıncı maddesinde, Aile Mahkemeleri
yargıçlarına, görev alanlarına giren konularda yetişkinler
ve çocuklarla ilgili koruyucu, eğitici ve sosyal önlemlerle
ilgili görev ve yükümlülükleri sıralanmıştır. Yasanın yedinci
maddesinde, usuli işlemler yanında, davacı-davalı arasında
sulh girişiminde bulunulmasını düzenlemiştir.
Hem Medeni Kanundaki yenilikler, hem Aile Mahkemelerinin
uygulamaları hem de Boşanma Hukuku konularında, çok değerli
panelistlerin yanında daha ayrıntılı bilgi vermeye kendimi
yetkili göremiyorum. Çünkü, Yargıtay 2.Hukuk dairesi başkanı
sayın Ali İhsan Özuğur ve Ankara Hukuk Fakültesi Öğretim
üyelerinden sayın Prof. Dr. Ahmet M. Kılıçoğlu panelin konuları
hakkında bizleri aydınlatacaklardır.
Sözü kendilerine bırakmadan önce, huzurlarınızda her iki
dostuma teşekkür etmek istiyorum, çünkü barolarımızın çağrılarına
her zaman duyarlılık göstererek büyük bir özveriyle bilgilerini
bizlerle paylaşmaktadırlar.