TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

MARDİN BÖLGE BAROSU ve TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ TARAFINDAN
17.4.2004 GÜNÜ DÜZENLENEN

“İNSANLIĞIN ORTAK MAL VARLIKLARINA SAYGI HAKKI ve
KÜLTÜREL MİRASI YAŞATARAK KORUMAK”

KONULU PANELDE TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK’UN YAPTIĞI KONUŞMA

Değerli konuklar,

Mardin Bölge Baromuzla birlikte düzenlediğimiz “İnsanlığın Ortak Mal Varlıklarına Saygı Hakkı ve Kültürel Mirası Yaşatarak Korumak” paneline hoş geldiniz, sizleri saygılarımla selamlıyorum.

3 Ekim 2003 günü Adıyaman Baromuz tarafından düzenlenen “Sivil Bir Anayasa” konulu panele katılmak için bölgeye geldiğimizde Urfa, Mardin, Batman ve Siirt barolarımızı da ziyaret etmiş, meslektaşlarımızla yaşanan sorunlarımızı tespit ve değerlendirme toplantıları yapmıştık.

Bu gezi sırasında gittiğimiz her ilde ve baromuzda büyük ilgi gördük, bölgenin tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerini daha yakından görme olanağını bulduk. Urfa, Batman, Siirt ve Mardin’de doğa harikaları yanında, yöreye uygun el işi, göz nuru sanat eserlerini gözlemledik, insanın manevi ve moral değerlerini güçlendiren türbe ve anıtlarını ziyaret ettik.

Kuşkusuz gittiğimiz gördüğümüz her ilimizin kendine özgü güzellikleri ve zenginlikleri vardı. Ama Mardin‘deki gözlemlerimiz anlatılamayan, ifade edilemeyen, ancak yaşanıldığında büyük anlamı olan kavram ve değerlerdi. Çünkü ne denli anlatım gücüne sahip olursanız olunuz, yaşananları olduğu gibi, aynı ölçekte aktarmaya olanak yoktur. Hoşgörü, tolerans, iyimserlik, dinlerin ve kültürlerin birleşmesi, kaynaşması, birbirini anlaması bir çırpıda söylenen ve kulağa çok hoş gelen ifade ve anlatımlar olabilir. Ama en küçük bir çıkar uğruna birbirinin boğazını sıkan, karşı görüşe, karşı inanışa yaşama hakkı tanımayan, günümüz pratiğinde bu söylemleri yaşama geçirmenin pek kolay olmadığını Mardin’i görmeden, Mardin’i yaşamadan söylemek mümkün. Ancak Mardin’i tanıdıktan ve yaşadıktan sonra insan olmanın temel koşulunun, kendi dünyanızdan, kendi inançlarınızdan, kısaca kendinizin dışında başka ve farklı bir âlemin olduğunu anlamak ve ona uygun, ona saygın davranışlar sergilemek gerektiğini bir kez daha anımsıyorsunuz.

İşte bizim çok kısa süren Mardin ziyaretimiz sırasında bu duygu ve düşünceleri yaşamamıza, avukat arkadaşların yanı sıra, kent halkıyla bütünleşmiş, yerel kültürü özümsemiş, çağcıl değerleri benimsemiş sayın Valimiz Temel Koçaklar ve zarif eşinin kişisel tutum ve davranışlarının büyük katkısı olmuştur.

Bize bu gizemli kentte bir toplantı yapmamız önerildiğinde ben ve arkadaşlarım, duraksamadan kabul ettik ve konuyu yönetim kurulumuza ileteceğimizi bildirdik. Yönetim kurulumuz, ilke olarak meslektaşlarımız ve onların örgütü olan barolarımızla yakınlaşmanın, birliktelikler yaratmanın mesleğimizin geleceği bakımından olumlu sonuçlar vereceğine inandığından önerimizi kabul ederek bu toplantıyı gerçekleştirmiştir.

Sayın konuklar,

Anadolu tarihi ile uygarlık tarihi özdeştir. Ünlü şair Ahmet Arif ne diyor Anadolu için?

“Beşikler vermişim Nuh’a/Salıncaklar, hamaklar./ Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır/ Anadoluyum ben,/ Tanıyor musun?”

Anadolu ile Mezopotamya’nın birleştiği, doğu ile batı, kuzey ile güney yol kavşağında bulunan Mardin, M.Ö. 4500 yıllarına uzanan tarihi ile bu nitelemeye uymaktadır. Antik çağda Asurlulardan başlayarak Artukoğulları, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı’ya kadar pek çok döneme ait eserler kenti ve çevresini süslemektedir. Her dönemin yaşam biçimi ve kültürü katkılarıyla Mardin’e özgü kültürü oluşturmuşlardır. Zengin uygarlıkların yaşadığı, çeşitli din ve inanışların korunduğu, binlerce yıllık tarihsel ve kültürel bir geçmişe sahip Mardin, eski eserleriyle, efsaneleriyle sadece bizim değil bütün insanlığın ortak mirasını oluşturmaktadır.

Bu kültür ve tarih hazinesi mirası korumak ve kollamak sadece geçmiş değerlerimizi gelecek kuşaklara tanıtabilmek amacıyla sınırlı olamaz.

Geçmiş birikim, geleceğin yaratılmasında en önemli kaynak olarak değerlendirilmeli ve günümüz siyasal, sosyal ve toplumsal yaşamına ışık tutmalıdır. Çağımız dünyasında, kişilikli bir toplum olarak gelişebilmek için ulusların tarihi ve kültürel geçmişlerinin yeni yaşam biçimleriyle ve çevreleriyle bütünleştirmeleri, bütünleşmiş etmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, farklı kültürlerin, farklı medeniyetlerin kültürel ve tarihi miraslarını, aynı dikkat ve saygınlık içinde korumak, globalleşen dünyada barış ve kardeşlik duygularının kökleşmesini sağlaması yanında, farklı kültür ve medeniyetlerin birbirlerine olan etkileşimi sonunda, zengin ve çok renkli bir oluşumu gerçekleştirmektedir. İşte Mardin’de bu oluşumu yaşamak ve gözlemlemek mümkün olmaktadır.

Mardin’de bir toplantı yapmaya karar verdiğimizde, bu toplantının konusunun, bu toplantının içeriğinin farklı olması ve Mardin’in yaşayan değerleri başta olmak üzere benzer değer ve kavramların tartışıldığı bir toplantı niteliğinde olması gerektiğine de karar verdik. Bunun sonucu olarak ta panel konusunu oluşturan “İnsanlığın Ortak Mal Varlıklarına Saygı Hakkı ve Kültürel Mirası Yaşatarak Korumak” başlığını panel konusu seçtik. Bu üst başlık yanı sıra “İnsanlığın Ortak Mal Varlıklarına Saygı Hakkı”,Ulusal ve Uluslararası Hukukta Çevre Hakkı”, “ Kentlerin Korunması ve Yerel Yönetimler”,Kent Yoksulluğuna Bir Çözüm: Tarihsel Çevrelerin Sürdürülebilir Korunması”, “ UNESCO Kenti Olmaya Aday Mardin’in; Tarihi, Sosyal ve Kültürel Yapısı”, “ Kültürel Mirası Yaşatarak Korumak”, “ UNESCO ve Kültürel miras” ,“ Türkiye’ de Koruma Politikalarında Yeni Yaklaşımlar ve Ortak Sorumluluk” , “Türkiye de Koruma Politikalarında Hukuksal Kararların Önemi” konulu alt başlıklar bizi kırmayarak panelimizi onurlandıran, konunun uzmanları, çok sayın katılımcılar tarafından ayrıntılı olarak tartışılacaktır. Bundan önceki etkinliklerimizde olduğu gibi, bu paneldeki görüş ve düşüncelerde banta alınarak kitaplaştırılacak ve meslektaşlarımızın yararlanmasına sunulacaktır.

Sayın konuklar,

Panel konusunun, özel bilgi ve birikim isteyen sanat ve kültürle ilgili bölümünü uzmanlarına bırakarak ben sadece “İnsanlığın Ortak Değerleri olan Kültürel ve Doğal Mirasın korunması”na ilişkin ulusal ve uluslar arası sözleşme ve metinlere kısaca değineceğim. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü “UNESCO” 17 Ekim–21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanarak yapılan çalışmalar sonunda “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme”yi kabul etmiştir. Türkiye bu sözleşmeyi 14.4.1982 gün ve 2658 sayılı yasayla benimsemiş, 14.2.1983 gün ve 17.957 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Tarih, Kültür, Doğal Miras ve Çevre konularında çağının en ileri hükümlerini taşıyan bu sözleşmeden önce ülkemizde, yeterli bir yasal düzenleme mevcut değildi. Bu alanda ilk kurumlaşma olayı, 10.Mayıs.1920 gününde o dönemin Maarif Vekâletine bağlı olarak “Türk Asarı Atikası Müdürlüğü” ismi altında oluşturulmuştu. Türkiye’de Kültür varlıklarının korunması konusunda, 1950’li yıllara kadar ciddi hiçbir düzenleme yapılmamış, 1951 yılında 5805 sayılı yasayla “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu” oluşturulmuştur. 1957 yılında çıkarılan 6785 sayılı İmar Yasası’na kadar, sadece taşınmaz eski eserlerle ilgili görevleri olan kurula yeni yasayla, çevre ölçeğinde de bazı yetkiler verilmiştir. Bu yeni yetkiler kurulun giderek “Sit” tanımı ve kavramlarıyla ilgilenmesi, özellikle “Kentsel Sit”’e yönelik olumlu çalışmalarda bulunmasına olanak sağlamıştır. 1973 yılında kabul edilen ve Cumhuriyet döneminin ilk koruma mevzuatı olma özelliğini taşıyan 1710 sayılı Eski Eserler Yasası ise, kurulun çevre ölçeğindeki korumayla, ilgilenmesini yasal olarak daha da güçlendirmiştir. Son olarak kabul edilen 2863 sayılı yasayla elde edilen kazanımlar irdelendiğinde, değerlendirildiğinde, kendisinden beklenen ve Türkiye’nin çağdaş koruma dünyasında yerini almasını sağlayacak düzeyde olmadığı söylenebilir. Buna karşın, çevre ölçeğindeki korumanın bir planlama sorunu olduğunu vurgulaması ve ilk kez “Koruma İmar Planı” tanımını getirmesi, 1951 yılından itibaren süregelen tek ve merkezi bir denetim örgütü yerine, koruma olgusunu yerel ölçeğe taşıyan ikili bir denetim mekanizması oluşturması bakımından önemli kazanımlar sağlamıştır.

Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak, Pamukkale, Göreme, Kapadokya, İstanbul, Boğazköy Nemrut Dağı, Xanthos-Letoon, Patara, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, kültürel miras olarak “Dünya Kültürel Miras Listesi”ne alınmışlardır. Ocak 2002 de “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne alınmak için UNESCO’ya başvuran Mardin kentinin bu istemi, doğal mirasın iyi korunamadığının tespit edilmesi üzerine geri çekilmiştir. Dileğimiz UNESCO tarafından belirlenen eksiklerin giderilerek yapılan yeni başvurunun olumlu sonuç vermesidir.

Mardin’e geldiğimiz andan itibaren bizi yalnız bırakmayan, bu toprakların geleneksel konukseverliğinden örnekler sunan, başta Baro Başkanımız olmak üzere, tüm meslektaşlarımıza ve Mardinli dostlarımıza çok teşekkür ediyor, beni dinlediğiniz için sizlere sevgi ve saygılar sunuyorum.


Avukat Özdemir Özok

 
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Başkanın Özgeçmişi
Başkanın Mesajı
Konuşmalar
Konuşma Videoları
E-Posta

 

Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Bilgi İşlem Müdürlüğü