| TÜRKİYE
BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK’UN
K.MARAŞ BAROSU’NCA 24.4.2004 GÜNÜ DÜZENLENEN
“CEZA HUKUKU”
PANELİNDE YAPTIĞI AÇIŞ KONUŞMASI
Sayın konuklar,
K.MARAŞ Barosu tarafından düzenlenen “Ceza Hukuku” paneline
hoş geldiniz. Sizleri saygılarımla selamlıyorum. Bu ve benzeri
etkinliklerin ne denli zor gerçekleştirildiğini bilen birisi
olarak, başta Sayın Baro Başkanımız olmak üzere emeği geçen
değerli meslektaşlarımı gönülden kutluyorum.
Sayın konuklar,
Ülkemiz son yıllarda çok karmaşık ve sıkıntılı bir süreçten
geçmekte, öngörüsüz ve ilkesiz politikalar sonucu büyük bedeller
ödemektedir.
Yaşanan ağır iç ve dış borç baskıları altında tamamen IMF
ve Dünya Bankası reçetelerine teslim olan ekonomi ve kamu
yönetimi ulusal çıkarlardan çok, uluslar arası kuruluşların
yönlendirmesiyle kararlar almak durumunda kalmaktadır. AB-Türkiye
ilişkileri, ABD-Türkiye ilişkileri, Kıbrıs-Türkiye ilişkileri
çok hassas bir dönemden geçmektedir. Tüm bunlara bulunduğumuz
coğrafyada yaşanan olumsuz koşullarda eklenince ulus olarak
hepimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Yaşanan ülke ve
dünya gerçekleri karşısında ulusal değerleri savunmanın, olası
tehlikelere vurgu yapmanın kimi çıkar çevrelerince tutuculukla
nitelendirilmesine karşın, halkımıza olan tarihsel sorumluluğumuzun
gereği olarak bunları ortaya koymak ve yakın tehlikelere dikkat
çekmek durumundayız. Panelin konusuyla doğrudan ilgisi olmamasına
karşın siz sayın dinleyenlerle bazı kaygılarımı paylaşmak
istedim, çünkü sıkıntılar paylaştıkça azalır, sevinçler paylaştıkça
çoğalır. Bu bağlamda sizlerle paylaşmak istediğim sıkıntım,
kaygım, endişem bizim dışımızda birileri, kendi coğrafyasının
örnek modeli olan ülkemizi “yok edilmesi gereken model
ülke” olarak algılamaya başlamış olmasındandır.
Avrupa ile Asya arasında köprü görevi yanında, Slav hatta
Uzakdoğu dünyalarını bütünleştirmiş, Müslüman, Hıristiyan
ve Yahudileri birlikte ağırlamış, akıl ve bilim öncülüğünde,
İslam’la laik moderniteyi uzlaştırmış bölgenin gelişen ve
değişen ülkesi “çağdaş Türk modelinin” yıkılmasını
kimi iç ve dış güçler istemektedir. Yine hemen yanı başımızda
Irak ve Filistin’de ABD ve İsrail destekli işgal ve yok etme
operasyonu dünyanın gözleri önünde acımasızca gerçekleştirilmekte
BM başta olmak üzere kimsenin sesi çıkmamaktadır. ABD ve yandaşlarının
“Büyük Orta Doğu” projesinin temel kazılarını oluşturan
bu eylemler sonucu bölgemiz kan gölüne dönmüştür. Irak işgalinde
yaşamlarını kaybeden sivillerin sayısı on bini, ABD başta
olmak üzere işgal devletleri askerlerinden yaşamlarını yitirenlerin
sayısı ise binleri aşmıştır.
Hangi amaçla, bunca masum insanın ölümüne göz yumulmaktadır?
Irak’a gelirken söylenen barış, özgürlük ve demokrasi şarkıları,
yerini ağıt, gözyaşı ve korkuya bırakmıştır. Tüm bu tespitlerime
katılmak ya da paylaşmak durumunda değilsiniz. Sadece, ülkemizde
ve bölgemizde son yıllarda yaşananları alt alta sıralayarak
yansız ve objektif bir değerlendirmeyle, akıl süzgecinden
geçiriniz. Göreceğiniz fotoğraf çok iç acıcı olmayacaktır.
Sayın konuklar,
Özgün ve yetkin katılımcılar kuşkusuz bizlere unutamayacağımız
bilgiler aktaracaklardır. Bu nedenle kendimi konunun uzmanlarının
bulunduğu yerde “Ceza Hukukuyla” ilgili açıklamalar yapmaya
yetkili ve mezun göremiyorum. Ancak, kısaca şunu belirtmek
isterim ki, tüm uğraşların, tüm çalışmaların, onca araştırma
ve incelemelerin tek hedefi, tek amacı “Adil (Düzgün) Yargılanma”
koşullarının sağlanmasıdır. Yargılama hizmeti, devlet yapısı
içindeki örgütler ve kişiler tarafından yerine getirilen ve
devletin tekelinde olan bir kamu hizmeti ve gücüdür. Bir toplumda
düzen ve huzurun, iç barışın sağlanması, kargaşa ortamının
yaratılmaması, yargılama örgütünün gücü ve verdiği hizmetin
kalitesi ile yakından ilgilidir. Bu hizmetin toplumun beklentilerine
ve gereksinimlerine yanıt verebilmesi için etkin, hızlı ve
doğru olarak yürütülmesi gerekmektedir. Yargılama sonunda
verilen karar adil olmalı, yani adaletin gerçekleşmesini sağlamalıdır.
Aksi taktirde toplumsal düzeni kurmak, sosyal, siyasal ve
ekonomik istikrarı yakalamak mümkün olamaz. Bu bağlamda devletin
kamu adına harekete geçmesine olanak veren kurallar bütününün
büyük bölümünü “Ceza Kanunu” ve onun oluşturduğu “Ceza Hukuku”
ilkeleri sağlar. Bu nedenle “Ceza Kanunu” ve dolayısıyla “Ceza
Hukuku” toplumların yaşamlarında son derece önemli kurallar
bütünü olarak kabul edilir. Bir toplumun çağdaşlık düzeyi
ceza yargılamasında uyguladığı “ Ceza Usulü” ve Ceza Kanunu”
hükümlerine göre ölçülmekte, insan haklarını hiçe sayan ilkel
ceza normları uygulayan toplumlar, ne denli zengin ve ekonomik
yönden güçlü olurlarsa olsunlar çağ dışılık suçlamasına hedef
olmaktadırlar.
İnsanlık, günümüz “Ceza Yargılaması” ve “Ceza Kanunu” normlarına
büyük bedeller ödeyerek kavuşmuştur. İnsanı en saygın varlık
olarak kabul eden “hümanist-insancıl” doktrinin etkisiyle
“Ceza Hukuku” normları ilkel kurallardan, çağdaş kurallara
büyük bir değişim yaşamıştır. Bu süreç, 1776 “Amerika Bağımsızlık”,
1789 “Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları” bildirgelerinden
başlayarak “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi”,
“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” ve “Avrupa Sosyal Şartı”,
“Paris Şartı”, “ Helsinki Nihai Senedi” ve benzeri metinlerle
günümüze kadar devam etmiştir.
Tüm bu gelişmeler devleti “kanun devleti” olmaktan çıkarıp,
“hukuk devleti” olmaya yöneltmiştir. Bir hukuk devletinde
asıl olan hukukun üstünlüğüdür. Kısaca “hukuk devleti” insan
haklarının yaşama geçmesini, adaletin sağlanmasını, güvenliğin
temin edilmesini amaçlar. Hukuk devletinde yasama ve yürütmeyi
hukuka ve hukukun üstünlüğüne bağlı kılan güç bağımsız yargıdır.
Yargı bu görevini, usul yasası olarak adlandırılan ve mahkemelerin
kuruluşu, görev ve yetkileri, delil toplama, iddia ve savunma
haklarına ilişkin ilke ve hükümleri içeren yasalara uygun
olarak yerine getirir.
Anayasanın 90.maddesine göre iç hukuk metni haline gelmiş
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6.maddesinde düzenlenen
“adil yargılanma hakkı”nın güvence altına alınması
temel amaç olmakta, yapılan yeni yasal düzenlemelerde bu ilkeye
özen gösterilmektedir.
Sözleşmenin hüküm altına aldığı birçok hak ve yetki, Anayasa
başta olmak üzere yasalarda yapılan değişikliklerle, iç hukuk
kuralına dönüşmüş olmasına karşın, yasalarımızda hala antidemokratik
hükümler çoğunluktadır.
Artık 2004 Türkiye’sinde insan hakları alanındaki sözleşme
ve metinlerde gösterilen hedefleri yakalayan ve çağın değerlerini
yansıtma yanında, gelecek nesillere de bırakılabilecek örnek
bir “Ceza Yasası” istemek lüks olmasa gerek.
K.Maraş Barosu öncülüğünde gerçekleştirilen bu etkinliğin
“Ceza Yasası” çalışmalarına yeni boyutlar getirmesi dilek
ve temennisiyle konuşmamı bitirirken, beni dinlediğiniz için
teşekkür ediyor, sözü sayın katılımcılara bırakıyor, saygılar
sunuyorum.
Avukat Özdemir Özok
|