TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK'UN
RİZE BAROSU TARAFINDAN
01.05.2004 GÜNÜ DÜZENLENEN
"BİLİRKİŞİLİK ve HAZIRLIK AŞAMASINDA
SAVUNMA"
BAŞLIKLI PANELDE YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın konuklar,
Rize Baromuz tarafından düzenlenen toplantıya hoş geldiniz
sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Hukukçu örgütü olmanın bilinciyle hareket eden barolarımız,
bu sorumluluklarının sonucu olarak, demokratik, laik ve sosyal
hukuk devleti olan devletimizin birliği ve bütünlüğü için
gerekli duyarlılığı gösterme yanında, yurt ve meslek sorunlarını
da öncelikli bir konu olarak ele almakta ve gerekli çalışmaları
yapmaktadırlar.
Bizim gibi çağdaş değerlerle yeni tanışmış, birçok toplumsal
ve ekonomik sorunu olan ülkelerde "hukukçu" olmanın
ayrı ve özel bir sorumluluğu vardır.
Hele bizim ülkemiz gibi, yıllardır objektiflikten ve bilimsellikten
uzak, tamamen sübjektif değer ve yargıların egemen olduğu,
kul ve tebaadan oluşan toplumsal yapıdan, özgür ve çağdaş
bireylerden oluşan bir toplumsal yapıya geçiş süreci yaşayan
toplumlarda "hukukçu" olmanın ayrı ve çok önemli
sorumlulukları vardır.
İşte bu bilinç ve sorumlulukla hareket eden barolarımız bir
yandan mesleki çalışmalarını sürdürürken diğer yandan yurt
sorunlarıyla da yakından ilgilenmektedir.
Kuruluşundan bu yana muasır medeniyetleri hedef alan devletimizin
geçen bu süre içinde istenen ve özlenen noktaya gelmediğini
söylemek pek haksızlık olmaz. Büyük coşku ve iddia ile kurulan
Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yılları hariç daha sonra bir duraklamaya
girmiş ve çağının değerlerini bir türlü yakalayamamıştır.
Bugün, kapısında beklediğimiz ve girmek için olmadık tavizler
verdiğimiz AB standartlarını, bu ülke kuruluş günlerinde kendisine
hedef seçmiş ve birçok kurum ve kavramı da toplumuna kazandırmıştır.
Ama geçen süre içinde uygulanan ilkesiz, öngörüsüz ve popülist
politikalar ülkeyi hedefinden saptırmış, amaca ulaşılmasını
geciktirmiştir.
2004 yılında, bu ülkede;
Türkçe bilmeyen çocuklar ve anneler varsa,
Birçok kesimde cehalet diz boyu ise,
Ortaçağdan kalma kan davaları, namus cinayetleri devam ediyorsa,
En doğal ihtiyaçlardan olan su, yol, elektrik, telefon olmayan
köyler bulunuyorsa,
Bilgisayar ve TV tanıyanlar çok sınırlıysa,
Ebeveynler çocuklarını işgücü olarak görüyor ve kız çocuklarını
çocuktan saymadıkları için 13 yaşında başlık parası karşılığı
zorla evlendirilebiliyorlarsa,
Öğretim ortalamamız ilkokul üçüncü sınıfsa,
Toplumsal yapımızın geçim kaynağı, can damarı olan tarım ve
hayvancılık tükenmişse,
Gençlik ekmek parasını kazanabileceği meslekten, eğitimden
yoksun, bitirdiği üniversitenin olgunluğu ve ağırlığıyla işsiz
ve umutsuz geziyorsa,
Bizlere hepimize çok ama çok iş düşmektedir. Toplumumuzun
aydınlatılması, önünün açılması için birbirimizle yardımlaşarak
çok ama çok çalışmamız gerekmektedir. Bu istatistikî gerçekler
orta yerde dururken toplumsal bilinci ve sorumluluk duygusu
olan hiç kimse ve de hiçbir hukukçu beni bunlar ilgilendirmez,
ben bunlara karışamam diyemez. Bu nedenle barolarımızın toplumsal
duyarlılığına çok önem veriyor duraksamadan destekliyoruz.
Sayın konuklar,
Giriş değerlendirmesinden sonra toplantımızın konusunu oluşturan
"Bilirkişilik ve Hazırlık aşamasında savunma" konularına
da kısaca değinmek istiyorum.
Yargılamayı, davacı ve davalının, sav ve savunmalarını kanıtlamak
için dosyaya sundukları bilgi, belge ve deliller arasından,
yargıcın haklıyı tespit edip ortaya çıkardığı usulü işlemlerin
bütünü olarak tanımlayabiliriz. Gelişen ve değişen yaşam koşulları
her konuda uzmanlaşmayı zorunlu kılmıştır. İşte yargılama
sırasında yargıcın bilgi ve birikimi dışında kalan konularda,
işin uzmanı kişilere başvurması son derece haklı ve yerinde
bir işlemdir. Bu gereksinmeden doğan bilirkişilik kurumu HMUY'nın
275 ve 286 maddelerinde ve CMUK'un 65 ve 85. maddelerinde
düzenlenmiştir. Yargıçların HMUK 275. maddesinde belirtildiği
gibi "çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren
hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir."
hükmüne karşın bu gün uygulamada hemen, hemen her konu bilirkişiye
yollanmaktadır. İşte bu uygulama bilirkişilik kurumunun yozlaşmasına
ve bilmez kişilerin türemesine neden olmuştur. Özellikle büyük
kentlerde elinde çanta kapı, kapı mahkeme ve yargıç kollayan
bilimsellikten ve uzmanlıktan uzak sözde bilirkişiler yaygınlaşmıştır.
Tüm bunların yanında bilirkişilik kurumu üzerine gelişen dedikodu
ve spekülasyonlarda bu bilirkişilerin verdiği raporlara göre
kurulan hükümlerin tartışılmalarına neden olmaktadır.
Bu bağlamda, hakkıyla, bilgisiyle, vicdanı ve namusuyla bilirkişilik
yapanlara bu özverilerinden dolayı teşekkür ediyor, bilirkişiliği
yargılama gibi önemli bir kurumun yardımcısı olarak algılamayan
ve dolayısıyla ona uygun davranmayanları da şiddetle kınıyor,
bu ve benzeri davranışları tespit edilenlere görev verilmediği
gibi gerekli mücadelenin yapılması konusunda yargıç ve savcıların
duyarlı davranmalarını diliyor ve umut ediyoruz.
Panelin ikinci konusuyla ilgili olarak da şunu ifade etmek
isterim. Özellikle bu konuda iç hukukumuzun temel yasası olan
Anayasada 2001 yılında yapılan değişiklikle "adil yargılanma
hakkı" kavram olarak anayasaya girmiş ve ülkemiz için
anayasal bir kurum olmuştur. Anayasamızın hak arama özgürlüğünü
düzenleyen 34.üncü maddesine "herkes, meşru vasıta ve
yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına
sahiptir…" hükmü eklenmiştir. Anayasa değişikliğinden
önce bu kavram İHAS'de yer alması nedeniyle pozitif hukukumuza
zaten girmişti ancak anayasa değişikliğiyle de maddenin düzenlediği
"adil yargılanma hakkı" Türk hukukunun bir parçası
haline gelmiştir.
Kişiler, ceza hukukunun yasaklayıcı kuralları karşısında
suç diye nitelendirilen bir kuşku ve iddia ile karşı karşıya
kaldığı zaman, bunu yenmeye yönelik sav, savunma ve yargı
faaliyetinde müdafinin en önemli süje olduğu ve ceza yargılamasının
evrelerindeki rolünün, insan hak ve özgürlüklerini koruma
ve kollamaya yönelik önemli bir uğraş olduğu bilinmektedir.
Bu koruma ve savunma görevi ne denli geniş ve donanımlı olursa
orada, adil, dürüst ve objektif yargılama var demektir. Bu
anlamda, ceza yargılamasında kurallar savunmaya ve onun temsilcisi
müdafiye daha özgürlükçü bir düzenleme getirmeli ve müdafiinin
yargılama makamları önünde görevini yaparken herhangi bir
kısıtlamaya uğramamasının koşulları sağlanmalıdır. Ceza yargılamasının
evrelerini oluşturan "hazırlık aşamasında" bu hususlara
özen gösterilmelidir.
Her iki konuda da çok sayın katılımcılar kuşkusuz önemli
açıklamalar ve bilgiler sunacaklardır. Ben biraz ileri giderek
onların konularına girmek durumunda kaldım, sözlerimi burada
noktalıyorum.
Bu ve benzeri toplantıların ne denli zor koşullarda gerçekleştiğini
bilen birisi olarak emeği geçenlere başta, Rize Baromuz başkanı
olmak üzere teşekkür ve başarı dileklerimi sunuyor, sizlere
saygı ve sevgilerimi iletiyorum.
Avukat Özdemir Özok
|