TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ TARAFINDAN
05.05.2004 GÜNÜ DÜZENLENEN
"BİLGİ EDİNME HAKKI" KONULU
PANELDE
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK'UN YAPTIĞI KONUŞMA
Değerli konuklar,
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'yla ilgili olarak yaptığımız toplantıya
hoş geldiniz, sizleri şahsım ve temsil ettiğim TBB adına sayılarımla
selamlıyorum.
Türkiye Barolar Birliği bir süreden beri günceli yakalayabilmek
için henüz tasarı halinde iken ya da yasalaştıktan hemen sonra,
önemli yasa veya yasa tasarıları hakkında toplantılar düzenlemektedir.
"Medeni Yasa", "İstinaf Mahkemeleri",
"Kamu Yönetimi", "Bankacılık hakkındaki düzenlemeler"
gibi duyarlı konularda bu tarz panel ve sempozyumlar düzenlenmiş,
toplantı tutanakları ve bildiriler kısa sürede yayımlanarak
kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Yakın bir zamanda Ceza Kanunu
ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu aynı şekilde düzenleyeceğimiz
toplantılarla kamuoyunun tartışmasına açılacaktır. "Bilgi
Edinme Hakkı" konusundaki toplantı da bu tür önceliği
olan bir toplantıdır.
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, TBMM tarafından 4982 sayı ile
9.10.2003 tarihinde kabul edildi; 24.10.2003 tarihli Resmi
Gazete'de yayımlandı. Kanun Resmi Gazete'de yayım tarihinden
altı ay sonra ve bugünden on gün kadar önce 24.4.2004 tarihinde
yürürlüğe girdi.
Konularında uzman genç ve deneyimli bilim adamları, gazeteci
ve politikacılar "Bilgi Edinme Hakkı"nı çeşitli
boyutlarıyla ticari sır ve devlet sırrı yasa tasarıları ile
birlikte inceleyecekler, irdeleyecekler, özellikle soyut hakkın
uygulamaya nasıl yansıyacağı konusunda bizleri aydınlatacaklardır.
Yasanın birinci maddesi amacı; demokratik ve şeffaf yönetimin
gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun
olarak kişilerin bilgi hakkını kullanmaları olarak göstermiştir.
TBMM'ne sunulan yasa tasarısının gerekçesinde de "yasanın
bir yandan yönetimde şeffaflığın sağlanması" suretiyle
devletin demokratik karakterini güçlendireceği; diğer yandan
da temel hak ve özgürlüklerin kullanımında ileri bir adımı
oluşturacağı şeklinde vurgulanmıştır. Bilimsel görüşlere göre
"idarenin yaptığı işlemlerin hukuka uygunluğunun güvence
altına alınması" ile "idarenin elindeki bilgilere
erişilmesi" arasındaki ilişkinin ayrılmazlığı söz konusudur.
Bu kısa alıntılar yani yasanın amaç maddesi, yasanın gerekçesi
ve bilimsel görüşler, bilgi edinme hakkının şeffaf, katılımcı
ve demokratik bir yönetim arayışındaki önemini göstermeğe
yetmektedir.
Türk hukuk sisteminde bilgi edinme hakkının kullanılması
sürecinde, dar ve öznel boyutu teşkil eden ve Anayasanın 74
ncü maddesinde hükme bağlanan dilekçe hakkı, 01.11.1984 tarihli
ve 3071 sayılı "Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair
Kanun"la işlerlik kazandırılmaya çalışılmıştır. TBMM
Dilekçe Komisyonu dışında "kişisel veya kamu ile ilgili
dilek ve şikâyetler", özellikle yönetim nezdinde gerekli
ilgiyi görmemekte, yasaya rağmen eski vurdumduymazlık devam
edip gitmektedir. İdari makamlar nezdinde dilekçe hakkının
kullanılması ile sonuç alınmış pek az olay bulunduğu meslek
deneyimleriyle ortaya çıkmaktadır.
Bilgi edinme hakkının dilekçe hakkı, devlet sırrı, ticaret
ve bankacılık sırrı kavramlarıyla yakın ilişkisi olduğu gibi
bu hakkın en önemli yüzünü de "avukatların çalışma koşulları"
teşkil etmektedir. İzin verirseniz avukatlar için yaşamsal
bu alanda birkaç şey söylemek istiyorum.
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun çıkarılmasından önce, 2001
tarihinde 4667 sayılı yasa ile Avukatlık Kanunu'nun 2. maddesinde
yapılan kapsamlı bir değişiklikle "Yargı organları, emniyet
makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadî
teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta
şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde
yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı
kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi
ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür." hükmü
konulmuştur.
Bu hüküm Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun amacını, özünü ve
kapsamını oluşturan ilkelerin öncüsü niteliğindedir. Avukatlık
Kanunu hükmü sadece avukatlara yönelik bilgi ve belge toplama
hakkını düzenlerken, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu genel bir düzenleme
yapmaktadır. Avukatlık Kanunu'ndaki bu düzenleme, avukatlık
hizmetinin anayasal güvence altında bulunan hak arama ve savunma
haklarının, çabuk, güvenilir ve düzenli bir şekilde yapılabilmesi
için tanınmış olan, bilgi ve belge edinme hakkının sağlıklı
şekilde kullanılmasını amaçlamasına karşın, çeşitli fiili
ve hukuk dışı engellerle kısa zamanda kullanılamaz hale getirilmiştir.
Dava dosyası inceleme, örnek alma hakkı, Ceza ve Hukuk usulü
muhakemeleri kanunları ile Avukatlık Kanunu'ndaki hükümlere
ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20 nci maddesinde 4001
sayılı yasayla yapılan değişikliğe rağmen tam olarak ve tartışmasız
uygulanamamaktadır.
Diğer yandan Avukatlık Kanunu'nun 2. maddesinin uygulama
sınırları ve özellikle avukatların bu kanunun tanıdığı yetki
ile isteyebileceği belgelerin sınırları ve muhteviyatı açısından
uygulamada karşılaşılan güçlükler Danıştay 1.Dairesi'nin 2002/26
E.2002/52 karar sayılı görüşü ile "sicil dosyaları"
açısından, savunmada hukuki olmayan bir karanlık nokta oluşturulmasına
neden olmuştur.
Pek çok hak gibi, Avukatlık Kanunu'nun 2. maddesinde sağlanan
ve açık biçimde sınırları belirlenmiş "bilgi ve belgelerin
incelenmesi" hakkı pek çok nedenle kullanılamaz haldedir.
Avukatlar için söz konusu olan bu olumsuz tablo, bizleri
bilgi edinme hakkını kullanmak isteyen vatandaşlarımız açısından
kaygılandırmakta, karamsarlığa itmektedir. Burada söz konusu
olan kamu görevlilerinin gerçekten kanunun saydığı ilkelere,
"demokratik ve şeffaf yönetim gereklerince eşitlik, tarafsızlık
ve açıklık" ilkelerine bağlılıkları ve inanmaları noktasında
düğümlenmektedir. Yasal olanakların uygulamaya yansıması ve
"gün ışığında yönetime" kavuşmamız bu inançla mümkün
olabilecektir.
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile tanınmış hakkın tartışmasız
ve kolaylıkla kullanılması dileğimizdir. Bu umutlarla, panele
katkı sunanları ve siz sayın konukları yeniden saygılarımla
selamlar, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Avukat Özdemir Özok
|