TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Av. Özdemir Özok'un
10-11.Temmuz.2004 Günlü
" Avukatların Sosyal Güvenliği"
Konulu-Gündemli
Baro Başkanları Toplantısı Açış Konuşması.

Sayın Başkanlarım,

 

Konuşmayı izlemek için tıklayın

" Avukatların Sosyal Güvenliği" konulu-özel gündemli toplantımıza hoş geldiniz, sizleri şahsım ve yönetim kurulu arkadaşlarım adına saygılarımla selamlarım.

Baro başkanlarıyla son toplantımızı 27.Eylül.2003 günü İstanbul da yapmıştık.Bu tarihten sonra 15.Şubat.2004 günü toplantı yapmak için gün belirlenmiş ancak yoğun kış ve onun getirdiği hava ve yol koşulları nedeniyle toplantı ertelenmiştir.Daha sonra İstanbul Barosu 13-14 Mart 2004 günlerinde geniş katılımlı bir baro başkanları toplantısı yapmış bu toplantıda en kısa sürede " Sosyal Güvenlik ve Avukatlık Yasasında Yapılacak değişikliklerle" ilgili olmak üzer baro başkanları toplantısı yapılması önerilmiştir. Bunun üzerine Aydın barosunun ev sahipliğini üslenme isteği sonucu 13-14-15.Mayıs.2004 günlerinde Aydın da baro başkanları toplantısı yapmayı düşündük ancak " Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Kabul edilişinin 50.yıl kutlamaları" aynı tarihlerle çakışınca toplantının 27-28-29 Mayıs 2004 tarihinde yapılmasına karar verildi. Yapılan çağrılar sonucu yeterli katılımın olmayacağı anlaşılınca Aydın Barosu ile de görüşülerek toplantı ertelenmiştir. Bu toplantı öncesi 49 kişilik grupla uzun süreli ve yoğun programlı bir Avrupa gezisi gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle kimi başkanlarımızdan toplantının bir kez daha ertelenmesi istek ve dileği gelmiş ancak yeni bir ertelemenin adli tatil sonrasına kalacağı ayrıca iki kez ertelenmiş olan toplantının bir kez daha ertelenmesinin uygun olmayacağı gerekçeleriyle toplantımızı yapmak kararı alınmıştır. Çeşitli nedenlerle ertelenen ve bu gün gerçekleştirilebilen toplantımıza yeniden hoş geldiniz diyor, toplantının mesleğimiz ve meslektaşlarımız için olumlu sonuçlar vermesini diliyorum.

Sayın başkanlarım,

27.Eylül.2003 günlü toplantının yapıldığı aynı günlerde 26-27 Eylül 2003 günlerinde Yargıtay konferans salonunda " Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Adli Yargı Sempozyumu" , 29 Eylül-1 Ekim 2003 günlerinde " İngiltere-Galler Adli yıl açılış Kutlamaları" için Londra seyahati, 3-4-5-6 Ekim günleri Adıyaman da " Yeni bir anayasa" konulu panel ve Urfa-Mardin-Batman-Siirt barolarını ziyaret, 13-14-15 Ekim 2003 günleri Kal-Der in düzenlediği " Avrupa Birliğinde Sosyal Politikalar" toplantısında konuşmacı, 15-16-17-18-19 Ekim 2003 günleri Barsalonada " CCBE Avukatların Disiplin Hukuku" konulu toplantı, 24-25 Ekim 2003 günlerinde Danıştay konferans salonunda " Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İdari Yargı Sempozyumu" , 31 Ekim-1 Kasım günlerinde Devlet konuk evinde " 80.Yılında Türkiye Cumhuriyeti" konulu toplantı, 17.Kasım.2003 günü İstanbul Ankara ve İzmir baro başkanlarıyla birlikte Ankara Barosu Staj eğitim Merkezinde " Yargıya yönelik saldırılarla ilgili basın toplantısı" , 4 Aralık 2003 günü Kadir Has Üniversitesi Konferans salonunda " Bankacılık Kanunu ve ilişkili Kanun Değişikliklerinin Hukuk Açısından Değerlendirilmesi" konu başlıklı toplantı, 12.Aralık.2003 günü Danıştay Konferans salonunda " Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı" toplantısı, 16-19 Aralık 2003 günlerinde Balkan ülkelerinden gelen 25 avukat stajyeri ve avukatla birlikte Ankara Barosu Eğitim Merkezinde " Meslek etiği, İnsan Hakları ve Avrupa Birliği Hukuku" konulu eğitim programı, 19 Aralık 2003 Malatya İnönü Üniversitesi " Kamu Yönetimi Yasası" paneli, 23.Aralık.2003 günü Ankara ve Anadolu da bulunan hukuk fakülteleri dekanlarıyla Ankara Üniversitesi tesislerinde toplantı, 10 Ocak 2004 günü Yedi Tepe Üniversitesi " İcra İflas Yasa Tasarısı" toplantısı, 14-15 Ocak günleri İstanbul Barosu " Hukuk Devleti ve Yargı Reformu" toplantısı, 21.Ocak.2004 günü Genç Akademisyenlerle Yurt ve Meslek sorunları üzerine değerlendirme toplantısı, 4-5-6-7 İstanbul Cevahir Oteli " Rekabet Hukuku" sempozyumu, 20-21 Şubat 2004 günü Anayasa Mahkemesi Konferans salonunda " İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa Yargısı" konu başlıklı toplantı, 25.Şubat. 2004 günü İstanbul Dedeman Otelinde " Türkiye'deki tüm Hukuk Fakülteleri Dekanlarıyla toplantı, 10.Mart.2004 günü Ankara Hakim evinde " Yüksek Yargı Organları Başkan ve Başsavcılarıyla" yargı ve hukuk konularını değerlendirme toplantısı, 12-13-14-15 Mart 2004 günleri Eskişehir " Medeni Kanun" değişiklikleri, 17.Mart.2004 Koç Üniversitesi Hukuk fakültesi " Türkiye de Savunmanın örgütleri Barolar" konulu konferans, 18-22.Mart.2004 günü Samsunda " Avukatlara Yönelik İnsan Hakları Eğitimi" toplantısı, 22.Mart.2004 Kamu Bankaları yönetim kurulu başkanı Zeki Sayın ve Başak Sigorta yetkilileriyle " Sosyal Güvenlik Çözüm Yolları" Toplantısı, 23.Mart.2004 günü Ankara Hakim evinde Adalet Bakanı, TBBM' si adalet Komisyonu başkan ve üyeleriyle Bakanlık üst düzey yöneticilerinin katılımıyla " Mesleki sorunların tartışıldığı" toplantı, 25-26-27-28 Mart 2004 günleri Roma da " CCBE -Avrupa da Avukatların Sosyal Güvenliği" konulu toplantı, 31.Mart.2004 günü Ankara Hakim evinde TBB önceki dönem başkanları ve yönetim, disiplin, denet kurulu üyeleriyle " bilgilendirme ve mesleki sorunların tartışıldığı" toplantı, 3-4 Nisan 2004 günü Yozgat Barosunda " Medeni Yasa" ile ilgili toplantı, 8-10 Nisan 2004 günü Erzurum " Avukatlara Yönelik İnsan Hakları Eğitimi" toplantısı, 10-11 Nisan 2004 Mersin Barosu " Uyum Yasaları Karşısında Yeni TCK Tasarısı" konulu toplantı, 15-19 Nisan 2004 günü Mardin " Çevre ve Tabiat Varlıklarının Korunması Konulu Sempozyum" toplantısı, 23-24-25 Nisan Kahramanmaraş Barosu " TCK Tasarısı Tartışması" toplantısı, 29 Nisan-2 Mayıs 2004 günü Denizli " Avukatlara Yönelik İnsan Hakları Eğitimi" toplantısı, 30-Nisan-1 Mayıs 2004 günü Rize Barosu " Ceza Kanunu Tasarısı-Bilirkişilik Kurumu" toplantısı, 5.Mayıs 2004 Danıştay Konferans salonu " Bilgi Edinme Hakkı Yasası" ile ilgili toplantı, 6-9 Mayıs 2004 günü Adana " Avukatlara Yönelik İnsan Hakları Eğitimi" toplantısı, 17-19 Mayıs 2004 günü İstanbul " İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 50.yıl Kutlama" toplantısı, 21-22 Mayıs 2004 günü Gazi Üniversitesi Mimar Kemaleddin Salonunda " Toplumsal Değişim Sürecinde TCK Tasarısı" toplantısı, 28-29 Mayıs 2004 Mersin Barosu " Kadınlara Karşı Şiddet Uygulaması" konulu panel toplantısı, 22.Mayıs.2004 günü yeni yayımlanmaya başlayacak olan " Digesta Turcica Adlı Yabancı Dilde Derginin Editörler Kurulu" toplantısı, 22.Haziran.2004 Ankara da TBB tarafından hazırlanan " CMUK Yasa Tasarısı" toplantısı, 10 kişiden oluşan bilim adamı, yargıç ve avukatlar aynı çalışmayı 27.Haziran-11Temmuz 2004 günleri arasında Çeşme Altınyunus tesislerinde sürdürecekler, 24-25 Haziran 2004 günleri İzmir Barosu " Basın Toplantısı" ve " Sosyal Güvenlik" konferansı, 27 Haziran-4 Temmuz 2004 günlerinde " Baro Başkanlarıyla Mesleki inceleme gezisi" , yapılmıştır.

Sayın başkanlarım

Özel gündem maddemizi oluşturan " Sosyal Güvenlik" konusunda ayrıntılı bilgi verilecek ve siz sayın başkanların görüş ve düşünceleri alındıktan sonra, gerekli yönetmelik çalışmaları sonlandırılacaktır. Bu tartışmalara girmeden önce yurt ve meslek sorunlarıyla ilgili kimi konuları bilgilerinize sunmak isterim.

Öncelikle, 14.Mayıs.2004 günlü basın toplantısı sırasında bir gazetecinin sorusuna verdiğim yanıt sonrası lehte ve aleyhteki yorum ve değerlendirmelere girmek istemiyorum. Özgür ve demokratik bir ülkede her kişinin görüş ve düşüncelerini açıklayabileceği ilkesine olan inancımın bir gereği olarak, kendi açıklamalarımı ve buna verilen yanıtları ifade özgürlüğünün gereği olduğunu düşünüyor ve böyle bakıyorum. Sizlere yolladığım ve hiçbir ekleme yapmadığım konuşma bandının çözümü olan kitapçık-büroşurun içeriğini taktirlerinize bırakıyorum. Burada, ülkemiz milli eğitiminin içinin nasıl boşaltıldığı, nasıl perişan hale getirildiği, İHL'nin kuruluş amacından uzaklaştırılarak, laik cumhuriyete alternatif yeni bir siyasi anlayışın oluşmasına aracı olduğu vurgulanmak istenmiştir. Nitekim bu konuda sayın Cumhurbaşkanının veto gerekçesi ve sayın adalet bakanının bir gazetedeki İHL'le ilgili açıklamaları benim ifadelerimden farklı değildir.

3.Kasım.2002 seçimlerinden sonra iktidar olan ve TBMM'sinde büyük çoğunluğu oluşturan AKP' ye demokrasiye olan inancımız ve demokrasi kültürümüzün gereği olarak yeterli anlayış ve hoşgörüyü göstermemize karşın, iktidar meclisteki sayısal gücünün de etkisiyle ülkemizin, toplumumuzun ve cumhuriyetimizin temel dokusunu zedeleyecek eylem ve davranışlar sergilemeye başlamıştır. Kuşkusuz sorumlu bir yurttaş ve duyarlı bir hukukçu olarak ülkemizin temel değerlerine sahip çıkmak için, bırakınız öncü, sorumlu ve duyarlı bir örgüt üyesi olmayı, sorumlu ve bilinçli TC yurttaşı olmak yeterlidir.

Kişisel özelliklerimin en önemli belirtilerinin hoşgörülü, uzlaşıcı, iyimser, sakin, soğukkanlı, önyargısız, olduğu yakın dostlarım tarafından ifade edilir ve zaman, zaman bu özelliklerim, kimi arkadaşlarım tarafından tepkisizlik olarak algılanarak ciddi biçimde eleştirilirdi. Ama yaşadığımız yurt ve meslek sorunları karşısında sergilediğimiz bazı davranışlar ve duruşlar bu kez kimi kesimler tarafından günlük siyasetle ilintilendirilmiştir.

Bunca özgürlük, bağımsızlık, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti gibi kavramların bir çırpıda dilendirildiği ancak, yerel ve ulusal anlamda bu ilkelere aykırı davranışların rahatlıkla sergilendiği bir toplumsal yapıda iyimser olmak, yada tepkisiz olmak, tepki vermemek mümkün değildir.

Kuruluşundan beri yüzünü çağdaş dünyaya dönmüş ve çağdaş dünyanın bir üyesi olduğunu her fırsatta yinelemiş, tutum ve davranışlarıyla bunu kanıtlamış olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuşkusuz bunun bir sonucu olarak uluslar arası örgütlerinde en güvenilir üyesi olmuştur. Natoda bu kuruluşların özellikle iki kutuplu dünya düzenin de en önde gelenlerindendi, Sovyetlerin çözülmesinden sonra örgüt kendine yeni ilgi alanları yaratmak ve dünyanın jandarmalığına soyunmak gibi bir işlevi üslenmek istemektedir. Bunların başında da uluslar arası terörizm gelmektedir. Örgütün kuruluşundan itibaren sadık bir üyesi olan Türkiye de üst düzey bir toplantı yapılması yadırganacak bir durum değildir. Ancak, toplantı öncesinde, toplantı sırasında ve toplantı sonrasında sergilenenler ve yaşananlar Cumhuriyetimizin kuruluşundaki bağımsızlık ilkesi ve eşit üyelik koşullarına uygun düşmemektedir. Çoğu yurttaşımızın kendisini müstemleke vatandaşı zannedeceği uygulamalar sergilenmiştir. Üyesi olmak için kapısında bekletildiğimiz AB ülkelerinin hiç birisinde böylesi bir uygulamayı görmek mümkün değildir.

Anayasa ve uyum yasalarıyla yargılama yetkisinin tartışılamadığı ve kararlarının hüküm ifade ettiği AİHM' sinin Türbanla ilgili son kararı hakkında iktidar yetkililerinin ve yandaşlarının tespit ve değerlendirmeleri Laik Cumhuriyete bakışlarının somut göstergesidir.

Vatan olarak bildiğimiz ve gururla yaşadığımız bu toprakların bulunduğu coğrafya tarihinin en büyük insanlık dışı işgal işkence ve kaosunu yaşamaktadır. Toplu imha silahları ve nükleer başlıkları temizleme bahanesi ve demokrasi özgürlük, insan hakları, hukukun üstünlüğü vaatleriyle Irak'a giren güçler, geçen süreç içinde, hem kendileri hem de, bölge halkı için ölüm, korku, göz yaşı ve umutsuzluk getirmişlerdir.

İsrail'in demokratik yolla iktidarı eline geçirmiş, faşist yönetimi Filistin ve Orta Doğuyu kan gölüne döndüren eylemlerini çağdaş dünyanın gözleri önünde sürdürmekte, mazlum milletlerin hak ve hukukunu korumak, yaşamlarını teminat altına almak için kurulmuş olan BM'lerin kılı kıpırdamamaktadır.

Çevremizde bunlar yaşanırken, toplumsal değişim adı altında devletimiz cumhuriyet tarihinin en sistemli dinci kadrolaşmasıyla karşı, karşıya bırakılmaktadır. Kamuda önemli ve kilit görevlerin hiçbirisine sıradan yurttaşın atanmadığı ileri sürülmekte ve kurumumuza günde kamunun her kesiminden 10'larca yakınma iletilmektedir.

Bürokraside sürdürülen bu yapılanma, Yerel Yönetimler Yasası, Kamu Teşkilatı Temel Yasası, gibi kimi yasalarla devletin tüm kurum ve birimlerinde istenen ve hedeflenen sonuçlara gitmeyi amaçlamaktadır.

Yargıyla ilgili olarak bilinçli bir biçimde başlatılan saldırı ve tartışmalar sonunda " Neşter Operasyonu" adı altında çok ilginç ve talihsiz bir iddianame ile sadece avukatlar ve belli bürokratların mahkemeye sevk edilmesini ön gören ve halk gözünde adı geçen yüksek yargıçların korunduğu izlenimini veren süreç Türk hukuk tarihinde çok tartışılacaktır.

Siz sayın baro başkanlarıma çok samimi bir soru yöneltmek istiyorum.Lütfen sizler son iki yıldır çıkan ve toplumun dokusunu değiştirecek yüzlerce yasayı takip etme imkanını buluyor' musunuz ? Yanıtını ben vereyim ben takip edemiyorum. İnanın yasaya oy kullanan milletvekillerinden bir çoğu da işin farkında değiller. Toplumsal uzlaş' ı ve yasa yapma tekniğinden çok uzak yol ve yöntemlerle kabul edilen kanunlar, ok kısa süre sonra beklenen işlevi yitirmekte yeni sorunlara kaynak oluşturmaktadır. Özensiz tutarsız yasaların, duyarsız, ilkesiz insanların egemenliğinde olan ülkemiz, hızla toplumsal ve kültürel yozlaşmaya doğru yol almaktadır.

Tüm bunların yanı sıra TBMM'si içinde ve dışında bulunan muhalefet partileri ise toplum adına etkin, üretken ve yapıcı bir muhalefet oluşturamamaktadırlar.

İşte bizler bir yandan meslek sorunlarımızın çözümü ve meslektaşlarımızın geleceği için projeler geliştirip çalışmalar yaparken, öte yandan da özet olarak sunduğum yurt sorunları karşısında, toplumun, halkın, sesi olarak muhalefet görevimizi yerine getirmek durumundayız. Kimi egemen güçler tarafından ciddiye ve dikkate alınmasa da ulusal ve uluslar arası sorunlar, ağdaş dünyanın ortak değerleri olan, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstlüğü, ilkeleri çerçevesinde çözülecektir.Artık hiçbir kurum ve kişi bu değerleri yok sayan, görmezden gelen çözümleri aklından bile geçirmemelidir. Çünkü bu değerleri dışlayan bütün çözümlerin yeni sorun ve sıkıntıların kaynağını oluşturduğu tarihsel süreç içinde acı örnekleriyle görülmüştür.

Bu gün mesleğimizin ve meslektaşlarımızın yıllardır kronikleşen " Sosyal Güvenlik" sorununu tartışacağız.

Sosyal Güvenlik; birey ve aileleri işsizlik, yaşlılık, emeklilik, hastalık yada ölümden kaynaklanan statü ve gelir kayıplarına karşı korumayı ve sosyal hizmetler yoluyla bunların refah düzeylerini yükseltmeyi amaçlayan kamu programı olarak tanımlanabilir. Yine " Sosyal Güvenlik" ; İnsanlığın eski ve derin bir gereksiniminin somut bir belirtisidir. Bu gereksinme, yarından emin olmak isteğidir.Evrensel bir ilkeye dönüşen ve çağdaş uygarlığın simgesi olan sosyal güvenlik kavramı, özde bireyin karşılaşacağı ve yaşam için tehlike oluşturan olaylara karşı bir güvence arayışının ürünüdür. Tehlikeyle karşılaşan ve yoksulluğa düşen bireye, asgari bir güvence sağlamak sosyal güvenliğin varoluş nedenidir.Bu kavramın açılımı, sosyal sigorta programları, düzenli, sürekli ve güvenli sağlık ve refah hizmetlerini ve bunların gerçekleşmesi için gerekli gelir kaynaklarını sağlama çalışmalarını içerir. Bütün bu çalışmalar, insanın temel haklarından olan sosyal haklar sistemi içinde yer alan ve anayasalarda şekillenen sosyal güvenlik hakkının gerçekleşmesine yöneliktir.

Refahı ve sosyal güvenliği sağlamak geçmiş yıllarda bireyin ve ailenin sorumluluğundayken, bu çabaların yetersiz kalması üzerine, din ve hayır kurumları bu görevi üslenmişlerdir. Ancak bunların sağladığı olanaklar da çok yetersiz kalınca, daha örgütlü yardım programları geliştirilmiştir. Bunların ilk örnekleri işçi dernekleri ve sendikaları ile karşılıklı yardım birlikleridir. Bu gelişmelerin sonucu ilk modern sosyal güvenlik yasaları 1880'li yıllarda Almanya da çıkarılmış, daha sonra 1911de İngiltere de, 1935'te ABD'de de bu amaçlı yasalar çıkarılmıştır. Tüm bu gelişmelerden sonra sosyal güvenlik hakkı; 10.Aralık.1948 günlü " İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin" 22.maddesinde " herkes toplumun bir ferdi olarak sosyal güvenlik hakkına sahiptir; sosyal güvenlik bireyin onuru, kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların tatmin edilmesi temeline dayanır" sözleriyle ifade edilmiş ve bildirinin 25.maddesinde ise sosyal güvenlik hakkının ayrıntıları " her kişinin gerek kendisi gerekse ailesi için yiyecek, mesken, tıbbi yardım ve gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere, sağlık ve refahını sağlayacak bir yaşama düzeyine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık hallerinde veya geçim olanaklarında iradesi dışında yoksunluk yaratacak diğer bütün durumlarda sosyal güvenliğe hakkı vardır. Doğum yapan kadın ve çocuklarının özel bakım ve yardım görme hakları vardır. Bütün çocuklar, her türlü sosyal yardımdan yararlanma hakkına sahiptirler" sözleriyle vurgulanmıştır. Sosyal Güvenlik hakkını yaşama geçiren programlar şöyle sıralanabilir; Yaşlılık, iş görmezlik, dul ve yetim programları yanında, sağlık sigortası, işsizlik sigortası, ocuk ve aile yardımı, iş kazası tazminatları, kamu yardımlarıdır. Bu kurum ve kavramlar kapitalizmin yarattığı sosyal dengesizlik, eşitsizlik ve bunların neden olduğu bunalımlara karşı emekçi sınıflardan gelen güçlü tepkiler sonucu büyük bedeller ödenerek elde edilmiştir. Bütün bu gelişmeler bireylerin güvencesi olan " Sosyal Devlet" anlayışının güçlenmesi ve kurumsallaşmasına neden olmuştur. Bu bağlamda " Sosyal Devlet" ; klasik liberal demokrasinin ekonomik ve siyasal temellerini değiştirmeden sosyal güvenliğin sağlanması, işsizliğin önlenmesi, emeğiyle yaşayanların korunması ve yaşam düzeylerinin yükseltilmesi yoluyla sosyal eşitsizlikleri giderme işlevlerini üslenen devlet demektir.

Türkiye Cumhuriyeti " Sosyal Hukuk Devleti" olmasına karşın küçük bir azınlık hariç yurttaşlarının " Sosyal Güvenliğini" sağlayamamıştır.

Bu genel değerlendirmeden sonra, mesleğimiz yönünden özel bir inceleme ve değerlendirme yapmak istiyorum. Bilindiği gibi 19.3.1969 gün ve 1136 sayılı " avukatlık yasası" ilk kez avukatlara sınırlıda olsa bir sosyal güvenlik getirmiştir. Bu tarihten sonra avukatlar Sosyal Sigortalar Kurumuna sadece ihtiyarlık sigorta pirimi ödeyerek emekli olmaktalar ve küçükte olsa belirli bir emekli maaşı almakta ve SSK hastanelerindeki sağlık hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Emekli maaşlarının yetersizliği yanında SSK hastanelerindeki hizmetlerin kalitesizliği konusunda yoğun bir yakınma vardır. Özellikle hasta olan bir çok meslektaşımızın SSK hastaneleri dışında başka sağlık merkezlerine nakli ve gönderilmesi için bize yaptıkları ricaların boyutu bunu kanıtlamaktadır. Mevcut yasal düzenlemeler karşısında avukatlar emekli olmadan hiçbir sosyal güvenceden yararlanamamaktadırlar. Bu ise meslektaşlarımızı büyük sıkıntılara sokmaktadır. TBB olarak kendi kısıtlı bütçe olanaklarımızla yarattığımız ve " Yardım Yönetmeliği" doğrultusunda uygulamaya koyduğumuz yardım fonuna yapılan başvurular olayın vahametini açıkça ortaya koymaktadır.

Göreve geldiğimiz günden buyana mesleğimiz ve meslektaşlarımızın sorunlarıyla yakından ilgilenen yönetim anlayışımızın bir sonucu olarak özellikle genç meslektaşlarımız başta olmak üzere meslektaşlarımızın tümünün sosyal güvenliği ile ilgili ne yaparız ? sorusuna birlikte çözüm üretmeye çalıştık. Meslektaşlarımızdan çok küçük bir azınlık (kamu kesiminde çalışanlar, hazine vekilleri, öğretim görevlileri, öğretmenler, milletvekilleri ve bir biçimde kamudan emekli olma olanağını elde edenler) hariç olmak üzere büyük çoğunluğun sosyal güvenliği içler açısıdır. En stresli ve gergin mesleklerin başında gelen avukatlık, zamanla meslektaşlarımızın bünyesinde onarılması güç tahribatlar yapmaktadır. Meslek hastalıkları yanında işin gereği olarak sürekli hareket halinde olan ve çok sık seyahat eden meslektaşlarımız trafik kazalarının en önemli adaylarındandır. 1973 yılında bir duruşma sonrası Bursa'dan Ankara'ya gelirken geçirdiğim ve 17 kişinin ölümüyle sonlanan kaza sonrası sekiz ay yatağa bağlı kalan bir kişi olarak bunun nedenli zor olduğunu en iyi bilen kişilerdenim. Fiziksel yaralar bir biçimde kapanıyor ama o manevi yaralar yok mu onun acısı hiçbir zaman unutulmuyor. Mesleğinin henüz ikinci yılında sınırlı büro ve avukatlık gelirinden başka hiçbir dayanağı olmayan evi ve bürosu kira olan bir kişinin sekiz-on ay hiçbir iş yapmadan yattığını düşünmek bile istemiyorum. İşte o günlerde Ankara Barosu Yönetim Kurulunun bana hibe olarak verdiği beş bin lirayı yaşamımın hiçbir döneminde unutamam. O nedenle Ankara Barosuna, Barolar Birliğine ve mesleki dayanışmaya yönelik vermeye çalıştığım hizmetin benim yaşamımda çok önemli yeri ve anlamı var.

İşte bu duygu ve düşüncelerle yaklaştığımız " Avukatların Sosyal Güvenliği" konusunda gerçekçi ve sağlıklı çözümler üretmek için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Öncelikle TBMM'si Adalet Komisyonu üyeleri ve avukat millet vekilleriyle seri toplantılar yapılmış, TBB yönetim kurulundan Hürrem Şahinci ve Osman Güven yönetim adına barolardan gelen temsilcilerimizle toplantılar yapmış ve konuyla ilgili projeler geliştirmeye çalışmışlardır. Tüm bu çalışmalar yanında, barolarımızın ve TBB'nin yaptığı baro başkanları toplantıları sonrasında dahi somut ve kalıcı bir öneriye varılamamıştır. Bu tartışmalar sırasında SSK'dan çıkıp, Bağ-Kur yada Emekli sandığına girme, yada Türkiye genelinde bir sandık oluşturularak tüm avukatların sosyal güvenlik işlerini buradan yürütmek gibi bir çok görüş ve düşünce dillendirilmiştir. Ama bütün bu tartışmalar sonrası tüm kesimlerin üzerinde uzlaştığı bir çözüm önerisinde birleşmek mümkün olamamıştır. Bunun üzerine, pratik bir yol olarak pul paralarının artırılması ve bunun yarısının " Avukatların Sosyal Güvenlik Fonu" olarak ayrılması formülü ağırlık kazanmıştır. Avukatlık yasasında kimi tartışma konularını da dikkate alan Kahramanmaraş milletvekili Sn.Av.Mehmet Yılmazcan ve eski Adana baro başkanlarından, TBB başkan yardımcısı Adana milletvekili Sn.Av.Ziya Yergök'ün büyük katkılarıyla, Adalet bakanlığı ve TBMM'si adalet komisyonu üyelerinin destekleriyle çıkarılan 13.1.2004 gün ve 5043 sayılı " Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun" la " Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu" kurulmuştur. Bu fonun çalışma koşulları ve işleyiş biçimi TBB yönetim kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenecektir. Bu yönetmeliğin oluşturulması sırasında yararlanmak üzere barolarımıza yazdığımız yazılara çok az sayıda baromuz yanıt vermiştir.Bu barolarımızın başkan ve temsilcileri kendi görüşlerini aktarmak isteyeceklerinden ben bu konuda bilgi vermek istemiyorum. Bu tarih itibariyle konuya ilişkin TBB'ne intikal eden yanıtlar, Yalova, Kırıkkale, Trabzon ve Ankara Barosunda gelmiştir.

28-29 Mayıs 2004 günlerinde Aydın barosunun ev sahipliğinde toplanan baroların yayınladığı sonuç metninde " ..Avukatlık yasasında yapılan son değişiklik ile 27/a maddesinde yapılan düzenlemenin sosyal güvenlik sorununu çözmekte yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır..." denilmekte ve " ..bu alanda çalışmaların sürdürülmesi kararlaştırılmıştır.." denilmek suretiyle daha köklü ve kalıcı çözümler için arayışlara devam edilmesi önerilmektedir.

Yapılan toplantılarda ve yazılı olarak TBB'ne gönderilen önerilerde ağırlıklı görüşler, sosyal güvenlik hizmetinin profesyonel olarak alınması noktasında olmuştur. Bunun üzerine hem Başak Sigorta yetkilileri, hem de Oyak Sigorta yetkilileriyle görüşülerek " Avukatlara Yönelik Sağılık Sigortası" paket öneriler alınmıştır.

Bu gün itibariyle ayrı bir hesapta topladığımız ve hiçbir biçimde el sürmediğimiz fon hesabında yaklaşık 4 trilyon paramız toplanmış bulunmaktadır. Yaptığımız hesaplara göre 1.1.2005 tarihi itibariyle 8-9 trilyon paramız birikecek ve bu tarihten itibaren avukatların sosyal güvenlikleriyle ilgili uygulamayı, siz değerli başkanlarımızın görüş ve düşüncelerini de aldıktan sonra şekillendireceğimiz yönetmelik doğrultusunda başlatacağız.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, toplantının mesleğimiz ve meslektaşlarımız için yararlı sonuçlar getirmesini diliyor, saygılarımı sunuyorum.

Av.Özdemir Özok

 

 
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Başkanın Özgeçmişi
Başkanın Mesajı
Konuşmalar
Konuşma Videoları
E-Posta
Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Web Tasarım Birimi