TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK'UN
09.07.2005 GÜNLÜ
İSTANBUL BAROSU
BARO MECLİSİ TOPLANTISI'NDA YAPTIĞI KONUŞMA

 

Sayın meslektaşlarım;

İstanbul Barosu'nun başlattığı ve başarıyla sürdürdüğü mesleki dayanışma, mesleki birliktelik yanında demokratik katılımcılığın güzel bir örneğini oluşturan “İstanbul Barosu Baro Meclisi” toplantısına katılmaktan ve sizlere seslenmekten büyük mutluluk duyuyor, bu duygularla hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Ülkemizin en köklü ve en saygın barolarından olan İstanbul Barosu, insan hakları, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve çağdaşlaşma sürecinde hep ön sıralarda yer almış, saygın ve özgün üyelerinin katkılarıyla öncü baro olma niteliğini daima korumuştur. Kuşkusuz gün ışığında yönetim anlayışının en tipik örneği olan “İstanbul Barosu Baro Meclisi” uygulaması, mesleki ve toplumsal sorumluluk bilincinin en geniş anlamda tabana yayılmasını sağlaması yanında, baro yönetimi ile meslektaşlarımız arasındaki sağlıklı iletişimi de gerçekleştirmek suretiyle çok önemli bir görev yapmaktadır. Katılımcılık adına bu uygulamanın tüm barolarımıza örnek olmasını diliyorum.

Bildiğiniz gibi; 21-22 Mayıs 2005 günlerinde Türkiye Barolar Birliği'nin 28. Olağan Genel Kurulu'nu Antalya'da, gerçekleştirdik.

Türkiye Barolar Birliği yönetimi olarak, Genel Kurul'un mesleğimizin saygınlığına ve toplumdaki konumuna uygun bir anlayış, düzen, olgunluk ve demokratik ortamda geçmesini hedefledik.

Sayın Genel Kurul üyeleri her zaman olduğu gibi, ortak aklın ürünü olan kararlarıyla çalışmalarını sonlandırdılar. Öncelikle, 17-18 Mayıs 2003 Trabzon 27. Mali Genel Kurulu'ndan bu yana geçen dönemle ilgili olarak, bana ve çalışma arkadaşlarıma gösterilen ilgi, coşku ve bunun sonucu oy birliğiyle verilen ibra, yapılan hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağının açık bir göstergesi olarak algılanmıştır. Yine aynı şekilde yapılan seçimler sonunda, bana ve birlikte çalışmayı uygun gördüğümüz arkadaşlarıma gösterilen güven ve destek, bizlere çok büyük sorumluluklar yüklemiştir. Genel Kurul süresince ve seçimler sonunda gösterilen hoşgörüyü, ilgiyi ve duyarlılığı çok iyi okumaya çalışıyor ve Genel Kurul'un bize verdiği emaneti en iyi şekilde korumayı ve temsil etmeyi amaçlıyoruz.

Her seçimde olduğu gibi son sözü “ sandık” söylemiş ve dört yıl süreyle Türkiye Barolar Birliği'ni yönetecek kurullardaki sayın meslektaşlarımızı belirlemiştir. Bu aşamadan sonra artık tek amaç ve tek düşünce, 75 baromuza ve yaklaşık 52 bin meslektaşımıza en üst düzeyde hizmet sunmak olacaktır. Ancak burada şu duygularımı siz sayın meslektaşlarımızın bilgisine sunmak istiyorum; Türkiye Barolar Birliği Genel Kurul öncesi ve Genel Kurul sırasında, başta Baro Başkanımız Sayın Av. Kazım Kolcuoğlu olmak üzere, İstanbul Barosu Türkiye Barolar Birliği Genel Kurul delegelerinden gördüğüm ilgi, güven ve duyarlılığa gönülden teşekkürlerimi sunuyor, bu anlamlı yaklaşıma yakışır yönetimi birlikte gerçekleştireceğimizi yinelemek istiyorum.

Değerli meslektaşlarım,

İlk toplantısını 04.06.2005 günü yapan yönetim kurulumuz, daha önce bilgilerinize sunulduğu gibi, demokratik yöntemlerle başkanlık divanını oluşturmuş ve Başkan Yardımcılıklarına Sayın Av.Ali Şen ve Sayın Av.Ünsal Toker, Genel Sekreterliğe Sayın Av.İ.Güneş Gürseler ve Sayman Üyeliğe de Sayın Av.Soner Kocabey arkadaşlarımızı seçmiştir. Açık, saydam eşit ve gün ışığında yönetimi hedefleyen kurulumuz, meslektaşlarımızla, barolarımızın desteğini de yanına alarak, sevgi, saygı, güven ve uyum içinde yurt ve meslek sorunlarına çözümler üretecektir.

Önceki yönetimde görev alan Sayın Av.Alpay Sungurtekin ve Sayın Av.Cengiz Tuğral dışında yeni arkadaşlarımızdan oluşan Yönetim Kurulu, Genel Kurul'dan aldığı enerji ve güçle yeni dönem çalışmalarına hızlı bir biçimde başlamıştır.

İlk iş olarak, genel kurul çalışmaları sırasında kayda alınan konuşmalar çözülerek kitap haline getirilmiş ve tüm delegelere gönderilmiştir.

Yeni yönetimimiz çok önemli bir karara daha imza koyarak, artık bize yetmeyen ve konumu dolayısıyla büyük yakınmalara neden olan Kızılay'daki hizmet binamızdan ayrılmaya ve Balgat'ta kiraladığımız yeni bir binaya taşınmayı uygun görmüştür. Bu bağlamda yeni bina kiralanmış, yerleşme ve taşınma hazırlıklarına başlanmıştır.

Hemen şunu hatırlatalım, kendi arsamız üzerindeki inşaat çalışmalarımız hız kesmeden sürdürülmekte, Genel Kurul'da da bildirdiğimiz gibi, Büyükşehir ve Çankaya Belediyeleri arasındaki çekişme giderilmeye çalışılmaktadır. Hukuki pürüzler giderildikten sonra yapım aşamasına süratle geçilecektir.

Yeni CMK yönetmeliği kabul edilmiş, ayrıca CMK'dan ödenen ücretlerin savunma hizmeti verilenlerden geri alınması çalışmaları başlatılmıştır.

Her konuda yönetim kuruluna yardımcı olacak “uzmanlar komisyonu” oluşturulmasına karar verilmiştir.

Aylık vekalet ücreti içeren avukatlık sözleşmelerindeki yasaya ve tarifeye aykırılıkların giderilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır.

Avrupa Birliği Barolar Konseyi Yönetim Kurulu Toplantısının, 23.06.2006 günü İstanbul'da yapılması için çalışmalara başlanmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine yönelik avukatlar için eğitim çalışmalarına başlanmış ve ilgili barolarımızla görüşülerek toplantılar takvime bağlanmıştır.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu yönetmeliği çalışmaları ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı üzerinde çalışmalar sürdürülmektedir.

Yeni Ceza Kanunu ve CMK'nun getirdiği kimi sorunların çözülmesiyle ilgili çalışmalar ve bunlara bağlı olarak geliştirilen “Uzlaştırıcı Avukat Yönergesi” çalışmaları yürütülmektedir.

Prof.Dr.Erdoğan Moroğlu başkanlığı'nda oluşturulan “Ticaret Kanunu Komisyonu” Adalet Bakanlığı'ndaki çalışmalara katılmışlardır.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal ettiği hakem kurulu (Av.K.m.167) ve belirli görevlerden ayrılanların avukatlık edememelerine (Av.K.m.14) ilişkin maddelerin yeniden düzenlenmesi için TBMM Adalet Komisyonu'nda girişimlerde bulunulmuş ve her iki konuyla ilgili yasa önerimiz komisyona sunulmuştur.

Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda yapılan değişiklik çalışmaları yakından izlenmiş ve Adalet Komisyonu'ndaki çalışmalara Genel Sekreterimiz katılarak görüş ve düşüncelerimizi iletmiştir.

Bütün bunların yanı sıra öncelikle Türkiye Barolar Birliği bünyesinde ve daha sonra tüm barolarımızda verimliliği ve kaliteyi artırmaya yönelik olarak, Başkent Üniversitesiyle birlikte yeni bir projenin uygulama çalışmalarına başlanmıştır.

02.07.2005 günü Genel Kurul'dan sonra ilk baro başkanları toplantısı gerçekleştirilmiş ve toplantı sonrası 6 Eylül 2005 günü Ankara'da geniş katılımlı bir toplantı yapılmasına karar verilmiş, yurt ve meslek sorunlarını içeren kamuoyu duyurusu yayınlanmıştır. Bu toplantıdaki benim konuşmam ve arkasından baro başkanlarımızın yurt ve meslek sorunlarıyla ilgili açıklamaları büyük yankı bulmuştur.

05.07.2005 günü Adalet Bakanını ziyaretimiz sırasında tüm sorunlarımız ayrı ayrı iletilmiş son günlerde yargının siyasallaşması konusunda gündeme gelen sorunlar hakkında Türkiye Barolar Birliği olarak görüş ve düşüncelerimiz aktarılmıştır. Bu görüşmede özellikle yürürlüğe giren TCK ve CMK'nun barolarımıza ve meslektaşlarımıza getirdiği artı yükler dillendirilmiş ve CMK tahsisatının artırılması istenmiştir.

Basından izlediğiniz gibi, Türkiye Barolar Birliği, Yargıtay Başkanlar Kurulu ve YHSK tarafından yapılan açıklamalardan sonra, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin randevu alarak 07.07.2005 günü Türkiye Barolar Birliği'ni ziyaret etmiş ve bizim yargı bağımsızlığı konusundaki kaygılarımızın nereden kaynaklandığını sormuştur. Kendisine sözlü olarak yapılan açıklamalar yanında ayrıntılı biçimde hazırladığımız bir dosyayı da takdim ettik, yaşanan olumsuzluklardan duyduğumuz kaygıları açık bir biçimde aktardık. Sayın Bakan bütün kaygı ve önerilerimizi paylaştığını bunun giderilmesi için gerekli çalışmaları yapacağını bildirdi, biz de sorun orta yerde duruyor, sorun çözülünceye kadar eleştiri ve duyarlılığımızı her platformda dillendireceğimizi ve konunun takipçisi olacağımızı ifade ettik.

Sayın meslektaşlarım;

13 Mayıs 2001 Diyarbakır'da yapılan 26.Olağan Genel Kurul'da üstlendiğimiz görev ve sorumluluğumuzun doğal sonucu bu süreçte ancak, 4667 sayılı yasanın getirdiği yeni kurum ve kavramları yaşama geçirmeye çalışmış ve bir anlamda içe dönük yapılanmayı sürdürmüştük. Bu gün, Türkiye Barolar Birliği bünyesinde çalışanlarımızın da özverileri sonucu çok düzenli işleyen bir kurumsal yapı oluşmuştur. Gelecek günlerde, barolarımız ve meslektaşlarımızla birlikte tüm sorunlarımızı önümüze katarak sırasıyla çözmeye çalışacağız. Başka bir anlatımla, çalışmalarımızın yönünü değiştirerek ve güçlerimizi birleştirerek ortak sıkıntılarımıza, ortak dertlerimize çözümler üreteceğiz.

Yeni dönemde tüm meslektaşlarımız ve ulusumuz, bu anlayışın bir gereği olarak, çok daha farklı, çok daha dinamik, çok daha etkin bir Barolar Birliği yönetimi göreceklerdir. Arkadaşlarımızla birlikte tek gücümüz ve esin kaynağımız bağımsız barolarımız ve saygın meslektaşlarımızdır.

Hukukun gücünü, siyasal güce egemen olanlara kabul ettirmek ve onları hukuk içine çekmek başta olmak üzere, her konuda toplumsal muhalefetin sesi olan bir yönetim anlayışını beraber gerçekleştireceğiz.

Sorunlar sarmalı içinde kıvranan savunma mesleği ve avukatların önündeki engellerin kaldırılması öncelikli hedeflerimiz olacaktır.

İstanbul Barosu başta olmak üzere, tüm barolarımızla, eşgüdüm içerisinde yürüteceğimiz çalışmalarla mesleğimiz ve meslektaşlarımız adına çok önemli konulara el atacağız ve birlikte çözüm yolları arayacağız. Bu bağlamda yeni dönemde takipçisi olacağımız kimi konuları şu şekilde sıralayabiliriz;

•  Avukatlık Kanunu değişikliği

•  Avukatlık Kanunu'nun iptal edilen maddelerinin yeniden düzenlenmesi (Hakem kurulu, yargıçlık ve savcılık görevlerinden ayrılanların avukatlık yapması) ile ilgili çalışmalar

•  Meslek kurallarının yenilenmesi ile ilgili çalışmalar

•  Yönetmeliklerin yenilenmesi ile ilgili çalışmalar

•  Avukatlık Kanunu'nun 2.maddesinin ve avukatlık kimlik belgesinin uygulama sorunlarının giderilmesini sağlayacak çalışmalar

•  Türkiye Barolar Birliği ve baro başkanlarına yasada gösterilen protokol hükmüne uygun davranılmasını sağlayacak çalışmalar

•  Yargıçlar, savcılar, Adliye personeli ve Adalet Bakanlığı'nın avukatları yargının kurucu unsuru olarak görmelerini sağlayacak çalışmalar

•  Avukatların mesleği, baroları ve barolar birliğini daha da sahiplenmelerini sağlayacak çalışmalar

•  TBBM ile ilişkiler, yasaların çıkarılma sürecine etkin müdahale yollarıyla ilgili çalışmalar

•  Sosyal Güvenlikle ilgili çalışmalar

•  Avukatlık Sınavı hazırlıklarıyla ilgili çalışmalar

•  Stajyerlerin hukuki durumlarının iyileştirilmesi ve staj eğitimiyle ilgili çalışmalar

•  Baroların stajyer ve avukat sayısını sınırlayabilme ve hukuk fakültelerini değerlendirme yetkilerinin tartışılmasıyla ilgili çalışmalar

•  Gündemli baro başkanları ve bölge toplantıları yapılmasıyla ilgili çalışmalar

•  Kamu avukatlarının sorunlarıyla ilgili çalışmalar

•  Avukatların vergi sorunlarıyla ilgili çalışmalar (Giderlerin vergiden düşülmesi, avukatlık ortaklığının kurumlar vergisine tabi olması)

•  Türkiye Barolar Birliği hizmet binası ve sosyal tesis kompleksinin yapılmasıyla ilgili çalışmalar.

Tüm bu sorunların çözümü yanında, siz duyarlı ve ilgili meslektaşlarımızdan gelecek öneri ve yakınmalarla belirlenecek hedeflere mutlaka, ama mutlaka, ulaşılmaya çalışılacaktır. Hedefe ulaşılmada öncelikle hukukçu kimliğimize uygun davranışlar sergilenecek, en üst kamu görevlisinden, en sade kamu görevlisine kadar yasal başvurular yapılacak sonuçları titizlikle izlenecek, olumlu sonuç alınamadığı taktirde 75 baro, 52 bin avukatın gücü tüm ilgililere net bir biçimde gösterilecektir.

Bu konuda ilk uyarı eylemi 6 Eylül 2005 günü tüm barolardan meslektaşlarımızın katılımıyla Ankara'da gerçekleştirilecektir.

 

Sayın meselektaşlarım;

Yukarda satır başlarıyla bilginize sunduğum meslek sorunları yanında ülkemiz çok ciddi iç ve dış sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır.

Bu gün, çağdaşlaşma yolunda hızla ilerlediği iddia edilen Türkiyenin çok ciddi ve önemli sorunları vardır. Eğitim ve işsizlik başta olmak üzere, ortaçağ anlayışının bir uzantısı olan kan davaları, namus cinayetleri devam etmekte, aşiret, tarikat ve cemaat yapı ve uygulamaları en acımasız bir biçimde sürmekte, bir çok çocuk iş gücü ve sermaye olarak algılanmakta, kent, ilçe ve köylerimizin çoğu çağdaş yaşam koşullarından uzak, hızla potansiyel suçlu yuvaları haline dönüşmekte, bir yıl içinde sadece trafik kazalarında binlerce kişi ölmekte, en küçük yağıştan sonra kentlerimizde doğal göletler oluşmakta, kapkaç, vurgun, soygun günlük yaşamın olağan parçası haline dönüşmekte, kuşkusuz örneklerini çoğaltabileceğimiz bu olumsuz koşulların yarattığı ortamda yaşamak durumunda bırakılan insanımız da gergin ve sorunlarla yüklü bir kişi haline gelmektedir.

Üzerlerinde her türlü politik oyunlar oynadığımız yarınımız, güvencemiz, umudumuz, ışığımız, parçamız, bizim olan gençlerimizle ilgili onlara sorarak, neler yaptık, neler yapıyoruz, neler yapacağız, hiç düşündük mü? Bu genç ve dinamik nüfusumuzu yarınlara nasıl hazırlıyoruz, onlara hangi iş ve çalışma alanları açacağız, onları nasıl istihdam edeceğiz, onlara nasıl bir yaşam biçimi sunabileceğiz, onların yaşam kalitesini nasıl artıracağız ve de doğal olarak en önemlisi bütün bunları yapabilmek için onları bugünden hangi eğitim dallarına yönlendirmemiz gerektiğini hiç düşündük mü ?

Kırsal kesimden kopup gelmiş, eğitimsiz, işsiz insanlarımızın doldurduğu, yollarımız, sokaklarımız, kahvelerimiz, bahçe ve parklarımız ne yazık ki, bu gün artık üniversite mezunu eğitimli, ama yine işsiz, umutsuz, sevinçsiz, coşkusuz, yüzbinlerce genç kızımızın, genç erkeğimizin barınağı olmuş durumdadır. Şayet, biz bu genç ve dinamik nüfusu önce eğitiminde, sonra iş yaşamında doğru yönlendiremezsek, onların karnını doyuramaz, onları umutlu kılamaz isek ülke yarınlarından güvenle söz edemeyiz.

Eğitimde ve sosyal yapıdaki bu çarpık yapılanma, özel dershaneler arasında amansız bir rekabet başlatmış, gençlerimiz bir kobay gibi birbiriyle acımasızca yarıştırılırken yaşadıkları travmalar görmezden gelinmiş sadece sınav sonucu baz alınmış, birinci olanlar televizyonlarda aile boyu poz verirken, başarısız olanlar ise pop starlık şarkıcılık ve televole pazarlarına yönelmiştir.

Sayın meslektaşlarım;

Ülkemizin kuruluş felsefe ve ilkelerinden adım adım uzaklaşarak, tamamen uluslararası sermaye kuruluşlarının telkin ve talimatları doğrultusunda, uzun vadede ulusal çıkar ve ulusal bilince aykırı olarak geliştirilen politikalar ülkeyi içinden çıkılamaz sorunlar sarmalıyla karşı karşıya getirmiştir.

Bu bağlamda, son elli yılda ülkemizin doğa ve çevre bakımından su, deniz, göl, akarsu, orman ve bitki örtüsü, yer altı ve yer üstü zenginlikleri yönünden durumu, insan ve yaşam bakımından, sağlık, beslenme, sanat, kültür, barınma, spor, enerji, sosyal çevre sosyal güvenlik yönünden durumu, idari ve siyasal yapı bakımından, devlet düzeni, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, güvenlik ve kolluk güçleri, yönünden durumu, ekonomik ve mali işleyiş bakımından, tarım, sanayi, ticaret, hizmet, para ve bankacılık yönünden durumu, tarafsız ve objektif bir biçimde gözden geçirilerek bu konularda hangi noktalara varıldığı bütün açıklığıyla ortaya konulursa daha gerçekçi tespitler yapılabilir. Bu tespit ve değerlendirmeler sonucu ortaya çıkan fotoğraf insanın içini karartıyor. Bu karanlık tablo, beğeniriz, beğenmeyiz, kapısında bekletildiğimiz Avrupa Birliği ülkelerinde oluşmuş standartlarla kıyaslanırsa, yetkili mevkilerde binbir çalımla, afra ve tafrayla oturmuş olanların, bu ülke insanına karşı ağır sorumlulukları çok açık biçimde ortaya çıkmaktadır.

Böylesi bir toplumsal yapı ise, sürekli çekişme ve gerginlikler kaynağı oluşturduğundan, tüm sorunlar yargıya intikal etmektedir. Bir anlamda sorunlar sarmalı haline getirilen toplumun, bu sorunlarını çözmek için yargıdan gücünün üstünde bir hizmet ve görev istenmektedir. Bilindiği gibi her fırsatta, yargının sorunlarını ve aksayan yönlerini ortaya koymakta gerekli uyarı ve eleştirilerimizi açıkça dile getirmekteyiz. Ancak, kötü yönetimlerle yörüngesinden çıkmış, hedefinden sapmış toplumsal yapının, tekrar eski haline dönmesini sadece yargıdan istemek büyük haksızlık olmaktadır.

Ülkemiz sayılan iç sorunları yanında, ülke bütünlüğü başta olmak üzere, ulusal geleceğini doğrudan doğruya ilgilendiren çok önemli uluslararası sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır.

AB-Türkiye ilişkilerinde karşılıklılık ilkesine aykırı bir biçimde, ulusal birliğimizi tehdit eden çok ağır öneri ve dayatmalar ileri sürülmekte ve uzun bir geçmişi olan AB-Türkiye tehlikeli bir sürece itilmektedir.

Kıbrıs konusunda tüm iyimser yaklaşım ve yorumlara karşın, Kıbrıs yavaş yavaş sindirile sindirile Anadolu'dan koparılmakta, adadaki Türk varlığı giderek etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Sayın Başbakanımızın yurt içindeki mesaisine yakın bir mesai ayırdığı yurt dışı gezileri ve bu geziler sırasında o ülkenin üst düzey yöneticileriyle birlikte sergilediği samimi görüntülere karşın, düşmanca ve kötü niyetli eylem ve söylemlerin sürdürülmesi bu ilişkilerin geleceği bakımından son derece düşündürücüdür. Bunlara en somut örnek; Almanya'nın “ soykırım” tanımlamasından da öte “Katliam” diye nitelendirdiği ve şu ana kadar 16 devletin “Zorunlu Göç-Tehcir ” kararını meclislerinden geçirerek “24 Nisan 1915 tarihini Ermeni Soykırımı ” olarak tanımış olmasıdır. Bütün bunların yanı sıra Irak'ta haksız işgal bütün çirkinliğiyle sürdürülmekte, Ortadoğu yine ateş çemberi-ateş topu olma özelliğini korumaktadır.

Bölgemizde bizi çok yakından ilgilendiren önemli bir gelişme de İran'da olmuştur. Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce İran'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini koyu muhafazakar Ahmedinecat kazanmıştır. İlk beyanatında Humeyni'nin çizgisini sürdüreceğini ve tüm dünyaya “ İslam İdeolojisi ” ihraç edeceğini söyleyen çiçeği burnundaki İran Cumhurbaşkanının bu sözleri, ülkemiz için de çok önemli ve tehlikeli mesaj içermektedir. Çünkü üzülerek belirtmek isterim ki bu mesajdan kendine görev çıkaracak önemli sayıda işbirlikçiler çıkabilir.

 

Sayın meslektaşlarım;

Satır başlarıyla sıralamaya çalıştığım kimi yurt ve meslek sorunlarını artık bir ağlama duvarı gibi sizlere iletmekten vazgeçerek, birlikte üreteceğimiz ve yaratacağımız, görüş, düşünce ve eylem planlarıyla çözmeye çalışmak isteğinde olduğumuzu sizlere bildirmek istiyor, heyacanınızı, gücünüzü, umudunuzu, bilginizi, birikiminizi, sevgi ve coşkunuzu bizimle birleştirmenizi diliyorum.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, toplantının yurt ve meslek sorunlarının çözümüne katkılar sunmasını diliyorum.

Saygılarımla.

Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK

 

 

 
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Başkanın Özgeçmişi
Başkanın Mesajı
Konuşmalar
Konuşma Videoları
E-Posta
Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Bilgi İşlem Müdürlüğü