TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK'UN
15 EKİM 2005 GÜNLÜ
BARO BAŞKANLARI TOPLANTISI'NDA
YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın Başkanlarım,
Antalya'da yaptığımız Genel Kurul'dan sonra ilk baro başkanları toplantımızı 2 Temmuz 2005 günü yapmıştık. Ancak yürürlüğe giren yasalar ve özellikle Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun uygulamalarında ortaya çıkan sorunlar başta olmak üzere, yeni konu ve sorunları sizlerle birlikte tartışarak çözümler üretmek için ivedi bir toplantı yapmak gereksinimi doğmuştur. Bu gerekçelerle yaptığımız toplantı çağrısına yanıt vererek bizlerle birlikte olduğunuz için sizlere teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımla hoş geldiniz diyorum.
Sayın Başkanlarım,
21-22 Mayıs 2005 günlü Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu'ndan hemen sonra 1 Haziran 2005 günü yürürlüğe giren Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu, Türkiye Barolar Birliği'ne ve özellikle barolarımıza yeni büyük yük ve sorumluluklar getirmiştir. Eski CMUK, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu uygulamasıyla baroların Ceza Muhakemesi Kanunu servislerinde iş patlaması olmuş, özellikle nüfusu çok olan kentlerde barolar, savcılık makamı ve mahkemelerden gelen avukat talepleri karşısında tıkanma noktasına gelmişlerdir. Bunun doğal sonucu olarak Türkiye Barolar Birliği Ceza Muhakemesi Kanunu servisinden avukatlık ücreti taleplerinde de büyük artışlar olmuş; barolarımızla, Türkiye Barolar Birliği saymanlığı arasında günde onlarca telefon görüşmesi yapılmaya başlanmıştır. Benimle görüşen başkanlarımız da eski dönemlerde tanık olmadığım ölçüde ciddi yakınmalar iletmeye başlamışlardır. Bizler daha yasalar yürürlüğe girmeden bu sorunların yaşanacağını, Avrupa Birliği hayali ve baskısıyla bir çırpıda çıkan yasaların alt yapısının oluşturulamadığını, bunun için mutlaka CMUK tahsisatının ek bir ödenekle artırılması gerektiğini Genel Kurul öncesi Adalet ve Maliye Bakanlıklarına ilettik, ancak olumsuz yanıtlar aldık. Yeni yönetim olarak bu konuyu sıkça gündeme getirdik ve yeni gelişmeleri de dikkate alarak Ceza Muhakemesi Kanunu Yönetmeliği 'ni değiştirerek sizlere yolladık. Ancak, artık savcılık ve mahkemelerin avukat talepleri, avukatların verecekleri hukuki yardımlar, bu yardımlar karşılığında ödenecek ücretler, başlı başına sorunlar yumağı haline gelmiş durumdadır. Bizler Türkiye Barolar Birliği yönetimi olarak, her konuda olduğu gibi bu sorunlara da barolarımızla birlikte kalıcı ve sağlıklı çözümler üretebileceğimize olan inancımızla sizleri sadece Ceza Muhakemesi Kanunu uygulamasına ilişkin sorunları içeren bir gündemle toplantıya çağırmış bulunuyoruz. Sayın Genel Sekreterimiz Güneş Gürseler'in konuyla ilgili çalışmalarını içeren metin barolarımıza yollanmıştı, bugün Sayın Gürseler sizlere sözlü olarak da yaşanan ortak sorunları aktaracaktır.
Sayın Başkanlarım,
Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında hepinizin bildiği gibi “Uzlaşma” konusunda da ayrıntılı çalışmalar yapılmış, Başkan yardımcımız Sayın Ünsal Toker başkanlığında oluşturulan komisyonun barolardan gelen görüşleri de dikkate alarak hazırladığı “Uzlaşma Yönetmeliği” Yönetim Kurulumuz tarafından son şekli verilerek barolarımıza yollanmıştır.
2 Temmuz 2005 günlü baro başkanları toplantısından sonra hepinizin bildiği gibi Yönetim Kurulumuzu ve sizleri en çok meşgul eden 6 Eylül 2005 günlü adli yıl açılış toplantısı ve yürüyüşüydü. Seçilen eş güdüm sorumluları ve baro başkanlarımızın üstün çalışmaları sonucu dost ve düşmana mahcup olmayacak bir etkinliği birlikte gerçekleştirdik. Her etkinlikte olduğu gibi etkinlik öncesi ve etkinlik sonrası kimi yakınmalar ve övgüler bu etkinlikte de gündeme gelmiştir. Biz övgülere teşekkür ediyor ve bir yana bırakıyoruz, ama ilk kez gerçekleştirdiğimiz böylesi bir etkinlikten çıkaracağımız çok büyük dersler olduğunu biliyor ve gelecek etkinliklerimizde daha öngörülü hareket edebileceğimize inanıyoruz. Toplantı bir bütün olarak ele alındığında, başından sonuna ortak aklın egemen olduğu ve özellikle baro başkanlarımız başta olmak üzere, etkinliğe katılan veya katılmayan büyük bir meslektaş gurubunun desteğini alan bir etkinlik olarak Türkiye Barolar Birliği tarihinde bir ilk olma özelliğini taşıdığı da gerçektir.
Bu etkinlik yanında, geçen toplantıda öncelikle takip etmemiz gerekli olan konuları başlıklarıyla bilgilerinize sunmuştuk. Geçen süre içinde bunlarla ilgili çalışmalarımızı aktarmak isterim.
Ceza Muhakemesi Kanunu ve Uzlaşma yönetmelikleri yanı sıra, Staj Kredi Yönetmeliği'nde de önemli değişiklikler yapılmıştır.
Avukatlık Kanunu değişiklikleri çalışmaları kapsamında Başkan yardımcımız Sayın Ünsal Toker barolarla yazışarak topladığı bilgileri oluşturulacak komisyonla birlikte değerlendirecektir.
Sosyal güvenlikle ilgili çalışmalar son aşamaya gelmiştir. Bildiğiniz gibi, bu konuda beklememizin tek gerekçesi, tüm sosyal güvenlik kurumlarını bir çatı altında toplayacak ve genel sağlık sigortası uygulamasını başlatacak olan yasa çalışmalarına hız verilmiş olmasıydı. Bu yasayı bekleyelim, ortaya çıkacak tabloya göre sosyal güvenlik çalışmalarımıza şekil verelim demiştik. Ancak özellikle İstanbul Baro Başkanımızın ısrarı ve kimi barolarımızın bu konudaki yoğun talepleri karşısında yaptığımız titiz inceleme sonunda, çıkmasını beklediğimiz sosyal güvenlik yasasının en yakın bir yıl içinde yasalaşacağı ve kimi uygulamalarında üç beş yıllık bekleme süresine tabi olacağını tespit ettikten sonra bu konudaki çalışmalarımızı hızlandırdık. Biliyorsunuz şu an Türkiye'de barolarımız tarafından vefat eden avukatımızın adı bildirildiği an kendilerine hemen, yani saatlerle ölçülecek zaman dilimi içinde, 750 YTL ölüm yardımı yolluyoruz, yine aynı şekilde hastalık, doğum ve iş görmezlik için her meslektaşımıza 5000 YTL yolluyoruz, bu uygulamalar yayılarak sürmektedir. Genel Kurul'dan sonra 19.6.2005-30.9.2005 tarihleri arasında 60 meslektaşımıza “Geçici İş Görmezlik” yardımı, 21 bayan meslektaşımıza analık yardımı, 13 meslektaşımıza hastalık yardımı, 35 meslektaşımızın yakınına ölüm yardımı, 27 meslektaşımıza olağan dışı haller yardımı adı altında yardımlarımız sürdürülmüştür. Pek yakında yani bir iki ay içinde tüm avukatları kapsayacak sağlık sigortası uygulamamız başlayacaktır. Konuyla ilgili olarak Türkiye Barolar Birliği Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu Yürütme Kurulu Ak Sigorta, Koç Allianz Sigorta, Anadolu Sigorta,Yapı Kredi Sigorta ve Acıbadem Sigorta ile ilk tur görüşmeleri yapılmış, sigorta şirketlerinin daha uygun teklifler getirmeleri için toplantılar 10 gün süre ile ertelenmiştir. Bu toplantılarda, yatarak tedavi teminatları, primlerin tutarları, yurt çapında hizmet verebilecek sağlık kuruluşu ağının büyüklüğü gibi kriterler göz önünde bulundurulmuştur. Sunulmuş teklifler üzerinde, kapsama alınan hastalıklar ile kapsam dışı bırakılan hastalıkların net olarak belirtilmesi, bekleme süreleri, beyan formunun istenmemesi, poliçe yenileme döneminde prim/tazminat oranlarının belirtilmesi, genel sağlık sigortasının ilerde devreye gireceği de göz önüne alınarak mevcut poliçenin tamamlayıcı sigortaya dönüştürülebilmesi gibi konular dikkate alınarak, daha düşük primli teklifler yapılması istenmiştir.
Avukatlık sınavıyla ilgili çalışmalara da başlamış bulunmaktayız. Öncelikle 14 Temmuz 2005 günü ÖSYM Başkanı'ndan randevu alarak genel bir görüşme yaptık, daha sonra teknik düzeyde çalışmaları başlattık.
Stajyerlerin durumunun iyileştirilmesi ve staj eğitimiyle ilgili çalışmalarımız da hızla sürmekte özellikle Türkiye Barolar Birliği merkezinde oluşturacağımız bir ekiple barolarımıza eğitim hizmeti verme düşüncemiz staj eğitim merkezi olan barolarımızdan alacağımız yardımlar yanında, bizim de katacağımız eğitimcilerle yaşama geçirilecektir.
Avukatların vergi sorunlarıyla ilgili olarak Gelirler Genel Müdürlüğüyle görüşülerek yeni çözüm yolları aranacaktır.
Türkiye Barolar Birliği'nin hizmet binası ve sosyal tesis kompleksiyle ilgili çalışmalarımız sürdürülmekte olup, özellikle imar planıyla ilgili sorunlar çözülme aşamasına gelmiştir.
Tüm bunların yanında, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının birlikte düzenlediği “ İfade Alma Tekniklerinin ve İfade Alma Odalarının Geliştirilmesi” projesine eğitici düzeyinde katkı sunduk ve Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir, Antalya, Trabzon, Diyarbakır ve Van'da yapılacak seminerlere eğitmen yolluyoruz.
AB-TAİEX-Türkiye Barolar Birliği işbirliğinde “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Eğitim Seminerleri” düzenlenmiştir. İlki 17.9.2005 günü Trabzon'da, ikincisi 8.10.2005 günü Malatya'da yapılan seminerlerin bundan sonraki programı, 22.10.2005 Konya, 12.11.2005 Van, 26.11.2005 Gaziantep, 3.12.2005 Antakya, 17.12.2005 Antalya, 21.1.20056 İzmir, 4.2.2006 Ankara, 18.2.2005 İstanbul olarak belirlenmiştir.
Bu çalışmalar yanında bir çok baromuzdaki etkinliklere katılarak, katkı sunulmaya ve meslektaşlarımızla yeni birliktekiler kurmaya özen gösterilmiştir. Bu bağlamda, mesleğimiz adına çok yararlı çalışmalar yapan İstanbul Baro Meclisi'nin 9 Temmuz 2005 günlü toplantısına katıldık.
Yine 21-22 Temmuz 2005 günlerinde Bahçeşehir Üniversitesinin Amerikalı uzmanlarında katılımıyla düzenlediği “Uzlaşma-Çapraz Sorgu” toplantısına katıldık. Bu toplantıya Denizli, Aydın, Antalya, Bursa, Kütahya, Manisa, Sakarya, Elazığ, Tekirdağ baro başkanları yanında değişik barolardan bir çok meslektaşımız katılmıştır. 22.Temmuz.2005 günü toplantıya katılan baro başkanlarıyla topluca akşam yemeği yiyerek, hem katıldığımız toplantıyı değerlendirdik, hem de genel olarak mesleki sorunlarımızı konuştuk.
26 Temmuz 2005 günü Trabzon da yapılan “ Avukatlar Futbol Turnuvası” nedeniyle kokteyl verilmiş Başkan yardımcısı Ünsal Toker, Sayman Soner Kocabey ve yönetim kurulu üyesi Muhsin Ergazi ev sahipliği yapmışlardır.
31 Temmuz 2005 günü İstanbul Barosu Başkanı ve çevre il baro başkanlarının katılımıyla Divan Otel'de köşe yazarları ve televizyon yapımcılarıyla 6 Eylül etkinliği kapsamında basın toplantısı yapılmıştır.
6 Eylül 2005 günü adli yıl açılışından sonra, 7 Eylül 2005 günü bir çok baro başkanımızla birlikte, avukatlar kontenjanından Anayasa Mahkemesi üyesi seçilen Av.Serruh Kaleli'nin yemin törenine gittik ve kendisini kutladık,
8 Eylül 2005 günü Karabük Baromuzun 10. yıl kuruluş etkinliklerine, 9 Eylül 2005 günü İstanbul Barosu'nun adli yıl açılışı nedeniyle verdiği kokteyle katıldık.
10 Eylül 2005 günü 78'liler Vakfı tarafından düzenlenen “12 Eylül Yargılansın” konulu bir seri etkinlikte oturum başkanlığı yaptık.
24 Eylül 2005 günü Adalet Bakanı'nın çağrılısı olarak memleketim olan Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesi adliye binası açılışına Kahramanmaraş, Gaziantep, Mersin ve Adana baro başkanlarımızla birlikte katıldık. Bu dönemde Adalet Bakanlığının Adliye binaları yapımındaki performansını da vurgulamadan geçemeyeceğim. Pazarcık adliyesi dahil olmak üzere ülke genelinde başlatılan çalışmalarda son derece başarılı sonuçlar alınmaktadır.
25 Eylül 2005 günü çeşitli barolarımızdan yaklaşık 70 bayan avukatın katılımıyla İstanbul'da gerçekleştirilen “TÜMAKOM” dönem toplantısına katılarak görüş ve düşüncelerimiz aktarılmış akşamleyin de Türkiye Barolar Birliği olarak yemek verilmiştir.
30 Eylül 2005 günü Dışişleri Bakanlığı ve AB'den sorumlu Devlet Bakanlığı'nın çağrısı üzerine toplanan “AB sürecinde sivil toplum örgütlerinin etkinliği” toplantısına Başkan yardımcımız Sn. Ünsal Toker katılarak Türkiye Barolar Birliği'nin görüşlerini sunmuştur.
Bu dönemde yurt içinde yaptığımız etkinlikleri satır başlarıyla bilgilerinize sundum. Aynı dönemde yurt dışı ilişkilerimiz de sürmüştür. Azerbaycan ve Makedonya'dan meslektaşlarımız Türkiye Barolar Birliği'ni ziyaret etmişlerdir. Makedonya heyetinde Barolar Birliği Başkanı ve baro başkanları yanında, Yüksek Mahkeme Başkanı ve üyeleri de bulunmaktaydı.
Bu ziyaretler yanında biz de genel sekreterimiz sayın Güneş Gürseler ile birlikte İngiltere-Galler Barolar Birliği'nin çağrılısı olarak 1-4 Ekim 2005 günlerinde İngiltere'ye gittik. Adli yıl açılış törenleri yanında “İnsan Hakları ve Terör” konulu yuvarlak masa toplantısına katılarak terörden çok çekmiş bir ülke olarak görüş ve düşüncelerimizi aktardık. Ayrıca Türkiye'den ve İngiltere'den avukatlar, İngilterede kurdukları İngiliz-Türk Avukatlar Birliği'nin tanıtım resepsiyonuna katıldık. Bu toplantıya İngiltere ve Galler Barolar Birliği Başkanı da katılarak bir konuşma yaptı. Bu örgütlenmenin uluslararası düzeyde iş yapan meslektaşlarımız açısından yararlı olacağına inanıyorum.
3 Ekim 2005 günlü gelişmelerden sonra başlayacak AB-Türkiye müzakereleri öncesi 13 Ekim 2005 günlü CCBE yönetim kurulu toplantısına yazıyla ve telefonla yapılan ısrarlı çağrılar üzerine 12 Ekim 2005 günü Brüksel'e giderek AB üyesi 25 devletin baro başkanlarına Türkiye Barolar Birliği'nin AB-Türkiye ilişkilerine bakışı ve tarama süresince yapılabilecek işbirliği konusundaki önerilerimizi ilettim. Yeni döndüğüm bu ziyaretle ilgili olarak daha ayrıntılı bilgiyi aşağıda sunacağım.
Sayın Başkanlarım,
Yurt içinde yaşanan kimi önemli gündem maddeleri yanında, yakından izlediğiniz gibi kısa süre önce AB-Türkiye ilişkilerinde önemli bir gelişme yaşandı. Yıllardır hakkında çeşitli görüşler ileri sürülen, ciltlerle kitaplar yazılan, kimilerine göre Türkiye'nin tek kurtuluş yolu olarak gösterilen, kimilerine göre de, Lozan'la yaşam bulan Türkiye Cumhuriyeti'ni sonlandıracak bir macera olarak değerlendirilen Avrupa Birliği ilişkilerinde 3 Ekim 2005 günü yeni bir döneme girilmiştir.
Biz konuya belirtilen uç düşüncelerle yaklaşmıyor, siyasal, sosyal, ekonomik ve mali yönleri yanında, AB-Türkiye ilişkilerinin tarihsel süreç içinde gelişimini objektif bir biçimde değerlendirmeye ve ulusumuz için yararlı olan yanlarını da tespit etmeye çalışıyoruz.
1919'ların karanlık ortamında, Anadolu topraklarından bir güneş gibi parlayarak doğan genç Türkiye Cumhuriyeti, çağının çağdaşı olma iddiasıyla uluslararası arenaya çıkmış ve kuruluşundan itibaren hep çağdaş değerlere yönelmiştir.
Kimilerinin bu gün dahi içine sindiremediği, savunmaktan çekindiği ve hatta rahatsız olduğu bazı kavram ve kazanımlar, zaman içinde bilinçli olarak yıpratılmış, ya da içleri boşaltılmıştır. Böylece başlangıçta akıl almaz bir hızla gerçekleştirilen devrimlerin hızı kesilmiş ve bir çok konuda başlangıç noktasından gerilere düşülmüştür. Kuruluş felsefesine bağlılık yanında, devrim ateşi ve değişim heyecanı aynı sıcaklıkta sürdürülebilse, Cumhuriyetin kazanımları korunarak bilinçli nesiller yetiştirilebilse, eğitiminden, adaletine, sosyal güvenliğinden insan haklarına, sanatından kültürüne, sporundan sağlığına, biliminden teknolojisine, kısaca toplum ve devlet yapısı devrimlere uygun bir biçimde gerekli değişimi gerçekleştirebilse, bu gün girmek için kapısında bekletildiğimiz AB bize aynı direnci gösteremez, belki de biz birliğe girmek için kimi koşullar ileri sürebilecek bir aşamada olurduk. Ama üzülerek ifade etmek isteriz ki, popülist ve öngörüsüz, günü birlik politikalar sonucu ülkemiz bırakınız AB standartlarını, bir çok konuda üçüncü dünya ülkelerinin gerisine düşürülmüştür. Yıllar içinde toplumsal dokuya zarar veren ve devrimlerin yerleşmesine direnç gösteren ağalık, şeyhlik gibi feodal yapılar yanında, cemaatlar, tarikatlar ve cemiyetler gibi kimi dinsel yapılar da varlıklarını etkin bir biçimde sürdürmekte, bütün bunlardan daha tehlikeli olarak etnik ayrılıkçı eylemler de ulusal bütünlüğümüzü tehdit etmeye devam etmektedir. Bu gün ülke adına AB ilişkilerini biçimlendiren siyasal düşüncenin ve yine konunun çığırtkanlığını yapan bir çok kesimin, kısa süre önce konuyla ilgili görüş ve düşünceleri anımsandığında, AB-Türkiye ilişkilerinin hangi nedenlerle bu denli savunulduğu ve nasıl sonlanacağı konularında ciddi kaygılar taşımaktayız.
Gelinen bu aşamadan sonra, artık kimi kaygı ve endişeler yanında, AB'ye girip girmeme hesaplarını da bir yana bırakarak, halkımızın esenliği ve ülkemizin kalkınması yönünde, ulusal çıkarlarımız adına gelişim ve değişimden yana duruşlar sergileyerek bu süreci ülkemiz ve bizim açımızdan hukukumuz için en yararlı biçimde değerlendirmek gereklidir.
AB-Türkiye ilişkilerinin yol haritasını oluşturan 3 Ekim 2005 günlü “Müzakere Çerçeve Belgesi ” dikkatlice incelendiğinde sonucu önceden kestirilemeyen bir sürece girildiği anlaşılmaktadır. Müzakere çerçeve belgesi, müzakerelerin kuralları, özü ve prosedürü olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Müzakerelerin kurallarıyla ilgili bölümde; Türkiye'den beklentiler yanında, müzakerelerin ilerlemesi ve askıya alınmasına ilişkin koşullara “müzakerelerin özü” adlı ikinci bölümde ise Türkiye'nin AB müktesebatına ilişkin sorumluluklarına “müzakerelerin prosedürü ” adlı üçüncü bölümde de AB'nin müzakereler süresinde atabileceği adımlara yer verilmektedir. Bu üç bölümde genel esasları çizilen ve ilkeleri konulan AB-Türkiye üyelik müzakerelerinde 35 başlık altında görüşmeler sürdürülecektir. Kuşkusuz bu konuların müzakereler sırasında taranması çalışmalarını hükümet yürütecektir. Ancak çalışmaların tümüyle hükümete bırakılmasının da doğru olmadığına, yurttaşlardan başlayarak, tüm kurum ve kuruluşların da kendilerine düşen sorumluluğu üslenerek hareket etmeleri suretiyle, her alanda uyum ve entegrasyon konusu başta olmak üzere, gerekli destek ve katkıyı vermeleri gerektiğine inanmaktayız.
Bu bağlamda geçmişten günümüze, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve bağımsız yargı gibi kurum ve kavramları savunan, bu kavramların yaşama geçmesi için duraksamadan mücadele veren barolarımız ve Türkiye Barolar Birliği'ni yeni dönemde daha büyük sorumluluklar beklemektedir.
Yukarda belirttiğim iki uç görüşte olduğu gibi “karşıt düşüncelerin bir anlamda AB üzerinden hesaplaşması” sonucuna varacak aşırılıklardan kaçınılarak bu süreci halkımız, toplumumuz ve ülkemiz için en verimli bir şekilde değerlendirmek gereklidir. Baroların ve Türkiye Barolar Birliği'nin konunun politik ve ekonomik yanından çok hukuki yanını işleyerek, özellikle yargı bağımsızlığı önceliğinde, savunmanın bağımsızlığı ve sağlıklı işleyen bir adalet sisteminin batı standartlarına uygun bir biçimde yaşama geçmesi için özen göstermesi gerektiğine inanmaktayız. Çünkü biliyoruz ki, seri, düzenli ve iyi işleyen bir yargı sistemi, AB'nin anayasası niteliğinde olan AİHS'nin 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma hakkı” nın özünü oluşturmaktadır. Bu nedenle, adalet sistemimizin standartlarını Avrupa Birliği ölçülerine çıkarma uğraşları yanında, hukuk devleti ve tam bağımsız yargı konularındaki hedeflerimizden de sapmamak gerekmektedir. Bu noktada, abartısız ve ön yargısız değerlendirmeyle demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı standartlarımızı AB düzeyine çıkarmanın yol ve yöntemlerini geliştirmeliyiz. Bu amaç ve düşüncelerle, yukarıda belirttiğim gibi, koşullarımı zorlayarak CCBE'nin 13 Ekim 2005 günlü yönetim kurulu toplantısına katılarak AB-Türkiye ilişkileri yanında, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti konuları hakkında görüş ve düşüncelerimizi aktardım. Özellikle demokrasinin iyileştirilmesi, insan haklarının yaşama geçirilmesi, hukuk devleti ilkelerinin ödünsüz uygulanması konularında, ortak proje ve çalışmalar yapmak önerisinde bulundum, ayrıca Kasım ayında yapılacak genel kurul toplantısına da katılacağımı bildirdim. Böylece nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, yani müzakereler sonunda tam üyelik, olur ya da olmaz, sonucu bugünden tahmin etmek mümkün değil, kaldı ki en az on yıl süreceği öngörülen bir süreç sonunda, bu kadar hızlı değişen ve gelişen dünya koşulları karşısında AB'nin geleceğini kestirmek de pek mümkün olmamaktadır. Bu gerçek durumlar karşısında, kimi ciddi endişeler taşıdığımız müzakere sürecini, sürekli eleştirerek değil, ulusal çıkarlarımıza uygun nasıl değerlendiririz konusunu düşünmenin ve gündeme getirmenin yararları yanında, yeni ve kalıcı projeler üretmenin daha uygun olacağına inanmaktayız. Gelecek günler Türkiye Barolar Birliği'nin bu konularda nasıl bir çalışma yöntemi geliştirdiğini, hangi projelere imza attığını açıklıkla gösterecektir.Varılan bu noktada, ortak aklın öncülüğünde, ulusal bilincin güvencesinde geliştirilecek olan düşünce ve projelerin ülkemizin geleceği, halkımızın esenliği ve toplumumuzun mutluluğuna katkı sunmasını diliyorum. Aksi taktirde, azınlıklar sorunu başta olmak üzere, Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu, etnik ayrımcılık sorunu gibi kimi sorunlar bilinçsizce tartışmaya açıldığında üniter yapı başta olmak üzere, Türkiye Cumhuriyetinin varlık nedenini oluşturan bir çok kavram ve kurum ciddi zafiyete uğrayabilir.
Sayın Başkanlarım;
AB'ye girme konusundaki yandaş, ya da karşı olma tartışmaları arasında ülkemiz sosyal, siyasal ve ekonomik yönden yeni bir anlayışın kuşatması ve tehdidi altındadır. Bir yandan muhafazakar tutum ve davranışlar sergilenir ve teşvik edilirken, öbür yandan özgürlük adına her türlü kural dışılık görmezden gelinmekte, demokratik parlamenter sistemimizin yazlı ve yerleşik kuralları göz ardı edilerek belirli bir siyasi anlayış öne çıkarılmaktadır. Çok önemli konularda TBMM devre dışı bırakılarak ulus geleceğini ilgilendiren yaşamsal konular dar bir kadroyla götürülmeye çalışılmaktadır. “Parayı veren düdüğü çalar” anlayışıyla yürütülen ekonomide, özensiz özelleştirmeler, ilkesiz ve kuralsız yabancı sermaye çığırtkanlığı, ülke geleceğini tehdit eder boyutlara varmıştır. Küçük politik ve ekonomik çıkarlar uğruna takılmış olan at gözlüklerinin çıkarılarak, gerçeklerin yalın ve acı bir biçimde görülmesinin tam zamanıdır. Toplumun tüm bireyleri bu sorumluluğu taşımak durumundadır. Kuşkusuz en çok sorumluluk bu ülkenin aydınları, hukukçuları ve avukatları olarak bizlere düşmektedir.
Saygılarımla.
Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
|
|