TBB BAŞKANI AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK'UN
03/12/2005 GÜNÜ MERSİN'DE DÜZENLENEN
“TÜRK CEZA KANUNU,
CEZA MUHAKEMESİ KANUNU ve KABAHATLER”
KONULU SEMPOZYUMDA YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın meslektaşlarım, değerli konuklar;
Mersin Baromuzun çalışkan başkanı ve bir o kadar enerjik yönetim kurulunun ortaya koyduğu sinerjinin sonucu olarak, dün gurur ve mutlulukla açtığımız yeni hizmet binasının sevincini birlikte yaşadık. Bu gün de iki gün sürecek, “Ceza Hukuku Derneği'nin” sayın üyelerinden oluşan bir bilimsel kadroyla TCK ve CMK'nın uyguladaki vardığı nokta tartışılacak.
Kuşkusuz çok yararlı bilgiler alacağız.
Dün açılışta, bugün de panelde bizi yalnız bırakmayan baro başkanlarımız başta olmak üzere, Mersin'li meslektaşlarımıza ve sayın konuklara en iyi dileklerimizle hoş geldiniz diyor, saygılarımı sunuyorum.
Sayın meslektaşlarım, değerli konuklar,
İki gün sürecek olan panel programı incelendiğinde, dalının uzmanı hukukçular ve alanında önde gelen bilim adamlarının özenle seçildiği görülmektedir. Kuşkusuz bunca özgün, yetkin ve donanımlı panelistin çok önemli açıklamaları, farklı yorum ve değerlendirmeleri olacaktır.
Ben kısaca bu alanda Türkiye Barolar Birliği olarak yaptığımız çalışmalar hakkında bilgiler vereceğim.
TCK ve CMK'nın yasalaşma süresi öncesi ve yasalaştıktan sonra uygulaması sırasında kimi görüş ve düşüncelerimizi, ilgililere bıkmadan, usanmadan ilettik. Ancak gerek yasalaşma öncesi, gerekse uygulama sırasında ilettiğimiz kaygılarımız sadece dinlendi, asla gereği yerine getirlmedi.
Bilindiği gibi yargılama hizmeti; devlet yapısı içinde oluşturulan örgütler ve onları temsil eden ehil kişiler tarafından yürütülen ve devletin tekelinde olan bir kamu hizmeti ve gücüdür. Bir toplumda düzen ve huzurun, iç barışın sağlanması, kargaşa ortamının bulunmaması, yargılama örgütünün gücü ve verdiği hizmetin kalitesiyle yakından ilgilidir. Yargı hizmetinin toplumun beklentilerine ve gereksinmelerine yanıt verebilmesi etkin, hızlı, güvenli, tarafsız, adil ve doğru olarak yürütülebilmesi ile mümkündür. Devletin kamu adına harekete geçmesine olanak veren kurallar bütününün büyük bölümünü, ceza yasası ile ceza muhakemesi yasalarının oluşturduğu ceza hukuku ilkeleri sağlar. Bu nedenle ceza yasası ve ceza muhakemesi yasası toplumların yaşamlarında son derece önemli kurallar bütünü olarak kabul edilirler. İnsanlık, günümüz ceza hukuk normlarına ve ceza yargılaması yöntemlerine büyük bedeller ödeyerek kavuşmuştur. Bu nedenledir ki, bir toplumun çağdaşlık düzeyi ceza yargılamasında uyguladığı ceza yöntemi ve ceza yasası hükümlerine göre ölçülmekte, insan haklarını hiçe sayan ilkel ceza normları uygulayan toplumlar ne denli zengin ve ekonomik yönden güçlü olurlarsa olsunlar çağ dışılık suçlamasına hedef olmaktan kurtulamamaktadırlar.
Recm, kırbaç, kısasa kısas, cinsiyet ayrımcılığı gibi kurum ve kavramların geçerli olduğu hukuk sistemlerinin bulunduğu günümüz dünyası ve coğrafyamızda, Atatürk devrimlerinin başında gelen laik hukuk sistemi, kimi aymaz ve bağnaz çağdışı kesimlerin eleştirilerine karşın, giderek daha çok önem kazanmaktadır.
TCK ve CMK yasa tasarılarının TBMM'inde görüşülmesinden önce hemen hemen tüm barolarımızda panel ve sempozyumlar yaptık, bu etkinliklerden çıkan sonuçları kitaplar haline getirdik ve yasa tasarıları TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmeden önce bunları tüm ilgililere ve 500 milletvekiline yolladık.
Yasa tasarıları kabul edilip yürürlüğe girdikten sonra, bu kez de aynı şekilde, geniş bir bilimsel kadroyla bütün barolarımızda uygulamaya yönelik etkinlikler düzenledik. Bu etkinlikler sonrası aldığımız izlenimler memnuniyet verici değildir. Görünen o ki Avrupa Birliği sevdasıyla 1926 yılından bu yana oluşmuş “Türk Ceza Hukuku” felsefesi, birikimi ve deneyimi acımasızca çöpe atılmış, buna karşın yeni yasaların öngördüğü felsefe ve amaç da yeterince özümsenememiştir. Bu olgu sonucu, ceza hukuk alanı bir anlamda alabora olmuştur. Çünkü, kamu-devlet ağırlıklı eski ceza hukuku anlayışından, hak ve özgürlüklerin öne çıktığı ve insan odaklı yeni ceza hukuku anlayışına geçiş sağlanamamıştır. Her fırsatta faşist İtalya ceza kanunundan alındığı ve insan hak ve özgürlüklerine aykırı düzenlemeleri bulunduğu ileri sürülen ve yürürlük sırasında yaklaşık 60 kez değişikliğe uğrayan 765 sayılı Ceza Kanunu'na karşı getirilen eleştiriler ve Avrupa Birliği rüzgariyle büyük bir hızla yasalaşan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, insan hak ve özgürlüklerini temel alan insan odaklı bir yasa olarak sunulmuştur. Nitekim ceza yasasının 1.maddesinin gerekçesinde “Ceza kanunları bireyin hak ve özgürlüklerine derin biçimde müdahale eden yaptırımları içermektedir. Bu nedenledir ki, bir ülkedeki ceza kanununa hakim felsefe, değer ve ilkeler, o ülkedeki siyasi rejimin niteliğini gösterir. Demokratik hukuk devletleri, ceza kanunlarının kötüye kullanılmasını önlemek için, bu kanunların temel ilkelerine anayasalarında yer vermektedirler. Yine insanların adaletsiz ve haksız biçimde ceza ve tedbirlere maruz kılınmaması amacıyla başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere bir çok uluslar arası sözleşme ve belgede bireyi ceza kanunlarının keyfi uygulamalara karşı güvence altına alan hükümlere yer verilmiştir. Bu sözleşmelere taraf olan ülkemizin Anayasasında da aynı esaslar öngörülmüş olduğundan, Ceza Kanunu'nun amacını tanımlayan maddeyle, bireyin sahip bulunduğu hukuki değerler, hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ön plana çıkarılmıştır” denilmekte ve yasanın 1.maddesinin metninde ise “Ceza Kanunununamacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir” hükmü yer almaktadır.
Burada durup şu soruyu soralım.
Acaba ceza kanunu tanımlanan amaca uygun şekilde mi yorumlanıyor ve uygulanıyor?
Maalesef şu kısa uygulama sırasında ne TCK ne de CMK amacına uygun yorumlanmıyor ve uygulanmıyor. Hatırlanacağı gibi yasaların TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmeleri sırasında bir milletvekilimiz “bu işlerin kesilmesi birkaç kişiyi sallandırmaktan geçer” biçiminde beyanda bulunmuş, yine sayın Adalet Bakanı'mızda yetkinin az olduğunu, yetkilerin artırılması halinde sanıkların ciğerini sökebileceğini ifade edebilmiştir. Bu her iki beyanda Ceza Yasasının 1.maddesinin gerekçesiyle ne kadar örtüşmekte taktirlerinize sunuyorum.
Yasayı çıkaranlar ve yürürlüğe koyanlar yanında acaba uygulayıcılar yasanın 1.maddesinde tanımlanan amaca ne kadar uygun davranıyorlar?
Duraksamadan hemen şunu söyleyebiliriz ki kimi uygulamacılar da yasanın 1.maddesi yapmaktadırlar. Bunun en çarpıcı örneğini Van Yüzüncü Yıl rektörü ve arkadaşları hakkında başlatılan soruşturma sırasında ve sonrasında yaşanan dramatik olaylar oluşturmaktadır. Başından itibaren ülke gündemine oturan bu yargılamada Türk yargısı ağır yara almıştır. Burada hemen şunu belirtmek isterim, bu davanın son tensip zabtında, tutuklamaya karşı oy kullanan sayın yargıcın gerekçesi, Türk yargısı hakkında umutlarımızı güçlendirmektedir.
Zaman zaman yeşeren umutlarımız, İçişleri Bakanlığının yayımladığı son “Adli Kolluk Genelgesi” , “sabah vaktini” meteoroloji yerine müftülüklere soran yargıçların giderek çoğaldığı uygulamalar ve yargıdaki siyasi kadrolaşma girişimleri sebebiyle tümden kaybolmaktadır. Yargı için alınan 4000 kadronun yaklaşık iki bini, bugün sakıncası herkesçe bilinen ve ağır eleştirilere hedef olan mevcut yöntemle doldurulmuştur.
Bütün bunların yanı sıra, CMK ile getirilen yeni düzenleme ve yanlış uygulamalar sonucu, ceza avukatlığı kurumu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bilindiği gibi yeni CMK ile sanık ve şüpheli yanında, yakınıcı, mağdur ve müdahile de avukat görevlendirebiliyor. Bu yeni düzenlemeler nedeniyle, doğal olarak barolarca avukat görevlendirmelerinde büyük patlamalar olmuş ve bu amaçlarla kullanılmak üzere hazineden TBB'ne gönderilen paralar kısa sürede tükenmiştir. Yine bu dönemde bu alanda çok ciddi sorunlar yaşanacaktır. Konunun aciliyeti Adalet Bakanlığı'na ve ilgililere iletilmiştir.
Adalet Bakanlığı'nın TBMM'ne göndermek üzere olduğu çok önemli yasa çalışmaları yine eskiden olduğu gibi hızla sürdürülmektedir. Bunlar Türk Ticaret Yasası, Borçlar Yasası, Hukuk Muhakemeleri Usulü Yasası gibi özel hukuk alanının temel yasalarını oluşturmaktadır. Ticaret Yasası ile ilgili olarak Prof.Dr.Erdoğan Moroğlu başkanlığında bir komisyon oluşturuldu ve Ticaret Yasası tasarısıyla ilgili görüş ve düşünceleri bir kitap halinde toplandı ve Adalet Komisyonu üyeleri başta olmak üzere, 550 milletvekilimize yollandı.
Borçlar yasasıyla ilgili olarak da, Adalet Bakanlığı'nda başlatılan komisyon çalışmalarında da başından itibaren üye bulundurduk ve TBB'nin görüş ve düşüncelerini komisyonda savunduk, böylece uygulamayı yansıtan önemli değişiklikler yapılmasına neden olduk. Taslağı inceleyenler gerçekten, mevcut koşullar içinde, uygulamada ve doktrinde öne çıkan eleştirilere yanıt veren, iyi bir borçlar yasası taslağı olduğunu söylemekte çok fazla eleştiri getirmemektedirler.
Hukuk Muhakemeleri Usulü kanunu çalışmalarında ise, Adalet Bakanlığı'nda akademisyenler ve uygulamacılardan oluşan komisyona yönetim kurulu üyesi arkadaşımız Av.Cengiz Tuğral başından itibaren katılarak TBB'nin ve baroların bu konudaki görüş ve düşüncelerini aktarmaktadır.
Sayın meslektaşlarım, değerli konuklar;
Ülkemizin genel görüntüsüyle ilgili fazla bir şey söylemek istemiyorum, çünkü tablo bütün çıplaklığıyla ortadır. Bir yandan bir çırpıda duraksamadan peşpeşe sıralanan demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti gibi çağcıl değer ve kavramların savrulduğu söylemler, öte yandan bu kavram ve değerlerle çelişen eylem ve davranışlar.
TBB olarak yaşanan bu olumsuzlukları ve çelişkileri açık ve net bir biçimde her platformda ortaya koyuyor ve sağ duyulu insanların dikkatini çekmeği amaçlıyoruz. Sivas Kongresi'nde tohumları atılan ve “ya istiklal ya ölüm” inancı ile beslenen Türkiye Cumhuriyeti'nin, temel felsefesi tam bağımsızlık, rotası ise çağdaşlık olarak belirlenmiştir. Bu felsefe ve rotadan her sapma girişiminde ülke yönetiminde hangi siyasi görüş ve oluşum olursa olsun karşılarında, ilk önce ülkemizin çağdaş değerlerinin savunucusu barolarımız ile Türkiye Barolar Birliği'ni bulacaklardır.
TBB ve barolar ulusuna karşı sorumluluğunun bilinciyle, geçmişte olduğu gibi, bu günde, hukuk zemininde ve güvencesinde, en etkili demokratik toplumsal duruşu sergilemektedirler.
Bu gün yaşanan tüm olumsuzluklara karşın, ülkemizin güvenli geleceğinden hiç kuşkumuz yok. Çünkü halkımızın büyük çoğunluğunun, ortak aklı, sağ duyusu ve hoş görüsü yanında, zor günlerin insanları olduklarına inancımız tamdır.
Kimi şeriat özlemcilerinin yanı sıra, ülkemizde etnik ayrımcılığı kışkırtan ve bunu ülkenin her yanına yaymak isteyen kesimlerin, her türlü beklentilerini demokrasi ve hukuk içinde, halkımızın ortak aklı ve sağ duyusuyla mutlaka ama mutlaka yok edeceğiz.
Beni dinlediğiniz için saygılarımı sunar, etkinliğe emeği geçenleri kutlar, katılımcılara başarılar dilerim.
Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
|
|