TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK' UN
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ-
AVRUPA BİRLİĞİ -TAIEX İŞBİRLİĞİ İLE
21 OCAK 2006 GÜNÜ İZMİR'DE YAPILAN
“ÖZEL HAYATIN VE AİLE HAYATININ KORUNMASI”
KONU BAŞLIKLI TOPLANTIDA
YAPTIĞI KONUŞMA

 

Sayın Konuklar;

Türkiye Barolar Birliği- Avrupa Birliği ve TAIEX işbirliği ile yürütülen İnsan Hakları Eğitimi programının “Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması” konu başlıklı toplantısına hoş geldiniz. Bütün çağdaş hukuk sistemlerinde yer alan “özel hayatın ve aile hayatının gizliliği ve korunması” ilkesi, insanoğlunun “mahremiyet” ihtiyacından doğmuştur. Bunun bir hak haline dönüşmesi ve korunması konunun uzmanları konuşmacılar tarafından ortaya konacak ve tartışılacaktır.

Bilindiği gibi, Türkiye, ilk kez o zamanki adı “Avrupa Ekonomik Topluluğu” olan Birliğe ortaklık için 1954 yılında başvurmuştur. Bu başvurudan sonra 12 Eylül 1963 yılında toplulukla ortaklık statüsünü yaratan “Ankara Anlaşması” nı imzalamıştır.

Bu anlaşma dikkatlice incelendiğinde, siyasal hedefin Türkiye'yi Avrupa bütünleşmesine taşımak olduğu açıkça görülmektedir.

Türkiye, bu temel hedefe ulaşmak arzusunu siyasal yönden daha da somutlaştırarak 14 Nisan 1987 yılında “Avrupa Topluluğu” na tam üye olmak amacıyla resmi başvuruda bulunmuştur. Bu konuda o kadar acele edilmiştir ki Birliğe adaylığımız kabul edilmeden önce, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 25.maddesine göre 28 Ocak 1987 tarihinden geçerli olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na bireysel başvuru hakkı ve 22 Ocak 1990 tarihinden geçerli olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Oysa bilindiği gibi Türkiye'nin Birliğe adaylığı 11-12 Aralık 1999 Helsinki zirvesinde karara bağlanmış böylece çetin ve sıkıntılı üyelik süreci başlamıştır. Altı ülke ile yola çıkan “Avrupa Bütünleşmesi Girişimi” 2002 Aralık ayında Kopenhag'da yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde alınan karar doğrultusunda 1 Mayıs 2004 tarihinde 25 üyeli ve 2007 yılında Bulgaristan ve Romanya'nın da katılımıyla 27 üyeli bir örgüt konumuna gelecektir.

İşte Türkiye böylesi bağdaşık olmayan karışık bir birliktelikle her aday ülke için geçerli olan ve Avrupa Birliği Konseyi'nin 1993 Kopenhag toplantısında belirlediği ve kısaca “Kopenhag Kriterleri” olarak bilinen ve “Hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları, azınlıkların korunması ve işleyen bir pazar ekonomisi” kavram ve ilkelerine uyum sağlama yükümlüğüyle 3 Ekim 2005 yılında üyelik için müzakerelere başlamıştır. Bu görüşmelerin temelini Avrupa Birliği tarafından hazırlanan “Katılım Ortaklığı Belgesi” ile istenilen ve bizim de “Ulusal Program” ile yapmayı taahhüt ettiğimiz düzenlemeler oluşturacaktır.

Kuşkusuz, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini oluşturan yasal ve hukuki yapı birden bire oluşmadı, inişli çıkışlı uzun ve karmaşık bir süreç sonrasında bu noktaya varıldı. Bu noktaya varışta Avrupa Birliği'nin bir zorlaması olmadı. Geçmişten günümüze ülke yönetimine egemen olan siyasal iktidarlar, Ankara Anlaşması başta olmak üzere, aynı tarihli yani 12 Eylül 1963 günlü Geçici Protokol, 23 Kasım 1970 günlü Katma Protokol, 27 Temmuz 1971 günlü ara anlaşma, 23 Kasım 1970 günlü Yetki Alanına Giren Maddelerle İlgili Anlaşma, 30 Haziran 1973 günlü tamamlayıcı protokoller ve buna bağlı mali protokoller, 6 Mart 1995 günlü Gümrük Birliği'ne Geçiş Kararı ve benzeri kararları kendi istek ve iradeleriyle kabul etmişlerdir.

Bunlarla da kalınmamış “Katılım Ortaklığı Belgesi” ve ilgili bildiriler doğrultusunda gerekli yükümlülükleri yerine getirmek için “Ulusal Program” ve TC Hükümeti'nin Avrupa Birliği -Türkiye ilişkilerinde izleyeceği yola uygun olarak 6 Şubat 2002 tarihinde l.Uyum Yasaları Paketi, 26 Mart 2002 tarihinde 2.Uyum Yasaları Paketi, 3 Ağustos 2002 tarihinde 3.Uyum Yasaları Paketi, 2 Ocak 2003 tarihinde 4.Uyum Yasaları Paketi ve 23 Ocak 2003 tarihinde 5.Uyum Yasaları Paketi çıkarılmış ve halen uyum yasaları adı altında yasal düzenlemeler yapılmaktadır.

Görüldüğü gibi, 57.Hükümet döneminden başlayarak, 58 ve 59. hükümet dönemlerinde çok önemli yasal düzenlemeler yapılmıştır ve bu çalışmalar sürdürülmektedir. Bu bağlamda ölüm cezasının kaldırılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 no.lu ek protokolünün onaylanması, işkence ve benzeri davranışlarla kötü muamele suçunu önlemek için bu suçlardan verilecek cezaların ertelenmesinin ve paraya çevrilmesinin yasaklanması ve benzeri bir çok yenilikler ülke hukuku ve insan hakları yönünden son derece memnuniyet verici gelişmelerdir. Hukukçu olmaktan öte, çağdaş, demokrat ve aydın bir yurttaş olarak bu gelişmeleri taktir etmemek mümkün değildir.

Ancak tüm bu gelişmelere karşın, uygulamada yaşanan olumsuzluklar umutlarımızın kırılmasına neden olmaktadır. Kuşkusuz getirilen yeni hukuki düzenlemelerle yaratılmak istenen özgürlük ortamına karşı kimi kurum ve kişilerin direnci, bu ilke ve değerleri içselleştirememelerinden kaynaklanmaktadır. Kimi polislerin demokratik gösterilerde hukuk dışı şiddete başvurması, TAYAD'ın Trabzon ve Rize gösterilerinde karşılaştığı aşırı tepki, TCK'nun 301. maddesine göre açılan davalardaki yorum farklılıkları ve buna dayalı eylemler, Ermeni konferansı öncesi ve sonrası yaşanan kimi olumsuzluklar, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yöneticileri hakkında açılan dava sürecinde yaşanan hukuk dışılıklar, Van Cumhuriyet Başsavcısı'nın sorumsuz eylem ve söylemleri, son olarak Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesi sonrası sergilenen davranışların nedeni budur.

Halbuki ülkemizde 1839'dan bu yana, hukuk devleti, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü kavramlarının yaşama geçmesi yolunda kat edelin anayasal ve siyasal aşamalar, kimi sorunlarımıza karşın, önemli bir kültür ve birikimi de beraberinde getirmiş bulunmaktadır. Bu sürecin köşe taşlarını oluşturan 1876, 1908-1909, 1920-1921, 1923-1924, 1946, 1950, 1961 ve 1982 yıllarıdır. Görüldüğü gibi Avrupa Birliği olmasa da ülkemiz yıllardır çağdaş değerlere ve onun oluşturduğu uluslar üstü hukuka yönelmiştir. Bu yönleriyle Avrupa Birliği'ni olmazsa olmaz amaç değil, ülkemizde insan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve tüm kurum ve kurallarıyla işleyen bir hukuk devletinin gerçekleşmesi yanında çağdaş değerlerin egemen olduğu bir ortamın yakalanması için araç olarak görüyor ve benimsiyoruz.

İşte bu düşüncelerle ülkemizde demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü kurum ve kavramlarının yaşama geçmesi yönünde duraksamadan her türlü çalışmayı yapıyor ve gerekli desteği veriyoruz.

Daha önce başka illerde gerçekleştirdiğimiz ve bugün de burada gerçekleştireceğimiz bu etkinlik bu duygu ve düşüncelerle yapılmaktadır.

Çalışmalarına 2001 yılında başlanılan ve Avrupa Konseyi ile işbirliği yapılarak avukatlar için oluşturulan İnsan Hakları Formasyonu Programı kapsamında sürdürülen toplantılar dört ayrı grup halinde bütün Türkiye'yi kapsamına alacak biçimde uygulamaya konmuştur. İlki Kayseri'de gerçekleştirilen toplantılar daha sonra Samsun, Erzurum, Denizli ve Adana barolarıyla birlikte yapılmış ve çok sayıda avukatın katılımı sağlanmıştır.

Avukatlara yönelik “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Eğitim Seminerleri” 2005/2006 programı ise 17 Eylül 2005 günü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.maddesinde düzenlenen “Adil (Düzgün) Yargılanma Hakkı” konu başlığıyla Trabzon'da, 8 Ekim 2005 günü Sözleşme'nin 2.maddesinde düzenlenen “Yaşama Hakkı” konu başlığıyla Malatya'da, 22 Ekim 2005 günü Sözleşme'nin 10.maddesinde düzenlenen “İfade Özgürlüğü” konu başlığıyla Konya'da, 12 Kasım 2005 günü “1 no.lu protokol” konu başlığıyla Van'da, 26 Kasım 2005 günü Sözleşme'nin 3.maddesinde düzenlenen “İşkence Yasağı” konulu başlığıyla Gaziantep'te, 3 Aralık 2005 günü Sözleşme'nin 9.maddesinde düzenlenen “Düşünce Vicdan ve Din Özgürlüğü” konu başlığıyla Antakya'da, 17 Aralık 2005 günü Sözleşme'nin 5.maddesinde düzenlenen “Özgürlük ve Güvenlik Hakkı” konu başlığıyla Antalya'da gerçekleştirilmiştir.

Bugün burada yukarıda da belirttiğim gibi Sözleşme'nin 8.maddesinde düzenlenen “Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması” konu başlıklı toplantı yapılacaktır. Bundan sonra 4 Şubat 2006 günü Sözleşme'nin 11.maddesinde düzenlenen “Dernek Kurma ve Toplantı Özgürlüğü” konu başlıklı toplantı Ankara'da ve bu serinin son toplantısı 18 Şubat 2006 günü “Nitelikli Haklar ve Sınıflandırılması” konu başlığıyla İstanbul'da yapılacaktır.

Hemen bu toplantıların kimi kesimler tarafından çok duyarlılık gösterilen akçalı yani parasal konuları hakkında da kısaca bilgi vermek istiyorum.

Türkiye Barolar Birliği-Avrupa Birliği ve TAIEX Ofisi işbirliğiyle yapılan toplantıların katılımcılarının tüm giderleri, doğrudan Avrupa Konseyi'nin bir organı olarak malî konularına bakan TAIEX tarafından karşılanmaktadır.

 

Türkiye Barolar Birliği toplantıların parasal yönüyle ilgilenmemekte sadece sekreterya görevi yapmaktadır. Ayrıca, Türkiye Barolar Birliği, bu etkinlikte görev alan çalışanlarının yanı sıra çağırdığı davetlilerin giderlerini de kendisi karşılamaktadır.

Toplantının yararlı geçmesi dileğiyle, etkiliğimize katkı sunan herkese ve tüm katılımcılara saygı ve sevgilerimi sunuyor başarılar diliyorum.

Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK

 

 

 
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Başkanın Özgeçmişi
Başkanın Mesajı
Konuşmalar
Konuşma Videoları
E-Posta
Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Bilgi İşlem Müdürlüğü