TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK'UN
18.2.2006 GÜNLÜ ONUNCU BARO BAŞKANLARI
TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA

 

Sayın başkanlarım,

Antalya Genel Kurulu'ndan sonra ilk baro başkanları toplantısını 2 Temmuz 2005 günü yapmış ve bu toplantıda, Genel Kurul çalışmaları ve sonuçları ile 6 Eylül 2005 “ Adli Yıl” açılış törenleriyle ilgili hazırlıkları değerlendirmiştik. Dönemin ikinci Baro Başkanları Toplantısı'nı 15 Ekim 2005 günü yapmış ve hızla yasama meclisinden çıkarılarak yürürlüğe giren yasalar yanında, özellikle 1 Haziran 2005 günü yürürlüğe konulan Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun uygulamalarında ortaya çıkan sorunlar başta olmak üzere, kimi yurt ve meslek sorunlarını sizlerle görüşerek saptanan görüş ve düşünceler doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürmüştük. Yeni dönemin üçüncü toplantısını oluşturan bugünkü toplantıda ise, özellikle çağrı metninden de anlaşılacağı gibi, artık çok kritik bir sürece giren Ceza Muhakemesi Kanunu uygulamasında şu ya da bu biçimde ama mutlaka kesin ve kalıcı çözümlerin üretileceğini, gereken önlemleri birlikte karara bağlıyacağımızı umut ediyoruz. Çünkü geçmişten günümüze Türkiye Barolar Birliği yönetimleri son derece iyi niyetli ve ilkesel yaklaştığımız Ceza Muhakemesi Kanunu uygulamaları konusunda hak etmediğimiz eleştiriler yanında uygun olmayan eylem ve davranışlara muhatap oluyoruz. Ceza Muhakemesi Kanunu konusunda değil, yaşanan her konuda, tüm barolarımıza eşit ve ölçülü yaklaşmayı ilke edinen bir yönetim anlayışı karşısında kimi yakınmalar yanında sergilenen davranışları anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu nedenle sizleri böylesi kötü hava koşullarında toplantıya çağırdığımız için bizi anlamanızı diliyor, gösterdiğiniz dayanışma, özveri ve duyarlılıktan dolayı teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.

 

Sayın başkanlarım,

15 Ekim 2005 günlü toplantının açış konuşmasında bilgilerinize sunduğum ve her fırsatta bire bir görüşmelerimizde de ilettiğim gibi, daha Ceza Muhakemesi Kanunu yasası yürürlüğe girmeden çok önce, gerekli ödenek düşünülmeden yapılan düzenlemeler nedeniyle bu sorunların yaşanacağını ısrarla dillendirmiştik. O gün için CMUK ödeneğinin artırılması konusunda Adalet, Maliye ve Hazineden Sorumlu Devlet Bakanlıklarına başvurularda bulunduk. Ancak tüm bu girişimlerimize olumlu yanıt verilmedi ve korkulan sonuçlar bir bir gerçekleşti. Tüm bunları adım adım birlikte yaşadık.

Sorun neydi?

Yaşadıklarımızı bir kez daha hatırlayacak olursak, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu ile birlikte avukat görevlendirmelerinde büyük patlamalar oldu, bunun doğal sonucu olarak barolarımızın para talepleri de görevlendirmelerle doğru orantılı olarak arttı. Türkiye Barolar Birliği olarak kasım ayı başına kadar mevcut talepleri karşılamaya çalıştık, ancak onbirinci aydan sonra hiçbir baromuza para yollayamadık.

Kuşkusuz bu durum, öncelikle görevlerini tüm zor koşullara karşın özveriyle sürdüren Ceza Muhakemesi Kanunu görevlisi meslektaşlarımızı büyük sıkıntıya sokmuştur. Onların haklı ve geçerli yakınmaları barolarımız tarafından Türkiye Barolar Birliği'ne aktarılmıştır.

Kaynak ve ödenek sıkıntısı olmayan dönemlerde doğal olan uygulamalar, girilen sıkıntılı süreçte çok ciddi eleştiri konusu haline gelmiştir. Özellikle barolardaki kimi gruplar konuyu geleceğe yönelik bir iktidar yarışının malzemesi haline getirerek yaşanan olumsuzluklar üzerinden siyaset yapmak istemişlerdir. Bunların hiçbirisi doğru davranışlar değildir Ceza Muhakemesi Kanunu uygulamasıyla ortaya çıkan sorunlar yıllar, aylar, günler önce ben geliyorum diye sürekli sinyal veriyordu ve bizler de bu durumun giderilmesi için gerekli girişimleri sürdürüyorduk. Bütün bu gerçekler ortadayken kimilerinin yapılanları görmezden gelerek konuyu başka alanlara taşımasının hiçbir anlamı yoktur. İşte barolarımızın en yetkili ve etkili kişileri olarak sayın başkanlarımız buradalar, yaşanan tüm olumsuzlukları çözme konusunda ortak görüş ve düşüncelerini oluştursunlar, biz yönetim olarak alınan kararları eksiksiz ve ödünsüz olarak uygulamaya ve yaşama geçirmeye çalışalım.

Türkiye Barolar Birliği yönetimi barolarımızdan gelen yazılı talepler ve gönderilen raporlar doğrultusunda para yollamış, hiç bir baromuza re'sen para göndermemiştir. 2001 yılında göreve geldikten sonra, bilgi işlem servisinin oluşturduğu Web sayfamızda eski adıyla CMUK yeni adıyla Ceza Muhakemesi Kanunu ile ilgili olarak barolarımıza gönderdiğimiz paralar günü gününe tüm ayrıntılarına kadar yayımlanmaktadır. Her nedense, son yaşanan krize kadar hiçbir baromuzdan dağıtım ilkeleriyle ilgili olarak eleştiri gelmemiş, ancak gelinen bu noktada kimi barolarımızdan bu yönde yakınmalar gelmeye başlamış ve sanki Birliğimizin bazı barolara re'sen para yolladığı iddia edilmiştir. Bu yaklaşım son derece haksızdır. Çünkü asla bir baronun, başka bir barodan daha farklı bir konumu ve önceliği yoktur. Kesinlikle yollanan paralar baroların üye sayısı baz alınarak değil, ilgili baronun talepleri ve gönderdiği raporlar doğrultusunda Türkiye Barolar Birliği sayman üyesi, Mali İşler Müdürü ve Muhasebe Müdürü tarafından tespit edilerek yollanmaktadır. Türkiye Barolar Birliği Başkanı olarak ben ve yönetim kurulu üyesi arkadaşlar paralar gönderildikten ve düzenlenen listeler önümüze geldikten sonra dağıtımdan haberdar olmaktayız. Öncelikle bu gerçek durumu saptadıktan sonra kimi haklı eleştirilerimizi yapalım. Kuşkusuz yönetim olarak her türlü yapıcı, yönlendirici ve içtenlikli eleştiriye açığız, ancak hiç hak etmediğimiz barolara farklı uygulama getiriliyor yaklaşımını asla, ama asla kabul edemeyiz. Gelinen noktada yönetim olarak bizim de kusurumuz olabilir, yanlış uygulamamız olabilir, bunlar tabi ki tartışılacaktır. Ancak bir koşulla, Türkiye Barolar Birliği yönetiminin tüm barolara eşit uzaklıkta olduğu ve dağıtımın baro taleplerine uygun olarak, adil bir biçimde yapılmaya çalışıldığı unutulmadan.

Kasım ve aralık aylarında barolarımıza para yollayamayacağımız gerçeği ile karşı karşıya kalınınca yeni arayışlar içine girilmiş bu bağlamda Maliye Bakanlığı, Hazineden sorumlu Devlet Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı yetkilileriyle toplantılar yapılmış özellikle Maliye ve Adalet Bakanlığı müsteşarlarıyla birkaç kez toplantı yapılarak yaşanan sorunlara çözümler aranmıştır. Görüşmeler sonunda yeni bir kaynak yaratmanın ancak yasa değişikliğiyle mümkün olabileceği ortaya çıkmıştır. Yeni bir yasal düzenlemenin yapılmasının ise, hem hükümet yetkililerini ikna etmek hem de, yasalaşma süresinin uzun olacağı gerçeği karşısında hiç olmasa 2006 yılı ödeneğinin peşin ödenmesi konusu tarafımızdan gündeme getirilmiştir. Çünkü geçmiş yıllarda CMUK ödenekleri bir yıla bölünerek taksitler halinde ödenmekteydi. Bu girişimimiz olumlu yanıt verdi ve Adalet Bakanı başta olmak üzere, Maliye ve Hazineden sorumlu Devlet Bakanlığı gerekli duyarlılığı göstererek, 2006 yılı Ceza Muhakemesi Kanunu ödeneği olan 48 milyon YTL'yi Ocak ayı ortalarında Türkiye Barolar Birliği hesabına aktarmıştır. Bunun üzerine barolarımıza yazı yazılarak, birikmiş Ceza Muhakemesi Kanunu ödentilerinin ne kadar olduğunun bildirilmesini istenmiştir. Barolarımızdan bize iletilen toplam para talebi ise 41 Milyon YTL olarak gerçekleşmiştir. Bunun üzerine yukarda bildirdiğim kurul tüm barolara belirlediği bir formül karşılığı ve yaklaşık 15 milyon YTL tutarında para yollamıştır.

Ödenek yollandıktan sonra gelişen olayları birlikte yaşadık. Bu aşamada geriye kalan paranın paylaşım ilkelerini, bunun yanı sıra karşılığı olmayan Ceza Muhakemesi Kanunu hizmetinin sürdürülüp, sürdürülmeyeceği ve yaşanan diğer olumsuzlukların nasıl çözüleceği konusunda sayın başkanlarımızın görüş ve düşüncelerini alacağız. Buradan çıkacak ortak kararı Türkiye Barolar Birliği yönetimi olarak eksiksiz bir biçimde uygulayacağız.

 

Sayın başkanlarım;

15 Ekim 2005 gününden sonra yapılan çalışmalarımız hakkında günü gününe bilgi sahibi olmanıza karşın, o tarihten bu güne kadar yapılan kimi çalışmaları yeniden hatırlatmak istiyorum.

15 Ekim toplantısında alınan kararların sonucu olarak, 18 Ekim 2005 günü Sayın Adalet Bakanı ziyaret edilmiş Ceza Muhakemesi Kanunu ile ilgili kaygılarımız ve kuşkularımız iletilmiş; ayrıca Van Cumhuriyet Başsavcısı'nın olumsuz tutumu aktarılmıştır.

21 Ekim 2005 günü yaşanan olumsuz hava koşullarına karşın, 43 baro başkanımız ve çok sayıda meslektaşımızın katılımı ile Cumhuriyet Başsavcısı Van Adliyesi'nin önünde yapılan basın açıklamasıyla kınanmıştır.

1-2-3 Aralık 2005 tarihlerinde Mersin Barosu tarafından yaptırılan örnek hizmet binasının açılışı yapılmış “Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu” konu başlıklı toplantı izlenmiştir.

23 Aralık 2005 günü Gaziantep Barosu tarafından yaptırılan son derece, güzel ve işlevsel hizmet binasının açılışı yapılmıştır.

Ankara Barosu tarafından 3-7 Ocak 2006 günleri arasında Bilkent Oteli salonlarında düzenlenen, geleneksel hale dönüşmüş “Hukuk Kurultayı” yılın ilk önemli toplantısı olmuştur.

24 Ocak 2006 günü Uğur Mumcu'nun, 31 Ocak 2006 günü de Muammer Aksoy'un anıt mezarları başında tören düzenlenmiştir.

5235 sayılı “Adli Yargı ilk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun” la istinaf mahkemelerinin kurulması hüküm altına alınmıştır. Bilindiği gibi bu mahkemelerin 1 Haziran 2007 de göreve başlamaları öngörülmüştür. Son günlerde istinaf mahkemelerinin kuruluş çalışmalarına hız verilerek bir seri toplantılar düzenlenmektedir. Bu bağlamda ilk toplantı 31 Ocak 2006 günü “Türkiye Cumhuriyetinde İstinaf Mahkemelerinin Kurulmasının Desteklenmesi Eşleştirme Projesi” adı altında Adalet Bakanlığı, Hollanda Yargı Konseyi, İsveç Ulusal Mahkeme İdaresi tarafından Ankara Hakimevinde yapılmıştır. Aynı konuyla ilgili olarak 2 Şubat 2006 ve 7 Şubat 2006 günlerinde yerli ve yabancı yargıçlardan oluşan heyetler ceza ve hukuk bölümleri olarak ayrı ayrı Türkiye Barolar Birliği'ni ziyaret etmişler ve istinaf mahkemeleriyle ilgili görüş ve düşüncelerimizi almışlardır. Biz yıllardır istinaf mahkemeleriyle ilgili endişelerimizi gelen konuklara aktardıktan sonra, artık eleştirmekten çok yardımcı olacağımızı illettik.

Son günlerde mesleğimizi çok yakından ilgilendiren, önemli bir konuda ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya geldik. 2002 yılında Afyon-Emirdağ ilçesi Asliye Hukuk Mahkemesi yargıcı Avukatlık Kanunu 27.maddesinde düzenlenen vekâletname pulları uygulamasını Anayasa'nın 36. ve 141. maddelerine aykırı bularak Anayasa Mahkemesi'ne taşımıştır. Normal olarak Haziran ve temmuz aylarında görüşülmesi gereken konu yeni bir düzenlemeyle 15.2.2006 günlü gündeme girmiştir. Raportörün bizim açımızdan olumsuz görüş bildirdiği dosyada anayasaya aykırılık iddiası ret edilmiştir.

Yine son günlerde meslek yasamızda açıkça düzenlenmiş olmasına karşın devlet protokolünde 135.sırada belirlenen yerimiz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yanında 22.sıraya yükseltilmiştir.

 

Sayın başkanlarım,

Yaşadığımız kimi önemli meslek sorunları yanında, hepimizi doğrudan ilgilendiren çok önemli yurt sorunlarıyla da karşı karşıya bulunmaktayız. Daha önce izlediğimiz ve ülke olarak hiçte yabancısı olmadığımız kimi senaryoların yeniden vizyona konulmakta olduğunu gözlemlemekteyiz.

AB'ye uyum adı altında, insan hakları savunuculuğu ekseninde etnik milliyetçiliği kaşıyan aydın girişimleri, kırsaldan kentlere inen bölücü başı yandaşlarının bombalı saldırıları, varoşlardaki küçük çocukların eylemlerde kullanılmaları, densiz bir kişinin İslam dinine yaptığı haksız saldırıyı telin toplantılarının yobazların gösterilerine dönüşmesi ve “geleceğini düşünen kahraman olamaz” sloganı ile akıl yerine şiddet pompalayan ve devlet büyüklerinin maaile seyrettikleri gişe rekorlarını alt üst eden, hayal ürünü dizilerin gösterildiği ve daha pek çok benzer olumsuz örneklerin sıralanabileceği, sorunlar sarmalı haline gelmiş bir toplumsal yapıya yönelmiş bulunmaktayız.

Devletin üniter şeklini, ulusal bütünlüğünü, demokratik laik hukuk devleti yapısını, aydınlık ve çağdaş geleceğini ciddi biçimde tehdit eden kimi toplumsal olayları görmezden gelen ve ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiren yaşamsal konulara karşı duyarsız olan iktidar kendince kutsal ve öncelikli konuları sürekli gündemde tutmakta, bunlarla ilgili her türlü karşı duruşu sergilemektedir. Bunun en çarpıcı örneği Danıştay'ın son türban kararına karşı başta sayın Başbakan olmak üzere Dışişleri ve Adalet bakanlarının sert açıklamalarıdır. Danıştay kararını uygun bulmayabilirsiniz, kesinleşmiş bir kararı eleştirebilirsiniz, ama bu durum size yürümekte olan bir davaya bakan ve anayasal güvenceye sahip yargıçlara “Efendiler…” diye başlayan ve “Danıştay değil... Diyanet çözer ” benzeri sözlerle suçlama ve itham etme olanağını asla vermez. Kaldı ki sayın Diyanet İşleri Başkanı bu konuda sağduyulu, dinin dünya işleri karşısındaki konumunu çok güzel belirleyen konuşmalar yapmakla Başbakana beklediği desteği vermemiştir. Yapılanların tam tanımı, devletin çatısını oluşturan erkler arasında çatışmadır. Nitekim yapılan açıklamaların hemen ardından bu kez Cumhuriyet tarihimizde ilkine rastlanan bir biçimde Danıştay Dava Daireleri Kurulu eleştirilere aynı şekilde çok sert yanıt vermiştir. Bu yaşananlar hükümetin zaman zaman AB'ye uyum adı altında referans gösterdiği hukuk devletiyim diyen hiçbir Avrupa ülkesinde asla görülemez.

 

Yasama dokunulmazlığı'nın bir sorun olarak sürekli gündemde tutulması da demokrasimizin eksiklerini henüz gideremediğimizin bir başka göstergesidir. Bu konunun sorun halinde gözükmesinin asıl nedeni, Anayasadaki eksiklik değil bu kuralların uygulanmamasıdır. Cumhuriyet Başsavcılıklarından TBMM nin 21. Yasama Döneminde toplam 247, içinde bulunduğumuz 22. Yasama Döneminde de bugüne kadar 219 adet çeşitli suç iddiasına ilişkin dokunulmazlığın kaldırılması istekli dosyanın işleme konulması istenilmiştir.

Dokunulmazlık tartışmalarının toplumumuzda   milletvekilliği üzerinde oluşturduğu olumsuz kanaatin değiştirilmesinin yolu sonu belirsiz Anayasa değişikliği tartışmaları başlatmak değil, bekleyen dosyaları hemen ele almak ve güncel sorunların ortaya çıkardığı yeni talepleri de aynı hızla inceleyip sonuçlandırmaktır. Siyasi parti liderlerinin bu doğrultuda öncülük etmeleri gereklidir. Yasama dokunulmazlığı ile korunan kurum parlamentodur. İşlenilen suç kuruma zarar veriyorsa dokunulmazlığın kaldırılmasında gecikilmemelidir. Bu yapılmayıp Anayasa'da değişiklik yaparak yasama dokunulmazlığı daraltılırsa ya da başka bir ifade ile milletvekili yürütme karşısında daha korumasız hale getirilip, dokunulmazlığın kaldırılmasında TBMM'nin karar verme alanı daraltılırsa bu değişiklik sonuçta dokunulmazlığın kaldırılmasının Anayasa Mahkemesinin denetiminden geçmesini de kısıtlamış olacaktır.

Söz buraya gelmişken ve erken seçim tartışmalarının yapıldığı bir ortamda; toplumsal uzlaşmayla hazırlanması gereken siyasi partiler yasasına ve seçim yasasına ihtiyacımız olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Artık her şeyin liderin iki dudağının arasında olduğu bir siyasi partiler yasası ve seçim sistemi Avrupa Birliği yolundaki Türkiye'ye yakışmıyor.

Mal beyanı konusunda da şunları söylemek istiyorum. Yasayla getirilen zorunlu mal beyanı uygulaması sorunu çözmemekte nasıl olsa kimi politikacımızın, annesinden, anneannesinden çıkınlar kalmakta, kiminin bir biçimde düğün ve şölenleri olmakta servetler birden katlanmaktadır. Özellikle biraz büyükçe kentlerde belediye başkanlıkları yapan sayın başkanlar kısa bir süre sonra çok büyük bütçe isteyen parti kurma ya da kurulmuş partilerin genel başkanı olma mali güç ve enerjisine sahip olabilmektedirler. Mal beyanı yasası böyle önemli sıçramaları açıklamada yetersiz kaldığı için mal beyanı tartışmaları son derece anlamsız ve komik olmaktadır. Tek çözüm; gün ışığında yönetim anlayışının toplumun her kesimindeki yönetici kadrosunun kafalarına yer etmesi ve erdemli davranışların sergilenmesidir. Yoksa kendilerinin dahi inanmakta güçlük çektiği biçimsel mal beyanları hiçbir şey ifade etmemektedir.

İçinden geçtiğimiz süreçte, ulusal ve uluslar arası çok önemli gelişmeler nedeniyle, ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunmaktayız. Irak'ta yaşanan hukuk dışı uygulamalar işkence, şiddet, insan hakları ihlâlleri en ağır bir biçimde sürdürülürken, bölgemizi yeni maceralara sürükleyecek olan İran ulusunun istemlerine aykırı dayatmayı kabul etmeyeceğimizi bildirmek isterim. İran tarihin derinliklerinden gelen köklü devlet geleneği ve sahip olduğu kültürel mirasla kendisini işgal etmek isteyen devletlerden çok daha zengin sosyal, siyasal ve toplumsal birikime sahiptir.

Bütün bunlara karşın, İran uyarılacaksa asla fiili müdahale yapılmamalı, uluslar üstü hukuk kurallarına bağlı kalınarak, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun kararlaştıracağı yaptırımlar doğrultusunda eyleme geçilmelidir. Bunlar ambargo başta olmak üzere, hukuki ve ekonomik yaptırımlar olabilir. En ufak bir canlıya zarar verebilecek, masum insanları yok edebilecek eylem ve davranışlardan kesinlikle kaçınılmalıdır.

Beni dinlediğiniz için teşekkür eder, saygılar sunarım.

Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK

 

 

 
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Başkanın Özgeçmişi
Başkanın Mesajı
Konuşmalar
Konuşma Videoları
E-Posta
Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Bilgi İşlem Müdürlüğü