| TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK'UN 1 NİSAN 2006 GÜNLÜ BARO BAŞKANLARI TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA Sayın başkanlarım;
Sizleri daha önce 15 Ekim 2005, 18 Şubat 2006 tarihlerinde, “CMK Uygulaması ve Çıkacak Sorunlar” ı birlikte görüşmek ve ortak çözümler üretmek üzere davet etmiştik. Son toplantımızda “...yaşanan sorunların Adalet Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkililere iletilmesi ve karşılıklı görüşmelerle çözüm yolları aranması, bütün bu girişimlere karşın olumlu bir sonuç alınamadığı taktirde, 5 Nisan'dan önce toplanarak gelinen noktada yeniden bir durum değerlendirilmesi yapılmasına...” karar verilmişti. Bu karar doğrultusunda yapılan girişimleri ve elde edilen sonuçları paylaşmak ve verilecek ortak kararlar doğrultusunda hareket etmek üzere sizleri yeniden toplantıya çağırmış bulunmaktayız.
Bu noktada öncelikle şu saptamayı yapmak istiyorum. Tüm barolarımızda 5 Nisan Avukatlar günü etkinlikleri nedeniyle yoğun bir çalışma olmasına karşın her zaman olduğu gibi bu kez de, meslek dayanışması adına siz değerli başkanlarımın gösterdiği duyarlılığa ve dayanışma anlayışına çok teşekkür ediyor, hepinize hoş geldiniz diyor, toplantının yararlı sonuçlar vermesini diliyorum.
Sayın başkanlarım;
Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu'nun yasalaşma ve 01.06.2005 günü yürürlüğe girme süreçlerini birlikte yaşadık. Yasanın Adalet Bakanlığı'ndaki görüşmelerinden başlayarak, TBMM Adalet Komisyonu'nda, TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmeler sırasında ve yasanın kabul edilişinden yürürlüğe girdiği tarihe ve ondan sonra günümüze kadar yaşanan her aşamada, bugün yaşanan tüm sorunlar sürekli gündeme getirilmiş ve yetkililere bugünkü sıkıntıların yaşanacağı bildirilmiştir.
Bu bağlamda; 22.04.2005 günü Adalet Bakanlığı'na yazdığımız yazıda; “...CMK yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki kanun 23.3.2005 tarihinde kabul edilmiş ve yürürlüğü 1.6.2005 tarihine ertelenmiştir. Bu yasanın 13.maddesi ‘müdafi, vekil ve uzlaştırıcı ücretinin,' 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı 1 ve 3'nolu tarifelere göre alınan yargı harçlarının % 15'i ve idari nitelikteki para cezaları hariç olmak üzere adli para cezalarının % 15'i olarak tayin ve tespit edilmiştir. Bu düzenleme 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 140.maddesindeki düzenlemenin aynısıdır. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 138.maddesinde sadece yakalanan kişi veya sanığa, müdafi tayini öngörülmüş iken, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda hizmet alanı genişletilerek yakalanan veya şüpheli (sanık), mağdur ve müdahile avukatlık hizmetinin verilmesi öngörülmüştür. Ayrıca 1412 sayılı yasanın 138.maddesinde öngörülen müdafilik hizmeti 5271 sayılı yasada vekil, müdafi ve uzlaştırıcı olarak 74/2, 91/6, 101/3, 147/c, 148/4, 150/2, 150/3, 176/3, 234/3, 234/1a-3, 134/1b-5, 239/1, 239/2, 252/8, 253/son maddelerinde avukatlara yargılamada önemli görevler verilmiştir.
Bu maddelerden de anlaşılacağı gibi barolarımızın CMK hizmetleri asgari ölçüde 10 kat artırılmış olmasına karşın, ödenek eskisi gibi aynı oranlarda kalmıştır. Oysa bu hizmetlerin yürütülebilmesi ve barolarımızın yeni düzenlemeyi amacına uygun olarak yürütebilmesi için eğitim, bilgisayar programı ve donatımı, araç ve gerece şiddetle ihtiyaçları olacakları aşikârdır. Barolarımız ve üyeleri avukatlar CMK hizmetlerini bugüne değin emeğinin çok çok altında sembolik ücretlerle sürdürmüşler ve sürdürmeye devam etmektedirler. Yürürlükte bulunan CMK Ücret Tarifesi'nde görevli avukatlar 24 saat hizmet vermekte; bunun karşılığı KDV dahil hazırlık aşamasında 70 YTL, sulh ceza mahkemelerinde 100 YTL, asliye ceza mahkemelerinde 120 YTL, ağır ceza mahkemelerinde 220 YTL ücret almakta, ayrıca bu ücretlerin vergisini ödemektedirler. Maliye Bakanlığının gönderdiği ödenek bugünkü tarife ve iş yüküne yetmez iken 5271 sayılı yasa ile 10 kat artırılan hizmetlerin bu ödenekle yürütülmesinin olanaklı olmayacağı aşikârdır.
“Mevcut koşullardaki ödeneğin yıl sonuna kadar öngörülen hizmetlere yetmesi imkânsızdır. Bu nedenle acilen yapılacak yeni düzenlemede oranların asgari ölçüde % 30 olması gerekmektedir. Tüm bu gerçeklerin göz önüne alınarak 5271 sayılı yasanın 13. maddesindeki % 15 oranının % 30 olarak değiştirilmesi için gerekli yasal değişikliklerin yapılması hususunda gereğini saygılarımla dilerim...” demek suretiyle aylar önce yaşanacak sıkıntılara dikkat çekilmiştir.
Bu yazımıza Adalet Bakanlığı 9.5.2005 gün ve 1432 sayılı yazılarıyla yanıt vererek “... İlgi yazınızda, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile zorunlu müdafilik sisteminin uygulama alanının genişletildiği, mağdur vekilliği ile uzlaşma müessesesi getirildiği, bu nedenle baroların görevlerinin büyük ölçüde arttığı, avukatlara ödenecek, müdafilik, vekillik ve uzlaştırıcılık, ücretlerinin ise 23.3.2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama şekli hakkında Kanunun 13. maddesinde düzenlendiği, söz konusu düzenlemede belirlenen ödeneğin bu işlemlerin yürütülmesi için yetersiz kalacağı belirtilmiştir. Bilindiği gibi, 5271 sayılı kanun ile zorunlu müdafilik uygulamasının kapsamı genişletilmiş, mağdur vekilliği ve uzlaştırıcılık olmak üzere avukatların görev alacağı yeni müesseseler getirilmiştir. Bu işlemlerin yapılmasının karşılığı olarak avukatlara, barolar tarafından ödenecek ücretlere kaynak olmak üzere, 5320 sayılı kanunun 13.maddesinde düzenleme yapılmıştır. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerinin uygulanması sırasında, adli para cezaları genellikle, 13.7.1965 günlü ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunu'nun 6.maddesi uyarınca ertelenmekte ve sadece infaz edilen para cezalarından kesinti yapılarak TBB hesabına aktarılabilmekteydi. 5271 sayılı kanunla baroların görevlerinin artırılmasına karşılık ödenek oranının aynı kalmasının tereddütlere neden olduğu anlaşılmaktadır. Yeni ceza sisteminde sadece hapis cezalarının ertelenmesine karar verilebilecek olup, adli para cezaları için erteleme söz konusu olmayacaktır. Gerek doğrudan karar verilen, gerekse hapisten çevrilen adli para cezalarının infazı halinde söz konusu kesinti yapılarak TBB hesabına aktarılacaktır. Bu nedenle 5320 sayılı kanunun 13.maddesi uyarınca TBB hesabına aktarılacak olan miktarın, bahse konu hizmetlerin yürütülmesi için yeterli olacağı değerlendirilmektedir. Ayrıca söz konusu kanunlar 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceğinden, uygulama sonuçlarının henüz alınamamış olması nedeniyle, Bakanlığımızca bu aşamada yapılacak bir işlem bulunmamaktadır...” demişlerdir.
Bu süreçten sonra konuyla ilgili gelişmeler dikkatle izlenmiş, Adalet ve Maliye Bakanlıklarının üst düzey yöneticilerine işin önemi ve ciddiyeti anlatılarak, 2006 bütçesinde bu konuda gerekli düzenlemenin yapılabilmesi için ivedi önlemlerin alınması sık sık hatırlatılmıştır. Bilindiği gibi başvurular sonuçsuz kalınca bu kez sizlerin de katılımıyla sadece “CMK da yaşanan sorunlar ve Çözüm Yollarını” içeren bir gündemle 15 Ekim 2005 günü baro başkanları toplantısı yapılmıştır. Bu toplantıda Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreteri Sayın Avukat Güneş Gürseler'in hazırladığı rapor büyük ilgi ve destek gördü. Raporda belirtilen ilkeler doğrultusunda herkesin kendisine düşen uyarı görevini yapması ve Adalet Bakanı başta olmak üzere sorunun yetkililere iletilmesi, ayrıca sorunun karşılıklı görüşmelerle çözüme ulaştırılması gereği vurgulandı.Toplantının sonunda alınan kararlar doğrultusunda 17 Ekim 2005 günü Genel Sekreterimiz Avukat Güneş Gürseler ve Sayman üyemiz Avukat Soner Kocabey ile birlikte Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek ziyaret edilerek sorunlar özenle anlatıldı. Bu görüşme sırasında Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Yardımcısı Sayın Celal Altunkaynak ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı Sayın Fahri Kasırga da hazır bulunmuşlardır.
Tüm bu girişimlere ve uyarılara karşın, gerekli önlemlerin alınmadığı görülünce bu kez, Adalet Bakanlığı'na 23.11.2005 gün ve 2895 sayılı yazı yollanmıştır. Bu yazıda, ”konu”,“Ceza Muhakemeleri Kanunu kapsamında 'müdafi‘ ve 'vekil‘ görevlendirme işlemlerinin ayrılan ödeneğin tükenmesi karşısında sürdürülemeyecek durumda olduğu.” vurgulandıktan sonra, “...nedenlerini 22.4.2005 gün ve 18987 sayılı yazımızda belirttiğimiz, Sayın Bakanımıza ve Kanunlar Genel Müdürlüğü'nün sayın yetkililerine ayrıca geniş bir raporla sunup sözlü olarak da açıkladığımız gibi, Ceza Muhakemeleri Kanunu gereği yapılmakta olan 'müdafi' ve ‘vekil' görevlendirme işlemlerinde sürdürülemeyecek noktaya gelinmiştir. Bu gün itibariyle CMK uygulamasında görevini yerine getiren meslektaşlarımıza ödenemeyen ve yılsonuna kadar tahakkuk edecek ücret toplamı 10.000.000.YTL'dir. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13.maddesi gereğince 2006 yılı için tahakkuk edecek ödeneğin ilk taksitinin Ocak ayında TBB'ne aktarılabileceği dikkate alınır ise sorunun boyutları ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle konunun bir kez daha bilgilerinize sunulması zorunlu görülmüştür...” denilmek suretiyle yaşananlar aylar önce hem sözlü, hem de yazılı olarak Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek başta olmak üzere yetkililere iletilmiştir. Bu görüşmelerin tek olumlu yanı 2006 yılının CMK tahsisatı olan 48.000 milyon YTL Ocak ayında peşin olarak ödenmiştir. Gönderilen bu tahsisat onuncu aydan itibaren biriken alacakları dahi karşılamadığı için 18 Şubat 2006 günü sizlerle yaptığımız toplantıda bu paranın dağıtımı ilkeleri ve bundan sonra izlenecek politikalar hakkında önemli kararlar alınmıştır. Bu kararlar doğrultusunda Türkiye Barolar Birliği hesabında bulunan CMK tahsisatı barolarımıza pay edilmiş ancak yapılan paylaştırmada ciddi farklılıklar doğunca İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa, Manisa ve Diyarbakır baro başkanlarıyla görüşülerek o barolardan yapılan kesintilerle payı küçük kalan barolara ilaveler yapılmıştır. Gösterdikleri anlayıştan dolayı bu barolarımıza özellikle teşekkür ederim. Bunun yanı sıra 18.2.2006 günlü toplantıda alınan ilke kararları doğrultusunda Adalet Bakanlığına 21.2.2006 günlü yazı yazılarak, “Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında müdafi/vekil görevlendirilmelerinden kaynaklanan sorunları görüşmek üzere 18 Şubat 2006 Cumartesi günü Ankara'da toplanan 65 baro başkanı; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesi ve 'adil yargılanma hakkı'nın ayrılmaz parçası olan ‘savunma hakkı' anlayışındaki gelişim karşısında, özellikle ceza yargılamasında şüpheli ya da sanığın bütün durumlarda bir müdafiinin yardımından yararlanma hakkını en temel kural haline getirdiğini, maddi durumu buna engel olanlar için devletin ücretsiz avukat sağlaması gerektiği görüşlerini tekrarlamışlardır. Bu kapsamda temel hedefin, herhangi bir suç sınırlaması yapmadan müdafiinin yardımından yararlanmayı zorunlu kılmak yani 'zorunlu müdafilik' sistemini ceza yargılama sistemimize yerleştirmek olduğunu belirtmişlerdir; ayrıca
1) Müdafi ya da vekil olarak görevlendirilen avukatlara ücretlerinin ödenmemesinden kaynaklanan ve acil çözüm gerektiren parasal sorunun çözümü için de Harçlar Kanunu uygulaması ve adli para cezalarının tahsili ile oluşan kaynaktan ya da genel bütçenin uygun faslından 2006 yılı ihtiyacını karşılamak üzere 150 milyon YTL'nin aktarılması gerektiğini ısrarla talep etmişlerdir.
2) Müdafi/vekile ödenen ücretlerin CMK yürürlük yasasının 13.maddesi kapsamında TBB tarafından geri alınmasındaki olanaksızlığa dikkat çeken baro başkanları bu ücretlerin yargılama giderleri içinde değerlendirilerek hüküm altına alınmasını ve hazine tarafından tahsili gerektiğini dile getirmişlerdir.
3) Baro başkanları ayrıca CMK gereğince yapılacak hukuki yardımlar için avukatlık ücret tarifesindeki ücretlerin çok düşük olduğunu bunların en azından avukatlık asgari ücret tarifesi düzeyine çıkarılmasını ve ücretlerden alınan KDV ve stopaj kesintisinin de kaldırılmasını istemişlerdir..” demek suretiyle toplantıdan çıkan sonuçlar Bakanlığa iletilmiştir.
Yapılan bu yazılı başvurunun yanı sıra, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek'ten 1 Mart 2006 günü randevu alınarak bu kez toplantı sonuçları sözlü olarak iletilmiş ve 5 Nisan 2006 gününe kadar CMK görevlerinin sürdürüleceği ancak ondan önce yapılacak baro başkanları toplantısında tüm gelişmeler değerlendirilerek müdafi/vekil hizmetlerini durdurma dâhil her türlü önlem görüşülecek ve alınacak ortak kararların 5 Nisan 2006 gününden sonra uygulamaya konulacağı açıkça belirtilmiştir. Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek konuyla ilgili her türlü desteği vereceğini belirterek, Türkiye Barolar Birliği ve baroların isteklerinin çok haklı olduğunu vurgulayarak gerekli girişimlerde bulunacağını bildirmiştir. Bu gelişmeler yanı sıra, Genel Sekreterimiz Sayın Güneş Gürseler Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü yetkilileriyle yapılan toplantılara katılmış ve yapılacak yasa değişikliklerine Türkiye Barolar Birliği'nin görüşlerini iletmiştir. Bu görüş ve öneriler 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'yla elde edilen müdafi/vekil hak ve yetkilerinden asla geri adım atmadan uygulamanın disipline edilmesine yöneliktir.
Bu konular Türkiye Barolar Birliği'nin 18–19 Mart 2006 günlü yönetim kurulu toplantısında değerlendirilmiş ve şu kararlar alınmıştır. Öncelikle Başbakan başta olmak üzere, TBMM Adalet, Anayasa ve İnsan Hakları Komisyon Başkan ve üyeleriyle, TBMM'nde grubu ve milletvekili olan parti genel başkanlarıyla, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve sendikaların başkanlarıyla TBB başkanının bizzat görüşerek düzenlenecek bir CMK dosyasını onlara bırakmasına, baro başkanlarıyla yapılacak toplantıda gazete ilanı başta olmak üzere, görevlendirmelerde kısmi ya da, tamamen durdurma ve benzeri kararlar alınması konularının görüşülmesine karar verilmiştir. Bu kararlar doğrultusunda öncelikle Sayın Başbakan'dan randevu istenmiş ancak, Sayın Başbakan'ın yoğunluğu nedeniyle randevu gecikince bu kez Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın M.Ali Şahin'den randevu istenmiş, Bakan uzun süren yurt dışı seyahatine çıktığı için ancak 3 Nisan'dan sonra randevu verebileceklerini ilettikleri için bu randevudan da vazgeçilmiştir. Bunun dışında, TBMM Adalet, Anayasa, İnsan Hakları İnceleme Komisyonu başkan ve üyeleri başta olmak üzere, CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal, DYP Genel Başkanı Sayın Mehmet Ağar, ANAP Genel Başkanı Sayın Erkan Mumcu, SHP Genel Başkanı Sayın Murat Karayalçın, TEB Başkanı Sayın Mehmet Domaç, Hak-İş Başkanı Sayın Salim Uslu, Türk-İş Başkanı Sayın Salih Kılıç, Eğitim-Sen Başkanı Sayın Alaaddin Dinçer, Noterler Birliği Başkanı Sayın Hasan Yeni, TÜRMOB Başkanı Sayın Mehmet Timur, Petrol-İş Başkanı Sayın Mustafa Öztaşkın, Kamu-Sen Başkanı Sayın Bircan Akyıldız, Memur-Sen Başkanı Sayın Ahmet Aksu, TMMOB Başkanı Sayın Mehmet Soğancı, TESK Başkanı Sayın Derviş Günday ile bizzat görüşülmüş, TOBB, DİSK ve KESK'e konuyla ilgili olarak düzenlenen dosya gönderilmiştir.
Ayrıca aynı amaçla düzenlediğimiz dosya 550 milletvekiline ve tüm gazete köşe yazarlarına da yollanmıştır. CMK ile ilgili sorunların doğru ve gerçek olarak kamuoyuna yansıtılması amacıyla çeşitli TV kanallarında açıklamalar yapılmıştır. Bu söyleşilerde, özellikle yapılan mücadelenin avukatların akçalı sorunları için değil, zor koşullarda yerine getirilen bu görevin yasaya, usule ve AİHS 6.maddesindeki adil yargılanma ilkelerine uygun olarak yapılması vurgulanmıştır. Son olarak, 31.3.2006 Cuma akşamı TBB yönetim kurulu üyeleri, Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu Üyeleri, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Müsteşar Yardımcıları ve Türkiye Barolar Birliği'ni ziyarete gelen kimi baro başkanlarımızla birlikte yeni binamızın roofunda yemek yenilmiş ve sorunlar son kez karşılıklı olarak görüşülmüştür.
Bu ziyaretler sırasında oluşan yeni bir düşünceyi de sizlerle paylaşmak istiyorum.
CMK ile ilgili gelişmeleri anlatmak için ziyaret ettiğim sendika ve meslek kuruluşlarının bazı başkanlarından Türkiye Barolar Birliği'nin öncülüğünde “Demokrasi, İnsan Hakları ve Hukuk Devleti Platformu ” oluşturma önerisi geldi. Bende içinden geçtiğimiz şu günlerde çok sıcak ve heyecanla baktığım bu öneriyi yönetim kurulumuzda değerlendirerek yaşama geçirmeye çalışacağımı kendilerine ilettim.
Her zaman söylüyorum bu gün de yineleyeceğim, TBMM'nden çıkan yasalar üzülerek ifade etmek isterim ki yeterince tartışılmadan, yeterince incelenmeden ve de yapılan düzenlemelerin getirdikleri ve götürdükleri yeterince kavranmadan toplumsal yaşamımıza bir top mermisi gibi düşmektedir. Bunun en belirgin örneği yeni Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu'dur. Geçen bir yıl içinde her iki kanunla ilgili yakınmalar giderek artmış ve her iki kanunla ilgili olarak çok ciddi değişiklikler gündeme gelmiştir. Özellikle CMK ile ilgili olarak yaptığım son görüşmeler beni bu gerçeklerle bir kez daha karşı karşıya getirmiştir.
Bütün dileğim yakında yürürlüğe girecek olan “İstinaf” “ Bölge Adliye Mahkemelerinin ” uygulamasında da aynı sorunlar yaşanmaz ve biz bu gün olduğu gibi o günlerde benzeri nedenlerle toplanmayız.
Sayın başkanlarım;
Sizlerin aldığı kararlar doğrultusunda 18.2.2006 gününden bu yana CMK ile ilgili olarak yaptığımız tüm çalışmaları kronolojik olarak bilgilerinize sundum.
Bundan sonra her türlü kararı siz vereceksiniz, birlikte uygulayacağız.
Benim konuyla ilgili kişisel görüşüm; alacağımız her kararda yargının önemli bir unsuru olan savunma ayağını temsil eden avukatlar ve onların örgütleri barolar ve Türkiye Barolar Birliği olarak bugüne kadar savunduğumuz temel değerlerden sapmayan ve kazanılan hak ve özgülüklere uzaktan yakından gölge düşürmeyecek olgun ve mantıklı duruşlar sergilememizdir.
Değerli Başkanlarım,
Birkaç önemli mesleki konuya özellikle değinmek istemekteyim.
Geçtiğimiz ay, vergi ve beyanname verme açısından büyük yoğunluk yaşandı.
Kuşkusuz elde edilen kazançların vergisinin ödenmesi en önde gelen yurttaşlık ödevidir.
Bilinçli yurttaş olma konusunda her alanda öncü olan avukatlar bu konuda da topluma öncülük etme durumundadırlar. Hiçbir meslektaşımız hukukçu olma kimliğinden kaynaklanan sorumluluk bilinciyle isteyerek asla bir kuralı ihlal etmek istemez. Bu nedenle bu yıl ilk kez Maliye Bakanlığı ile birlikte vergi beyannamelerinin doldurulmasına ilişkin bir broşür bastırarak tüm meslektaşlarımıza yolladık. Vergi ve vergilendirme konusunda bu denli iyi niyetli yaklaşımımıza karşın, kimi illerimizde Defterdarlar ya da Vergi Dairesi Müdürleri meslektaşlarımızın belirli ölçüde gelir beyanında bulunulmaması halinde, resen takdire gidileceği gibi tehditlerde bulunmuşlardır.
Bunun üzerine Maliye Bakanlığı Gelirler İdaresi Başkanı Sayın Osman Arıoğlu ile görüşülerek bu haksız ve hukuk dışı uygulamaya son verilmesi istenmiştir.
Yine Maliye Bakanlığı Gelirler İdaresi Başkanlığı'nın 23.2.2006 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 356 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin B bendinde “İcra dairelerince alacaklı tarafın avukata ödemesine karar verilen vekâlet ücretlerinin belgelendirilmesi” düzenlemesi de meslektaşlarımızın büyük ve haklı tepkilerine neden olmuş, kimi barolarımız tebliğin iptali için dava açmışlardır. Bu konuyla ilgili olarak Maliye Bakanı Müsteşarı ve Gelirler İdaresi Başkanı ile çeşitli kereler görüşülmüştür. Konuyu bir biçimde çözmeye çalışacağımızı belirtmek isterim.
Yine bu günlerde TBMM'nde görüşülmekte olan ve kamu görevlilerinin özlük haklarını düzenleyen tasarıda, yıllardır bağlı oldukları kurumlarında kurum ve devlet adına her türlü yargı ihtilafını çözümleyen ve kurumun en üst yetkilisi adına kurumlarını, adli ve idari yargı mercileri ve özel hukuk tüzel kişilerine karşı başarı ve onurla temsil eden kamu kesimi avukatları bir kez daha mağdur edilmişlerdir. Yıllardır Türkiye Barolar Birliği ve barolarımız tarafından dillendirilen, kamu kesimi avukatlarının emekliliğe esas ek gösterge rakamları ve makam tazminatı konusundaki çok ciddi talep ve uyarıları dikkate alınmamıştır. Şimdi, Anayasa başta olmak üzere, uluslararası belge ve sözleşmelerin düzenlediği haklara aykırı olan bu büyük ayıbın giderilmesi için, yasanın yeniden görüşülmek üzere TBMM'ne yollanması konusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın engin hukuk anlayışı ve değerlendirmelerini bekliyoruz.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu ile yaptığım görüşmede en geç Nisan ayı sonu Mayıs ayı başında özellikle beklediğimiz Sosyal Güvenlik Yasasını çıkaracaklarını söylemişlerdir. Bilindiği gibi meslektaşlarımızı yakından ilgilendiren sosyal yardımlaşma ve dayanışma fonuyla ilgili çalışmalarımızı sosyal güvenlik yasasının çıkışına ertelemiş bulunmaktayız. Bu bilgi karşısında, şimdilik eski uygulamayı sürdürmek zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Sayın başkanlarım;
Toplantımızın gündemini oluşturan CMK ile ilgili kimi bilgileri önemli meslek sorunları hakkındaki düşüncelerimi sizlere aktardım. Ayrıca saygın ve değerli başkanlarımızın oluşturduğu bu seçkin topluluğa, içinden geçtiğimiz süreçte, karşı karşıya olduğumuz kimi yurt ve meslek sorunlarını aktarmak zorunluluğu duyuyor; kimi endişe ve kaygılarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
3 Kasım 2002 günü yapılan genel seçimlerden sonra yaptığım tespitte, 4 Kasım 2002 günü ortaya çıkan siyasi tablonun ülke demokrasisinin bir zaferi olduğunu, bu sonuçları herkesin çok iyi okuması ve kendi yönünden çok iyi değerlendirmesi gerektiğini belirttikten sonra, seçimin galibi olan AKP'nin kendisine açılan bu krediye uygun davranmasını, marjinal bir grubun değil, tüm toplumun iktidarı olması gerektiğini özellikle vurgulamıştım. Yine seçimde başarısız çıkan partilerin de içe dönük ciddi bir özeleştiri yapmaları gerekliliğini, üzerinde titrememiz gereken demokrasimiz açısından önemli gördüğümü belirtmiştim.
Geçenlerde konuşmacı olarak katıldığım bir toplantıda, bazı konuşmacıların, ülkemizde vasata yakın unsurların etkileri nedeniyle uygulanmakta olan “demokrasi ve seçimlerin” ortaya çıkardığı iktidarların, kronikleşen sorunları çözemeyeceğini belirtmeleri üzerine; birçok yönden eleştirdiğim bu siyasi iktidarı, “demokrasi ve seçim” dışında oluşacak her iktidara tercih edeceğimi, antidemokratik yapılanmaların şiddetle karşısında olacağımı içtenlikle vurguladım. Ülkemiz insanının siyasal, sosyal, toplumsal, kültürel ve tarihsel birikiminin, yaşadığı sorunları demokratik yollarla barış içinde çözecek olgunlukta olduğu inancındayım.
Demokrasi, serbest seçimler, insan hakları, özgürlükler, saydam-şeffaf- günışığında yönetim ilkelerine yürekten bağlı bir kişi olarak, tüm sorunların daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlükle çözüleceğine inanmaktayım ancak, bu kurum ve kavramların sağladığı yasal olanaklarla siyasal iktidarı elde eden kişilerin bu kurum ve kavramları içselleştirmesi ve özümsemesi gereklidir. Bu kurum ve kavramları özel amaçlara ve politik hedeflere ulaşabilmek için vasıta kılmanın imkânı yoktur. Aksi durum içinden çıkılamaz sorunlara, karşılıklı güvensizliklerin doğmasına ve kaosa neden olmaktadır ve olacaktır.
Üzülerek ifade etmek isterim ki, çağımız insanının büyük bedeller ödeyerek elde ettiği akıl ürünü bu kavram ve değerler, bunları özümsememiş ve içselleştirmemiş kimi kesimler tarafından kendi özellerinin genelleşmesi ve dayatılması amacıyla acımasızca kullanılmakta ve yıpratılmaktadır.
Yaşam ve varlık nedeni demokrasi, insan hakları, barış, özgürlük, hukukun üstünlüğü gibi temel kavramlar ve hedefi tüm kurum ve kurullarıyla işleyen bir hukuk devleti olan Türkiye Barolar Birliği ve barolarımız, nereden ve kimden gelirse gelsin bu üstün kurum ve kurullara yönelik her türlü istismara ve saldırıya karşı, geçmişinden aldığı güçle, her zaman olduğu gibi örgütsel refleksini ve karşı duruşunu her koşulda sergilemeye devam edecektir.
Günümüz demokratik yaşamı, olaylara, siyasal tercihlere, ideolojilere, birey ve grup eylemlerine-eğilimlerine, objektif, yansız yaklaşılmasını gerektirmekte ve her türlü eleştiri yanında, kimi farklı yorumları, kimi farklı değerlendirmeleri bu ilkelere bağlı kalınarak mümkün kılmaktadır. Kuşkusuz bu anlayış, çağımızın yükselen değeri olan çoğulcu ve katılımcı demokrasinin temelini oluşturmaktadır. Şiddete dayanmayan sadece fikir ve düşünce açıklama biçiminde gerçekleşen farklı yaklaşım ve değerlendirmelere gerekli tolerans gösterilmeli, yaşamaları için gerekli hukuk ortamı yaratılmalıdır. Böylece ulusal birlik-üniter yapı-kamu düzeni ile insan hak ve özgürlükleri arasındaki hassas denge sağlanmış olacaktır.
Ülkemizin doğu ve güneydoğusunda yaşanan olayları bu iyi niyetli yaklaşımlarla örtüştürmeye olanak yoktur. Kimi yerel yöneticilerin yıllardır vatanımızın en güzel bölgelerinden birini kan gölüne döndüren, devletimizi maddi ve manevi yönden büyük kayıplara uğratan bölücü başı için övgülü sözler söylemesi hemen arkasından daha yaptıkları eylemlerin bilincinde olmayacak kadar küçük yaştaki çocukların sergilediği davranışlar, Nevruz için yakılan ateşlerin ulusal birliğin ve üniter devletin temeline atılan korlar olduğunu görebilen herkesin yüreğini sızlatmaktadır.
Sonucu yüzyıllardır yaşanan örneklerinde görüldüğü gibi hüsranla bitecek silahlı kalkışma teşebbüsleri, bölgede huzuru, can ve mal güvenliğini zaman zaman ortadan kaldırmıştır. Şimdi bölgenin işsizliğe, yoksulluğa ve açlığa teslim edilmesi sonucu doğuracak yöntemler ve eylemler gündeme taşınmak istenmektedir. Bu yöntemler, bölgeye ekonomik ve sosyal canlılık kazandırmış ve kazandıracak sermaye ve hizmet akışını azaltacaktır, yeni yeni canlanmaya başlayan ekonomiyi durduracaktır. Sadece o bölgenin değil bütün Türkiye'nin ekonomik, sosyal dengesi ile oynanmaktadır. Bu durumun iyi değerlendirilmesi, zaman geçirilmeden gereken önlemlerin hukuk içinde, büyük ve onurlu bir devlete yakışır boyutlarda ele alınması gerekmektedir.
Batman ve Diyarbakır'da yaşanan şiddet olaylarını ülkemizin birliğine, huzuruna, sosyal barışına, ekonomisine ve ulaştığı demokratik kazanımlara yapılan saldırı olarak görüyor, herkesi akla ve duyarlı davranmaya davet ediyor, tüm sorunların demokratik platformda çözüleceğine inancımızı yineliyoruz.
Ülkemizin bir bölgesinde yaşanan ve örgütlü bir biçimde sürdürülen ayrılıkçı eylemlerin artık önemli metropollere yayılması yanında, genel olarak yurdun her bölgesinde tecavüz, kapkaç, hırsızlık ve şiddet olayları hızla tırmanışa geçmiştir. Bütün bunların yanında geleceğimiz olan gençlerimizin ilim ve irfan yuvaları liselerde, öğrencileri olumsuz şekilde etkileyecek, onların geleceklerini yok edebilecek şiddet başta olmak üzere, çeşitli olaylar yaşanmaktadır. Bu vahim olayları haber yapan medyayı eleştirmektense, Eğitim-Sen Başkanı Sayın Alaaddin Dinçer'in anlattıklarına ve öğrenci velilerinin feryatlarına kulak vermek sorunları çözmek adına daha uygun olacaktır.
Van Cumhuriyet Savcılığı tarafından düzenlenen ve kamuoyunda “Şemdinli İddianamesi ” olarak tanımlanan iddianame ile ilgili tartışmalar, Merkez Bankası Başkanı atamasıyla ilgili yaşananlar, TBMM Şemdinli Komisyonu'nun oluşumu ve çalışma yöntemi ile ilgili tartışmalar, tüm kurum ve kurullarıyla işleyen gerçek bir hukuk devletinde yaşanması mümkün olmayan olumsuzluklardır. Bu da ülkemizde hukukun üstünlüğü ve hukuk devletinin özde değil sözde var olduğunu, her kesimin hukuku kendine göre algıladığı ve yorumladığını açıkça ortaya koymaktadır.
Yargı bağımsızlığının gerçek hukuk devleti ile gerçek hukuk devletinin de ancak eksiksiz demokrasi ile yaşama geçirilebileceğini anlayamadıkça ve tek hedef olarak eksiksiz demokrasiyi göstermedikçe ve de demokrasinin gerçek kurumlarını oluşturmadıkça siyasal, sosyal ve toplumsal alanlarda sıkıştığımız bu fasit dairelerden asla çıkamayacağız.
Son günlerde dikkat çekici çok önemli bir olay da, dünya basınının önde gelen gazetelerinde Türkiye ile ilgili çıkan yorum ve haberlerdir. Bu yorumlarda Türkiye'deki siyasal iktidarın ülke yönetimini adım adım, dinsel yanı ağırlıklı bir yönetim anlayışına ve yaşamına çekmeğe çalıştığı vurgulanmaktadır. Bu anlayışın yaygınlaşması, Anayasa'da tanımını bulan ve yurttaşlarımızın gönlünde yaşayan devletimizin “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” yapısına en büyük darbe olacak, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucularının yaratmak istedikleri çağdaş, uygar konum ve izlenim yokolup gidecektir. Bunun doğal sonucu, Türkiye Cumhuriyeti'nin batı uygarlığı ile entegrasyon sağlaması yerine doğulu bir portre çizmesi olacaktır.
Bu nedenle, siyasal iktidarı temsil eden sayın yöneticilerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin uygar ülkeler yanındaki çağdaş, demokratik, laik yapısına ve imajına zarar verecek eylem ve davranışlardan özenle kaçınması gereklidir.
Sayın başkanlarım, yaşadığımız onca sorunu sıralamak durumunda olsam sizlere haksızlık etmiş olacağım. Ben sadece gündemi oluşturan kimi ortak yurt ve meslek sorunlarını sizlerle paylaşmak istedim. Beni sabırla dinlediğiniz için sizlere teşekkür eder, her sorunu birlik ve anlayış içinde aşacağımıza olan sarsılmaz inancımı yineler hepinize saygı ve sevgilerimi sunarım.
Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
|
|