TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK'UN
“BİR ADLİ ORGAN OLARAK SAVCILIK”
KONULU ULUSLAR ARASI SEMPOZYUMDA YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın konuklar,
TBB İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın işbirliğiyle düzenlenen “Bir Adli Organ Olarak Savcılık” konulu uluslar arası sempozyuma hoş geldiniz. Sizleri saygılarımla selamlarım.
Ülkemizi yönetmeye talip olanlar, 1839 yılından buyana, zaman zaman duraksamalar yaşansa da insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ilke ve kavramlarına yönelik arayışlarını ısrarla sürdürmüşlerdir. Temel amacı tüm kurum ve kurallarıyla işleyen hukuk devletine ulaşmak olan bu çetin yolda, kat edilen anayasal ve siyasal aşamalar, kimi engellemelere karşın, önemli bir hukuk kültürü ve birikimi sağlamıştır.
1876 ve 1908 yıllarının çetin ve zor süreçlerinden sonra oluşan hukuk ikliminde büyük önder Mustafa Kemal Atatürk çağının en önemli laik hukuk devrimini geçekleştirmiştir. Toplumsal bir dönüşümü içeren laik Türkiye Cumhuriyeti, uyduluğa karşı tam bağımsızlığı, ümmetçiliğe karşı ulusalcılığı, kulluğa karşı özgür yurttaşlığı, medrese eğitimine karşı bilimsel öğretimi, tutuculuğa karşı sürekli devrimciliği, yeniliği, gelişmişliği ve çağdaşlığı hedeflemektedir. Hiçbir koşul altında bu ilke ve devrimlerden ödün verilemez.
Bu ilke ve devrimler üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” dir. Başka ülkelerden farklı olarak bizde Cumhuriyet Savcıları klasik görev ve sorumlulukları yanı sıra isimlerini aldıkları “ laik, demokratik Cumhuriyeti” korumak, ona yapılacak her türlü saldırıda son derece dikkatli olmak ve başka bir anlatımla “ çağdaş, laik cumhuriyetin müeyyidesi ” olmak durumundadırlar.
Kuşkusuz bunun birinci koşulu laik eğitimi öne çıkaran eğitim kurumlarında eğitim görmek ve laiklik ilkesini içselleştirmiş hukukçular yetiştirmekten geçmektedir. Hukuk devletinin gelişmesinde, sorunları aşmada, görevleri ve sorumlulukları yerine getirmede, yetkileri kullanmada, insan haklarını geliştirmede, nitelikli hukukçuların büyük önemi vardır. Bu nitelikleri taşıyan hukukçu olmazsa hukuk devletinden söz edilemeyeceği gibi, devlet de sıradan bir örgütlenme ve yönetme mekanizması olarak kalır. Ona çağdaş anlamını verecek olan en önemli nitelik laik hukuk uygulayıcılarının varlığıdır. Bu o kadar önemlidir ki, yargı bağımsızlığından söz edebilmek için, hiçbir kişi ve tabuya bağlı olmayan, kişisel özgürlüğünü önde tutan uygar kimlikli hukukçulara gereksinim vardır. Karar verirken özgür olma, hiçbir emir, etki ve baskı altında kalmama demek olan bağımsızlık için öncelikle bunu uygulayacak kişinin, her yönden bağımsız ve özgür olması gerekir.
Bu bakımdan “nitelikli özgür düşünceli hukukçu ” yetiştirmek son derece önem taşımaktadır. Özel bir meslek olan hukuk mesleği ve onun en önemli çalışma alanı olan yargı erkinin mevcut sorunlarından arındırılması için öncelikle ve ivedilikle “hukukçu öğretimi ve hukukçu eğitimine” gereken önemin verilmesi son derece önemlidir.
Üç gün sürecek ve savcılık kurumu ile ilgili olarak ilk kez bu denli ayrıntılı bir toplantı niteliğini taşıyan etkinliğimizde, ulusal hukukçularımız yanında, çeşitli ülkelerden gelen hukukçular, hukukçu eğitimi dâhil, ülkemizdeki “Savcılık Kurumu ”nu tüm yönleriyle tartışacaklardır. Tebliğ sunumları ve açıklamalar “ Çeşitli Avrupa Ülkelerinde Savcılık ” “Türkiye'de Savcılık”, “Adil/Düzgün Yargılama Hakkı ve Silahların Eşitliği Bağlamında Savcılık ve Savunma” konu başlıklarıyla yapılacaktır. Bu bilgi şöleni son gün Yargıtay C.Başsavcılığı binasında “ Genel Değerlendirme ” başlığıyla yapılacak bir atölye çalışması ile sona erecektir.
Sayın konuklar;
Türk Dil Kurumu Türkçe sözlüğünde Savcılık, “…devlet adına ve yararına davalar açan, kamu haklarını ve tüzeyi yerine getirmek ereğiyle yargıç katında sanıkları kovuşturan görevli…” olarak tarif edilmektedir. Savcılığı, “..toplum adına, toplum düzeninin sağlanmasını denetleyen ve yasalarla sınırlanan düzene ve yasalarla sağlanan haklara karşı gelenlerin, yasalar gereğince ceza görmesini sağlayan bir kurum olarak ” tanımlamak da mümkündür.
Tarihi gelişimi içinde savcılığın niteliğinde değişmeler olmuştur. Suçluları itham edebilecek tarafsız resmi organ, kamu düzeninin koruyuculuğu ve adalet makamları nezdinde yürütme erkinin temsilciliği bu niteliklerin bazılarıdır. Bu gün bu niteliklerden sonuncusunun, yani adalet makamları nezdinde yürütme erkinin temsilciliği niteliğinin, usul hukuku zorunluluklarından kaynaklanmadığı, idarenin ve yürütme erkinin adalete örtülü müdahalesi isteklerinden doğduğu 1969 yılında, Prof.Dr. Faruk Erem, Prof. Dr.Bülent Nuri Esen, Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, Prof. Dr. Baki Kuru ve Prof. Necip Bilge'den oluşan bir bilimsel kurul tarafından düzenlenen bir raporda vurgulanmıştır. Sözü edilen raporda bu anlayışın tarihi kökeni ve ülkemizde fazlaca etkili olmasının nedenleri açıklanmıştır.
Demokratik yapı içerisinde savcılık kurumunun bugünkü konumu, bu nedenle ciddi sorunlar içermektedir. Bunların tartışılması ve yeni bir düzenlemenin düşünülmesi ve gerçekleştirilmesi yargı erki, dolayısıyla demokratik, hukuk devletimizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu sempozyumun mevcut deneyim ve bilgi birikimimize bu açıdan önemli katkılarda bulunacağını ümit etmekteyiz.
Menfur bir saldırı sonucu öldürülen “ laik hukuk devletine” inanmış “ devrimci” kişiliğe sahip Doğan Öz'lerden, Şemdinli iddianamesiyle Türk yargı tarihine geçen Ferhat Sarıkaya'ya kadar uzanan süreçte savcılık kurumunun olumsuz bir biçimde siyasallaşması yanında, savcıların statüsünü oluşturan kurallarda da gerileme olmuştur. Bu bağlamda; savcıların yürütme organı ile yapısal ilişkisi, idarenin savcılar üzerindeki yetkileri, savcıların yargı içindeki konumu, savcıların cezaların infazındaki fonksiyonu, savcıların atanması, disiplin terfi ve azil konularıyla ilgili sorunları, coğrafi ve işlevsel dağılım kriterleri, savcılar arasında hiyerarşik ilişkiler yanında yargılama sürecinde iddia-savunma ya da savcı-avukat yetkilerinde silahların eşitsizliği gibi kimi sorunlar henüz çözülememiştir.
Kuşkusuz bu sorunların başında Prof. Dr. Lütfü Duran'ın “Türkiye Yönetiminde Karmaşa” başlıklı kitabında vurguladığı gibi “...giderek hâkimlerle savcıların tek bir kamu görevlisi kümesi içinde kaynaştırılıp, Adalet Bakanının otorite ve denetimi altına konulmasıdır… Yine adalet hizmetinde idari görevlerde çalışan hâkim ve savcılar da yargılama işlerine katılanlarla eş durumda sayılmaktadır. Oysa yargı yetkisini yalınız hâkimler kullanır; savcılar ise genelde yürütmenin emrinde kamu haklarını savunur; idari görevlerde çalışanlar ise kamu hizmeti yapan sade memurlardır. Bunları aynı statüye sokmak, yargının ayrı bir işlevi olmadığı, yürütme yetkisi içinde bir çeşit görevden ibaret olduğu anlam ve sonucunu taşır” değerlendirmesi bu günkü sorunların ve olumsuzlukların kaynağını oluşturmaktadır.
Bugün Cumhuriyet savcısı, yürütme erki ile yargı erki arasında iletişimi kurmak göreviyle öne çıkmaktadır. Onun “sui generis” diye nitelenen klâsik konumuna son vermek gerekmektedir. “Haksız itham da haksız hüküm” kadar sakıncalıdır. Haksız ithamı savcılığı yargıç statüsüne çıkararak önlemek mümkün değildir. Bu yola başvurmak yargılama diyalektiğini alt üst edecektir ve etmektedir. Haksız ithamı, “karar hâkimliği” yolu ile gidermek daha yararlıdır, “adil/düzgün yargılama hakkı” açısından sakıncası daha azdır.
Lütfü Duran hocanın 1988 yılında yaptığı değerlendirmeler, bugünlerde Avrupa Birliği ilerleme ve istişari ziyaret raporlarında da sıkça vurgulanmakta ve yargılama sırasındaki yargıç-savcı birlikteliğinin sonlandırılması istenmektedir. İddia ile savunma arasındaki ilişkilerde ise ”silahların eşitliği” ilkesinin uygulanması gerektiği önerilmektedir.
İşte bu düşünce ve değerlendirmelerden hareketle, öncelikle, savcılık makamı ile yargılama makamının sergilediği birlikteliğin sonlandırılması ve yargılama içindeki iddia-savunma, savcı-avukat ilişkilerinin de “silahların eşitliği” ilkesi doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Nitekim Birleşmiş Milletler'in 29 Kasım 1985 günlü “ Yargı Bağımsızlığına Dair Temel Prensipler” belgesinde yargıçların ifade ve örgütlenme özgürlüğünden söz edilmekte ve “ ...İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ne uygun olarak, diğer vatandaşlara olduğu gibi yargı organı mensuplarına da ifade, inanç, örgütlenme ve toplanma hakkı tanınır; ancak yargıçlar bu haklarını kullanırken, her zaman görevlerinin itibarını ve yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını koruyacak tarzda hareket ederler. Yargıçlar, kendi menfaatlerini savunmak, mesleki eğitimlerini geliştirmek ve yargı bağımsızlığını korumak için yargıçlardan oluşan örgütler kurabilir, bu örgütlere ve diğer kuruluşlara üye olabilirler” denilmektedir.
Birleşmiş Milletlerin bu ilke kararı yanında uluslar arası sözleşmelerin güvence altına aldığı örgütlenme özgürlüğü doğrultusunda yargıçların ve savcıların örgütlenmesi son derece doğaldır. İstenilen bir gelişmedir.
Ancak bu konuda Adalet Bakanlığı, pek çok alanda olduğu gibi Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği ölçülerini görmezden gelerek, “ Türkiye Hâkimler ve Savcılar Birliği Kanun Tasarısı ” adı altında yargıçların ve savcıların birlikte üye olabilecekleri bir birlik modeli önermektedir.
Türkiye Barolar Birliği olarak yargıç ve savcıların örgütlenmesini, ayrı ayrı olmak koşuluyla sonuna kadar, duraksamadan destekliyoruz. Aksi yapılanma yargılama sürecinde yargıç-savcı bloğunu daha da güçlendirecektir. Bu durum ise Anayasa'nın 36 ve AİHS'nin 6.maddesinde ifadesini bulan “…uyuşmazlığın tarafları arasında fiili ve hukuki bir fark gözetmeksizin iddia ve savunmaların eşit ölçülerde ve karşılıklı olarak yapıldığı dürüst bir yargılama..” olarak tanımlanan “adil yargılanma hakkı ”na aykırılık teşkil etmektedir. Yargılamada taraf olan savcılık kurumunu, yargılamanın mutlak hâkimi olan yargıçtan ayırmak, ona izafe edilen yargılama yetkilerinden soyutlamak ve “silahların eşitliği ” ilkesine uygun olarak yapılandırmak, adil yargılama ve adalete erişim için son derece önemlidir.
Ülkemizde “savcılık” konusunda bir ilk olan bu toplantıyı gerçekleştiren TBB-İHAUM'un başkanı Sayın Rona Aybay ve Merkez üyelerine, bize her türlü desteği ve iş birliğini sunan Yargıtay Başsavcımız Sayın Nuri Ok'a, ayrıca bilgi ve birikimleriyle bizi aydınlatacak olan yerli ve yabancı katılımcılara en içten teşekkürlerimi sunar, beni dinleyen siz sayın izleyenlere de sevgi ve saygılarımı sunarım.
Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
|
|