TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK’UN
22.07.2006 GÜNLÜ ONİKİNCİ BARO BAŞKANLARI
TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA

 

Sayın Başkanlarım,

Sözlerime 17 Mayıs 2006 günü laik cumhuriyetin sarsılmaz kalelerinden Danıştay’a yapılan insanlık dışı saldırıyı kınayarak ve bu menfur saldırıda yaşamını yitiren Mustafa Yücel Özbilgin’in hatırası önünde saygıyla eğilerek başlıyor, aynı olayda yaralanan sayın yargıçlarımıza da geçmiş olsun dileklerimi yineliyorum.

İnsanımızın bin bir güçlük ve özveriyle yaşatmaya çalıştığı demokrasi, insan hakları ve laik hukuk düzeninin yarattığı barış ve huzur ortamını yok etmeye yönelik karanlık odakların dışa vurumu olan bu eylemler asla amacına ulaşamayacaktır. Buna en güzel yanıtı, saldırı sonrası törenlere katılan onbinler sergiledikleri kararlı ve duyarlı duruşlarıyla vermişlerdir.

 

Sayın Başkanlarım, 

Bu yıl sizleri çok sık toplantıya çağırmak durumunda kaldık, sizler de örgütsel dayanışma bilinç ve sorumluluğuyla, bu çağrılarımıza hep olumlu yanıt verdiniz ve büyük çoğunlukla toplantılarımıza katıldınız.

Bilindiği gibi bu toplantılarımızın temel gündemini düzenli şekilde ödenmeyen CMK ödenekleri ve onun neden olduğu sorunlar oluşturmuştur.

Bugün yine ağırlıklı olarak CMK ödenekleri konuşulacak bu konudaki son gelişmeler sizlere sunulacak ve yine sizlerin alacağı ortak kararlar tarafımızdan uygulamaya konulacaktır.

Bu güncel ve temel sorun yanında Türkiye Barolar Birliği olarak yapmış olduğumuz çalışmalar hakkında da sizlere bilgiler sunulacaktır. Gerçi bildiğiniz gibi yeni seçim döneminden sonra geçen bir yıllık süre içinde yapılan çalışmalar hakkında altı aylık bölümler halinde “Yönetim Kurulu Çalışma Raporları” düzenlenmiş ve sizlerle birlikte Türkiye Barolar Birliği delegelerine yollanmıştır.

Tüm bunların yanı sıra Ekim ayında yapılacak baro seçimleri öncesi deneyimli başkanlarımızdan kalıcı ve sağlıklı öneriler almak da amaçlanmaktadır. Bu nedenlerle toplantımızın gündemini CMK başta olmak üzere, avukatlık sınavı, fonda biriken paranın yönetimi ilkeleri yanı sıra yaşanan güncel mesleki sorunlar oluşturmaktadır.

Ayrıca bu toplantı bir anlamda adli tatil öncesi geçen bir yılın değerlendirme toplantısı olarak da algılanabilir. Bu bağlamda yapılan değerlendirmelerin ışığı altında tüm baro başkanlarımızın katkısı ve katılımı ile bir kamuoyu açıklaması da yapılabilir.

 

Sayın Başkanlarım,

Daha önce 15 Ekim 2005, 18 Şubat 2006, 1 Nisan 2006 tarihlerinde CMK uygulaması ve ödenmeyen ödeneklerle ilgili sorunları görüşmek üzere toplandık. Bu toplantılarda yapılan   konuşmalar banda alınarak çözülmüş ve kitaplaştırılarak sizlerle birlikte Türkiye Barolar Birliği delegelerine yollanmıştır.

 Sizlere toplantı öncesi sunduğumuz dosyalarda, daha önceki toplantılarda ayrıntılı olarak açıkladığımız konulardaki başvurularımız ve yaşanan gelişmeleri gösteren bilgi notları mevcuttur. Bunları tekrar ederek zamanınızı almak istemiyorum. Ancak somut bir gerçek varsa o da, CMK’da yapılan değişikliklerle yasanın yürürlük tarihi olan 01.06.2006 gününden itibaren sanıklar için “müdafii”, yakınıcı, müdahil ve mağdur için “vekil” görevlendirilmelerinde patlama olması ve bunun doğal sonucu olarak ayrılan ödeneğin aylar öncesi tükenmiş bulunmasıdır.

TBB’nin “adalete erişim” ve “adil yargılanma hakkı” bağlamında başından beri desteklediği CMK’nun 150.maddesinin birinci fıkrasında, “şüpheli veya sanığın, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan etmesi ve istemi halinde bir müdafi görevlendirilebileceği”; ikinci fıkrasında, “şüpheli veya sanığın on sekiz yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendini savunamayacak derecede malul olması ve bir müdafiinin de bulunmaması halinde, istemi aranmaksızın bir müdafii görevlendireceği”; üçüncü fıkrasında, “üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturma da ikinci fıkra hükmünün uygulanacağı” hükümleri getirilmiştir.

CMK’nun 156.maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında, 150. maddede yazılı olan hallerde soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hâkimin istemi üzerine; kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi üzerine, soruşturma veya kovuşturmanın yapıldığı yer barosunca müdafii görevlendirileceği  yükümlülüğü getirilmiştir.

CMK 234.maddesinin birinci fıkrasında, “mağdur veya şikâyetçinin, soruşturma evresinde vekili yoksa baro tarafından kendisine bir avukat görevlendirilmesini isteme; kovuşturma evresinde, vekili yoksa baro tarafından kendisine avukat atanmasını isteme hakkının bulunduğu“; ikinci fıkrasında, “mağdurun, on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malul olması ve bir vekilinin de bulunmaması halinde, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirileceği”  düzenlemesi yapılmıştır.

Yine CMK’nun 239.maddesinin birinci fıkrasında, “mağdurun veya suçtan zarar görenin, davaya katıldığında, mahkemeden istemesi halinde baro tarafından bir avukat görevlendirileceği”; ikinci fıkrasında, “mağdur veya suçtan zarar görenin çocuk, sağır ve dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede akıl hastası olması halinde avukat görevlendirilmesi için istem aranmayacağı” yükümlülüğü getirilmiştir.

Bu yeni düzenlemeler ve onun doğal sonucu olarak avukat görevlendirilmesindeki büyük patlamalara karşın, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13.maddesinin ikinci fıkrasındaki, “492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (1) ve (3) sayılı tarifelere göre alınan yargı harçlarının % 15’i ve idari nitelikteki para cezaları hariç olmak üzere adli para cezalarının % 15’inin bir önceki yıl kesin hesabına göre tespit edilen toplam miktar esas alınarak, yıl içinde Maliye Bakanlığınca Türkiye Barolar Birliği’nin hesabına aktarılacağı” hükmündeki oranlarda bir değişiklik düşünülmemiştir.  

Yükletilen hizmetlerle, bu hizmetler için ödenecek kaynaklar arasında ki büyük nispetsizlik ve fark açıkça görülmektedir. Nitekim 2006 yılının ödeneği olan 48.377.647.00-YTL bir yıl içinde taksitlerle ödenecek iken Sayın Adalet Bakanı’nın girişimiyle ocak ayı içinde Türkiye Barolar Birliği hesabına aktarılmış ve sizlerle yaptığımız 18 Şubat 2006 günlü toplantıda kararlaştırılan yöntemlerle mevcut para tüm barolarımıza dağıtılmıştır. Geçen uzun süre içinde yeni bir gelişme olmayınca sorun tarafımızdan tüm sivil toplum kuruluşlarına, siyasi parti liderlerine, TBMM  Anayasa, Adalet ve İnsan Hakları Komisyon başkan ve üyelerine, 550 milletvekiline bir dosya halinde iletilmiştir. Tüm bu girişimlere karşın olumlu ve kalıcı bir çözüme kavuşamadığımız için yeni çözümler üretmek nedeniyle 1 Nisan 2006 günü sizlerle toplandık ve yeni kararlar aldık. Bu kararları bir kez daha hatırlayacak olursak;

—Öncelikle ortak bir bildiri yayınlanacaktı. Bu bildiri Türkiye Barolar Birliği ve tüm barolarımızca kamuoyuna duyuruldu,

—9 Mayıs 2006 tarihine kadar, öncelikle 77 baro başkanımızla birlikte Cumhurbaşkanı’ndan, Başbakan’dan, TBMM  Başkanı’ndan, Adalet Bakanı’ndan randevu alınacak eğer bu tarihe kadar olumlu bir çözüm önerisi gelmezse 9 Mayıs 2006 günü tüm barolarımızda eyleme geçilecek ve küçük istisnalar dışında avukat görevlendirilmesi yapılmayacaktı.

Biz hemen ertesi gün randevu başvurularımızı yaptık ama Sayın Cumhurbaşkanı dışında bu süre içinde randevu alamadık. Sayın Cumhurbaşkanı da 77 Baro Başkanıyla görüşmenin sağlıklı olamayacağı, “Mümkünse 4 baro başkanı ile Türkiye Barolar Birliği Başkanını bekliyorum” dediği için bu ziyaretin sınırlı sayı ile yapılmak zorunluluğu doğdu.

Bildiğiniz gibi bu girişimlerimize karşın, 9 Mayıs 2006 gününe kadar sağlıklı bir çözüm getirilemediği için eylem kararı yaşama geçirilmek üzereyken bu kez Türkiye Barolar Birliği hesabına 20.000.000.-YTL aktarıldı. 1 Nisan 2006 toplantısında çok büyük tartışmalarla ve oy çokluğuyla alınan eylem kararının bu gelişme üzerine yeniden değerlendirilmesi için barolarımızın görüşü sorulmuştur. Büyük çoğunluk 9 Mayıs 2006 günlü eylemin ertelenmesi yönünde görüş bildirmiş ancak kimi barolarımız eylemini sürdüreceğini yinelemiştir. Bu gelişmeler hiçbir yorum ve değerlendirme yapılmadan anında barolarımıza iletilmiş konuyla ilgili kararın barolarımız tarafından verilmesi uygun görülmüştür.

Sizlerin de bildiği gibi bir iki baromuz görevlendirme yapmamış ama hemen yerel savcılıklarca haklarında kovuşturma yapılacağı tehdidi yapılmış, bazılarında da soruşturma başlatılmıştır.

            Bu gelişmeler sırasında Türkiye Barolar Birliği yönetimi kendisine düşen girişimleri yapmış konuyu hep gündeme taşımış, ayrıca her pazartesi Başbakandan 77 baro adına randevu talebimizi yinelemiş, Adalet Bakanlığı’nın istediği tüm bilgiler sizlerin de katkılarıyla Bakanlığa iletilmiş, Adalet Bakanlığı’ndaki yasa değişikliği görüşmelerinde barolarımızın ortak düşüncesi aktarılmıştır. Bunların hiç birisinden olumlu yanıt alınamayınca bu kez CMK iç yönetmeliğindeki son değişiklik gerçekleştirmiştir. Çünkü Adalet Bakanı konuyla ilgili olarak kendisine yöneltilen soru önergesine verdiği yanıtta, 2006 yılının aralık ayından önce yeniden para ödenmesinin mümkün olamayacağını bildirmiş, aynı görüşlerini birkaç gün önce televizyonlarda da yinelemiştir. 18 Temmuz 2006 günlü gazetelere yansıyan açıklamasında Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek  “2005 yılında bütçeden ayrılan payın yeterli gelmediği ve 2004 yılından devreden tutarların da eklenmesine rağmen görülen avukatlık hizmet bedelleri karşılanamadı. 2005 yılsonu itibariyle avukatlara ödenmeyen 40 milyon YTL civarındadır”demektedir. Taleplerimizin haklılığını kabul eden ve buna karşılık gerekli ödemeleri yapamadığını itiraf eden sayın Bakanın, bakiye ödeme konusunda verdiği rakamda gerçekleri yansıtmamaktadır. 

Her yönüyle ciddi sorunlar taşıyan yeni CMK uygulamasında köklü ve kalıcı çözüm barolarımızın göstereceği dirence ve kararlılığa bağlı olduğu düşüncemi bir kez daha yineler, alınacak her türlü ortak kararın arkasında olacağımızı bilgilerinize sunarım.

            Bu konuşma metnini hazırlarken Adalet Bakanlığı Müsteşarı Sayın Fahri Kasırga arayarak CMK fonundan 20.000.000.-YTL göndereceklerini bildirmiştir.

 

 

Sayın Başkanlarım;

Yasal olarak doğrudan sorumlu olmadığımız bir konu olan CMK uygulamalarıyla ilgili olarak çok yoğun sorunlar yaşadığımız için, mesleğimiz ve meslektaşlarımızla doğrudan ilgili konuları iki-üç toplantıdır tartışamıyoruz.

Toplantımızın bir bölümünde de doğrudan avukatlık yasasından kaynaklı sorunları tartışmak, yapılan yeni çalışmalarla ilgili olarak bilgi vermek istiyorum.

            Öncelikle geçmiş konuşmalarımızda da vurguladığımız gibi, bir yıl önce Antalya’da yapılan seçimler sonrası göreve geldiğimiz günden bu yana, Barolarımızla sağlıklı, ölçülü, saygın birlikteliklerimizi ve kimi ortak etkinliklerimizi sürdürüyoruz. Temel ilkemiz her konuda 77 baromuzla ismimizdeki “Birlik” kavramına uygun birliktelikler yaratmak ve böylece yurt ve meslek sorunlarına daha etkin çözümler üretebilmektir.

Türkiye Barolar Birliği Dergisi başta olmak üzere tüm yayınlarımız büyük ilgi ve beğeni kazanmakta, meslektaşlarımız yanısıra, çeşitli kesimlerden kutlama mesajları almaktayız. Özellikle son olarak yayımladığımız “Türkiye ve Terörizm” adlı araştırma kitabımız büyük ilgi görmüştür. 

Yine barolarımızla birlikte ve yalnız yaptığımız panel, sempozyum ve uluslararası toplantılar büyük yankılar yapmaktadır. Geçen ay ve bu ay gerçekleştirdiğimiz CCBE Avrupa Birliği üyesi barolar konseyi yönetim kurulu toplantısı ve “Adli Bir Organ Olarak Savcılık Kurumu” uluslararası toplantıları çok büyük ilgi görmüştür.

Bu rutin işler yanında mesleğimizle ilgili birçok konuyu da titiz bir biçimde kovuşturmaktayız.

 Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda, ”iki dönemden fazla baro başkanı adayı olunamaz” hükmü avukatlık yasasından çıkarılmış ve artık baro başkalarımıza sınırsız aday olabilme yolu açılmıştır. Bu çalışmalarda bize birçok milletvekili destek vermiştir. Teşekkürlerimi sunuyorum.  Ancak CHP Grup Başkan Vekili Sayın Kemal Anadol ve AKP Grup Başkan Vekili Sayın Salih Kapusuz ile meslektaşımız Sayın Av. Ziya Yergök’ün katkıları çok büyük oldu kendilerine özellikle teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

 Danıştay saldırısından sonra özellikle Yargıtay girişinde ciddi sıkıntılar yaşanmakta ve bu konuda yurdun çeşitli bölgelerinden gelen avukat arkadaşlardan büyük yakınmalar gelmekteydi. Yargıtay Başkanı ve Yargıtay Genel Sekreteriyle yaptığımız görüşmeler sonunda sadece avukatların giriş yapabileceği  bir kapıyı bize tahsis ettiler. Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlemesi yapılan kapı adli tatil sonrası hizmete girecektir.

Son dönemlerde meslektaşlarımızı fazlaca sıkıntıya sokan bir konu da, İcra memurluklarında çekilen vekâlet ücretlerine makbuz kesme zorunluluğu getiren uygulamaydı. Bu haksız işlemin iptali için Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu tarafından dava açılmış, Ankara Barosu tarafından açılan davada yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.

29 Temmuz – 1 Ağustos 2006 tarihlerinde Türkiye Barolar Birliği yönetim, disiplin ve denetim kurullarının katılımı ile bugüne kadar yapılan avukatlık yasası çalışmaları yanında barolarımızdan gelen öneriler de dikkate alınarak yeni bir “Avukatlık Yasası Tasarısı” hazırlanacaktır.

            Atatürk’ün doğumunun 125.yılı nedeniyle 1-3 Ağustos 2006 tarihlerinde 77 baro başkanımız ve Türkiye Barolar Birliği kurullarıyla birlikte Atanın Selanik’te doğduğu ev ziyaret edilecek ve bağlılıklarımız yinelenecektir.  

Bunların yanı sıra, tüm barolarımızı ilgilendiren sınav, sosyal yardım, bilişim ve yapılacak olan Türkiye Barolar Birliği kompleksi  ile  ilgili bilgiler de vermek istiyorum.

 

Sayın Başkanlarım;

Sınavla ilgili olarak barolarımıza yolladığımız, 30.03.2006 günlü, 05.05.2006 günlü ve 19.6.2006 günlü duyurularla tüm gelişmeler sizlere iletilmiştir. Bu konuda ayrıca “Güncel Hukuk” dergisinin son sayısında sınavla ilgili olarak ayrıntılı açıklamalar içeren bir yazı yazdım, dergide sınavla ilgili farklı görüşleri içeren yazılar da bulunmaktadır. Bu nedenle derginin bu sayısından barolarımıza birer adet yollanmıştır. Bunlar incelendiğinde sınavla ilgili tüm sorulara yanıt bulunacak ve sınavın 23 Aralık 2006 cumartesi günü Ankara’da yapılacağı, sınav organizasyonu ve sınav uygulamasını ÖSYM’nin yapacağı açıkça anlaşılacaktır.

            Son gelişmeler ve çıkarılan kimi söylentilerin değerlendirilmesi için sınav ve stajla ilgili olarak baro temsilcileri 20.07.2006 günü Ankara’da toplantıya çağırılmış ve bu konular birlikte değerlendirilmiştir.

 Türkiye Barolar Birliği Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu’yla ilgili olarak son gelişmeleri de bilgilerinize sunmak isterim. Uzun süre Sosyal Güvenlik Kanunu’nun çıkarılması beklenmiş ve ona göre bir yol izlenmesine karar verilmiştir. Bilindiği gibi Sosyal Güvenlik Kanunu çıktı ve toplumun tüm bireyleri gibi avukatlarda ortak hizmetlerden yararlanacaklar. Bu nedenle zaten başından beri sıcak bakmadığımız özel sağlık sigortası yaptırılmasından vazgeçilmiştir. Buna mukabil, Türkiye Barolar Birliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Yönergesi değiştirilerek yardım kapsamı genişletilmiş ve her avukata yıl içinde ekstradan 8.000.00.-YTL’ye kadar yardım yapılmasına karar verilmiştir. 30.6.2006 günü itibariyle toplam 486 meslektaşımıza 595.245.20 YTL tutarında yardım yapılmıştır.

Ayrıca çok büyük bir ihtiyacı karşılayacağına inandığımız bir çalışmaya başlamış bulunmaktayız. Şimdilik  dört büyük ilimizde “Yaşlılar İçin Avukat Evi”  yaptırılmasına karar verilmiş, bu konudaki çalışmalarımız sürdürülmektedir. Gelişmelerden en kısa zamanda bilgi verebileceğimizi umuyoruz.

            Zaman zaman eleştiri konusu olan bilişimle ilgili çalışmalarımız da sürdürülmektedir. Toplantı öncesi bu birimde çalışan arkadaşlardan aldığım bilgilere göre; e-Baro olarak adlandırılan Bilgisayar Yazılım Projesi, baro başkanlıklarında ve Türkiye Barolar Birliği iç bünyesinde geliştirilen uygulamalarla sürdürülmektedir. Baro başkanlıklarında CMK, Staj, Sicil, Disiplin, Adli Yardım, Gelen-Giden Evrak, Yönetim Kurulu, Adres ve etiket gibi baro başkanlığı iç işleyişini elektronik ortama taşıyacak nitelikte uygulamaların geliştirildiği bildirilmiştir. Bu konularda Çanakkale, Adana ve Manisa barolarında çalışmaların bitmek üzere olduğu kimi testlerin sürdürüldüğü belirtilmiştir. Ayrıca barolarımızdan gelen bilgilerin anında ve hızlı bir biçimde UYAP veri tabanına iletildiği bildirilmiştir.

            Türkiye Barolar Birliği yönetim binası ve sosyal tesis yapımı konusunda da çok büyük aşamalar kaydedilmiştir. Zor ve çetin bir süreçten sonra arsanın imar planı tüm derecelerden geçerek kesinleşmiştir. Mimari proje müellifinin son rötuşlarından sonra hiçbir sorunumuz kalmayacaktır.  Adli tatil sonrası sizlerin de katılımı ile temel atma töreni yapabileceğimizi  umut ediyoruz. 

 

Sayın Başkanlarım,

 Her zaman, her yerde güçlü bir biçimde haykırarak seslendirdiğimiz  “demokrasiye, laik cumhuriyete ve hukuk devletine bağımsız savunma ve bağımsız yargıya inanan avukatlar ve örgütleri olarak yasanın bize verdiği ‘hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak’ ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak amacı ile ‘eksiksiz demokrasi, gerçek hukuk devleti, bağımsız yargı ve bağımsız savunma’ hedefinde” toplumumuz ve insanımız adına ortaya koyduğumuz açık net tavırlar bir çok kesimi ciddi biçimde rahatsız etmektedir. Bunun dışa vurumu, zaman zaman yazılı ve sözlü tehdit olarak karşımıza çıkmakta, zaman zaman savunma örgütü ve onun temsilcileri avukatlara sözlü ve silahlı saldırılar biçiminde olmaktadır.

Bilindiği gibi avukatlar ve barolar olarak teröre çok kurban verdik.

 Muammer Aksoy’dan Uğur Mumcu ve  Ali Günday’a kadar bir çok meslektaşımızı yitirdik. Son altı yılda dokuzu ölümle sonuçlanan toplam kırk yedi saldırıya maruz kaldık. Son olarak 08.06.2006 günü Av.Aydın Şahin duruşma sonrası saldırıya uğrayarak yaşamını yitirmiştir. Bu tarihten sonra Diyarbakır, Balıkesir, Tekirdağ, İstanbul ve Isparta da beş meslektaşımıza saldırı olmuştur.

            Bunca akan kana karşın, sınır ötesi din kardeşlerine insanî duygularla haklı ve yerinde sahip çıkan siyasal iktidar temsilcilerinden küçük bir taziye dileğini beklememiz en insancıl hakkımız olduğu inancındayım.  

Mesleğimize ve meslektaşlarımıza yapılan bu tehdit ve saldırıların, çok farklı ve özel bir önemi vardır. Çünkü yapısı ve konumu gereği üç unsurlu yargının tek ve özgür sesi durumundaki barolara ve avukatlara yapılan bu saldırıların temel hedefi hukuk devleti ve onun güvencesi olan bağımsız yargıdır. Ama şunun açık ve net bir biçimde bilinmesini istiyoruz; Türkiye Barolar Birliği ve barolar olarak “Hukukçu” kimliğimizden ve avukatlık yasasından kaynaklanan görevimiz nedeniyle, eksiksiz demokrasinin kurumlaşması, insan haklarının yaşama geçmesi, hukukun üstünlüğünün egemen olması ve hukuk devletinin şimdilerde olduğu gibi sözde değil, özde gerçekleşmesi yolunda ilkeli ve kararlı yürüyüşümüzü yılmadan sürdüreceğiz. 

            Son zamanlarda “soruşturmanın gizliliği”, “masumiyet karinesi”, “lekelenmeme hakkı” ve “adil yargılanma hakkı” gibi ceza hukukunun temel ilke ve kavramlarına aykırı yayın ve açıklamalar yapılmaktadır. Sadece bu ilke ve kavramlara değil pozitif hukuk kurallarına da aykırı olan bu davranışlar hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.

            TCK’ nın 258.maddesinde “...görevi nedeniyle kendisine verilen veya aynı nedenle bilgi edindiği ve gizli kalması gereken belgeleri, kararları ve emirleri ve diğer tebligatı açıklayan veya yayınlayan veya ne surette olursa olsun,başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştıran kamu görevlisine,bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir...” hükmü, 285.maddesinde “...soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi,bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..” hükmü, 286.maddesinde “...soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasındaki ses ve görüntüleri yetkisiz olarak kayda alan veya nakleden kişi,altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır...” hükmü, 288.maddesinde “...bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma ve kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar ,savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi,altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...” hükmü ve Basın Kanunu’nun “Yargıyı Etkileme” başlığını taşıyan 19.maddesinde “…hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, iki milyar liradan elli milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda on milyar liradan, yaygın süreli yayınlarda yirmi milyar liradan az olamaz. Görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar,bu dava ile ilgili hakim veya mahkeme işlemleri hakkında mütalaa yayımlayan kişiler hakkında da birinci fıkrada yer alan cezalar uygulanır..”  hükümden oluşan pozitif hukuk normları karşısında, yaşanan hukuk dışılıkları ve olumsuzlukları izah etmek mümkün mü?

Peki ülkemizde “Cumhuriyetin müeyyidesi” olan sayın savcılarımız nerede?

En sorumlu makamdaki siyasetçimizden, tüm medya mensuplarımıza ve de en sade vatandaşımıza kadar hepimizin bir gün “şüpheli” konumuna düşmemize yol açacak soyut suçlamalarla karşılaşabileceğimizi hatırlatmak istiyorum. Böyle bir konuma düşünce bu ilke ve kavramlara sarılmak yerine, her zaman bu ilke ve kavramların savunucusu ve koruyucusu olmamız gerekmektedir.

 

Sayın Başkanlarım,

Yeni bir adli tatil öncesi huzurlu ve sorunsuz dinlenme planları yaparken, ülkemizde ve bölgemizde çok ciddi gelişmelerin yaşanmasıyla yaz aylarının daha da sıcak geçeceği anlaşılmaktadır.

            Türk yargısı geçtiğimiz günlerde bir ilki yaşadı. Birleşmiş Milletlerin 29 Kasım 1985 günlü “Yargı Bağımsızlığına Dair Temel Prensipler” belgesindeki hükme ve AB müktesebatına kısmen uygun bir biçimde “Türkiye Hâkimler ve Savcılar Birliği”  adında bir dernek kuruldu. Türkiye Barolar Birliği olarak bazı önemli çekincelerimiz bulunmakla birlikte bu girişimi olumlu karşıladık. Çekincelerimizi Temmuz ayının başında Ankara’da yapılan “Savcılık” konulu sempozyumda açıkça ifade ettik. Bir kere daha yinelemekte fayda bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler belgesinde özellikle “yargıçların” örgütlenmesinden söz edilmektedir. Biz de ise, “savcılar” da hakimler gibi düşünülmektedir. Oysa bu birliktelik yargılama diyalektiğine aykırıdır ve savunmayı güçsüzleştirmektedir. Ayrı ayrı her iki organın da örgütlenmesi arzu ettiğimiz ve desteklediğimiz bir girişimdir.  

Ancak burada çok ilginç bir gelişme oldu. Yaklaşık 600 üye içinde 8 tane HSYK üyesi bulunmasına karşın, Adalet Bakanlığında idari birimlerde çalışan hâkim ve savcılarla, 81 ilin başsavcılarından hiçbiri bu oluşuma destek veremedi ve üye olmadı. Bu durum açık ve net olarak Adalet Bakanlığının bu savcı ve yargıçlar üzerindeki etkisini göstermektedir.

Yargının siyasallaşmadığını iddia edenler bu durumu nasıl izah edebilecektir, bilmek isteriz.

Soruşturma evresinden başlayarak hüküm evresine kadar, ülkenin gündeminden düşmeyen ve “Şemdinli Olayları” olarak nitelendirilen davanın yargılaması bitmiş ve gerekçeli karar açıklanmıştır. Türkiye Barolar Birliği olarak başından itibaren gözlemci göndererek izlediğimiz bu davayla ilgili olarak şu anda ayrıntılı açıklama yapmamıza yasal olanak yok. Ancak bu ilginç kararın bütün meslektaşlarımız tarafından incelenmesini öneriyorum. Çünkü bu karardan yargının bulunduğu durum hakkında çıkarılacak çok önemli dersler bulunmaktadır.

            Yine, gazetelere yansıyan şekliyle, son derece başarılı ve parlak bir geleceği olan Kara Harp Okulu komutanının çeşitli kuşku ve söylemlere açık istifasının da, özellikle, özel yaşamın gizliliği ilkesinin karşı karşıya bulunduğu tehlikeler açısından iyi değerlendirilmesi gerektiği kanısındayız.

            Bugünlerde bölgemizde çok sıcak gelişmeler yaşanmaktadır.

20 Temmuz’da Girne çıkarmasının 32.yılı buruk bir biçimde kutlanmıştır. Çünkü geçmişten günümüze ulusal bir sorun olan Kıbrıs, her ulusal konu gibi çeşitli sloganlarla sulandırılarak içinden çıkılamaz hale getirilmiştir. Temel hedef olan “eşit koşullarda birbirini tanımış iki bağımsız devletin yan yana barış içinde yaşayacağı Kıbrıs” olgusundan, oluşumundan ve iddiasından vazgeçilerek inisiyatif başka güçlere bırakılmıştır.

Kuşkusuz yıllardır, Güneydoğu ve Ortadoğu da yaşanan sıcak çatışmalar bizi doğrudan ilgilendirmektedir. Bunca siyasal, sosyal ve ekonomik  sorunlara karşın kuruluş harcındaki özellikler nedeniyle bölgesinin hala huzur ve barış adası olan ülkemiz çok ciddi tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadır.

            Küresel sermayenin demokrasi ve insan hakları söylemleriyle işgal etmeye çalıştığı ve Ortadoğu da sınırları yeniden oluşturmayı amaçladığı olayların boyutları giderek büyümektedir. Özellikle kaçırılan askerleri bahane ederek ve uluslararası hiçbir hukuk kuralını tanımayarak, Lübnan’a askeri müdahale başlatan İsrail bölgede sonu belli olmayan bir maceranın ve kaosun yaşanmasına neden olmuştur. Dünyanın gözleri önünde sergilenen ve Lübnan’dan, Gazze’den, Irak’tan gelen dehşet görüntülerine ve nasıl sonuçlanacağını kimsenin tam olarak kestiremediği bu büyük kaosa kim dur diyecektir?

İsrail’in kaçırılan üç askeri için bölgeyi kan gölüne döndürmekten çekinmediği bu coğrafyada, yıllardır Güneydoğu’da on binlerce şehit veren Türk Silahlı Kuvvetlerine, “Kuzey Irak’a giremezsin” diyen mantığı ve anlayışı kabul etmek mümkün değildir. Ancak bu noktaya hemen gelinmedi, geçmişten günümüze ülkeyi yöneten siyasal iktidarlar ulusu ve ulusal değerleri arkalarına almak yerine, ABD’yi arkalarına almayı tercih etmişlerdir.

ABD ile ulusal çıkarları önde tutan bilinçli birliktelikler yerine, teslimiyetçiliği öne çıkaran birliktelikler kurarsanız olacağı budur.

İkili anlaşmalar gereği, ordunuzun tüm donanımını temin ettiğiniz, BOP anlaşmasıyla Ortadoğu’da özgür hareket etme olanağını yitirdiğiniz, Vizyon Belgesi ile  dış politikanızı sınırladığınız, 4 Temmuz ABD ulusal günü nedeniyle hükümet sözcünüz aracılığıyla methiyeler dizdiğiniz, danışmanlarınızın referanslarıyla ilişkileri düzeltmeye çalıştığınız ve de ulusal duruşlar sergilemediğiniz sürece ABD büyük elçilerinden bu ve benzeri sözleri işitmekten kurtulamazsınız.

Son günlerin yoğun olayları arasında dikkat çekmeyen, ya da kamuoyunda yeterince tartışılmayan bir konu gazetelerde haber oldu. Bu habere göre, ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi’nde bir makale ve harita yayımlanmıştır. Yazıda Ortadoğu’daki istikrarsızlıkların en önemli nedeninin, Avrupalıların gelişi güzel çizdikleri sınırlar nedeniyle olduğu vurgulanmış ve Türkiye dahil Ortadoğu’yu parçalayarak yeniden düzenleyen bir harita çizilmiştir. Bu haritada Doğu Anadolu’nun büyük bölümü Ermenilere ve Kürtlere verilmektedir. Basına yansıyan bu haber nedeniyle ciddi bir karşı duruş sergilenmemiştir. Oysa bu yazıyı yazan ve yayınlayanlara bu sınırların Avrupalılar tarafından masa başında çizilmediğini bu sınırların, Kürdü, Çerkez’i, Laz’ı ile bir birlik olan Türk ulusunun kanıyla canıyla kazandığı Kurtuluş Savaşı sonrası karşılıklı anlaşmalarla çizildiğinin bir biçimde anlatılması gereklidir.

 

Sayın Başkanlarım;

Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyor, toplantımızın başarılı geçmesini diliyor, sizlere sevgi ve saygılarımı sunuyorum.     

Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK

 

 

 
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Başkanın Özgeçmişi
Başkanın Mesajı
Konuşmalar
Konuşma Videoları
E-Posta
Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Web Tasarım Birimi