TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU ADINA
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK’UN
“AVUKATLIK SINAVININ KALDIRILMASI”
İLE İLGİLİ
21 KASIM 2006 GÜNLÜ BASIN AÇIKLAMASI
Yazılı ve görsel basınımızın sayın temsilcileri,
Çağrımıza yanıt vererek “Avukatlık sınavının kaldırılması ile ilgili basın açıklamamıza” geldiğiniz için teşekkürlerimi sunar, hoş geldiniz der, sizleri sevgi ve saygılarımla selamlarım.
“ADALET ve KALKINMA PARTİSİ HÜKÜMETİ ve KİMİ MİLLETVEKİLLERİNİN AVUKATLIK MESLEĞİNE, BAROLARIMIZA ve TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’NE YÖNELİK HASMANE TAVRINI YÜCE ULUSUMUZA ŞİKAYET EDİYORUZ”.
Her fırsatta yargıdan ve bağımsız yargının yasa ve hukuka uygun kararlarından yakınan, AKP hükümetinin sayın Başbakanı bu kez yargının özgür sesi barolar ve Türkiye Barolar Birliği’ne karşı açık ve net bir tavır içine girmiştir.
Özellikle 2006 Ekim ayı içinde barolarımızda yapılan ve tamamlanan seçimler sonrasında, AKP iktidarının özel ilgisine ve alışılmadık lojistik desteğine karşın, İstanbul, Ankara ve İzmir baroları başta olmak üzere, hemen hemen tüm barolarımızda, laik, demokratik, sosyal, hukuk devletine yürekten bağlı, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne inanan, eksiksiz demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilke ve kavramlarına sevdalı, çağdaş ve aydınlık yarınlara odaklı kadrolar göreve gelmiştir. Bu sonuçların, sözkonusu ilke ve kavramlara biçimsel yaklaşan iktidar partisi ile onun Başbakanı’nı son derece rahatsız ettiği anlaşılmaktadır.
Bu rahatsızlığın en somut örneğini geçtiğimiz hafta TBMM Adalet Komisyonu’nda “Avukatlık Sınavı”nın görüşülmesi sırasında, AKP’li komisyon üyelerinin çoğunluğunun sergilediği davranışlar yanında, sayın Başbakan’ın bunca ülke ve yargı sorunları orta yerde dururken avukatlık sınavının kaldırılmasına yönelik doğrudan talimatı ve bu yanlı yaklaşım sonucu yasa teklifinin komisyondan geçmesi oluşturmuştur. Oysa 10 Ağustos 2006 günü TBB yönetim kurulu ve 45 baro başkanımız önünde sergilenen olumlu sözler ve davranışlar karşısında, siyasal iktidarla ilişkilerimizde yeni bir dönemin başlayacağı umudu belirmiş; bu algılamanın sonucu olarak, sürdürülen eylemler baro başkanlarımızın hemen orada aldıkları kararla kaldırılmıştır.
Meğer 10 Ağustos 2006 günü bizlere gösterilen duyarlılık ve sıcak yaklaşım, bu siyasal iktidara özgü anlayıştan kaynaklanan bir davranış biçimi imiş.
Çünkü, bilindiği gibi; uzun randevu taleplerinden sonra, 10 Ağustos 2006 günü Sayın Başbakan’ın başkanlığında Devlet Bakanı Sayın M. Ali Şahin, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek, Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan’ın da katılımlarıyla, TBB yönetim kurulu ve 45 baro başkanımızla birlikte, başta CMK uygulamaları olmak üzere çeşitli konularda bir toplantı yapılmıştı. Bu toplantıda, Sayın Başbakan ile sayın bakanlara avukatlar, barolar ve Türkiye Barolar Birliği olarak sorunlarımızı içeren birer dosya sunulmuş ve kendilerinden çok olumlu yanıt ve yaklaşımlar almıştık.
Ancak, aradan geçen yaklaşık üç aylık süre içinde belirttiğimiz sorunların hiç birinde olumlu bir gelişme olmamış, tersine sorunlarımız daha da büyümüş ve sorunları çözen değil, yeni sorunlar yaratan ve barolarla, Türkiye Barolar Birliği’nin elini kolunu bağlayacak yasa tasarı ve teklifleri TBMM’ne sunulmuştur. Bunun son örneğini “Başka bir şey olamazsam avukat olurum” gibi son derece sorumsuz bir yaklaşımı teşvik eden “avukatlık sınavını kaldıran yasa teklifi” oluşturmuştur. Bütün çağdaş ülkelerde uygulanan avukatlık mesleğine girişte uygulanacak olan sınavdan vazgeçilmesi teşebbüsünün hiçbir objektif, bilimsel nedeni yoktur.
Hukuk devletini küçümseyen bir yaklaşım olan bu teklif yanında;
-CMK kapsamında görevlendirilen avukat arkadaşların alacağı 100.000.000.YTL’ yi aşmışken,
-Sanki bu sorunun kaynağı barolar ve Türkiye Barolar Birliği imiş gibi, CMK avukatlık ücret tarifesini hazırlama yetkisini ve ödeneğin barolara dağıtım görevini TBB’den alan yönetmelikleri hazırlama görevini Adalet ve Maliye bakanlıklarına veren,
-CMK yasasında uzlaşma kurumu başta olmak üzere avukatlara tanınan kimi haklardan dönülmesini ön gören yasa teklifi verilmiştir.
İçinde bulunulan bu durumları bir kez daha sayın Başbakan’a bizzat sunmak üzere bir aydır ilettiğimiz randevu taleplerimize henüz yanıt alınamamıştır.
Bütün bu olumsuzlukları birleştirince Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti sayın Başbakanı ile milletvekillerinin avukatlara, barolara ve TBB’ne yönelik kasıtlı bir tavır içinde olduklarını düşünüyoruz.
Keşke bu düşüncemizden dolayı yanılsak.
Ancak, öngörüsüz biçimde çıkarılan yasanın sonucu olarak avukatların hizmetleri karşılığı tahakkuk eden alacaklarını ödeyemeyen, baroların ve TBB’nin yasal yetkilerini elinden alma hazırlığında olan, ayrıca yasalarda tanınan hakların kullanılmasını engelleyen idari tasarrufları düzeltmeyen bir iktidarın davranışlarını başka türlü yorumlamak olanaksızdır.
Biz bu durumda; hükümetin başı olan sayın Başbakan ve kimi AKP milletvekillerine şu tarihi hatırlatmaları yapmak isteriz;
Anayasamızda “Ulus iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin bağımsız, koşulsuz Türk ulusuna ait olduğu ve bunu ulus adına kullanmaya yetkili hiçbir kişi ve kuruluşun, Anayasamızda gösterilen özgürlükçü demokrasi ve bunun gerekleriyle belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı” açık buyruğu olmasına karşın, ülkemizde seçimle göreve gelen AKP iktidarının bir çok eylem ve davranışının bu ilkelerle örtüşmediğini; seçilmiş diktatörlükler yaratılmak istendiğini, toplum ve devlet yapımızın temelini oluşturan, demokrasi, insan hakları, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi temel kavram ve ilkelerin sadece birer araç olarak algılanmak istendiğini acı bir biçimde gözlemlemekteyiz.
Oysa bu ilke ve kavramlar her koşul ve şartta ötelenmemesi, örselenmemesi ve titizlikle korunması gereken çağdaş ve uygar toplumun ve devletin vazgeçilmezleridir.
Ayrıca herkesin bir gün savunmaya ve avukata ihtiyacı olacağını, tarihin bunun örnekleriyle dolu olduğunu unutmamak ve avukatları bu önemime uygun biçimde yetiştirmek gereklidir. Çünkü, güçlü savunma, güçlü yargı demektir. Güçlü yargı ise bağımsız savunma demektir. Bu nedenle, savunmayı çökertip yargıyı ayakta tutmak mümkün değildir. Savunma çökerse yargıda çöker ve bu durum ise hukuk devleti olgusunun sonu demektir.
Sınavın kaldırılması ve gündemde bulunan diğer konularla ilgili izlenecek yol, 2-3 Aralık 2006 tarihinde yapılacak Baro Başkanları toplantısında tespit edilecektir.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK |
|