TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK’UN
 24 ŞUBAT 2007 GÜNÜ ANKARA HİLTON'DA YAPILAN
14. BARO BAŞKANLARI TOPLANTISI
AÇILIŞ KONUŞMASI

 

Sayın Başkanlarım;


2-3 Aralık 2006 günü Kızılcahamam toplantısından sonra 26-27 Mayıs 2007 günlerinde Kayseri-Nevşehir Türkiye Barolar Birliği Genel Kurul toplantısı da dikkate alınarak sayın başkanları bir kez daha Ankara’ya çağırarak yormak istemiyorduk. Ancak, olaylar o kadar süratli gelişiyor ki aylar önce alınan kimi kararlar dayanaksız kalıyor. Nitekim, Kızılcahamam toplantısından bu yana, yurt ve meslek sorunlarında çok ciddi ve önemli değişmeler olmuştur.

Bu gelişmeler karşısında kimi barolarımız bölgesel toplantılar yaparak ortak görüş ve düşüncelerini açıklamış, TBB yönetimi de her zaman olduğu gibi kendi sorumluluk bilinciyle gerekli duruşlarını sergilemiştir.

Kuşkusuz geçen bu süre içinde TBB ve Barolarımızı en çok ilgilendiren ve ciddi boyutta kaygılandıran konu CMK ile ilgili gelişmeler de olmuştur. Bu konuda, İzmir Barosu tarafından bir bölge toplantısı yapılmış, daha sonra 17-18 Şubat günleri Aydın Barosunun ev sahipliğinde 22 baromuzla birlikte Kuşadası’nda toplantı yapılmıştır. Her iki toplantının da temel gündem maddesini CMK’daki son düzenlemeler oluşturmuştur.

Kuşadası toplantısına katılan ve söz alan tüm baro başkanlarımız artık bu sorunun Adalet Bakanlığı ve siyasal iktidar temsilcileriyle konuşarak, görüşerek ve uzlaşarak çözülmesinin mümkün olamayacağını bu konuda kesin olarak örgütsel gücümüze başvurmanın zamanının çoktan geldiğini açık ve net bir biçimde ifade etmişlerdir. Bu görüş ve düşünce sonuç bildirgesinde de açıkça ortaya konulmuş ve tüm meslektaşlarımızın cüppeleriyle kitlesel olarak Adalet Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmasını ve cüppelerin oraya bırakılması öneriliyordu. Daha sonra bu konuları görüşmek ve yeni eylemlerle ilgili düşünceler üretmek üzere 3 Mart günü İstanbul da geniş katılımlı bir toplantı düzenlenmesi konusu üzerinde durulmuş, ancak birlikte karar almak adına tüm konuları birlikte tartışmak ve görüşmek üzere Ankara da çok acele Baro Başkanları toplantısı yapılmasının daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır. İşte bu ortak istek ve düşünce doğrultusunda siz değerli başkanlarımızı CMK başta olmak üzere, birçok konuda Adalet bakanlığı ve siyasal iktidarın avukatlara, onların örgütleri, Barolara, Türkiye Barolar Birliğine ve savunma mesleğine karşı sergiledikleri çarpık yaklaşımı değerlendirmek için bu toplantıya çağırmış bulunmaktayız.

Fransız Felsefeci ve Toplumbilimci Jean Baudrillard, 1976 yılında yayımladığı “Simgesel Değiş-Tokuş ve Ölüm” adlı eserinde “Sistem Hepimizi Sorumsuzlaştırmaktadır” demektedir.

Bu anlamlı sözden hareketle hepimiz; çevremize eleştirel bir gözle baktığımızda yapılan tespitin ne denli yerinde olduğu acı gerçeği ile karşı karşıya kalırız. Yaşamımızın büyük bölümünü geçirdiğimiz sokak ve mahallemizden başlayarak, ilçe, kent ve giderek yurt genelinde bir çok alanda sorumsuzluk örneklerini sıralamaya kalktığımızda dosyalar dolusu konu ve buna ilişkin yönetim zafiyeti yanı sıra, bireysel sorumsuzluk örnekleri tespit etmek mümkündür. Sorunlar sarmalıyla çevrelenmiş bu ortamdan çıkışın tek formülü bireysel ve örgütsel sorumluluk bilinciyle hareket etmekten geçer. Oysa çoğu zaman, sorumluluktan kaçma, risk almama gibi kolaycılık bireysel tercih olma yanında, toplumsal kabul de görmektedir. Bu davranış biçimi sorunların o anda daha kolay çözüleceği gibi bir duygu uyandırsa da, ülkemizde olduğu gibi bu küçük sorumsuzluk tepeleri daha sonra altından kalkılamaz sorunlar yumağını oluşturan dağlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

Fransız Toplumbilimci aynı yapıtında “...Aydınlanma çağının bireysel kalıntısı olan sorumluluk, zaman içinde giderek rasyonelleşen sistem tarafından bizzat tasfiye edilmiştir...” demek suretiyle toplumsal yaşam karmaşıklaştıkça, toplumsal yaşam koşulları ağırlaştıkça bireysel sorumluluğun gerilediğine vurgu yapmaktadır. Bu nedenle toplumsal dinamizmi yakalamak ve sorunların üstesinden gelebilmek için hem bireysel, hem de örgütsel sorumluluk bilinci ile hareket etmek gerekmektedir.

Toplumu oluşturan bireyler için bu denli önemli olan sorumluluk bilinç ve duygusu, ülkeyi yönetmeye talip olan yöneticiler için çok daha hayati önem taşımaktadır. Kendilerini doğuştan yönetici olarak kabul eden ve böyle sunan kimi sorumsuz politik aktörleri görünce yurdumuz, halkımız ve geleceğimiz için daha da kaygı duymaktayız. Bu kaygı ve tasalardan kurtulmanın tek yolu birey olarak, halk olarak, ulus olarak, kendi gücünü tüm ülke genelinde sorumluluk bilinciyle harekete geçirmektir. Kuşkusuz bununda yolu, örgütsel sorumluluktan geçer. Bu bakımdan Barolar ve Barolar Birliği olarak mesleğimize, meslektaşlarımıza, ülkemize ve ulusumuza karşı çok önemli sorumluluklarımız vardır. Yurt ve meslek sorunlarına bu sorumluluk bilinciyle yaklaşmamız ve çözümler üretmemiz gerekmektedir.

Ülkenin her metre karesinde yaşanan yasa dışı saldırı ve olumsuzluklar özgürlük ve güvenlik dengesinin yeniden ciddi biçimde sorgulanmasını gündeme getirmiştir.

Bu bağlamda son aylarda mesleğimize yönelik saldırı ve el atmalar da son derece kaygı vericidir. Bu girişimlere karşı ancak örgütsel sorumlulukla hareket ederek karşı durabiliriz.

Özellikle Avukatlık yasasından sınav hükmünü kaldıran yasa teklifinin TBMM’sinde görüşülmesi sırasında iktidar partisinin kimi temsilcilerinin benim şahsım yanında, TBB ve Barolar hakkında ileri sürdüğü görüş ve düşünceler dehşet ve ibretle izlenmiştir. Üstelik bu kişilerin avukat olmaları da üzüntümüzün artmasına neden olmuştur.

10.8.2006 günü baro başkanlarıyla birlikte sayın Başbakanla yaptığımız görüşme sırasında kendilerine ilettiğimiz ve kendilerinin de dikkatle dinleyerek gereğinin yapılacağını söylediği hiçbir konu hakkında olumlu bir sonuç alınamamıştır. Aksine bir çok konuda gerileme yaşanmış ve mevcut hak ve olanaklar ya geri alınmış, ya da sınırlandırılmıştır.

Özellikle 5560 sayılı yasa ile getirilen yeni düzenleme sonrası savunma ve onun bağımsız örgütleri Barolar ve Barolar Birliği yeniden vesayet altına alınmak istenmiştir. Buradan sayın Başbakana sesleniyoruz verdiğiniz sözlerin arkasında durunuz.

Türk Ceza Kanunu, Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, Ceza Muhakemesi Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun, Kabahatler Kanunu gibi kanunlarda bazı değişiklikler yapan teklif Barolar ve Barolar Birliği olarak tüm karşı duruşumuza ve eleştirilerimize karşın, 5560 sayı ile kanunlaşmış ve 19.12.2006 günü yürürlüğe girmiştir.

Bu yasa müdafii/vekil görevlendirmeleri ile ilgili olarak CMK 150.maddesinde ve CMK Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 13.maddesinde değişiklikler yapmış; zorunlu müdafilik “alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar” için öngörülmüş, bunun yanı sıra “baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücreti tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliği’nin de görüşü alınarak Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret yargılama giderlerinden sayılır.



Bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslar Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir” düzenlemesi getirilmiştir. Yapılan bu düzenleme savunma bağımsızlığına aykırı olduğu gibi, savunmanın bağımsız örgütleri Baroların Adalet ve Maliye Bakanlıklarının vesayeti altına girmesine yol açacaktır.

Getirilen bu düzenlemeler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesinin “Adil yargılanma ve savunma hakkı” hükümlerine aykırı olması yanında, Avrupa Birliği Komisyonunun bütün İstişari Raporlarında getirilen Barolar ve Barolar Birliği üzerindeki Adalet Bakanlığı vesayeti eleştirisini güçlendirecektir.

Yasa, avukatı atayacak olan baroları tümden devre dışı bırakmayı amaçlamaktadır. Öngörülen sisteme göre, avukatı barolar atayacak ve görevlendirecek,ancak ücretini soruşturma ve kovuşturma organları Cumhuriyet savcıları ve mahkemeler ödeyecektir. Böylece avukatın ücretini kendilerine karşı tam bağımsız olması gereken yargı organları tarafından ödenecek olması, yıllardır yaptığımız bağımsızlık mücadelesinde tekrar başa dönülmüş olduğunu göstermektedir. Başka bir deyişle, avukatın yaptığı işle ilgili olarak denetiminin, ücreti tahakkuk ettiren ve ödeyen kurumlara yani Cumhuriyet Savcılığına ve mahkemelere bırakılmış olması kutsal savunma hakkının sınırlandırılması ve savunmanın bağımsız örgütleri baroların vesayet altına girmesi anlamına gelir.

Tüm bu olumsuzlukların yanı sıra, baroları sadece avukat ataması yapan bürokratik bir makam haline getiren bu düzenleme, avukatların kendi meslek kuruluşundan uzaklaşmasına ve bir anlamda yargının diğer iki unsuruna bağımlılığına yol açması bakımından da son derece sakıncalıdır.

Barolar ve Barolar Birliği olarak bütün bu eleştirilerimizi yasanın her aşamasında dile getirdik ve yaşanacak olumsuzluklara dikkat çektik ancak bu uyarılarımızın hiçbirisi dikkate alınmadan öneri jet hızı ile yasalaşmıştır.

Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, hazırlanması öngörülen ücret tarifesi ve çıkarılması gereken yönetmelikle ilgili görüş ve düşüncelerimizi yazılı olarak Adalet Bakanlığına bildirdik. Düzenlenen yönetmelik taslağında çok ciddi yanlışlar bulunduğu için, taslak metni tüm barolarımıza gönderilmiş ve gelen yanıtlarda dikkate alınarak yönetmelik taslağıyla ilgili önerilerimiz 29.1.2007 günü yaklaşık 14 baro başkanımızla birlikte Adalet Bakanlığı Müsteşarına sunulmuştur. Bakanlık tarafından hazırlanan yönetmelik taslağından tüm barolarımızın ve barolar birliğinin karşı çıktığı en olumsuz noktalar “sarf evrakının Cumhuriyet Savcıları tarafından düzenlenmesi hükmü ve CMK cari giderleri konusunda getirilen düzenlemeler” olmuştur.

Bu konulardaki duyarlılığımız Adalet Bakanlığı Müsteşarına net bir biçimde aktarılmıştır. Yaptığımız bu başvuru sonucu, Bakanlıktan bugüne kadar bir yanıt alınamamıştır.

19.12.2006 günü yürürlüğe giren 5560 sayılı yasadan önceki günlere ilişkin müdafii ve vekil alacaklarının ne zaman ve nasıl ödeneceğine konusunda Maliye ve Adalet Bakanlıklarına yazdığımız 20.12.2006 günlü yazıya Maliye Bakanlığı 8.1.2007 gün ve 87 sayılı yazı ile yanıt vermiştir. Maliye Bakanlığı yanıtında “...5560 sayılı yasada müdafi ve vekil olarak görevlendirilen avukatların biriken ücretlerinin nasıl ödeneceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği bu nedenle yeni bir yasal düzenlemeye gereksinim olduğu, ödemeleri en kısa sürede yapabilmek için çalışmaların sürdürüldüğünü..” bildirmiş ayrıca “...Barolarca Türkiye Barolar Birliğine bildirilen müdafi ve vekil ücretlerinin hangi avukatlara ve ne kadar tutarda ödeneceğini gösteren her Baro itibariyle tasdikli listelerin Başkanlığınız delaletiyle ivedi olarak Bakanlığımıza gönderilmesi...” istenmiştir. Bu yazı üzerine, tüm Barolarımıza yazı yazılarak alacak miktarlarının bildirilmesi istemiş ve gelen alacak listelerinden toplam 112.593.385.86 YTL alacağın birikmiş olduğu saptanmıştır. Bu alacak miktarı Adalet ve Maliye Bakanlıklarına anında iletilmiştir.


5560 sayılı yasada müdafi ve vekil olarak görevlendirilen avukatların biriken ücretlerinin nasıl ödeneceğine ilişkin bir hükme yer verilmemiş olması nedeniyle yeni bir yasal düzenlemenin gerekli olduğu görüşünden hareketle “...Gelir Vergisi Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısına” TBMM’si Bütçe Plan Komisyonunda görüşülmesi sırasında milletvekillerinin önergeleri ile Avukatlık Yasasının adli yardımı düzenleyen 180.maddesinin ikinci fıkrasına bir bent eklenerek, müdafi ve vekil görevlendirmeleri nedeniyle baroların cari giderlerinin adli yardım ödeneğinden karşılanabilmesi ve 19.12.2006 tarihine kadar Ceza muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından müdafi ve vekil olarak görevlendirilen avukatlara ödenmesi gereken ücret karşılığı tutarın kalan kısmının ilgililere ödenmek üzere Adalet Bakanlığı bütçesine aktarılacak ödenekten tahakkuk ettirilmek suretiyle ödenmesi, ödemelere ilişkin usul ve esasların Adalet ve Maliye Bakanlıkları ile Türkiye Barolar Birliğince birlikte belirlenmesine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Plan ve Bütçe Komisyonunda 7.2.2007 günü kabul edilen yasa tasarısı TBMM’si gündeminde yerini almıştır.

TBMM’si gündeminde nasıl ve ne zaman sıra gelir onu önceden tahmin etmek mümkün değildir. Ancak, Meclis Danışma Kurulu kararı ile öncelik verilmesi halinde kısa sürede çıkma olanağı vardır aksi taktirde birikmiş müdafi ve vekil alacaklarını yakın zamanda tahsil etmek olanaklı değildir.

Avukatlık yasasında çok önemli sonuçlar doğuracak bu ve benzeri değişiklikler bu siyasal iktidara özgü “Ayaküstü Yasa Yapma Yöntemine” uygun bir şekilde gelişmektedir. Bu siyasal iktidar için yasa yapma, mevcut yasalarda değişiklik yapma hiç önemli bir konu değildir. Çünkü ilgili, ilgisiz herhangi bir komisyonda hangi konuda yasa olursa olsun yasa görüşmeleri sırasında bir milletvekiline alelacele önerge verdirilerek o yasanın bir yanına yamanan değişiklik hiç kimsenin haberi olmadan yasalaşmaktadır. Bu yöntemle hukuk ve yasa sistemimizin balansı, dengesi bozulmuştur. Yapılan bu tahribat uzun yıllar onarılamaz boyutlardadır.

Oysa, yasaların çıkarılmasında izlenecek usul ve esasları belirleyen kurallar bilindiği gibi öncelikle Anayasa’ da ve daha sonra Anayasadaki ilkeler doğrultusunda düzenlenen yasama organının çalışma usul ve esaslarını belirleyen TBMM’si İç Tüzüğünde belirlenmiştir. Bu kurallarla da yetinmeyerek 2005/9986 karar sayısı ile Bakanlar kurulunca 19 Aralık 2005 tarihinde kararlaştırılıp Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzaları ile yürürlüğe giren “Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre, kanun taslak ve tasarıları hazırlanırken uyulması gereken ilkeler tespit edilmiştir.


Buna göre; çıkarılan yasalar.

  • Üst hukuk normlarına aykırı olmama,

  • Düzenleme amacına uygun olarak hazırlanma,

  • Yargı kararları göz önünde bulundurularak hazırlanma,

  • Tek metin olma özelliğini bozacak hükümlere yer verilmeme,

  • Kapsam maddesinin herhangi bir tereddüde yol açmayacak açıklıkta düzenlenmesi,

  • Madde metinlerinin kıssa ve anlaşılır biçimde düzenlenmesi,

ilke olarak benimsenecektir. Ancak son zamanlarda çoğu kez bu ilkelere uyulmadan yasa çalışmaları sürdürülmektedir.

Sayın başkanlarım;

Mevcut siyasal iktidarın, hukuka, yargıya ve özellikle savunmanın temsilcileri avukatlar ve onların örgütleri Barolar ve Türkiye Barolar Birliğine çarpık bakışının bir ürünü olan bu ve benzeri yaklaşımlar ancak meslektaşlarımızın ve Barolarımızın bireysel ve örgütsel sorumluluk duygusu ve ortak gücü ile aşılabilir.

Yaşanan acı olaylar göstermiştir ki,siyasal iktidar temsilcileri asla bizim yıllardır dillendirdiğimiz “Eksiksiz Demokrasi, İnsan Hakları, Hukukun Üstünlüğü, Hukuk Devleti” ilke ve kavramlarına içtenlikle inanmamakta,sadece bu kavramları biçimsel olarak dillendirmektedirler.

Oysa siyasal iktidar temsilcilerinin bu sorumsuz yaklaşımlarına karşın bizim avukatlar, Barolar ve Türkiye Barolar Birliği olarak ulusumuza, mesleğimize ve meslektaşlarımıza karşı çok ciddi sorumluluklarımız vardır.

Bu sorumluluğumuzun gereği olarak başta siyasal iktidar olmak üzere herkesin keyfi ve sorumsuz uygulamalardan uzak durması gerektiğini ve tüm sorunların hukuk içinde çözülmesinin mümkün olabileceğini önemle hatırlatmalıyız.

Özgürlük ve güvenlik kavramlarının ciddi boyutlarda sorgulanır hale geldiği, hukuk devleti kurum ve ilkelerinin göz ardı edildiği, laiklik ilkesinin her geçen gün yıpratıldığı, demokrasinin sadece oy’a indirgendiği, siyasetin ise söyleme endekslendiği, yargı kararlarının yeterince etkili olamadığı, ekonominin yanında iç ve dış güvenliğin yabancılara bırakıldığı, manevi ve moral değerlerin acımasızca kişisel çıkar malzemesi yapıldığı, tüm bunların yanı sıra eskiye dönüşü politik bir amaç edinmiş siyasal bir anlayışın yönetiminde Türkiye asla uygar ve çağdaş değerlerle buluşamaz.

Eğer yurdunuzu seviyorsanız, halkınızın insanca uygar bir dünyada yaşamasını özlüyor bunu önemsiyorsanız, sadece meslek sorunlarınızı çözmek yetmez yurt ve meslek sorunlarınızı aynı duyarlılıkla izlemek ve çözümler üretmek durumundasınız.

Ben sayın başkanlarıma sadece sahip oldukları mesleki ve örgütsel güçlerini hatırlatıyor, bu gücün yaşama geçmesi halinde meslek sorunları yanında, ülkemizin demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilke ve kavramları başta olmak üzere, önde gelen bir çok sorununa ciddi katkılar sunacağı ve çözümler getireceğine olan inancımı yineliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle toplantımızın olumlu sonuçlar vermesini diliyor, sizlere sevgi ve saygılarımı suruyorum.

 

Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK

 

 

 
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Başkanın Özgeçmişi
Başkanın Mesajı
Konuşmalar
Konuşma Videoları
E-Posta
Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Bilgi İşlem Müdürlüğü