| TBB BAŞKANI AV.ÖZDEMİR ÖZOK’UN
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİ KONSEYİ VE HUKUK FAKÜLTESİ’NİN DÜZENLEDİĞİ 16-17 MAYIS 2008 GÜNLÜ
“HUKUK FAKÜLTELERİ ÖĞRENCİ KONGRESİ”NDE
YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın konuklar,
Değerli meslektaşlarım,
Sevgili gençler;
Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Öğrenci Konseyi tarafından düzenlenen “Hukuk Fakülteleri Öğrenci Kongresine” çağrı aldığımda çok heyecanlandım. Çünkü artık hukuk fakülteleri öğrencileri kendilerini doğrudan ilgilendiren konularla ilgili olarak gerekli duyarlılığı göstermeye başlamışlar. Bu duruş ve gelişme hepimizin ortak sorunu olan “Hukuk öğretimi ve eğitimi” konusunda ciddi sonuçların alınacağının habercisidir.
Türkiye Barolar Birliği olarak bizlerde bu kongreye benzer çalışmaları “Genç Avukatlar Formu” adı altında düzenlediğimiz etkinliklerle sürdürmekteyiz. Ankara, Adana, Antalya ve Denizli’de yaptığımız bu etkinlikleri çeşitli bölgelerde de gerçekleştireceğiz. Meslekte 0-10/15 yaş kıdemdeki avukatların sorunlarını ve çözüm önerilerini sundukları toplantılardaki görüş ve düşünceler kitap haline getirilerek tüm meslektaşlarımıza iletilmektedir. Bu etkinlikler tamamlandıktan sonra ortaya çıkan görüş ve düşüncelerde dikkate alınarak yeni bir “Avukatlık Yasa Tasarısı” çalışması başlatılacaktır.
Sayın konuklar,
Değerli meslektaşlarım,
Sevgili gençler;
Bana gönderilen programda benden “Avukatlık Mesleği Bakımından Hukuk Eğitiminin Aksayan Yönleri”ni incelemem istenmiştir. Bu konuda kişisel düşüncem; hukuk eğitimini bir bütün olarak ele almak gerektiğidir. Çünkü temel sorun hukuk eğitimindeki eksiklikler ve aksaklıklardır. Bu konuda sorun varsa yargıçlık, savcılık, avukatlık ya da hukuk eğitimi sonunda yürütülen herhangi bir meslek yönünden ayrım yapmaksızın sorun vardır demektir.
Ülkemizde özelde hukuk, genelde tüm öğretim kurumlarında ilk/ orta/lise olmak üzere bir çözülme/deformasyon yaşanmaktadır. Bu durum sadece “Hukuk” alanında değil tüm bilim alanlarında gözlenmektedir. Sorgulayan, yaratan, üreten, araştırmacı, neden ve niçin sorularına yanıt aramak kısaca tümevarımcı bir eğitim ve öğretim programı yerine, tamamen ezber üzerine kurulu bir programdan geçen ve yanı sıra teste dayalı üniversite giriş sınavlarına göre eğitilen ve koşullandırılan gençler, üniversite eğitim ve öğrenimleri sırasında da aynı alışkanlıklarını sürdürmektedirler.
Bu nedenle soruna en üstten değil ilk/orta/lise öğreniminden başlanarak çözümler aranmasının daha kalıcı sonuçlar vereceğine inanmaktayız. Kuşkusuz ülkemizdeki eğitim ve öğretim sorunlarının çok eskiye dayanan bir geçmişi vardır. Umudumuz ve geleceğimiz olan gençlerin çağdaş, zengin, yetkin, güncel ve yararlı bilgilerle donatılarak yetiştirilmesi yarınlarımızın güvencesidir.
Gençler bilmez ama benim yaşımda olanlar çok iyi bilecekler, 1960’lı yılların sonlarına doğru artan bir hızla özel okullar açılmaya başlanmıştır. Üniversiteye giremeyen ya da istediği fakülteyi kazanamayan öğrenciler bu fakültelere yöneldiler. Hem gündüz, hem de gece eğitim veren bu üniversiteler kimi apartman dairelerinde son derece olanaksız koşullarda kurulmuştur. Bu okulların eğitim seviyesi ve yönetim biçimleri ile ilgili yoğun eleştiriler sonucunda okullar kapatılarak devlet üniversitelerine bağlanmıştır. Bunun sonucu bu okullar tıpkı yabancı bir virüs gibi katıldıkları devlet üniversitelerinin yapısını da bozmuşlardır. Unutmayalım ki eğitim ve öğretim bakımından yetersiz ve olanaksız bu okullardan mezun olanların çoğunluğu bugün kamu yönetiminde görev yapmaları yanında bir çok üniversitenin akademik kadrolarında da yer almaktadırlar. Yine bu dönemde özel okullar “Hukuk” fakültesi açmak istemişlerdir. Ancak toplumdan gelen yoğun eleştiriler ve her şey özel olur “Harbiye ve Hukuk” asla özel olamaz sloganlarıyla başlayan tepkiler sonucu o dönemde “Özel Hukuk Fakültesi” açılamamıştır. Ancak geçen uzun süreden sonra bu kez vakıf üniversiteleri birbiri peşine açılmıştır. İşin en ilginç ve çarpıcı yanı ise 30 yıl önce eylem ve protestoları düzenleyen dönemin hukuk fakültesi dekanlarından bir sayın hocamız bu kez vakıf üniversiteleri tarafından açılan bir hukuk fakültesinde dekanlık yapmıştır. Bu gün bu üniversitelerdeki eğitim ve öğretim seviyesi maalesef 30 yıl önceki özel okullardaki eğitim ve öğretimi aratacak seviyededir. Bu acı ama gerçek durum, beni bırakınız bir hukukçu olarak, bir sade yurttaş olarak çok üzüyor ve ülkemin geleceğini şekillendirecek uzman kadroların bu denli yetersiz ve gerekli donanım olmadan yetişecek olmalarının ne gibi sıkıntılar getireceğini düşünmek dahi istemiyorum.
Çünkü 30-40 yıl önce açılmasına izin verilmeyen hukuk fakültelerinin yerine belki tanım biraz ağır olacak ama maalesef popülist politikalar sonucu olanaklı mekan ve donanımlı insan unsuru olmayan “Gece Kondu Hukuk Fakülteleri” açılmaktadır.
Toplam profesör, doçent ve öğretim görevlimiz orta yerde dururken sayısı 35 olan hukuk fakültesine 10 tane daha izin vermenin mantıklı gerekçesi ne olabilir ?
Oysa; hukuka ve onun öğretimi-eğitimi sonunda yetişen hukukçuya verilen önem, o ülkede uygulanan siyasal-sosyal ve hukuksal rejimin kalitesiyle doğrudan orantılıdır.
Kaldı ki; Türkiye Barolar Birliği olarak bizim hukuk fakültelerinin sayısıyla hiçbir alıp veremediğimiz yoktur. 45 değil 155 olsun yeter ki, donanımlı hukukçular yetişsin yoksa her iki sözünün sonunda “Hukuk Losyonundan” söz eden hukukçular olmasın. Şu da düşünülebilir; canım hiç yoktan birazcık hukuk eğitimi verilmesi ülke genel kültürü için faydalı olur, denilebilir. Ama bu eğitimin sonunda yargı erki barolar başta olmak üzere çok sıkı sınavla elaman almalıdır. Şimdi olduğu gibi aynı mesleği paylaşmaktan “zül” duyduğumuz kimi hukukçuları da avukat olarak aramızda görmek istemiyoruz. Yıllardır büyük uğraş ve emeklerle avukatlık yasasına sokabildiğimiz son derece biçimsel sınava dahi tahammül edilemeyerek bir çırpıda kaldırılmıştır.
Çekişme ve gerginlik toplumsal yaşamın bir parçasıdır. Bunun doğal sonucu olarak hepimiz her an suç işleyebilir, ya da hiç suç işlemeden suç isnadına ve iftiraya maruz kalabiliriz. Böyle bir durumda ilk yapılacak şey insanın kendisini savunmasıdır. Bu bağlamda savunma hakkı en temel insan haklarındandır.
Savunma hakkının kullanılması zaman zaman profesyonel yardım ve hukuki destek gerektirebilmektedir. İşte bu durumda avukatlar devreye girmektedir. Charles Dickens’in yaptığı tespitte olduğu gibi “kötü insanlar olmasaydı, iyi avukatlar olmazdı” bu nedenle her kötü ve çaresiz durumlarda iyi donanımlı avukata ihtiyacımız vardır.
Tarihsel gelişimi içinde yargılamanın önemli unsuru olma özelliğini taşıyan savunma ve onların temsilcileri avukatlar hakkında çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Roma’nın ünlü avukatlarından Caton’a göre avukat “konuşmasını ve inandırmasını bilen namuslu adamdır” tanımı yanında Fransa’da uzun yıllar avukatlar için “adaletin gezici şövalyeleri” tespiti yapılmıştır. Yine 18.Louis’in “Fransa kralı olmasaydım, Bordeaux’da avukat olmak isterdim” dediği yaygın bir değerlendirme olarak anımsatılır. Lande ise avukatı “kaba gücün yerine merhameti, adaleti, hakkaniyeti koyan, insanoğluna diğerlerinin hakkına, mülkiyetine, hürriyetine saygıyı, vicdan, ifade ve toplanma özgürlüğünü öğreten, yoksulun, mazlumun dul ve yetimin savunucusu” olarak tanımlamıştır. Tüm bunların yanı sıra ünlü Baro Başkanı Fernand Payen “insanlar arasındaki uyuşmazlıkların yumrukla çözümlenemediği günden beri avukatlık vardır..” demiştir. Rousse’ya göre avukatlık ise “bütün memleketlerin yerlisi, bütün yüzyılların çağdaşı” dır. Bu tanım ve tespitler nedeniyle avukat, tarihsel gelişimi itibariyle yaptığı işin gereği olarak örnek kişilikli, bilgili, donanımlı, bağımsız ve cesur olması gereklidir. Bu özellikleri koruyabilmek ve adaletin hizmetine sunabilmek için yüksek hukuk bilgisine sahip hukukçular yetiştirmek zorundayız.
Bugün ülkemizde, hukuk öğretim ve eğitiminin nitelikli hukukçu yetiştirilmesinde yeterli ve çağın gerekleri ile uyumlu olmadığı ve buna dayalı olarak da siyasal, sosyal, toplumsal ve yargı alanında ortaya çıkan sorunların, temel nedenlerinden birinin de, hukuk öğretimi ve eğitimindeki bu eksiklikten kaynaklandığı genel bir kanıdır.
Nitelikli hukukçuların, Hukuk Devletinde önemli görevleri vardır.
Hukuk Devletinin gelişmesinde, sorunları aşmada, görevleri ve sorumlulukları yerine getirmede, yetkileri kullanmada, insan haklarını geliştirmede nitelikli hukukçunun büyük payı vardır. Hukukçu olmazsa, devlet, sıradan bir örgütlenme ve yönetme mekanizması olarak kalır. Ona çağdaş anlamını verecek olan hukukçudur.
Hukuk mesleği özel bir meslektir. Bu bakımdan hukukçu da özel olarak yetiştirilen kişi olmalıdır. Adalet mademki mülkün-devletin temelidir, o halde devlette adaletin uygulayıcılarına özel özen göstermelidir.
Bu bakımdan “nitelikli hukukçu” yetiştirmek önem taşımaktadır. Hukuk Devleti; var olan, hukuk tanıyan, açıklayan, geliştiren, başarılı olarak uygulayan, olması gereken hukuku araştıran, hukuk bilimi gereklerine göre mesleğini yerine getiren, hukuku kuramsal ve eleştirel açıdan ele alan, hukuk sorunlarına çözüm bulmak için hukuk kurallarını ve olanaklarını kullanmasını bilen, genel kültürle donanmış, mesleki formasyona sahip, hukuka ve adalete inançlı ve bağlı, ahlaklı, erdemli, bilgili, kültürlü, geniş ufuklu, hoşgörülü, insan sevgisiyle dolu, insan haklarına saygılı, hukuku ve hukuk devletini bireylerin hizmetine sunan, sorumluluk duygusu gelişmiş, sorunları saptama, irdeleme, yargılama niteliği bulunan, küçük hesapların ardından gitmeyen, halk psikolojisini bilen, mesleki ve şahsi saygınlık ve onura düşkün, hukuk kurallarına işlerlik kazandıran, hukuku yaşayan ve yaşatan, halka karşı güler yüzlü ve tarafsız, haklıya arka çıkan, şiddeti reddeden, barışı, dengeyi, adaleti ve huzuru savunan, çeşitli güç ve odaklara karşı bağımsızlığını koruyan yargıç, savcı, avukat, noter, bilim adamı ve yöneticilere ihtiyaç duymaktadır.
Toplumdaki bütün kesimlerin bilinçli ya da bilinçsiz olarak kullandığı, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti kavramları nitelikli hukukçuların uygulaması ile yaşama geçebilir. Evrensel demokratik ilkeleri ve insan haklarını içeren normlar ve yasaların dahi, amaca uygun uygulanabilmesi, amaca uygun yorumlanabilmesi; yargılama ve karar sürecinde hukukçuların sağlam hukuk bilgisine, yorum ve değerlendirme gücüne bağlıdır. Hukuksal yorum ve değerlendirme sosyoloji, psikoloji, siyasal tarih, felsefe, iktisat, mantık ve hatta matematik gibi bilim dallarına olan ilgi ve bilgi ile mümkündür. Ancak bütün bunları özümsemiş ve böylece hukuki düşünmeyi öğrenmiş hukukçular yetiştirdiğimiz takdirde hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti kavramlarını yaşama geçirmiş olabiliriz.
Bu bakımdan hukuk öğrenimi ve hukukçu eğitimi son derece önemli bir konudur. Kuşkusuz ülkemizin Avrupa Birliği’ne giriş ve uyum sürecinde konunun önemi daha da artmıştır.
Hukuk öğretimi ve eğitiminin yapıldığı “Hukuk Fakülteleri” sadece yargıya, yasamaya, yürütmeye, yönetime eleman yetiştirmiyor. Aynı zamanda hukuk biliminin ve öğretiminin kalitesini yükseltecek nitelikli öğretim elemanı da yetiştiriyor.
Ne yazık ki bugünkü sistem içinde “Hukuk Fakülteleri” kendisinden istenen bu görevleri hakkıyla yerine getiremiyor.
Hukuk öğretimi ve eğitiminin bu durumu karşısında “bir yandan bireylerin hukuki sorunlarının çözümünde görev alacak, onları en üst düzeyde savunacak, bu kişisel görevleri yanında, yargının kurucu öğesi olarak bağımsız savunmayı en iyi şekilde temsil edecek, bunun doğal sonucu olarak, ülkede hukuk kurallarının herkese, eşit, adil ve etkin şekilde uygulanmasını gerçekleştirecek, bu duygu ve düşüncenin toplumun tüm kesimlerine yerleşmesi için örnek davranışlar sergileyecek...” avukatlar nasıl yetişecektir?. Bu durum karşısında barolar ve barolar birliği devreye girerek yukarda nitelik, görev ve sorumluluklarını tanımladığımız avukatların kazanılmasına yardımcı olmak durumundadırlar. Çünkü; avukatlık bir güven mesleği olmakla avukatta güvenilir kişi olmak durumundadır. Avukat; kamunun, toplumun tek,tek bireyleri yanında, tüm müvekkillerinin, birlikte çalıştığı yargıç, savcı ve adliye çalışanlarının, kendisine olan güvenini ve inancını sarsmamalıdır. Bunun doğal sonucu olarak; mesleğini özenle yerine getirmeli, sır saklamasını bilmeli, gerek adaletin, gerekse mesleğinin onurunu ve şerefini her şeyin üzerinde tutmalıdır.
Kimi küçük ya da büyük çıkarlar nedeniyle objektifliğini yitiren ve müvekkilinin duygu ve düşünceleri doğrultusunda hareket ederek onunla bütünleşen avukat, tarafsızlığını, yansızlığını yitireceği ve bir anlamda taraf olacağından çok ciddi hattalar yapmak durumuyla karşı karşıya kalacağından müvekkilinin hakkını yeterince savunamaz ve dolayısıyla da koruyamaz. O nedenle yargıcın tarafsızlığı kadar avukatın tarafsızlığı da önemli olmakla, avukat görevini ifa ederken tarafsız kalabilmeli, bu bağlamda müvekkili ile hiçbir biçimde bütünleşmemelidir.
Avukat söylemde yumuşak ve anlamlı, eylemde sert ve kararlı olmalıdır. Bu anlamda yazarken de, konuşurken de düşüncelerini ve savunmasını belirli bir olgunluk ve nezaket içinde sunmalı, hukuk dışı eylem, söylem ve açıklamalardan özenle kaçınmalı, savunma sınırlarını aşmamalı, mesleki kalitesini ve kişisel düzeyini düşürecek eylem ve söylemlerden özenle kaçınmalıdır. Yine son dönemlerde sıkça rastladığımız gibi avukatlığı kısa soluklu değil, uzun soluklu bir meslek olarak algılamak ve fırsatçılıktan kaçınmak gerekmektedir. Bu bağlamda mesleğin hemen başında büyük paralar hayal ederek ciddi yanlışlar ve hayal kırıklıkları yaşamamak için sabırlı, kararlı ve istikrarlı bir yol çizmek gereklidir. Şu gerçek hiç unutulmamalıdır. Siz mesleğinize gerekli özeni, saygıyı ve duyarlılığı gösterdiğiniz sürece o size ömür boyu rahat, mutlu, huzurlu bir aile ve meslek yaşamı sunacaktır.
Genelde hukukçu, özelde avukat yaşadığı dönemin toplumsal, siyasal ve hukuksal sorunlarına duyarsız kalamaz. Bunun doğal sonucu olarak tarihsel gelişimi içinde, hukukun ve insan haklarının kasti ve gayri ihtiyari ihlallerine tanıklık etmek ve cesaretle karşı koymak avukatların ve baroların en önde gelen görevidir. Onun için avukatlar; belli bir kamu için ve kamu adına mesajı, görüşü, tavrı, felsefeyi ya da tanıyı temsil etme, cisimlendirme, ifade etmek, yetisine sahip olan bireyler olmak zorunda ve durumundadırlar.
Belirli kesimlerin hiç anlayamadığı, ya da özellikle anlamak istemediği mesleklerinin doğal gereği yüklendikleri bu sorumluluk avukatlara; kamunun gündemine sıkıntı veren, unutulan, ihmal edilen ya da sümen altı edilen sorunları gündeme getirmek, haksızlığa, usulsüzlüğe, yolsuzluğa, soyguna, vurguna karşı çıkmak, hiçbir biçimde belirli bir siyasi anlayışın, hükümetlerin, cemaatların, kulüplerin, lobilerin asla adamı olmamak, hukuk ve insan hakları ihlallerine karşı koymak ve meşru zeminlerde hukuk içinde yılmadan mücadele etmek görevlerini yükler.
Sözlerimi ünlü Amerikalı avukat Luis Land’ın “Avukat” isimli şiirini okuyarak noktalamak istiyorum.
Ben Avukatım,
Kaba gücün yerine merhameti, adaleti, hakkaniyeti koydum
İnsanoğluna diğerlerinin hakkına, mülkiyetine, hürriyetine saygıyı;
Vicdan, ifade ve toplanma özgürlüğünü ben öğrettim.
Haklı davaların sözcüsü;
Yoksulun, mazlumun, dul ve yetimin savunucusuyum.
Çarşıda pazarda onuru sürdürürüm.
Halkın sevmediği, popüler olmayan davaların şampiyonu benim.
Zulmün, baskının, bürokrasinin düşmanıyım.
On Emre giden yolu ben hazırladım
Yunanistan’da kölelerin, Roma’da esirlerin özgürlüğü için ben savaştım.
Stamp Act’le ben mücadele ettim.
İnsan Hak ve Özgürlükleri Bildirgesi’ni ben yazdım.
Köleleri ben savundum.
Kölelik karşıtıyım.
Kölelikten Kurtuluş Bildirgesini yayımlayan bendim.
Her ülkede, her iklimde haini cezalandırır, masumu korur, düşeni kaldırır, adaletsizliğe ve vahşete karşı çıkarım.
Tüm savaşlarda özgürlük için savaşan bendim.
Halkın yaygarasına ve çoğunluğun despotluğuna karşı duran benim.
Adaletin gerçekleşmesini engelleyen önyargı olmasın diye zenginleri savunur;
Yoksulun tüm hak ve imtiyazları teslim edilsin diye davasında ısrar ederim.
Irk, renk, sınıf, cinsiyet ya da din ayrımı yapmaksızın insanlığın eşitliği için çalışırım.
Hilebazlıktan, dalavereden ve sahtekarlıktan nefret ederim.
Adaletten ödün vermekten ya da menfaati zıt iki müvekkile hizmet etmekten yasaklıyım.
Geçmişin muhafazakarı, bugünün liberali, geleceğin radikaliyim.
Adaleti ve hakkaniyeti gerçekleştirmek için uzlaşmaya inanırım;
Aynı nedenle şekilciliğin ve kırtasiyeciliğin Gordion düğümünü kesip atarım.
Tüm buhranlarda insanlığın lideriyim.
Dünyanın günah keçisiyim.
İnsanlığın haklarını avucumun içinde tutarım da , kendi haklarımı sağlamayı bir türlü beceremem.
Ben öncüyüm.
Geçmişten vazgeçecek, bugünü ve var olanı yıkmak isteyecek en son kişiyim.
Ben, adil hükümdar, dürüst yargılayıcıyım.
Mahkum etmeden önce dinler, herkes için en iyiyi araştırırım.
Ben Avukatım.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, toplantının yararlı geçmesini diliyorum.
|