TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK’UN
TÜRKİYE’DE ADALETE DAHA İYİ ERİŞİM”
KONULU ULUSLARARASI KONFERANSTA
13 ŞUBAT 2009 GÜNÜ YAPTIĞI KONUŞMA

Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilen ve Adalet Bakanlığı, Türkiye Barolar Birliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi ile Ankara Barosu tarafından desteklenen “Adalete Daha İyi Erişim için Teknik Yardım” projesi kapsamında gerçekleştirilen “Türkiye’de Adalete Daha İyi Erişim” konulu konferansa hoş geldiniz, sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye Barolar Birliği kuruluşundan bu yana, savunduğu “eksiksiz demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve tüm kurum ve kurallarıyla işleyen hukuk devleti” ilke ve kavramlarının ülkemizde yaşama geçmesi için yoğun bir uğraş vermektedir. Bu bağlamda anılan kavramların anlaşılmasına, uygulanmasına ve uygulanmanın yaygınlaşmasına yardımcı olabilecek ulusal ve uluslararası her türlü etkinliğe duraksamadan destek vermekte ve katkı sunmaktadır. Çünkü biliyoruz ki insanlık, uluslar arası belgelerde şekillenen ilke ve kavramlara büyük bedeller ödeyerek kavuşabilmiştir. İnsanlığın bu ortak değerlerini ulusal ve uluslar arası ilişkilerde öne çıkarmak, savunmak ve onlara işlerlik kazandırmak çağdaşlığın temel kuralıdır. Özellikle altmış milyon insanın ölümü ve bir o kadar insanın sakat kaldığı, birçok ülkenin yakılıp, yıkıldığı İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya ulusları daha sıkı işbirliği içinde olma gereksinimi duyarak bir seri ulusal üstü belge imzalamışlardır. 26 Haziran 1945’te San Fransisco’da imzalanan Birleşmiş Milletler Ana-Sözleşmesiyle başlayan bu süreç günümüzde de devam etmiş ve “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokolleri” ile en üst seviyeye ulaşmıştır. Bu anlamda “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan “adil yargılanma güvenceleri” Avrupa Konseyi üyesi kırk beş ülkenin yargısal yapılanmalarını ince ipliklerle örülmüş bir ağ gibi sarmıştır. Hiçbir çağdaş ülke bu çok hassas ağın dışında kalamaz. Kuşkusuz, bu çabalar bütün hukuksal yapılanmaların birbirinden esinlenmeleri ve sonuçta birbirine benzeyebileceklerini de söyleyebiliriz.

Galile’yi ölüme gönderen Padua Engizisyon Mahkemesi’nden, Fransız İhtilâli’nin halk mahkemelerine, Sosyalist Devrimin halk mahkemelerinden, Çavuşevskiyi kaldırım kenarında infaz eden karşı devrimin gönüllü yargıçlarına kadar onca karmaşayı yaşayan Avrupa’da bugünkü ortak söylem ve eylemi sağlamanın çok kolay olmadığını da anımsamak gereklidir. Bu bağlamda yakın tarihimizde yaşanan İstiklal Mahkemeleri, Yassıada mahkemeleri deneyimleri yanında, DGM’de bir zorunluluk olarak yargı tarihimizde yer almıştır.

Günümüz Türkiye’sinde bu deneyimlerin yaşanmaması için kişisel ve kurumsal olarak son derece duyarlı olmak durumundayız. Bu duyarlılık hukuk adamları için çok daha önemlidir. Nitelikli hukukçuların hukuk devletinde önemli görevleri vardır. Hukuk devletinin gelişmesinde, sorunların aşılmasında, görevleri ve sorumlulukları yerine getirmede, yetkileri kullanmada insan haklarının gelişmesinde nitelikli hukukçuların büyük payı vardır. Bu bağlamda hukukçu olmazsa devlet, sıradan bir örgütlenme ve yönetme mekanizması olarak kalır. Ona çağdaş anlamını kazandıran sorumluluk ve duyarlığı üst düzeyde hukukçuların varlığıdır. Bu nedenle hukukçuların ulusal ve uluslar arası tüm gelişmelerden haberi ve bilgisi olmak durumundadır.

Bu etkinliğe destek gerekçelerimizin başında bu yaklaşımımız gelmektedir. Çağdaş olma iddiasında olan hiçbir kişi ya da kurum kendi dışında gelişen çağcıl değerlere duyarsız ve kapalı olamaz. Kimi eksiklerimize ve sorunlarımıza karşın Türkiye yasalarında yaptığı kapsamlı değişikliklerle “Adalete Daha İyi Erişim” konusunda önemli yol almıştır.

Gelinen nokta yeterli midir ? sorusuna olumlu yanıt vermek mümkün değildir. Bu nedenle “adil yargılanma”, “adli yardım” ve “alternatif uyuşmazlık çözüm yolları” gibi ilke ve kavramların çerçevelerinin çizilmesi yanında içlerinin doldurulması da gerekmektedir.

Ülkemizde “yargılama adaleti” deyimi, genellikle yargılayanları niteleyen bir kavram olarak kullanılmaktadır. Ülkenin hukuksal yapılanması ile birlikte yargı yerlerinin işleyişi, adil yargılanma koşullarını oluşturmaktadır.

Yargılamanın değişmeyen öznesini “insan” oluşturmaktadır. Yargılama adaletinin ne oranda gerçekleştiğinin araştırılması için olaya öncelikle yargılananlar açısından bakmak gereklidir. Yargılama sürecinde, yasaların ve uygulamanın yargılananların etkinliğini öne çıkarması, adaletin gerçekleştirme olasılığını da güçlendirmektedir. Bu bağlamda günümüzde “son söz sanığındır” ya da “davalının” dır demek çok fazla anlam taşımamaktadır. Yargısal etkinliğin ilk aşamadan itibaren başlatılması ve kesin hüküm aşamasına kadar sürdürülmesi gerekmektedir. Artık insanlar, adaletin özde sağlandığı varsayımı ile yetinmemekte, görüntüde de adaletin gerçekleştiğini görmek istemektedirler.

İşte bu anlayış kısaca “adil yargılanmayı isteme hakkı” biçiminde şekillenmektedir. Bunun sonucu olarak yıllar boyu yapılan mücadeleler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6.maddesinde şekillenen “adil yargılanma” güvencelerinin doğuşuna neden olmuştur. Türkiye bilindiği gibi sözleşmeyi 19.3.1954 günlü ve 6366 sayılı yasa ile kabul etmiş Anayasanın 90. maddesinde yapılan değişiklikle iç hukuk kuralı haline gelmiştir. Ayrıca bilindiği gibi iç hukuk normuyla sözleşmeye ilişkin bir kural çeliştiği takdirde sözleşme hükmü üstün norm olarak kabul edildiği gibi sözleşme hükümlerinin anayasaya aykırılığı da iddia edilememektedir. Yine bilindiği gibi Türkiye hem AİHM’nin yargı yetkisini hem de bu mahkeme yapılacak bireysel başvuruyu kabul etmiştir. Dolayısıyla artık Türk yargısı da AİHM’nin değerlendirme ve incelemesine muhatap olmaktadır. Bu nedenle Türk yargıç ve savcıları kuşkusuz savunmayı temsil eden avukatları AİHM ve onun bir anlamda anayasası olan AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma” koşullarına uymak zorundadırlar.

AB uyum yasaları çerçevesinde yapılan bu düzenlemeler kuşkusuz yeterli değildir. Kendi halkımızın hukuksal güvencesi nedeniyle çağcıl ve evrensel ilke ve kavramların yaşama geçmesi için gerekenler mutlaka yapılmalı ve hukuk tüm ilişkilerde egemen olmalıdır. Bu etkinliğin bu dileğimize katkı vereceği umuduyla emeği geçenlere teşekkür eder, sevgi ve saygılarımı sunarım.

Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK

 

 

 
Türkiye Barolar Birliği Önceki Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK
Özgeçmişi
Konuşmaları
Konuşma Videoları
Cenaze Töreni Video ve Fotoğrafları
   
 
Her Hakkı Saklıdır ©2010 Türkiye Barolar Birliği TBB İletişim Adresi TBB Bilgi İşlem Müdürlüğü