|
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK’UN
06 MAYIS 2009 GÜNLÜ
“TİCARET YASA TASARISI” KONU BAŞLIKLI
SEMİNERDE YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın Başkan,
Değerli konuklar,
Sevgili meslektaşlarım,
Kolejli İş Adamları Derneği’nin düzenlemiş olduğu “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı” Seminerine hoş geldiniz sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Tarihi gelişimi içinde, 1800’lerde batı ile ticaret alanında gelişen ve yoğunlaşan entegrasyonun sonucu ticaret hukuku özel bir önem kazanmıştır. Bu bağlamda ilk Ticaret Kanunu, 1850 tarihli Kanunname-i ticaret’tir. Bu kanuna uygun yargı yerleri ve mahkemeler oluşturulmuştur.
Kadılık ve nizamiye mahkemelerine ek olarak 1838 tarihinde, Ticaret Nezareti’ne bağlı olarak kurulan Umuru Nafia Meclisi ticari davaları görmeye yetkili kılınmıştır.
1840 tarihinde kurulan Ticaret Mahkemesi, ise Ticaret Nezareti’ne bağlı idi. Ticaret Mahkemesi’nin başkanı Ticaret Nazırı idi. Üyeleri loncalar temsilcileri ile yerli ve yabancı beratlı tüccar temsilcilerinden oluşuyordu.
Aynı yıl büyük çoğunluğu yabancı uyruklu veya gayrimüslim tebaadan olan sarraflar arasında çıkan anlaşmazlıkları halletmek üzere Maliye Nezareti’nde kurulan Meclis-i Muhasebe; deniz ticaretinden çıkan ihtilafları halletmek üzere liman reisinin başkanlığında kurulan özel bir meclis, ticaret mahkemesi görevlerini üslenmiştir.
Ticaret Mahkemesi 1848 tarihinde geliştirilerek Karma Ticaret Mahkemesi haline getirildi. Ticaret Nazırı veya yardımcısının başkanlığında 14 üyeden oluşuyordu. Üyelerin yedisi Osmanlı tebaası tüccar, yedisi de Osmanlı İmparatorluğunda yerleşmiş Hıristiyanlar arasından seçiliyordu. Karma Ticaret Mahkemeleri daha sonra İzmir, Beyrut, Selanik ve Kahire’de de kurulmuştur.
1850 tarihli Kanunname-i Ticaret’e 1860 tarihindeki ek kanunla, ticaret davalarına bakan yukarıda kısaca özetlediğimiz mahkemelere yeni bir düzen verildi. Yeni Karma Ticaret Mahkemeleri bir başkan ile iki devamlı dördü geçici altı üyeden oluşuyordu. Bu mahkemeler Kara ve deniz ticarete bakmak üzere ikiye ayrıldı.
Bu mahkemelerden verilecek kararlardan bazılarının temyizi için İstanbul’da Divan-ı İstinaf kurulmuştu.
Cumhuriyet döneminin ilk kanunlarından biri 865 sayılı 1926 tarihli Ticaret Kanunu, hukuk devrimi gereği olarak kabul edilmiştir.
Daha sonra 1957’de büyük hukukçu Ernest Hrsch’in hazırladığı Türk Ticaret Kanunu kabul edilerek hukuk ve ticaret yaşamımızda yerini almıştır.
Elli iki yıldır uygulanan bu Ticaret Kanunu dil, terim, ifade ve kapsam bakımından 1926 tarihli kanunla mukayese edilemeyecek kadar iyidir.
Ancak, gelişen ulusal ve uluslar arası olaylar, yeni bir Ticaret Kanunu hazırlanması zorunluluğunu doğurmuştur. Başka bir deyimle toplumlar,ihtiyaçlar değişkendir,buna karşın yasalar durağandır yani yasalarında yenilenmesi ve günün gereksinmelerine uydurulması gerekmektedir.
Bu doğal sirkülasyon ve yıpranma yanında uluslar arası ticaretin değişen ve gelişen koşulları da yeni bir Ticaret Kanunu yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
“Avrupa’nın bütünleşmesi projesinin bu aşamasında Avrupa Birliği’nin konumu bilhassa özellik kazanmış; Avrupa Birliği, ekonomik, ticari ve siyasi bir güç olmak yanında, maddi hukuk kuralları koyan uluslar üstü bir topluluk haline gelmiştir. Bu birliğin koymuş bulunduğu maddi hukuk kuralları arasında Türk Ticaret Kanunu’nu ilgilendiren konular oldukça önem kazanmıştır. Söz konusu Avrupa hukuku, özellikle ticaret şirketleri, sermaye piyasası ve ticari işletme alanlarında ve deniz ile kara taşımacılığında ve sigortada konularında kendisini hissettirebilecek düzeye ulaşmıştır.
“Bu gelişmeler karşısında, 1960’lardan beri AET’nin ortak üyesi olan Türkiye’de, 11 Aralık 1999’da Helsinki Zirvesi’nde tam üye olmak konumunu kazandıktan sonra, topluluk müktesebatının Türk hukukuna aktarılması gerektiği kanaati hâkim olmuş; Türkiye ile müzakerelerin 17 Aralık 2005’de başlaması konsey tarafından karara bağlanınca da bu gerekliliğin zorunluluk olduğu var sayılmıştır.”
Bu açıklamalar ve Adalet Bakanlığı’nın vermiş olduğu bilgiler Türk Ticaret Kanunu’ndaki değişikliklerin veya yeni bir Ticaret Kanunu ihtiyacının, Avrupa Birliği üyeliği yolculuğu için gerekli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Herkes tarafından kabul edilen bu ihtiyacın giderilmesi yolunda ilk sorun bu değişikliğin yeni bir kanunla mı, yoksa yürürlükteki Kanunun gereksinimlere cevap verebilecek hale getirilmesi suretiyle mi gerçekleştirilmesi gerektiği konusunda olmuştur.
Görevlendirilen Komisyon bu konuda yeni bir kanun hazırlanması gerektiği görüşünü kabul etmiştir.
Bu noktada öncelikle AB ile Türkiye ilişkilerinin geleceği önem taşıdığı için bu konuda Türkiye Barolar Birliği’nin çeşitli vesilelerle ortaya koyduğu görüşlerini bir kere daha yinelemekte yarar vardır.
Türkiye Barolar Birliği, 2001 tarihli Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine dair Ulusal Program doğrultusunda “Anayasa” ve “Medeni Kanun”da yapılan değişiklikler bağlamında bu konuda bir itirazı olmamakla birlikte yasalaşma süreci ile ilgili olarak yöntem açısından sürekli uyarılarda bulunmuştur. Türkiye Barolar Birliği kuruluşundan bu yana Avrupa Birliği konusu gündemde olmadığı dönemlerde de bu ve benzeri değişikliklerin yapılmasını savunmuştur. Ancak, Türkiye Barolar Birliği, AB’den önce kendi insanımız, kendi halkımız için çağdaş değerler üzerine yükselen yurttaşları ile barışık herkesin kendini güven içinde hissettiği hukukun egemen olduğu bağımsız bir devlet olmanın bilinci ile hareket etmeyi ön koşul olarak kabul etmiştir, etmektedir.
AB’ye uyum adı altında dışarıdan önerilen özünü ruhunu, felsefesini, ilkelerini hedeflerini ve amacını kavramadan ve kavranmadığı için de benimsenmeden çıkarılan Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun uygulamalarında çok ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Kanunlar yürürlüğe girmeden önemli değişikliklere uğramış, tartışmalara neden olmuştur.
Ticaret Kanunu Tasarısı ile bu endişeler tekrar gündeme gelmektedir. Kaldı ki Ticaret kanunlarının tümünde aynı sıkıntılar yaşanmıştır.
Örneğin, 1926 tarihli Ticaret Kanunu, Mecelle yürürlükte kalacakmış düşüncesiyle hazırlanmış, bu haliyle de başarılı sayılamayacak bir derleme olmuştu. Ayrıca, Medeni Kanun’un terimleriyle uyumlu olmadığı için ciddi sorunlar yaşanmıştı. Aynı şekilde kanunun dili ise çok ağır tutulmuştu.
Örneğin, 1957 tasarısının TBMM’deki takdim konuşmasında tasarının TBMM Adiye Encümeni’nde “senelerce devam eden ciddi bir incelemeye tabi tutulduğu” beyan edilmişse de, hangi ciddi çalışmalar yapıldığı belirtilmemiştir. Esasen büyük bir ana kanun hakkında böyle bir incelemeyi Adliye Encümeninden beklemek de yerinde değildir. Ancak tasarıyı biran önce TBMM’den geçirmek arzusu, bu nihai revizyonun dahi gereği gibi yapılmasına mani olmuş ve tasarı onbeş günlük inceleme müddeti içinde herhangi bir tadil teklifi verilmediği için kanun layihaları bir iki dakika içinde bir bütün olarak kabul edilmiştir.
TBB, Ticaret Kanunu Tasarısı konusunda üç ayrı toplantı yapmış; üç kitap yayımlamıştır. Bu çalışmalardan vardığımız sonuç, tasarının dil, terim, ifade, muhteva bakımından ciddi sorunları olduğudur. Kısaca bu sorunlar şöyle özetlenebilir.
-
Tasarı AB’ye tam üye olacağımız varsayımına dayanarak hazırlanmıştır. AB müktesebatı Türk hukukuna olduğu gibi aktarılmıştır. AB müktesebatının tüzük, direktif, tavsiye kararları farkı nazara alınmamıştır. AB’nin ulusal devletlere tanıdığı kendi mevzuatlarını serbestçe düzenleme yetkisi kullanılmamıştır. AB mevzuatı istikrar kazanmadığı için bu yöntem isabetli değildir.
-
Mevcut bilimsel birikim korunmamış, yargı kararlarıyla sağlanan hukuki gelişim kesintiye uğratılacak bir düzenleme tercih edilmiştir.
-
Türk işletmelerinin uluslar arası rekabet piyasalarında kurum ve sistemlere sahip olması sağlanmamıştır.
-
AB’ye tam üyelik sürecinde yeni bir kanunun Türkiye’nin güncel, orta ve uzun vadeli gereksinimlerine cevap verecek mekanizmaları ve hükümleri içermesi, AB’ye üyelik konusundaki belirsizliğin giderilmesine bağlı olduğu halde bu gözden uzak tutulmuştur.
-
Tasarı çeşitli ticaret kanunlarından alıntı yapan karma bir yapıdadır.
-
Özel bazı kanunlara, Sermaye Piyasası Kanunu, Sigortacılık Kanunu, Bankacılık Kanunu gibi kanunlara uyum konusunda fazla özen gösterilmemiştir.
-
Türk Borçlar Kanunu tasarısı ile uyum içinde olduğu söylenemez.
-
Ticaret Kanunu Tasarı’sında şirketlerin denetim düzenlemelerinde bu işin uzmanı olan avukatlara yer verilmemiş olması büyük bir noksanlıktır. Bunun giderilmesi gerekmektedir.
Tasarının üzerinde bir süre daha çalışılması, AB’ye kabul süreci kesinleştikten sonra, oluşacak ticari, ekonomik ve mali yapı nazara alınarak eksikliklerin giderilmesinden sonra yasalaşması dileğimizdir.
Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım.
Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK |
|