|
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI
AVUKAT ÖZDEMİR ÖZOK’UN
07 MAYIS 2009 GÜNLÜ İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
HUKUK FAKÜLTESİ DEKANLIĞI
TARAFINDAN DÜZENLENEN
“TÜRKİYE’NİN ANAYASA GÜNDEMİ” KONULU
ULUSLARARASI TOPLANTIDA YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın konuklar,
Değerli hocalarım,
Saygın meslektaşlarım,
Sevgili öğrenciler,
Basınımızın seçkin temsilcileri,
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığının düzenlediği “Türkiye’nin Anayasa Gündemi” konulu uluslararası toplantıya hoş geldiniz sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Türkiye Barolar Birliği kurulduğu günden buyana demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti kurum ve kavramlarını savunmuş ve bu ilkelerin yaşama geçmesi için uğraş vermiştir. Bu düşüncelerle hareket eden Türkiye Barolar Birliği benzeri çalışmalara hep destek vermiş ve katkı sunmuştur.
Ülkemiz 1876 yılanda başlayan aydınlanma ve batılılaşma hareketlerinin bir sonucu olarak, sürekli yeni bir toplum düzeni ve onun hukuksal alt yapısını oluşturacak anayasa arayışları içinde olmuştur. Bunun sonucu olarak toplam yedi anayasa metni topluma sunulmuştur. Bu gün yürürlükte olan 1982 Anayasası kabul edildiği günden itibaren çeşitli eleştiri ve toplumsal muhalefete hedef olmuştur. Bu o noktaya gelmiştir ki anayasaya kefil olanlar dahi kendi eserlerini savunamaz olmuşlardır.
Türkiye Barolar Birliği ilk günden itibaren bu anayasanın karşısında olmuş ve haklı eleştirilerini yıllardır kamuoyuna iletmiştir. Bu gün anayasanın yıllar içinde ve özellikle 2001 yılında yapılan köklü değişikliklerine karşın Türkiye Barolar Birliği olarak bu eleştirilerimizi saklı tutuyoruz. Bu bağlamda birçok sivil toplum örgütü, kendi görüş ve düşüncelerini ifade eden anayasa metinlerini kamuoyuna sunmuştur.
Tüm bu gelişmeler anayasa yapma ve yapılanları değiştirme yolunda kötü bir toplumsal alışkanlığımızı göstermektedir. Çok çeşitli nedenleri üzerinde durulmaksızın, salt bu olgunun siyasal gelişme ve toplumsal olgunluk açısından sağlıklı bir durum olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü Türkiye parlamenter rejimin askıya alındığı ara dönemler başta olmak üzere, farklı siyasi anlayış ve yaklaşımların temsilcilerinin demokrasiye, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve özgürlüklere bakışlarındaki farklılık nedeniyle sürekli anayasa arayışları içinde olmuştur. Toplumların sürekli anayasa yapma ve anayasalardan şikâyetçi olması asla övünülecek bir durum değildir.
Türkiye Barolar Birliğinin düşündüğü ve amaçladığı anayasal düzen ile özellikle son zamanlarda ortaya atılan anayasa değişiklikleri özlemi ile uzaktan yakından ilgili değildir. Bizim anayasa değişikliğinden beklediğimiz daha çağdaş, kuvvetler ayrılığı ilkesini tam anlamıyla yaşama geçiren, özellikle yürütmenin etkisinden kurtarılmış güçlü bir yargı ve yargının üç unsurunun net bir biçimde belirginleştiği, temel hak ve özgürlükler yanında sosyal hakları da içeren, demokrasinin eksiksiz yaşama geçmesini sağlayan, toplumsal barış başta olmak üzere huzur, güven ve istikrarı amaçlayan sivil demokratik hayatı hedef alan bir anayasal düzendir.
Bu amaçla Türkiye Barolar Birliği 2001 yılında bir bilimsel kurula anayasa önerisi hazırlatmıştır.
Geçen süreç içinde ülkemizin koşulları, tartıştığı sorunları yanında siyasal, sosyal ve toplumsal yapısında çok önemli değişiklikler olmuş ve yeni tartışma konuları gündeme gelmiştir. Bugün gündemimizde anayasal devlet fikri, anayasal demokrasi, anayasa yapım süreci, açık ve zımni anayasal değişim, anayasal değişimde mahkemelerin rolü, anayasa değişikliklerinin denetimine benzer pek çok konu gündemi oluşturmaktadır.
Bunları tamamlayıcı nitelikte anayasa yargısı ve anayasal demokrasi ilişkisi, farklı anayasa yargısı türleri, anayasa yargısının işlevleri, anayasa yargısı işlevini gören mahkemelerin organizasyonu ve görevleri, anayasa mahkemesi için reform önerileri gibi anayasa mahkemesine özgü sorunlar öne çıkmaktadır.
Bu nedenlerle Türkiye Barolar Birliği tüm bu tartışmaları ve yeni gelişmeleri de dikkate alarak 2007 yılında 2001 Anayasa Önerisini yeni baştan gözden geçirmek üzere yeni bir kurul oluşturulmasına karar vermiştir. Sırf bu görevlerle oluşturulan ikinci kurulun, kamuoyundaki tartışmalar yanı sıra eski öneriden de yararlanarak yeni baştan kaleme aldığı öneri, yönetim kurulunun madde, madde incelemesinden sonra kamuoyunun bilgi ve değerlendirilmesine sunulmuştur.
Sayın konuklar;
Uzun süredir ülke gündeminden düşen anayasa tartışmaları yerel seçimler sırasında yeniden gündeme oturmuştur. İlk kez sayın başbakanın dillendirdiği uzlaşma ile “ombudsmanlık”, “bireysel başvuru”, “Türkiye milletvekilliği” ve “parti kapatılması” konularında bir anayasa değişikliği düşünüldüğü ileri sürülmüştür.
Daha sonra bu öneri anayasanın kuruluş yıl dönümü ve yeni binanın açılış töreninde yinelenmiştir. Sayın başbakan yaptıkları konuşmada “...medeniyet yarışında geri kalmamak için her alanda olduğu gibi hukuk konularını da çağdaş dünyanın gereklerine uydurma zorunluluğu doğmuştur...” sözleriyle değişikliklerin amaç, kapsam ve içeriği hakkında bizlere önemli ipuçları vermişlerdir. Kuşkusuz bu sözlerin gereği olarak çağdaş hukuk düzeninin kurulması yanında uygulamalarında aynı anlayışla yapılmasını beklemekteyiz.
Bu konuşmada çok net bir biçimde vurgulandığı gibi “hukuk modernleştikçe toplumda modernleşir. Hukuk geliştikçe, özgürleştikçe toplumda gelişir özgürleşir” gibi çok ilginç tespitler yapılmıştır. Çünkü içerik ve usul bakımından Cumhuriyetin ilk günlerinde hatta Osmanlının son günlerinden itibaren modern hukuk sistemlerinin gerekliliğine ve yararına inancı ifade eden sayın başbakanın bu sözlerini çok önemsiyor ve hukuk adına, hukukun üstünlüğü adına her alanda bu tespitlerin izleyicisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz.
Özellikle sosyal haklar yönünden işçi hakları, kadın hakları, sanık hakları, adil yargılanma hakkı konularında düzenleme ve uygulama konusunda AB standartlarına ulaşabilmemiz için baskı ve ısrarlarımızı artıracağız.
Sayın başbakanın her konuşmasında toplumsal uzlaşma ile anayasa değişikliği veya yeni düzenleme yapmayı önerdiği dört başlık konusunda Türkiye Barolar Birliği’nin 2007 anayasa önerisinde çok ayrıntılı ve dengeli düzenlemeler vardır.
Bu dört öneriye karşı çıkmamızı gerektiren bir durum söz konusu değildir.
Ancak, bunlara ek olarak milletvekili dokunulmazlığının çağdaş dünya uygulamaları örnek alınarak yeniden düzenlenmesi, Adalet Bakanlığı’nın yargı erki üzerindeki etkinliğinin giderilmesi gibi konuların da gündeme getirilmesinin hukuk devleti açısından olumlu olabileceğini düşünmekteyiz.
Değiştirilmesi ya da yeniden düzenlenmesi istenen dört başlık ise;
-
Bireysel başvuru;
“Anayasa şikâyeti” olarak tanımlanan bu düzenlemenin yargıda yapılacak gerçek bir reformun anahtarı olabileceğine inanmaktayım. Çünkü temel hak ve özgürlüklerin normatif etkisini dikkate almayan bir yorum ya da uygulama, ancak anayasa şikâyeti ile düzeltilebilir. Ülkemizde genellikle sorun yasa hükümlerinde değil, hükümlerin anayasaya aykırı uygulanışında kendini göstermektedir.
Anayasa şikâyetinin ya da bireysel başvurunun yararını en iyi anlatacak olan şey konuyla ilgi rakamlardır. Anayasa şikayetinin-bireysel başvurunun uygulandığı Avusturya, Almanya ve İspanya’da 1999–2005 yılları arasında bu üç ülke aleyhine 7 yıl içinde AİHM’de açılan davalarda saptanan ihlal sayısı, Avusturya için 91, Almanya için 47 ve İspanya için 19’dur. Bu yöntemi benimsememiş olan Fransa, İtalya ve Türkiye’de bu sayı ülke sırasına göre 344, 1170 ve 764’tür. Aradaki fark şaşırtıcı boyuttadır.
Anayasa şikayeti-bireysel başvuru yolunun bu işlevi, anayasa mahkemesinin 2004 yılında yaptığı öneri ve bu öneriyi ilke olarak benimseyen ve güncelleştiren Türkiye Barolar Birliği 2007 anayasa önerisinin öngördüğü yasama ve yürütmeden tam anlamıyla bağımsız, günlük siyasetin gölgesinden uzak ve üstlendiği bu ağır yükün başarıyla altından kalkabilecek nitelikte yapılandırılmış bir mahkeme tarafından yerine getirilebileceği ise tartışmasızdır.
Bağımsızlık ve tarafsızlık mahkemenin kuruluşunda temel ölçü olarak alınmalı, bunun dışında mahkemeyi siyasallaştırmaya yönelik yanlış modeller akla getirilmemelidir. Anayasa şikâyeti-bireysel başvuru konusunda yapılmak istenen anayasa değişikliği, ancak o zaman inandırıcılık kazanabilir.
-
Türkiye Millet Vekilliği;
Türkiye Milletvekilliği Türkiye Barolar Birliği’nin 2007 anayasa önerisinde benimsediği bir kurumdur. Ancak seçim sistemindeki adaletsizlikleri yalınızca Türkiye milletvekilliği ile düzeltilebileceğini sanmak yanlış olur. Bu konuda anayasa önerimizde birbirini tamamlayan kurallar ve ilkeler yer almıştır.
Öncelikle ülke seçim çevresi dışında kalan milletvekillerinin seçik çevrelerine özgülenmesi dengeli bir temsili yansıtacak düzenlenmelidir.
İkinci olarak ülke seçim barajını yüzde on ve siyasal partilere yapılacak devlet yardımını yüzde yedi olarak sınırlayan barajların mutlaka makul bir düzeye çekilmesi gerekir.
Üçüncü olarak kadınların parlamentoda temsilini sağlamak üzere makul ölçüde pozitif ayrımcılık uygulanması gerekir.
c) Siyasi partilerin kapatılması;
Avrupa Konseyi tarafından “hukuk yoluyla demokrasi komisyonu” adıyla görevlendirilmiş olan ve Venedik Komisyonu olarak anılan bu kurul, siyasi partiler konusunda yaptığı çalışmaları 11 Aralık 1999 tarihinde bir rapor olarak karara bağlamıştır. Bu raporda yer alan yasaklama ilkelerini, yalnızca şiddet uygulayan ya da şiddeti savunan partilerle sınırlı olarak göstermeye çalışmak, gerçeğin üstünü örtmekle eş anlamlıdır. Çünkü bu raporda şiddetin yanında “ ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve hoşgörüsüzlük” de aynı bağlamda değerlendirilmektedir. Laiklik dinsel hoşgörüyü sağlayan, somutlaştıran ve güvence altına alan bir ilkedir. Esasen AİHM’nin Refah Partisiyle ilgili olarak verdiği büyük daire kararı da gerçeğin altını çizmektedir. Siyasal partilerle ilgili anayasal ve yasal düzenlemelerde Venedik kriterlerine aykırı bir durum yoktur.
Kapatma yaptırımı yerine devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma yaptırımını uygulama kuralı belirsizdir ve ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. Bu yaptırımı henüz devletten yardım alma koşularına erişmemiş olan siyasi partiye nasıl uygulanacağı belirsizdir. Öte yandan bu yaptırımın düzenlenmesinde parti yasakları yönünden de bir tutarlık sağlanmış değildir. Bunun yerine anayasada öngörülen parti kapatma nedenleri dışında, anayasada ve yasalarda yer alan yasakların, parti kapatma yaptırımına konu olamayacağı belirtilmeli, bu çeşit yasakların, yasa koyucu tarafından eylemin ağırlık derecesine göre, farklı yaptırımlara bağlanması öngörülmelidir. Bu gerekçe gösterilerek parti kapatmayı zorlaştırma bahanesi altında anayasanın değişmez ilkelerinin içini boşaltmaya yönelik anayasa değişikliklerine gitmeye çalışmak izlenebilecek en yanlış yoldur. Kaldı ki biz bu yollara asla izin vermeyeceğiz.
d) Ombudsman;
Türk kamuoyu tarafından son yıllarda tartışılan “kamu denetçiliği” ya da orijinal ismi ile “ombudsman” kurumuna Türkiye Barolar Birliği olarak hukuki alt yapısı iyi oluşturulmak koşuluyla başından hep sıcak baktık. Nitekim, 2007 anayasa önerimizde kamu denetçiliği kurumu adı altında ombudsman kurumuna da yer verilmiştir. Ancak bu kurum yargının yerine geçecek bir kurum olarak düşünülmemeli, yargının yükünü hafifleştirecek bir işleve sahip kılınmalıdır.
Anayasa önerimizin 140. maddesinde yer alan düzenleme böyle bir nitelik taşımaktadır: “kamu denetçiliği kurumu, kamu denetçisinin başkanlığında kamu yönetiminin yargı dışı denetimini sağlayan ve yurttaşların yönetimin işleyişinden doğan yakınma, istem ve başvurularını incelemek ve görüş belirlemek üzere oluşturulur” denilmiştir.
Sonuç olarak tartışılan her üç konuda da Türkiye Barolar Birliği’nin hazırlığı vardır ve yapılacak değişikliklerde objektif ve bilimsel ağırlıklı gerekli destekler verilecektir.
Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür eder toplantının düzenlenmesine emeği geçenleri kutlar saygı ve sevgilerimi sunarım.
Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK |
|