TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

KİTAPLAR

Türkiye Barolar Birliği
Karanfil Sokağı 5/62
06650 Kızılay - ANKARA

Tel: (312) 425 30 11 Faks: 418 78 57
web: www.barobirlik.org.tr
e-posta: admin@barobirlik.org.tr
yayin@barobirlik.org.tr

© Türkiye Barolar Birliği

ÖNSÖZ

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu'nca benimsenen ve TBB 27. Genel Kurulu'na sunulan yayın programı çerçevesinde TBB Yayın Kurulu'nun planladığı doğrultuda hukuk kitapları yaymlamaya devam ediyoruz.

Bu dizinin dördüncüsü olan "Sorularla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi" kitabını hukukçuların yararlanmasına sunmaktayız. Kitap bu alanda yazılmış en yetkin kitaplardan biri olma özelliğini taşıdığı gibi yalnızca avukat adayları için değil tüm hukukçu meslektaşlarımız için de bir başucu kitabı olacağına inanıyoruz.

Bilindiği gibi 7.5.2004 gün ve 5170 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile Anayasa'nın 90. maddesine,"... Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır." şeklinde bir hüküm eklenmek suretiyle gerçekleştirilen değişiklikle, daha önce de bu antlaşmaların iç hukukun parçası olduğu belirtilmesine karşın iç hukuktaki yeri konusundaki tereddütler ortadan kaldırılmıştır. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve Özgürlüklere ilişkin diğer uluslararası antlaşmalarla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve sözleşme eki protokoller de tereddütsüz iç hukukun parçası ve uyuşmazlık halinde de ulusal kanunlarımızdan öncelikli bir normlar bütünü niteliği kazanmıştır. AIHS'yi yorumlayan ve ülke olarak bizim de başvuru ve yargı yetkisini kabul ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yorumları da bu anlamda bağlayıcı hukuk metinleridir. Bu çerçevede sözleşme ve sözleşme yorumcusu Mahkeme'nin kararlarını bilmek, tartışmak, değerlendirmek ve uygulamak artık tüm hukukçularımızın asli görevlerinden biri haline gelmiştir.

Kitabın yazarı sevgili Güney Dinç, "İnsan haklarının bireysel ve toplumsal ölçekteki amacı, adaletin egemen olduğu bir dünyada herkesin insanca ve özgürce yaşamasıdır. Sorgulanması gereken konu, AİHS ve Ek Protokoller çevresinde oluşan hukuk kurallarının, AÎHM kararları ile insan haklarının gerçekleşmesine hangi boyutlarda katkıda bulunduğudur", diyerek konuya hukuksal bakışı en özlü bir biçimde ifade etmektedir.

Ülkemizde insan hakları konusunu ilk gündeme getirenlerden birisi olan değerli meslektaşımız Av. Güney Dinç'in hazırladığı bu kitap için daha fazla bir şey söylemeye gerek yok, çünkü kitabı incelediğinizde bugüne değin bu alanda yazılmış, teorik bilgileri de içermekle birlikte uygulamacılar için çok değerli bir rehber kitap olduğunu, neredeyse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin şerhi niteliğinde bulunduğunu göreceksiniz.

Bu değerli kitabı hazırlayan Av. Güney Dinç'e ve kitabın yayın hayatına kazandırılmasında emeği geçen başta Av. Öz- can Çine olmak üzere tüm emek verenlere teşekkür ediyor, " Sorularla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi" adlı kitabı takdirlerinize sunuyorum.

 
Av. Özdemir ÖZOK
Türkiye Barolar Birliği Başkanı


GİRİŞ

BARIŞ COŞKUSU

Bu kitaba, belleğimde çok canlı kalan ve hiç unutmadığım bir çocukluk anımı sorgulayarak başlamak istiyorum. İkinci Dünya Savaşı'nm sona erdiği sırada dokuz yaşında idim. Doğum yerim olan İzmir'in Karşıyaka Bucağı'ndaki Cumhuriyet İlkokulu'nda okuyordum. Yağmurlu bir günün okul çıkışında aynı mahallede oturan birkaç arkadaş, kaldırım boşluklarmda- ki su birikintilerine bata çıka evlerimize dönüyorduk. Gerilerde kalan bir başka arkadaşımızın, bağıra çağıra, ellerini kollarını sallayarak bizlere doğru koştuğunu görünce, durup bekledik. Soluk soluğa gelen arkadaşımız, terleyip yüzüne kan basmış bir durumda, "savaş bitti... savaş bitti..." diye bağırıyordu. Bizler de onun coşkusuna katıldık. Alışık olmadığımız davranışlar içine girdik. Atladık, sıçradık, anlaşılmaz sesler çıkararak bağırdık, Ben okul çantamı havaya fırlattım. Kilidi açılan çantanm içindekiler ıslak kaldırımlara, boş çanta da duvarın üzerindeki parmaklıkları aşarak yol kenarındaki bir evin bahçesine düşmüştü. Barış coşkusu, alışmadığımız böylesine sorunlara da neden olmuştu.

Şimdi düşünüyorum da, savaşın bittiğini duyunca "bizi böylesine sevindiren ne idi?" diye, yanıt bulmakta gerçekten zorlanıyorum. O yıllarda ekmek, gaz, bez hatta çivi, karne ile alınıp satılırdı. Boş şişeleri ısıtıp keserek su bardağı üretmesini öğrenmiştik. Soğuk havalarda, sobada yakılacak odun ve kömür kalmamışsa, sabahları babamın askerlik arkadaşının, evimizin yakınındaki fırınına gidip, nar taneleri gibi kızarmış pirina ateşini, mangal içinde eve getirmek bana düşüyordu. Yani, Prometeus'u oynuyormuşum o günlerde. Arada sırada geceleri "karartma" yapılınca, kapıyı bacayı örter, ışıklan söndürür erkenden yatardık. Ertesi sabah, eski bir çorap içine bez kırpıntılarını doldurup ağzını dikerek kendi ürettiğimiz topu tekmeleye tekmeleye okul yoluna düşerdik. Çocuklar için yaşam güzeldi ve yakınmamızı gerektiren nedenler yoktu.

Savaşın çirkin yüzünü hiç görmemiştik. Sinemaların cumartesi günleri gittiğimiz öğrenci seanslarında, asıl filmden önce, savaşan ülkelerin propaganda gösterileri sergilenildi. Saçları taranmış, güzel giysili askerler, pırıl pırıl tanklar, ateş püsküren toplar ve eşek anları gibi vızıldayan uçaklar, sanki ulaşamadığımız varsıllığın oyuncakları gibiydiler. Askeri bandonun marşlar, valsler çaldığı bu filmlerde evler hiç yıkılmaz, insanlar ölmez, kan dökülmezdi.

Asıl haber kaynağımız ise, evin en seçkin köşesine yerleştirilen "Ultramar" marka emektar radyomuzdu. Savaşan karşıt güçlerin kanalları bozma eylemlerine bizim gönüllü alıcının cızırtıları da eklenince, söylenenleri anlamak daha bir güçleşiyordu. Arada bir sarsıp yumruklamak, kendisine gelip daha anlaşılır sesler çıkarmasını sağlıyordu.

Neden, insan hakları konusundaki bir çalışmaya, böylesine özel ve kişisel bir anıyla başlıyorum?

Hep savaş içinde olmuştuk ama Türkiye, Avrupa'nın en güvenli ülkesiydi. Bizim yaştakiler, savaşı yaşamadıkları gibi, barışın ne anlama geldiğini de bilmiyorlardı. Benim ve yaşıtlarım için başka türlü bir yaşamı imgelemek olanaksızdı. Nasıl bir duyguya kapılmıştık da, savaşın bittiğini duyunca böylesine tanımlanması güç bir coşkuyu yaşamıştık. Sonraki yıllarda çok sık yinelendiğine tanık olduğum bir varsayım var. Saldırganlığın insanın doğasından gelen bir dürtü olduğu söyleniyor. Ben buna inanmak istemiyorum. Bilimsellik görünümü altında, insanlara haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Benim ve arkadaşlarımın çocuksu coşkusu, o günlerde ne olduğunun bile ayırdığına varamadığımız barış içinde yaşama içgüdüsünden kaynaklanan insancıl bir tepkiydi. Gerçekten de, iıısanlık adına yürütülen en saygın çabalar, her çağda ve her koşulda, silahların yok edici gücüne karşı barış itıancınm egemenliği için verilen uğraşlar olmuştur. Umutsuzluğa düşmenin gereği yok. Belki bir gün sözde değil, özde de barışa uzanabileceğiz...

 
Güney DİNÇ
 

 

 

Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Web Tasarım Birimi