TBB Amblemi için bkz. Menüler -TBB - TBB Amblemi
 

KİTAPLAR

 

Kitabı indirmek için tıklayınız

ÖNSÖZ

Anayasanın 2.maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir." denilmek suretiyle devletimizin "hukuk devleti" olduğu açıkça vurgulanmaktadır. Bu bağlamda; "hukuk devleti", her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yasaların üstünde yasa koyucunun dahi bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve evrensel hukuk kuralları bulunduğu bilmemden uzaklaştığında işlemlerin geçersiz kalacağını bilen, faaliyetleri kanunların açık hükmünden önce hukukun bilinen ve tüm uygar ülkelerin benimseyip uyduğu ilkelere uyan devlet demektir. Bir hukuk devletinde asıl olan hukukun üstünlüğüdür. Kısaca "hukuk devleti", insan haklarının yaşama geçmesini, adaletin sağlanmasını, güvenliğin temin edilmesini amaçlar. Hukuk devletinde, yasama ve yürütmeyi hukuka ve hukukun üstünlüğüne bağlı kılan güç bağımsız yargıdır. Yargı bu görevini, usul yasası olarak adlandırılan ve mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, delil toplama, iddia ve savunma haklarına ilişkin ilke ve hükümleri içeren yasalara uygun olarak yerine getirir. Çalışmasını ve kuruluşunu yasadan ve yasadaki açık usullerden almayan hiçbir kişi veya organ yargı görevi yapamaz. Yargılama hizmeti, devlet yapısı içindeki örgütler ve kişiler tarafından belirli usul kurallarına uyularak yerine getirilen ve devletin tekelinde olan bir kamu hizmetidir. Bir toplumda düzen ve huzurun, iç barışın sağlanması, kargaşa ortamının yaratılmaması, yargılama örgütünün gücü ve verdiği hizmetin kalitesi ile yakından ilgilidir. Bu hizmetin toplumun beklentilerine ve gereksinmelerine yanıt verebilmesi için etkin, hızlı ve doğru olarak yürütülmesi gerekmektedir. Yargılama sonunda verilen karar adil olmalı, yani adaletin gerçekleşmesini sağlamalıdır.

Yargılamanın büyük bir bölümünü oluşturan ceza yargılamasının ilke ve kurallarını düzenleyen "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu", bu anlamda çok önemlidir. Çünkü demokratik hukuk devletinde bağımsız ve hızlı bir yargı, ülkenin ve toplumun güvencesidir. Geciken adaletin, devletin temel değerlerini
yıpratacağını, halkın devlete karşı güven duygusunu azaltacağını buna karşın,
sağlıklı bir yargılama sisteminin oluşması, objektif, yansız, hızlı ve etkin bir adalet işleyişinin gerçekleştirilmesi, hem devletle yurttaşlar arasındaki bağı güçlendirecek, hem de ülkedeki sorunların bir çoğunun kendiliğinden çözümlenmesi sonucunu doğuracaktır. Herkesin bildiği gibi, Türkiye'de yargılama yavaş yürümekte, hak sürüncemede kalmakta, adalet dağıtımında etkinlik, zaafa uğramaktadır. Bu günkü sistem, suçsuz olan veya sonuçta büyük olasılıkla beraat edecek kişilerin uzun süre ceza tehdidi altında yargılanmalarına olanak sağlamaktadır.

Yargılama yetkisini kabul ettiğimiz Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM), adaletin gecikmesini hakkın ihlali olarak değerlendirmekte ve adaleti geciktiren ülkeleri mahkum etmektedir. Kuşkusuz yıllarca uğraşıp, hakkını elde edemeyen, insanların elbette adalete ve devletin gücüne olan güveni, inancı azalacaktır. Anayasanın 90.maddesine göre iç hukuk metni haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6.maddesinde hüküm altına alman "Adil (Düzgün) Yargılanma Hakkı"nın güvence altına alınması temel amaç olmakta, yapılan yasal düzenlemelerde bu ilkeye özen gösterilmektedir.

Yargılama sırasında silahlarda eşitlik, savunmanın hazırlanması için yeterli zaman ve kolaylığa sahip olunması gibi ilkeler adil yargılanma hakkının önemli unsurlarıdır. "Adil (Düzgün) Yargılanma Hakkı" 03.10.2001 gün ve 4709 sayılı yasa ile Anayasanın 36,maddesinin bir parçası haline gelmiştir. 36.maddenin 1.fıkrasına eklenen "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile 'adil yargılanma hakkına' sahiptir" hükmü ile AİHS'nin adil yargılanmayı düzenleyen 6.maddesi Anayasamıza girmiş bulunmaktadır. Anayasa değişikliği yanı sıra, 03.08.2003 günü Resmi Gazete'de yayımlanan 4771 sayılı yasanın 6. ve 7.maddeleri ile AİHM kararlarının iç hukuktaki etkinliği artırılmıştır. Belirtilen hükümlerle HMUK ve CMUK'nunda değişiklik yapılmış ve AÎHM önünde ihlal karan almış kişilere "muhakemenin iadesi" istemiyle Yargıtay'a başvurma olanağı tanınmıştır.

Tüm bu gelişmeler yanında AİHM, DGM'de uygulanan ve yakalanan kişiye gözaltında bulunduğu süre içinde avukat yardımından faydalanma hakkı tanınmadan alman ifadelerin, yargılama safhasında delil olarak kullanılmasını, AİHS'nin adil yargılanmaya ilişkin 6.maddesinin ihlali niteliğinde gördüğünden, bu tip kararların önüne geçilmesi bakımından, yakalanan veya tutuklanan şahısların haklarına ilişkin CMUK'nun 135 ve devamındaki maddelerde yer alan kuralların, DGM'nin görevine giren suçlarda da uygulanması bakımından değişiklikler yapılmıştır. 02.01.2003 gün ve 4778 sayılı kanunun 37.maddesiyle, 2845 sayılı DGM'nin kuruluş ve yargılama usulleri hakkındaki kanunun 10.maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece, CMUK ve DGM'deki farklı uygulamalar kaldırılarak ikili düzene son verilmiştir. DGM hukuk yapımızdan çıkarıldıktan sonra kurulan özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde de bu durum sürecektir.

Yapılan yasal düzenlemeler ve mevcut tasarıyla şüpheli ve sanık hakları açısından çok önemli yenilikler getirilmektedir.

Kuşkusuz ceza muhakemesi hukuku bu güne kolay gelmemiş, engizisyon döneminden bugüne gelinmesi uzun yıllara ve ağır bedellere neden olmuştur. Ceza yargılamasının amacı olan gerçeği ortaya çıkarma uğruna sanığa her türlü işkence ve zorlamayı reva gören bir sistemden, sanık haklarının gözetildiği, sanığın susma hakkına sahip olduğu, iradesini zorlayıcı ya da zayıflatıcı hiçbir muameleye maruz kalmamasını sağlayan çağdaş yargılama sistemi artık oturmuş bulunmaktadır. Bütün bu hükümler aslında suç işlememiş olması olasılığı da bulunan sanığın korunması için konulmuştur.

Karşısında örgütlenmiş devlet ve onun kovuşturma organları olan sanığa her türlü desteği sağlayan sistem, suçun mağdurunu da dikkate almak durumundadır. Zira mağdur da ceza adaleti sistemi içinde suçun kurbanı olarak yer almaktadır. Ancak sistem içinde mağdura aynı özenin gösterildiğini söylemek güçtür. Yeni tasarıda bu haklar arasında bir denge sağlanmalı, sistemimizde olmayan ve Avrupa Konseyinin 1985 yılında R 85 tavsiyeleri doğrultusunda, mağdur hakları da artık gündeme getirilmeli ve tartışılmalıdır.

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan 07.03.2003 günlü "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu" tasarısı tartışmaya açıldıktan sonra,Türkiye Barolar Birliği olarak daha önce yasalaşan bir çok tasarıya verdiğimiz yanıt ve destekten farklı yeni bir yöntem geliştirdik. Öncelikle tüm barolarımıza 26.05.2004 günlü yazı yazarak konuyla yakından ilgilenen ve çağrıldığı zaman toplantılara gelebilecek bir meslektaşımızın ismini bildirmelerini, bu mümkün değilse, tasarı hakkında görüş ve düşüncelerini içeren yazılı açıklamalarını rica ettik.

Yazımıza yanıt veren Antalya Barosu Av.Cengizhan Gököz'ün, Ankara Barosu Av.Deniz Aksoy'un, Kayseri Barosu Av.Uğur Altun'un, Kırşehir Barosu Av.Adil Vahapoğlu'nun, Şanlıurfa Barosu Av.Mehmet Alagöz'ün, Tekirdağ Barosu Av.Erhan Sezer-Av.Savaş Kayan'ın, Diyarbakır Barosu Av.Yaşar Altürk'ün, Sakarya Barosu Av.Recep Hacıeyüpoğlu'nun, Eskişehir Barosu Av.Yusuf Yıldırım'ın ve İzmir Barosu Av.Ümit Aydil'in isimlerini bildirmişlerdir.

İkinci kez yapılan çağrıya yanıt vererek toplantıya katılan Kayseri, Kırşehir, Ankara, Antalya, Diyarbakır, İzmir ve Konya baroları temsilcileri meslektaşlarımızla, Türkiye Barolar Birliği adına CMUK tasarısını izleyen Av.Sami Kahraman, Av.Ali Karaküçük, Av.Tuncay Alemdaroğlu ve Prof. Dr. Bahri Öztürk 22.6.2004 günü Ankara'da bir araya gelerek çalışma yöntemini kararlaştırmışlardır. Buna göre Prof. Dr. Durmuş Tezcan başkanlığında Emekli Askeri Yargıtay Başkanı Fahrettin Demirağ, Prof.Dr.Timur Demirtaş, Doç.Dr.Veli Özer Özbek, Yrd.Doç.Dr. Mustafa Erdem, Av.Tuncay Alemdaroğlu, Av.Deniz Aksoy, Av. Yaşar Altürk, Av.Ümit Aydil ve toplantılara Manisa Barosu'nu temsilen katılan Av.Fadıl Ünal'dan oluşan bilimsel bir kurul oluşturulmuştur.

Kurul yapmış olduğu yoğun toplantı ve çalışmalar sonrası "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasan Taslağı"nı hazırlamıştır.

Tasan Türkiye Barolar Birliği tarafından bastırılarak öncelikle Sayın milletvekillerine ve ilgililere yollanacaktır. Çalışmanın "adil yargılanma hakkı"na katkı sunması dileğiyle, emeği geçenlere teşekkür ederim.

 
Avukat Özdemir ÖZOK
Türkiye Barolar Birliği Başkanı
 

 

 

Her Hakkı Saklıdır ©2008 Türkiye Barolar Birliği TBB Bilgi İşlem Müdürlüğü