ENGELLİ HAKLARI ÇALIŞMA GRUBU

309
A

ENGELLİ HAKLARI ÇALIŞMA GRUBU 
10-16 MAYIS ULUSLARARASI ENGELLİLER HAFTASI AÇIKLAMASI

10-16 Mayıs, Birleşmiş Milletler Teşkilatı kararıyla Engelliler Haftası olarak kabul görmüş ve söz konusu hafta üye ülkelerce; engelli bireylerin toplumsal yaşamda karşılaştıkları sorunlar ve bunlara yönelik  çözüm önerilerinin sunulması ile konuya ilişkin farkındalığın oluşturulması amacıyla değerlendirilmektedir.

Engellilik doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yetilerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, “normal yaşam”ın gereklerine uyamama olarak tanımlanmaktadır.

Peki tanımda aranılan ve engellinin uyum sağlayamadığı “normal yaşam” ile kastedilen nedir?

Yaşadığımız, çalıştığımız, öğrendiğimiz ürettiğimiz mekanlar, seyahat ettiğimiz araçlar kısacası yaşamımızı sürdürdüğümüz elemanlar kimin için tasarlanmıştır? Her gruptan canlıyı (konu özelinde insanı) içine alan bir anlayışla mı geliştirilmiş yoksa sadece “normal” kavramına giren kişiler için mi tasarlanmıştır?

Üzülerek söylemek gerekir ki; fiziki çevre “Engelli insanların yokluğu üzerine inşa edilmiştir.”

Oysaki çağdaş toplumlar, her grup canlıya var oluş biçimi ve sebebine uygun koşullar sağlayan, onu koruyup gözeten toplumlardır.

Yakın geçmişe kadar nüfusun engelli olmayan kesimi için planlanıp uygulanan fiziki çevre düzenlemeleri sonrasında engelli ihtiyacına göre şekillendirilmeye çalışılsa da etkin ve verimli sonuçlar elde edilememektedir.

Bu değerlendirmemiz, engellilere yönelik yaklaşımlardan Sosyal Model ile destek bulmaktadır. Sosyal Model’in temel iddiası, engelliliğin toplumsal olarak yapılandırıldığı ve çeşitli bozuklukları olan insanlara dayatıldığıdır. Bireyin fiziksel veya zihinsel bozukluğunun değil, toplumun muktedir bir bedene sahip olmayı temel bir norm olarak kabul etmesinin asıl engelleyici etken olduğunu ileri sürmektedir.

Engellilere yönelik sorunla; ayrımcılık, erişebilirlik, konut sorunu, yaşama hakkı, eğitimde fırsat eşitsizliği, adalete erişim, kişi özgürlüğü ve güvenliği, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele, şiddet veya istismara maruz kalma, seyahat özgürlüğü, bilgiye erişim, rehabilitasyon, iş ve istihdam, yeterli yaşam standardı, sosyal korunma, siyasal ve toplumsal yaşama katılım olarak özetlenebilecek, hayatın neredeyse tüm alanlarını içine alan bir çeşitlilik göstermekte olup bunların tamamı aslında “Toplumsal Entegrasyon Sorunu” üst başlığında toplanabilir.

Sosyal hayata entegre olmuş, günlük yaşam içerisinde gözle görünür sayıda engellinin varlığı gelişmişliğin göstergesidir.

Sorunlardan arınmış, bağımsız yaşama becerisi kazanmış özetle toplumsal entegrasyonu sağlanmış yani “öteki” olmaktan çıkmış engellilerin özgüven ve benlik saygısı oluşacak ve bunun meyvesi toplumsal hayata katılımlarının artmasıyla toplanacaktır.

Nihai amaç, engelliyi üretken yapmak ve engellerden arındırılmış hayatını, tüm seçenekleri ve riskleriyle bağımsız bir şekilde yönetebilecek bir bireye dönüştürmek olmalıdır.

Engellilere yönelik girişimlerin başarısı, hayatı onlarla birlikte yaşamak ve paylaşmaktan geçmektedir. Kendileri gibi olanlarla: okusunlar, eğlensinler, çalışsınlar veya hayatlarını birleştirsinler türündeki yaklaşımlar  toplumdan soyutlanmaya girmektedir ki entegrasyonun önündeki en büyük engel  bu tür ayrıştırmalar ve ötekileştirmelerdir.

Engellilerle bir arada yaşamadan, onlar için sağlıklı proje üretilemez ve bu bakış açısıyla, onların yararını hedef aldığı ileri sürülen her türlü etkinlik bir sosyal dışlanma haline gelir.

Nitekim batı toplumlarında, engellilerin insan onuruna yaraşır bir şekilde toplumla barışık yaşayabilmeleri için, engelli olan ve olmayanlara yönelik müşterek sosyo-kültürel aktiviteler; sportif faaliyetler; dini ayinler ve siyasi müzakereler tertiplenmektedir.

Engelli sorunlarının öznesi engelli bireyler olmakla birlikte, sorunlarla en az onlar kadar yüzleşmek zorunda kalan ve fakat yaşadıkları fiziksel, ruhsal ve ekonomik sorunlarla gündemde hak ettikleri kadar yer bulmayan engelli yakınlarının, çözüm için bu denklemde yeteri kadar yer bulması mutlak zorunluluktur.

Tükenmişlik duyguları yoğun olan bu aileleri rahatlatacak etkinlikler ve uygulamalar ile sosyal onay ihtiyaçlarını giderecek güvenli buluşmalar onları bir nebze olsa rahatlatacak ve bu yolda yalnız yürümediklerini hissettirecektir. Ayrıca engelli yakınlarına engelliyle yaşam konusunda sağlam referanslar verebilen, etkin ve sürekli rehberlik hizmetleri sorunun çözümünde son derece önemli bir araç olarak kabul edilmelidir.

Engelli sorunlarına yönelik çözüm süreçleri ve bu amaçla yapılan hukuki düzenlemeler, sosyal hukuk devleti anlayışıyla, hak temelli bakış açısı, bilimsel veriler ve uluslararası sözleşmeler ışığında ele alınmalıdır.

Bu bakış açısıyla son yıllarda ülkemizde engelli sorunlarının çözümü kayda değer bir ivme kazanmış ise de arzu edilen, bu sürecin daha  dinamik olması ve daima ileriye doğru gitmesidir.

Son olarak belirtmek gerekir ki; yapılacak olan çağdaş kanuni düzenlemelerin yanı sıra mevcut hukuki düzenleme ve uygulamaların hayata geçirilmesi, toplum ve sorunun tüm paydaşları tarafından içselleştirilmesini gerektirmekte ve bu konuda birliğimiz ve diğer meslek örgütleri ile sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşmektedir. Düşen bu görev bağlamında da Türkiye Barolar Birliği olarak; engelliler ve aileleri açısından ülkemizde engelli haftalarına ihtiyaç duyulmayacak kadar çağdaş/mutlu gelişmelerin sağlandığı günleri görmek ümidiyle, tüm engellilere, onlara hizmet sunanlara ve engelli yakınlarına esenlikler diliyor, her zaman ve aşamada yanlarında olduğumuzu /olmaya devam edeceğimizi samimiyetle ifade ediyoruz. 

Saygılarımızla.  

Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi 
Engelli Hakları Çalışma Grubu