“KIBRIS’TA SON SÖZ” ULUSLARARASI KONFERANSI BAŞLADI

1098
A

Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından düzenlenen “Kıbrıs’ta Son Söz” başlıklı uluslararası konferans Avukat Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi'nde başladı. Konferansa, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ersin Tatar, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy, TBB Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ile çok sayıda davetli katıldı.

Konferansın sunuş konuşmasını yapan Türkiye Barolar Birliği Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Necdet Basa, Kapalı Maraş’la ilgili envanter çalışması kapsamında uluslararası kabul görecek hukuki belge oluşturulması için uzmanlarla görüştüklerini kaydetti. Maraş’ın Vakıf arazisi olduğunu kaydeden Basa, vakıf arazilerinin devredilemez ve satılamaz olduğunun altını çizerek, “Egemenlik KKTC’dedir, üzerindeki yapıların değişik sahipleri vardır” ifadelerini kullandı.

Toplantının açılışında konuşan TBB Başkanı Feyzioğlu, konferansın Türkiye'de ve dünyada Kıbrıs konusunda şu ana kadar yapılan en kapsamlı uluslararası toplantı olduğunu ve bunu düzenlemekten gurur duyduklarını söyledi.

KKTC'nin güvenliğinin Türkiye'den, Türkiye'nin güvenliğinin de Kıbrıs'tan başlayacağını, bunun vazgeçilmez, değiştirilmez, değiştirilmesi teklif bile edilemez bir kural olduğunu aktaran Feyzioğlu, “Buna şu kuralı da aynı kuvvetle ilave etmek durumundayız; Kıbrıs Türkünün refahı Türkiye'den başlar. Türkiye'nin refahı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden başlar, başlayacaktır” ifadelerini kullandı.

Feyzioğlu, Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs stratejisinde temel değişikliklere gitmek zorunda olduğunu vurgulayarak, Ada'da Kıbrıs Barış Harekatı'ndan bugüne kadar iki toplumlu, iki federe devletli bir federal devlet oluşturulmasının hedeflendiğini ama 2004'te Annan Planı'nın Rumlar tarafından yüzde 76 oyla reddedilmesinden sonra Rumların asla böyle bir amacının olmadığının ortaya çıktığını anlattı.

BİRLİKTE YENİ BİR STRATEJİ BELİRLEMEK ZORUNDAYIZ

Bunu zorlamanın artık anlamsız olduğunu vurgulayan Feyzioğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“İki toplumlu federal bir devlet, her iki toplumun da diğerini eşit kurucu unsur görme kabul ve iradesi varsa kurulabilir. Oysa Rumların ve arkasındaki Yunanistan'ın amacı, Kıbrıs Türkünü azınlık statüsüne sokmaktır.

Annan Planı'nı reddeden Rumların ödüllendirilerek, Avrupa Birliği'ne kabul edilmesi, iki toplumlu ve eşitlik ilkesine dayalı bir federal devlet kurma iradesinin Rumlar tarafından bundan sonra kabul edilmesi ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıştır. Bunu artık görmeye direnmemek lazımdır. Gelin direnmeyelim. Öyleyse Türkiye ve Kuzey Kıbrıs birlikte yeni bir strateji belirlemek zorundayız.

Rumların Kıbrıs Türkünü azınlık yapmak istediğini ama bunun kabul edilmesinin söz konusu bile olamayacağının altını çizen Feyzioğlu, "Geriye gerçekçi bir tek çözüm kalmıştır; Rum kesimi ile birleşme çabasını bırakmak, enerjimizi buna harcamaktan vazgeçmek ve KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak refah ve güvenlik içerisinde yaşamasını sağlamak” diye konuştu.

HUKUK SAVAŞI AÇMAK ZORUNDAYIZ

TBB Başkanı Feyzioğlu, konuşmasında bu konudaki önerilerini de sıraladı. KKTC'nin mal ve hizmet sektöründe üretim ekonomisine geçmek zorunda olduğunu vurgulayan Feyzioğlu, Türkiye'den gelen sudan azami şekilde yararlanılarak tarım ve hayvancılığa dayalı sanayi kurulması gerektiğini belirterek, “KKTC'nin ihracatının önündeki Rum engellemesi, Türkiye tarafından, teknolojinin tüm imkanları da kullanılarak en pratik şekilde geçersiz kılınmalıdır. Bu ve diğer tüm konularda Sayın Adalet Bakanımızla en yakın şekilde çalışma taahhüdünde bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Feyzioğlu, şöyle devam etti:

“Uluslararası hava taşımacılığı ambargosuna karşı hukuk savaşı açmak zorundayız. Bu sırada bu haksız ambargoyu etkisiz kılmak için her türlü yolu da denemeliyiz. Kuşkusuz ekonomik sebepler milli menfaatlerin önüne geçmez, geçmemelidir. Uluslararası spor müsabakalarında uygulanan ambargoya karşı da aynı şekilde savaş açılmalıdır. Özetle şu hususu ortaya koyalım; Avrupa Birliği'nden de destek alan Rumların şımarıklığı, koskoca bir toplumun her bireyinin insan haklarını neredeyse yarım yüzyıldır ihlal etmektedir. Burada çok büyük bir insan hakkı ihlali vardır. Bir, iki kişinin değil toplumdaki tüm bireylerin. Bir adada izole edilmiş olmayı ancak yaşayanlar bilir.

Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon yatakları ve mavi vatan üzerindeki Türkiye'nin ve KKTC'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarından hiçbir şekilde taviz verilmeyeceği tüm dünyaya tek bir ayrık ses bile çıkmaksızın en etkili şekilde anlatılmalıdır. Ne Türkiye'den ayrı bir ses çıkmalıdır ne de artık KKTC'den. Çünkü bu en milli meseledir.”

KAPALI MARAŞ BÖLGESİNDE ÇÖZÜM İÇİN 'GÖREV GÜCÜ' OLUŞTURULMALI

Kapalı Maraş'ın Osmanlı'nın kurduğu ecdad vakıflarına ait olduğuna dikkati çeken Feyzioğlu, şunları kaydetti:

“Ada'daki geçici İngiliz idaresinin o dönemde yaptığı hukuk dışı işlemler kabul edilemez. Kapalı Maraş üzerindeki egemenlik Kuzey Kıbrıs'ın, tapular da Türk vakıflarınındır. Ancak bu bölgedeki gayrimenkuller üzerinde zamanında zilyetlik tesis etmiş olan Rumlar, İngilizler, başka yabancılar var ise uyuşmazlıkları en aza indirmek ve mutsuzluğu önlemek, çözüm bulmak adına çeşitli pratik çareler üzerinde de egemenlik ve tapular bizde kalmak kaydıyla mutlaka çalışılmalıdır.

Bu amaçla bir 'görev gücü' oluşturulmasını arz ve teklif ediyoruz. Bu görev gücünün içinde de Türkiye Barolar Birliği olarak en etkin şekilde yer almaya biz de hazırız. Görev gücünün tek işi Kapalı Maraş'ın en hızlı şekilde ve uyuşmazlıkları en aza indirecek tarzda açılması olmalıdır.”

TBB Başkanı Feyzioğlu, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, KKTC Başbakanı Ersin Tatar olmak üzere panelin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerini iletti.

RUMLAR KIBRIS’TA UZLAŞMAYLA DEĞİL GERGİNLİKLE HAREKET ETMEK İSTİYOR

Feyzioğlu’nun ardından kürsüye gelen KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy, “Rumlar, Eni ve Total isimli şirketlerle dün yeni doğal gaz anlaşmaları imzaladılar. Bu adım, Rumların Kıbrıs'ta uzlaşmayla değil gerginlikle hareket etmek istemelerinin bir göstergesidir” dedi.

Taçoy, KKTC'nin izolasyonlarla karşı karşıya kalmasından sonra Kıbrıs Türklerinin ‘acımasız ve haksız’ ambargolara karşı kendilerini ayakta tutacak ve insanlığa katkı sağlayacak bir yol izlediklerini söyledi.

Son yıllarda Türkiye'den KKTC'ye elektrik götürecek projeyi sürekli tartıştıklarını söyleyen Taçoy, bu enterkonnekte sistemi elzem olarak değerlendirdiklerini ifade etti.

BİZİM İÇİN HER BEDELİ ÖDEMEYE HAZIR BİR ANA VATANIMIZ VAR

Doğu Akdeniz'de önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçildiğine dikkat çeken Taçoy, Kıbrıs Rumları ve uluslararası şirketler ile Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini koruma adına ciddi bir mücadeleye girdiklerini söyledi.

Taçoy, bu mücadelede yalnız olmadıklarını çok iyi bildiklerini belirterek, “Bizler öyle şanslı bir ülkeyiz ki bizim için her bedeli ödemeye hazır bir ana vatanımız var. Bundan daha büyük bir kazanç olabilir mi? Kıbrıs'ta haklarımızdan asla ödün vermeyeceğiz. Bunun mücadelesini anavatan Türkiye’mizin gücüyle daha öz güvenle yapıyoruz” dedi.

Türkiye'nin Rumların oldubittilerine izin vermeyerek Doğu Akdeniz'de yerini almak için hızlıca hareket ettiğini vurgulayan Taçoy, şunları kaydetti:

“Doğu Akdeniz'de artık iki sondaj, iki sismik araştırma gemimiz var. Rumlar, Eni ve Total isimli şirketlerle dün yeni doğal gaz anlaşmaları imzaladılar. Bu adım, Rumların Kıbrıs'ta uzlaşmayla değil gerginlikle hareket etmek istemelerinin bir göstergesidir. Uluslararası şirketleri de buradan uyarmak istiyorum, Kıbrıs Türk halkının hak ve menfaatlerine zarar verecek şekilde atacakları adımlar, onlara ciddi bedeller ödetebilir. Uluslararası şirketler Rumların oyununa gelmemelidir, Ada'da gerginliğin artmasına hizmet etmemelidir.”

Daha sonra kürsüye gelen Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Rum kesiminin Doğu Akdeniz'de tek yanlı olarak yürüttüğü hidrokarbon faaliyetlerine ilişkin, “Uluslararası hukuka bakıldığında Kıbrıs Türk halkının bu rezervler üzerinde hakkı vardır. O zaman bu kabul ediliyorsa bu hakkın da garanti altına alınması gerekmektedir” dedi.

Panelde çok önemli konu başlıklarının bulunduğunu belirten Gül, Türkiye ve KKTC’nin çok sağlam temellerle birbirine bağlanmış tarihe, geçmişe dayalı ve hep böyle kalacak bir ilişkiye sahip olduğunu vurguladı.

“Türkiye olarak, dost ve kardeş ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin istikrar ve refahını, kendi istikrarımızdan, refahımızdan ve güvenliğimizden farklı görmüyoruz” diyen Gül, bu hislerin 82 milyon Türk vatandaşının ortak hisleri olduğunu kaydetti.

HER ZAMAN MASADAN KALKAN RUM TARAFI OLMUŞTUR

Adalet Bakanı Gül, Türkiye'nin Kıbrıs meselesinde her zaman diyalog ve diplomasiye dayalı, müzakere temelli bir yaklaşım içerisine girdiğini, iki halkın siyasi eşitliği temeline dayalı, adil ve kalıcı bir çözüm getirilmesi önerisini getiren taraf olduğunu anlattı.

Annan Planı dahil her dönemde bu yapıcı iyi niyetini Türk tarafının eylemli olarak da ortaya koyduğuna işaret eden Gül, “Ancak Ada'da anılan temel ilkelere dayanan ve yaşayabilecek bir çözümden kaçan taraf, her zaman Rum tarafı olmuştur. Tarihsel olarak bakıldığında 'yüz yüze ikili müzakereler' olsun, 'aracılı müzakereler' olsun her zaman masadan kalkan Rum tarafı olmuştur” diye konuştu.

KIBRIS TÜRK HALKININ DA BU REZERVLER ÜZERİNDE HAKKI VARDIR

Bakan Gül, “Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin sağlanması, haklı güvenlik endişelerinin karşılanmasının temini meselenin çözümü bakımından en önemli noktadır” dedi.

Rum kesiminin tanımayan tavrının KKTC'nin tarihiyle, coğrafyasıyla, nüfusuyla, kültürüyle, siyasi ve ekonomik haklarıyla bir toplum ve bir devlet olduğu gerçeğini asla değiştirmeyeceğini vurgulayan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rum kesiminin tek yanlı olarak yürüttüğü hidrokarbon faaliyetlerinin bölgenin istikrarı açısından tehdit oluşturduğunu ve bunlara izin vermeyeceğimizi başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti en yetkili ağızdan her zaman dile getirmiştir.

Burada herkesin kabul ettiği bir şey var, uluslararası hukuka bakıldığında Kıbrıs Türk halkının bu rezervler üzerinde hakkı vardır. O zaman bu kabul ediliyorsa, bu hakkın da garanti altına alınması gerekmektedir. Türk tarafı olarak, Fatih, Yavuz, Barbaros ve Oruç Reis gemilerimizin arama faaliyetleri ile gerek ülkemizin gerekse Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarını koruma irademizi güçlü bir şekilde ortaya koymuş bulunmaktayız ve bu kararlığı da elbette sürdüreceğiz.”

KIBRIS MESELESİ BİZİM İÇİN MİLLİ DAVADIR

“Kıbrıs meselesine bir milli dava olarak bakıyoruz. Kıbrıs meselesi bizim için bir milli davadır ve her zaman milli dava olarak kalacaktır. Siyasetin, partilerin üstünde bir meseledir” diyen Gül, TBMM'deki tüm siyasi partilerin ortak bir bildiriyle bunu teyit etmesinin de önemli bir gelişme olduğunu anlattı.

Bakan Gül, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda milletlerarası hukuka saygı konusunda yer alan ifadelere işaret ederek, şöyle konuştu:

“Türkiye daha başlangıçta milletlerarası hukuka saygılı olacağını ifade etmiş, Anayasa'ya bunu dercetmiştir. Dolayısıyla Türkiye gerek ülkesinde gerekse bölgesinde uluslararası hukukun gereği olan adımlarını kararlılıkla atmaya, KKTC'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru hak ve menfaatlerini korumaya devam edecektir. Ana vatan ve garantör olarak, dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de Kıbrıs Türk halkının yanında olmaya devam edeceğiz.”

ESAS İŞGAL EDİLEN KIBRIS CUMHURİYETİ'DİR

KKTC Başbakanı Ersin Tatar ise konferansın açılışında yaptığı konuşmada, Kıbrıs meselesinde her zaman Türkiye'nin varlığına ve desteğine önem verdiklerini belirterek, daima Türkiye ile birlikte yürüdüklerini ve yürümeye devam edeceklerini söyledi.

Tatar, bunun kendileri için vazgeçilemez olduğuna işaret ederek, “Kıbrıs Türkünü Türkiye'den koparmak istemektedirler. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Asla böyle bir şeye Kıbrıs Türkü müsaade etmeyecektir” diye konuştu.

Türkiye'nin Kıbrıs'ta işgalci olduğu iddialarını ortaya atanları daima kınadıklarını dile getiren Tatar, Türkiye'nin daima hukuk çerçevesinde hareket ettiğinin altını çizdi.

Başbakan Tatar, “Nihayetinde hukuksuzluk diye bir şey yoktur. Hukuksuzluğu yapan güney komşularımızdır. Esas işgal edilen Kıbrıs Cumhuriyeti'dir" ifadesini kullandı.

Kıbrıs'ta iki eşit halk olduğunu ve dolayısıyla Rumların bir üstünlüğünün bulunmadığını vurgulayan Tatar, “Dolayısıyla şimdi Doğu Akdeniz'de yaşananlar ve Rumların tek taraflı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmışlığını kullanarak bu faaliyetleri, anlaşmaları ve dolayısıyla Kıbrıs Türk halkının haklarına tecavüz etmeleri, bunları bizim kabul etmemiz mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu.

Tatar, uluslararası hukukun bir bağlamda güce bağlı olduğuna işaret ederek, “Bizim de imdadımıza, bizim de yanımızda Türkiye Cumhuriyeti vardır. Bunun için minnettarız” diye konuştu.

BİZ, 1974'TEN 45 YIL SONRA ARTIK BİR MACERA İSTEMİYORUZ

Tatar, Doğu Akdeniz'de istikrarın sürdürülebilmesi için KKTC'nin yaşatılması gerektiğinin altını çizerek, “Biz, 1974'ten 45 yıl sonra artık bir macera istemiyoruz. Kıbrıs Türk halkı kesinlikle tehlikeli oyunlara gelmemelidir” şeklinde konuştu.

Konuşmasında, KKTC'ye uygulanan ambargoların halen devam ettiğini ve direkt uçuşların yapılamadığına işaret eden Tatar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ercan'a (Havalimanına) direkt uçuşun olmamasının sebebi ve nedeni yoktur çünkü günün sonunda büyük bir insan hakları ihlali yapılmaktadır. Kıbrıs Türk halkı mağdur edilmektedir. Ekonomik olarak yaşam mücadelesinde bu haksızlık bizi halk olarak rencide etmektedir ve ekonomik gelişmemize büyük engel teşkil etmektedir. Dolayısıyla bunu da dünya devletleriyle tartışmamız ve paylaşmamız gerekmektedir.”

Tatar, TBB Başkanı Feyzioğlu ile yaptığı değerlendirmelerde kendisinden özel görev talep ettiğini belirterek, “Ben de bu özel görevi kendilerine bu anda veriyorum. Bu özel görevlerden bir tanesi Kapalı Maraş meselesidir” dedi.

Ersin Tatar, Kıbrıs davasının bir milli mücadele olarak Türkiye'de her ortamda dile getirilmesinin kendilerine cesaret verdiğine dikkati çekerek, “Bu milli davanın sonuçlandırılması için gerçekten yüreğimizle çalışmaktayız ve büyük bir başarı öyküsüyle bu milli davanın sonuçlanacağına dair hiçbir şüphem yoktur” diye konuştu.

Konferansın açılışına katılan ve bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay da, “Kapalı Maraş, tarihi belgeler ışığında hakkaniyetli bir şekilde malların iadesi sağlanarak kullanıma açılacaktır” dedi.

Kuzey Kıbrıs'ı milli dava görerek tüm çözümsüzlüklere ve engellemelere karşı daima Kıbrıs Türkünün yanında olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın selamlarını katılımcılara ileten Oktay, Kıbrıs meselesinin Rumların Kıbrıs Türklerinin ortaklık yapısını bozup adayı gasp etmeye niyetlendikleri ilk günden beri uluslararası toplumun gündeminde olduğunu belirtti.

Oktay, Kıbrıs meselesinin başından bu yana Türk tarafının çözüm iradesini söylemden öteye geçirme amacında olduğunu, 2004 yılında BM Kapsamlı Çözüm Planı referandumunda bu niyetini uluslararası kamuoyuna ilan ettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, 2017’de sonuçsuz kalarak sona eren Kıbrıs Konferansı'nın müzakere sürecinde de yapıcı tarafın garantör Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı olduğunu anımsattı. 

RUMLAR, SİYASİ GÜCÜ KIBRISLI TÜRKLERLE PAYLAŞMA NİYETLERİNİN OLMADIĞINI AÇIKÇA ORTAYA KOYMAKTADIR

Siyasi eşitliği sağlayacak bir çözüme ulaşmak konusunda gerek Cenevre'de gerek Crans-Montana'da Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde üzerlerine düşeni yaptıklarını ifade eden Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ancak tüm çabalarımıza rağmen Kıbrıs Rum tarafının kendisini Ada'nın tek sahibi olarak görmeye devam etmesi ve Kıbrıslı Türklerle siyasi gücü paylaşmaya yanaşmaması, Ada'da yeni bir federal ortaklığın tesisini hedefleyen müzakerelerin sonuçsuz kalmasına neden olmuştur. Rumlar o tarihten bu yana siyasi gücü Kıbrıslı Türklerle paylaşma niyetlerinin olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. BM Genel Sekreteri'nin İyi Niyet Misyonu Raporu'nda da işaret ettiği üzere, gelinen aşamada artık yeni fikirlere ve önerilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu açıdan bugün açılışını yaptığımız panel gibi Kıbrıs'ta mevcut duruma hukuki, jeopolitik, stratejik ve güvenlik perspektiflerinden yeni yaklaşımlar getirecek çalışmaları son derece önemli buluyorum.”

Oktay, bugün Kıbrıslı Türkleri adada fiili bir azınlık olarak göstermeye çalışan Rum zihniyetinin geçmişten bu yana değişmediğinin aşikâr olduğunu ifade etti.

Tüm uyarılara rağmen, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yıllardır Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki eşit haklarını yok sayarak hidrokarbon kaynaklarını tek başına işletmeye çalışmasının bunun en somut tezahürü olduğuna dikkati çeken Oktay, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Karşımızda 60'lı yıllarda tüm dünyanın gözleri önünde, devlet organlarını gasp etmekte beis görmemiş, ardından da Birleşmiş Milletler Barış Gücü'ne rağmen 11 yıl boyunca Kıbrıs Türklerine her türlü insanlığa aykırı mezalimi layık gören zihniyetin aynısı var. Bildiğiniz gibi 2011 ve 2012'deki çözüm önerilerinin ardından, geçtiğimiz temmuz ayında gelir paylaşımında iki tarafın iş birliği yapmasına dair Kıbrıs Türk makamlarının yaptığı öneriyi de reddettiler. Bunu izleyen günlerde de sözde uluslararası hukuk temelinde kendi çıkarlarını dayatmaya çalışan bir kâğıt parçasını öneri diye Kıbrıs Türk tarafına sundular. Bunun altında yatan sebep çok açıktır. Kıbrıs Türkünü eşit olarak görmeyip azınlık olarak sözde devletlerine entegre etmek. Ada'nın ortak sahibi Kıbrıs Türklerine azınlık statüsünü kimse reva göremez. Buna ne biz izin veririz ne de Kıbrıs Türk halkı bunu kabul eder. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde gerçekleşecek müzakerelerde, Ada’daki mevcut gerçekleri ve Rum tarafının bencil tutumunu göz önünde bulundurarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin menfaatlerini koruyan yeni alternatif çözüm yolları aramakta fayda bulunmaktadır."

Oktay, Kıbrıs'ta yeni bir müzakerenin sonuç vermesi için siyasi eşitliğin tüm unsurlarıyla beraber müzakere daha başlamadan kabul edilmesi ve sağlam temeller üzerine inşa edilmesi gerektiğini dile getirdi.

KADİFE AYRILIK

Kıbrıs Rum tarafının dürüstçe ne istediğini ve çözümden ne anladığını baştan açıkça söylemesi gerektiğini vurgulayan Oktay, şunları söyledi:

“Siyasi eşitliği tüm unsurlarıyla kabul etmesi durumunda, ilerleme sağlanıp hangi temelde nasıl müzakere edileceği kararlaştırılır. Eğer kabul edilmezse, bu durumda Ada'daki gerçeklerle uyumlu bir anlayışla, siyasi eşitlik yerine egemen eşitlik temelinde bir çözüm bulunması konusunda çalışıp, iki ayrı devlet olarak ortaklık kurulmasına gayret edilebiliriz. Değerli dostum Başbakan Ersin Tatar bu yaklaşımı kadife ayrılık olarak nitelendiriyor. Yeni bir ortaklığın temelini oluşturacak siyasi eşitliğin unsurları, dönüşümlü başkanlık, Kıbrıslı Türklerin kararlara ve yönetime etkin katılımı ve kararlarda en az bir olumlu KKTC oyu şartının olmasıdır. Müzakere süreçlerinde Türkiye ve KKTC’nin ortak güvenliğine ilişkin önemli bir zemin olan garanti ve ittifak anlaşmalarının muhafaza edilmesi de kırmızı çizgimizdir. Bunun yanı sıra garanti ve ittifak anlaşmalarında tek taraflı müdahalenin kaldırılarak müdahalenin 'çağrı mekanizması'na bağlanmasına da izin veremeyiz. Panelin çözüm yollarına odaklanan kısmı olan bugün gerçekleşecek üç oturumda katılımcı hocalarımız, farklı perspektiflerle 'egemen eşit ortaklığın' muhtemel sonuçlarını tartışırlarsa mutlaka sürece katkı sağlayacaktır. Uzlaşmaya yönelik siyasi irademizi her zaman net ve kuvvetli şekilde koruyarak böyle çalışmalar vesilesiyle en uygun çözümü bulacak, Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyacak yaklaşımlardan yana olmaya devam edeceğiz.”

AKDENİZ HAREKATI KAPSAMINDA ÇELİKTEN İRADEMİZLE DOĞU AKDENİZ’DEYİZ

Oktay, panelin yarınki oturumlarında tartışılacak olan Doğu Akdeniz'de enerji politikaları ve güvenlik alanı konusunun da Kıbrıs'ın geleceği açısından büyük önem arz ettiğini ifade etti.

Kıbrıs'ın sahip olduğu doğal kaynaklarla artık sorunların ve çözümsüzlüğün değil zenginliğin ve refahın adası olarak anılması gerektiğini altını çizen Oktay, şöyle konuştu:

“Rum tarafı çözümsüz geçen her yeni günü kendi lehine kullanarak Ada'nın güneyinde bulunan hidrokarbon yataklarını uluslararası hukuka aykırı bir şekilde büyük şirketlere kiralamaktadır. Güney tarafını illegal yöntemlerle enerji üssü konumuna getirmeye çalışan Rumlar, ne yazık ki AB başta olmak üzere uluslararası aktörlerin de desteğini almaktadır. Ada'nın kıta sahanlığındaki doğal kaynakların tek sahibi olduğunu zanneden Kıbrıs Rum tarafının girişimlerine göz yummayacağımızı burada bir kez daha vurgulamak istiyorum. Akdeniz Harekâtı kapsamında çelikten irademizle Doğu Akdeniz'deyiz. Araştırma gemilerimize ve sondaj platformlarımıza koruma, destek ve refakat sağlıyor, mavi vatanın her köşesinde hem Türkiye’nin hem KKTC’nin meşru haklarını savunuyoruz."

VAKIF ARAZİLERİ HUKUKA AYKIRI ŞEKİLDE ŞAHISLARA DEVREDİLMİŞTİR

Kıbrıs meselesinin tarihi ve hukuki bir mesele olduğunu anlatan Oktay, kullanıma açılması planlanan Kapalı Maraş bölgesine ilişkin tartışmalara bu anlayışla yaklaşmak gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Kapalı Maraş'ta KKTC Hükümeti tarafından yürütülen, Türkiye'nin de desteklediği envanter çalışmasının sonuçları ışığında, arazilerin büyük çoğunluğunun vakıf malı olduğunun tespit edildiğini vurgulayan Oktay, şunları kaydetti:

“Bu vakıf arazileri, 1950’li yıllarda İngiliz sömürge yönetimi tarafından hukuka aykırı şekilde şahıslara devredilmiştir ve arşivlerde bu hukuksuzluğun belgeleri mevcuttur. Maraş'ta bulunan tarihimizin bir parçası ve atalarımızın mirası olan vakıfları ve vakıf mallarına ilişkin hukuki çerçeveyi görmezden gelemeyiz. Kapalı Maraş, tarihi belgeler ışığında hakkaniyetli bir şekilde malların iadesi sağlanarak kullanıma açılacaktır. Kapalı Maraş'ta bulunan vakıf mallarının hukuki statüsüne ilişkin yarınki panel oturumunun çıktılarını özellikle takip edeceğiz. Herkes müsterih olsun; çözümsüzlüğü dayatanlara karşı, Kıbrıs Türk halkının çözümsüzlüğe sonsuza dek mahkûm edilmesine izin vermeyiz. Çünkü şanlı tarihimizin ışığında biz Kıbrıs'a Toroslar'dan Geçitköy'e akan sularla, 448 yıldır Selimiye'den okunan ezanlarla bağlıyız. Biz Kıbrıs'a şehit ve mücahitlerimizle, zulme karşı tek yürek mücadelemizle ve kardeşlik bağlarımızla sarılmışız. Türkiye, garantör ülke olarak sorumluluklarını bugüne kadar olduğu şekilde bundan sonra da yerine getirecektir. Kıbrıs Türkünün yaşam kalitesini ve mevcut imkanları yükseltecek iradeye, dirayete ve kudrete sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak Ada’da mevcut statükonun iyileştirilmesi için artık uluslararası toplumun sorumluluğu tartışmasızdır. Kıbrıs Rum tarafının AB üyesi kabul edildiği bir ortamda eşit hak sahibi Kıbrıs Türkünün maruz kaldığı haksız uygulamaların siyasi, hukuki ya da insani bir açıklaması olmadığı gibi uygulanan ambargolar Avrupa Birliği’nin kurucu değerleriyle de bağdaşmamaktadır.”

Uygulanan haksız ambargolara karşı Kuzey Kıbrıs ekonomisinin güçlenmesi için Türkiye'nin elini de gövdesini de taşın altına koyarak finansal katkılar sağladığını, KKTC'nin kalkınma hamlesi için teşviklerle destek verdiğini ifade eden Oktay, uygulanan ambargolara rağmen Kuzey Kıbrıs ekonomisinin tam anlamıyla güçlenmesinin mümkün görünmediğini aktardı.

KIBRIS TÜRK HALKINA UYGULANAN HAKSIZ TECRİT

BM, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi gibi her fırsatta eşitlik, demokrasi ve insan haklarından dem vuran uluslararası yapıları artık daha fazla vakit kaybetmeden Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız tecride net şekilde son vermeye davet eden Oktay, “Kıbrıs Türkünün hukuku, hürriyeti ve güvenliği bizim milli davamızdır ve hem uluslararası hem de ulus üstü platformlarda, dünyanın vicdanına, Kuzey Kıbrıs’ın haklı mücadelesini haykırmaya devam edeceğiz. Kuzey Kıbrıs'ın özgürlük mücadelesinde seve seve canlarını feda eden kahraman şehitlerimizin emanetine daima sahip çıkacağız. Bu uğurda can veren tüm şehitlerimizi rahmetle yad ediyor gazilerimize sağlıklı uzun ömürler diliyorum” dedi.

Oktay, Türkiye'den ve KKTC'den gelen katılımcılarla “Kıbrıs'ta Son Söz” konferansının hazırlanmasında emeği geçen başta Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve Barolar Birliği üyeleri olmak üzere tüm katkı verenlere teşekkür etti.

İki gün devam edecek toplantıda tartışılacak konular şöyle:

  • Kıbrıs müzakere süreci ve öngörülen federal ortaklık hedefinin gerçekleştirilememe nedenleri
  • Kıbrıs’ta mevcut statüko, Türk tarafının egemen eşitliğini gözetecek ve yerel çatışma ile istikrarsızlık yaratmayacak şekilde nasıl değiştirilebilir
  • Federal ortaklık hedefinin gerçekleştirilmesinin imkânsızlığı karşısında, Türk tarafının opsiyonları
  • Doğu Akdeniz’de yeni enerji politikaları ve girişimleri
  • Doğu Akdeniz ve Ege’de değişen jeopolitik-jeostratejik ortamda TC-KKTC’nin güvenlik ihtiyaçları, TC ile ortak güvenlik alanı konsepti
  • Maraş açılımı; vakıf mallarının statüsü

Haber ile ilgili Görseller

Görüntüle
Görüntüle
Görüntüle
Görüntüle
Görüntüle
Görüntüle
Görüntüle
Görüntüle
Görüntüle