“Parlamenter Sistemde Siyasi Partiler ve Seçim Sistemleri Sempozyumu” Gerçekleştirildi

3300
A

AV. GÜNEŞ GÜRSELER: ÜLKEMİZDE ERKLER AYRIMI FİİLEN İŞLEVSİZDİR

Türkiye Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (TÜKSEV) tarafından Türkiye Barolar Birliği Avukat Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi’nde, "Parlamenter Sistemde Siyasi Partiler ve Seçim Sistemleri Sempozyumu" düzenlendi. TÜKSEV Başkanı Yusuf Dağ ile TBB Genel Sekreteri Av. Güneş Gürseler’in açış konuşmalarıyla başlayan program, siyasi parti temsilcilerinin konuşmalarının ardından avukat, akademisyen ve uzmanların katıldığı oturumlarla devam etti.

Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreteri Av. Güneş Gürseler sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada, bugün Türkiye'de erkler ayrımının fiilen işlevsiz, yasama ve yargının da fiilen yürütmenin hâkimiyeti altında olduğunu kaydetti.

Parlamenter sistemde gelinen nokta ve nedenleri üzerinde değerlendirmelerde bulunan Gürseler şunları söyledi:

Herhalde bugün iktidarda olanlar dışında genel kabul göreceği gibi ülkemizde erkler ayrımı fiilen işlevsizdir. “Yasama” ve “yargı”yı fiilen “Yürütme”nin hâkimiyetindedir. Bu durum demokrasimizin hangi düzeyde olduğunun en açık kanıtıdır.

Pekiyi, ne oldu da yaklaşık 100 yılda demokrasimizin eksiklerini gideremedik?

Buna benim yanıtım: “Devrim” tamamlanamadı ya da “karşı devrim” başarılı oldu.

Ne demek istiyorum:

Türkiye Cumhuriyeti “Devrim Cumhuriyeti”dir.

Kurtuluş Savaşı sonrası Atatürk’ün önderliğinde TEOKRATİK DEVLET’den LAİK VE DEMOKRATİK CUMHURİYET’e geçiş süreci devrimle başlatılmıştır.

Atatürk’ün gösterdiği “Çağdaş Uygarlık Seviyesinin Üstüne Çıkma” hedefi LAİK VE DEMOKRATİK CUMHURİYETİ içermektedir.

Devrim’in teokratik devletten laik ve demokratik devlete geçiş hedefi anında karşı devrimini de bulmuştur.

Atatürk’ün sağlığında karşı devrimle mücadele edilmiş ölümünden sonra adım adım devrimin özündeki laik ve demokratik cumhuriyet anlayışı aşındırılmıştır. Bugün gelinen nokta ne gerçek anlamda laik ve ne de gerçek anlamda demokratik olmayan bir cumhuriyettir.

Atatürk’ün sağlığında denemeye çalıştığı çok partili hayata geçiş ölümünden sonra İsmet İnönü ile başarılmıştır.

Atatürk’ün çok partili, parlamenter sistemi hedeflediğinin en açık kanıtı bugünkü TBMM binasıdır. 11 Ocak 1937'de çıkardığı bir yasayla proje yarışması açmış, şartnameye çift meclisli parlamento binasının tasarımını şart koymuştur.

Senato ve Millet Meclisi salonları olan Clemens Holzmeister'in projesinin uygulanmasına karar verilmiştir. Ne yazık ki 26 Ekim 1939'da yapılan binanın temel atma törenini görememiştir.

Yıl 1937 ve hedeflenen çift meclisli parlamento.

Evet hedef bu, neden ulaşılamadı?

Neden gerçek laikliği ve gerçek demokrasiyi hedefleyenler etkin olamadı?

1- İşleyen, gerçek, eksiksiz demokrasi kentli toplumlarda olur.

Kentli toplum” olabilmek yani “kentlileşmek” için önce “kent” olması gerekir.

Cumhuriyetin ilk onbeş yılında uygulanan kentleşme politikası terk edilmiştir. Atatürk’ün 15 yıllık iktidarında 25 farklı ilde toplam 46 fabrika açılmıştır. Amaç, sanayi kuruluşlarını, sanayileşmeyi Anadolu’ya yaymak ve onları merkez yaparak kentleri oluşturmak. Köyde yaşayıp tarımla uğraşanları işçi ve de kentli yapmak, iç göçe engel olmaktır.
1950 den sonra sanayinin yerleşiminin bu şekilde planlaması anlayışı terkedilmiş ve başta İstanbul ve çevresinde olmak üzere batıda sanayi yerleşimi başıboş hale gelmiştir. Bu anlayış sanayi bölgelerine işgücü göçünü başlatmış, kentler yerine büyük köyler oluşmuştur. Göç edenler kent kültürü almak yerine kendi köy kültürlerini getirmişler, herkes kendi kurtarılmış bölgesini oluşturup bunun duvarları içinde yaşar olmuştur.

Bu “kentleşme” ve de “kentlileşme” değildir.

Çağdaş tanımında “kentli” bir toplum değiliz.

Demokrasimizi güdük bırakan temel nedenlerden bir budur.

2- İkinci nedenimiz de bir ölçüde kentlileşememiş olmamızın da sonucu olarak gerçek “işçi” ve “burjuva” sınıflarını oluşturamayışımızdır.

Köylülükten kurtulamamış, sendikalı olma sınıfsal bilincini alamamış dağınık işçiler ile ve de burjuvanın kültürünü değil de parasal güç gösterisini öne çıkarmış rantiyelerle demokrasinin geliştirilmesi mümkün değildir ve de zaten olmamıştır.

LAİK VE DEMOKRATİK CUMHURİYET karşıtlığı da bu temel eksikliklerden yararlanarak gelişmeleri engellemiştir.

Yaklaşık 100 yıldır bu zor mücadelenin içindeyiz.

Sözlerimi Bernard Lewis’den bir alıntı ile bitirmek istiyorum:

“Köklü otoriter geleneklere sahip bir bölgede, din ve ahlakın haklardan çok ödevlerle ilgili olduğu, meşru otoriteye itaatin siyasi bir gereklilik kadar dinsel bir yükümlülük, itaatsizliğin de bir suç olduğu kadar bir günah olarak görüldüğü bir siyasi kültürde, özgür kurumları oluşturmak ve sürdürmek kolay değildir.”