23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

5494
A

Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı 12 Ocak 1920’de açılır. Müdafaa-i Hukuk ağırlıklı Meclis’in Anadolu’da filizlenen Milli Mücadele yanlısı tutumu işgalcilerin dikkatinden kaçmaz. Meclis-i Mebusan’ın, işgalcilerce Türklere biçilen kaderin reddi anlamına gelen Misak-ı Milli’yi (Milli Yemin) kabulü bardağı taşıran son damla olur.

16 Mart 1920’de İngilizlerce basılıp bazı milletvekillerinin tutuklanmasının ardından Meclis-i Mebusan’ın çalışması 18 Mart’ta sona erecek, 11 Nisan’da ise resmen kapatılacaktır. Ortada iki seçenek vardır. Ya işgalcilere boyun eğilip teslimiyet kabullenilecek ya da Mustafa Kemal Paşa’nın gösterdiği yoldan yürünüp işgal bölgesi dışında, Anadolu’nun bağrında emperyalist işgale karşı milli direnişin meşruiyet organı olacak yeni bir meclis oluşturulacaktır.

Mustafa Kemal Paşa, 19 Mart’ta Temsil Kurulu Başkanı sıfatıyla vilayetlere, sancaklara, kolordu komutanlarına gönderdiği tebliğde olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara’da toplanması çağrısında bulunur: “Devlet merkezinin de İtilaf Devletleri tarafından resmen işgali, yasama, adli ve yürütme kuvvetlerinden ibaret olan milli devlet kuvvetlerini bozmuş ve bu durum karşısında görev yapmaya imkan göremediğini resmen hükümete bildirerek Meclis-i Mebusan dağılmıştır. Şu halde devlet merkezinin dokunulmazlığını, milletin istiklalini ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek üzere millet tarafından olağanüstü yetkiye sahip bir meclisin Ankara’da toplanmaya daveti ve dağılmış olan mebuslardan Ankara’ya gelebileceklerin de bu meclise iştirak ettirilmeleri zorunlu görülmüştür.”

19 Mart ile 23 Nisan arası Ankara ile İstanbul arasında amansız bir otorite yarışı, zorlu bir mücadele sürecidir. Bu süreçte İngiliz vesayeti altındaki Damat Ferit’in başkanlığındaki Mütareke Hükümetleri Ankara merkezli milli direnişin engellenmesi için elinden geleni yapacak, örgütlediği isyanlarla Anadolu’yu yangın yerine çevirecektir.

İngiliz entrikaları, Damat Ferit’in Kuvâ-yi İnzibâtiyesi, Şeyhülislam Dürrizade’nin katil fetvaları işe yaramamış, 23 Nisan 1920’de Türk Milleti’nin iradesini yansıtan TBMM’nin açılışını engelleyememiştir. Bir ay bir haftalık sürede Anadolu’da milletvekili seçimleri yapılmış, işgal İstanbul’undan kaçabilenlerle birlikte 335 mebustan 115’inin katılımıyla milli direnişin meşruiyet organı TBMM çalışmasına başlamıştır.

24 Nisan’da oybirliği ile TBMM Başkanı seçilen Mustafa Kemal’in açış konuşması, kurulmakta olan devletin hukuk meşruiyetine ve millet iradesine dayanacağının ilanıdır: “Bu Meclis’in varlığı, her şeyden evvel, meşruluk ve sorumluluk esaslarının, milletçe itibar ve saygı görmesinin şart sayıldığına bir delildir. Şu halde yüksek Meclisinizde birleşen yüksek millet iradesine dayanmak suretiyle meşruluğun ve yasallığın işlere hakim kılınması şarttır.”

Yasama ve yürütme yetkisini şahsında birleştiren, milli iradenin temsil organı TBMM, Milli Mücadeleyi zafere ulaştıracak, her türlü bunalımı ve kaosu Türk Milletinden aldığı güçle aşacak, demokrasi ve hukuk üzerinde yükselecek yeni devletin sağlam geleneklerinin güç kaynağını oluşturacaktır.

23 Nisan 1920’nin 100. yılında başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, emperyalizme karşı milli direnişin ve millet iradesinin meşruiyet kaynağı Gazi Meclis’in İstiklal Madalyalı gazi vekillerine minnet ve saygıyla.

Türkiye Barolar Birliği