Açış Konuşması

4902
A
 
Yüksek Yargı Organlarının Sayın Başkan ve Üyeleri,  
Sayın Adalet Bakanı,
Sayın Cumhuriyet Başsavcısı,
Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun Sayın Başkan Yardımcısı, Daire Başkanları ve Üyeleri,
Adalet Bakanlığı’nın Sayın Müsteşar Yardımcıları, Daire Başkanları ve Genel Müdürleri,
Sayın Hakim ve Savcılar,  
Sayın Avukatlar,  
Sayın Konuklar,
Basınımızın Sayın Temsilcileri,

Sizleri Türkiye Barolar Birliği adına, kendi adıma sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

‘Nicomachean Ethics’ isimli özgün eserinde, hazza, zevke, üne, zenginliğe karşı çıkan Aristoteles, mutluluğu yaşamın amacı olarak niteler, insanın mutluğa ve başarıya, ancak felsefi derinliğe, olgunluğa ve gerçekliğe ulaştığı zaman kavuşabileceğini ifade eder. Sitede geçerli ve yürürlükte olan töreye uygun olarak kendini eğitip geliştiren kişinin, genel kabul gören ahlak normlarını izlediği sürece etiğe uygun davrandığını belirten Aristoteles devamla şunları söyler;  ‘&S230; içimizdeki töresel iyilikler ne doğanın zorlaması sonucu, ne de doğaya karşı oluşmuştur. Onları kendi varlığımıza ve değerlerimize katma yeteneğimiz, bizim içimizde ve doğamızda vardır. Ancak ahlaki özelliklerimizi alışkanlık haline getirmek suretiyle mükemmelliğe ulaşabiliriz &S230;. Özet olarak herkesin aynı eylemi çok sık ve birer birer yapmasıyla ortak ve pekişmiş bir tavır ortaya çıkar. O nedenle, erdemin ne olduğunu öğrenmek için değil, erdemli insanlar olmak amacıyla felsefe yapıyoruz.’     

Aristoteles’un ‘pratik, hem etiğin var olma koşulu ve hem de onun hedefi ve amacıdır’ diyerek vurgu yaptığı üzere, pratiğin bilimi olarak etik, bilgi adına değil, eylem adına harekete geçen bir ahlaki eylem kuramıdır. Öyle olduğu için etik, kuram oluşturmak amacıyla geliştirilmiş olmadığı gibi, entelektüel zevklere ve züppeliklere hizmet eden düşünsel bir uğraş da değildir. Bütün bunlardan uzak bir kuram olarak etik eylem üreten bilgi olarak düşünce ile eylemin birlikteliğidir.   

Felsefenin bir disiplini olan ve kendini ahlaki eylemin bilimi olarak tanımlayan “etik”, yaşamın tek yönlü kaygılarla rasyonalize edilmesine yönelmiş olan bireysel çıkar ve hesapların yıkıcı etki ve sonuçlarını eleştirel bir aynadan yansıtan önemli bir uyarıcı ve yol gösterici görevi üstlenmiştir.

Annemarie Pieper”in “Etiğe Giriş” isimli özgün eserinde işaret ettiği üzere “Etik” bize, kendisini sadece paraya, mala, mülke, bireysel çıkarları en üst düzeye çıkarma kaygılarına sabitlemiş niceliksel düşünce karşısında; bunları aşan, pratik aklın ahlaksal yetkinliği ile doğrulanmış olan özgürlük, eşitlik, adalet, hoşgörü, erdem gibi soylu amaç ve hedefleri sunan bir nitelikler dünyasının var olduğunu gösterir.

Bu niteliksel değerler, kolektif sorumluluklarının bilincinde, ahlaksal talepleri genel bağlayıcı talepler olarak benimseyen, bunları içselleştiren bireylerin, kendi kaderlerini tayin etme hakkını, bütün hakların en üstüne koyan bir yaşama biçiminin ahlakını sunar.

Değerli Meslektaşlarım,

Bir yönü ile negatif bir kavram ve kurum olan hukukun işlevi ve amacı adaletsizliğin, zorbalığın egemen olmasını önlemektir. Bu ise ancak hukukun insan hakları eksenine oturtulmasıyla, haklar ve sorumluluklar etiği temelinde oluşturulması ve uygulanmasıyla, yani yargının herkese eşit, adil davranmasıyla, bağımsız, tarafsız ve tutarlı olmasıyla mümkün olur.

Bir de Mecelle’nin 1792.maddesinde yazılı olduğu gibi hakimin, “hakîm, fehim, müstakim ve emin, mekin, metin” olmasıyla mümkün olur.

Esasen Bangalor Yargı Etiği İlkelerinin, Budapeşte İlkelerinin, ulusal ve uluslararası benzeri diğer belgelerin özü ve özeti Mecelle’de yer alan bu hükümden ibarettir. 

Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür eder, sempozyumun başarılı geçmesini diler, hepinizi bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlarım.   


Av.V.Ahsen Coşar
Türkiye Barolar Birliği Başkanı