Açış Konuşması

4381
A

T.C. Anayasa Mahkemesi’nin 51. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen bilimsel toplantının “Norm Denetiminde ve Bireysel Başvuruda Anayasal Yorum” konulu oturumunda başkanlık yapan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. V. Ahsen Coşar, oturumun açılışında aşağıdaki konuşmayı yaptı;

Anayasa Mahkememizin Değerli Başkanı, Değerli Başkan Yardımcısı ve Üyeleri,
Türkiye Barolar Birliği’nin Değerli Başkan Yardımcısı,
Değerli Konuşmacılar,
Değerli Konuklar,

Türkiye Barolar Birliği adına, bu oturumda birlikte görev yapacağımız değerli konuşmacılar adına, kendi adıma sizi sevgi ve saygı ile selamlıyor, bu oturumda başkanlık yapma olanağını vermekle beni ve benim şahsımda Türkiye Barolar Birliği’ni onurlandırdıkları için Anayasa Mahkememizin Değerli Başkanına ve üyelerine teşekkür ediyor, Anayasa Mahkememize daha nice nice yıllar, Anayasa Mahkememizin 51.Kuruluş Yıldönümünü münasebetiyle düzenlenen bu sempozyumun ülkemiz hukukuna, evrensel hukuka yararlı olmasını diliyorum.

Değerli Konuklar,

Geçen yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren geçmişteki bütün çağlardan çok farklı bir çağda yaşıyoruz. Bu çağın adı demokrasi çağıdır. Bu çağla birlikte kapalı sistemler açılmaya, otoriter rejimler çökmeye, alışılagelmiş hiyerarşiler yıkılmaya, kimi tabular sorgulanmaya, daha düne kadar doğru bilinenler yanlış, yanlış bilinenler doğru bulunmaya başlamıştır.

Sadece bunlar değil, güç ilişkisi de değişmiş, iktidar seçkinlerin elinden çıkarak halkın, yani “demos”un eline geçmeye başlamıştır. Sadece devletler, hükümetler, kurumlar, kuruluşlar değil, ekonomi de, kültür de, teknoloji de, enformasyon da demokratikleşmiştir. Böylece kadim Yunan’dan bu yana bir yönetim biçimi olarak bildiğimiz demokrasi, aynı zamanda bir yaşam biçimi olmuştur.

Bu gelişmelere bağlı olarak demokrasinin anlamı ve içeriği de değişmiştir. Öyle ki, sadece siyasi gücün olabildiğince geniş ve eşit biçimde dağıtılması, yani siyasal anlamda eşitlikten ve yine açık, özgür, adil seçimlerden ibaret bir kurum, kuram ve pratik olarak anlaşılan demokrasi, bunlardan çok daha fazla bir şey olarak kabul görmeye başlamıştır.

Bu bağlamda, hem bunları ve hem de hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını, başta yaşam hakkı olmak üzere, ifade özgürlüğünü, din ve vicdan özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü, mülkiyet hakkını, diğer temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ve güvence altına alınmasını temel alan ve o nedenle “anayasal demokrasi” olarak isimlendirilen yeni bir demokrasi algısı ve anlayışı gelişmiştir.

Demokrasinin geçirdiği bu değişime bağlı olarak, devlet anlayışı da değişime uğramış, bu bağlamda bekçi devlet, refah devleti, sosyal devlet gibi aşamalardan geçen devlet anlayışı günümüzde yerini yeni bir modele bırakmıştır. Bu yeni devlet biçimi, bir yandan devlet iktidarının kullanılmasını sınırlandıran, diğer yandan bireysel özgürlükleri koruyan bir dizi hukuki ve kurumsal sınırlama çerçevesinde işleyen “anayasal devlet”tir.

Hükümetlerin seçilme ve iktidara geliş biçimlerinden ve süreçlerinden daha çok ne yapmayı amaçladıkları ve ne yaptıkları ile ilgili olan “anayasal demokrasi” ve onun devlet biçimi olan “anayasal devlet”, klasik liberalizmin kurucu değerleri olan bireye, temel hak ve özgürlüklere, akla, kanun önünde eşitlik ilkesine, hoşgörüye, rızaya, anayasacılığa dayanmaktadır. Ama en az bunlar kadar ve hatta daha çok temel hak ve özgürlükleri korumak, güvence altına almak için kuvvetler ayrılığı ilkesine, yargı bağımsızlığına, yargıç tarafsızlığına, adil yargılanma hakkına dayanmakta ve bunun için de hukukun üstünlüğünü siyasetin merkezine koymaktadır.

Değerli Konuklar,

Siyasal sistemler, anayasa olmaksızın, herhangi bir yasama organı ve hatta yargı organı olmaksızın, siyasal partiler olmaksızın öyle ya da böyle işleyebilirler. Ama devlet siyasasını oluşturan ve çalıştıran bir yürütme organı olmaksızın ayakta kalamazlar. Onun için siyasal bir sistemin veya bir devletin olmaz ise olmaz organı yürütme organıdır. Ne var ki, sadece yürütme organının var olduğu, yürütme organının hesap verebileceği bir yasama organının bulunmadığı, seçimlerin olmadığı bir siyasal sistem uzun süre ayakta kalamaz, kalsa da demokratik olmaz.

Onun için bir sistem olarak demokrasinin merkezini seçimle gelen, meşruiyetini açık, özgür ve adil olarak yapılan seçimlerden alan yürütme erki oluşturur. Demokratik bir sistem içinde devletin siyasasını yürütmek, toplumun düzen ve istikrarını sağlamak yürütme erkinin görev, yetki ve sorumluluğu altındadır. Silahlı kuvvetler de, polis gücü de, bürokrasi de sivil yönetimin emri altındadır ve ona bağlıdır.

Peki! Yürütme erki ne ile bağlıdır? Anayasanın çizdiği sınırlarla, yani hukukla, evrensel hukukla bağlıdır. Esasen klasik demokrasi ile anayasal demokrasi/anayasal devlet anlayışları arasındaki gerilim veya gerginlik de buradadır. Klasik demokrasi, iktidarın çoğunluğun seçtiği tek elde toplanmasına izin ve olanak verirken, anayasal demokrasi, siyasi iktidarın birey hak ve özgürlükleri lehine sınırlandırılması demek olan anayasacılığı ve buna hizmet eden kuvvetler ayrılığı ilkesini, yani anayasal devleti, yani sınırlı devleti öngörür. Yönetme yetkisini çoğunluğa verirken azınlığın haklarını korur, bu amaçla devlet iktidarının kullanılmasını sınırlandırır.

Çatışan siyasal çıkarlar üzerinde etkili olan ve negatif yasa koyucu işleviyle iktidar kullanan anayasa yargısı, bu özelliği gereği hukuki olmaktan daha çok siyasi bir organdır. Demokrasinin karşısında değil, yanındadır ve hatta anayasal demokrasinin güvencesidir. Yine yasama ve yürütme başta olmak üzere diğer siyasal organların ve kurumların rakibi değil, aksine bunlarla birlikte siyasal işleyişin ve kuvvetler ayrılığının tamamlayıcı bir parçasıdır. Böyle bir demokratik işleyiş içerisinde kuvvetler ayrılığının konumlandığı ilke, kuvvetlerin birbirinden koparılması, ayrıştırılması, kuvvetlerin birbirleriyle yarıştırılması değil, kuvvetlerin paylaşılması yoluyla siyasi iktidarın sınırlandırılması ve bu suretle iktidarın kötüye kullanılmasını engelleyecek bir denetleme ve dengeleme mekanizmasının kurulmasını sağlamaktır. Özelde anayasa yargısının, genelde yargı erkinin anayasal demokrasilerdeki yeri, işlevi ve işleyiş şekli budur ve böyledir.

Değerli Konuklar,

Çocukluk ve hatta gençlik çağını çoktan aşmış olan, 51 yaşına ulaşmakla artık olgunluk yaşında olan ve kurumsallaşmış bulunan Anayasa yargısının Türkiye’deki yeri, işlevi ve işleyişi de böyledir, böyle olmuştur. Kararlarıyla ülkemiz hukukunun yüz aklarından olan Anayasa Mahkememizin, mevzuatımızda yapılan değişiklikler sonucu üstlendiği anayasal şikayet/bireysel başvuru konusu uyuşmazlıklarda da görevini en iyi şekilde yapacağına, bu bağlamda anayasacılığın özü olan birey hak ve özgürlüklerini korumak amacıyla siyasal iktidarın sınırlandırılması işlevini yerine getireceğine, gerek norm denetiminde, gerekse anayasal şikayetlerde yorumunu devletten yana değil, bireyden yana, insanlık onurundan, insan haklarından yana yapacağına, esasen Anayasa Mahkememizin başkanından tüm üyelerine kadar adalet denilen kutsal idenin devletin menfaatlerini korumak değil, devlete karşı bireyin haklarını, insanın onurunu korumak olduğunun bilincinde ve ayırtında bulunduğuna olan inancımla bu etkinliğin hepimize yeni ışıklar, yeni açılımlar getirmesini diliyor ve böyle de olacağına inanıyorum.