Adli Yargıda Geçici Hukuki Korumalar

6759
A
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI’NIN, DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ/TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ/ DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ HUKUK ARAŞTIRMALARI MERKEZİ/HUKUK BİLİMLERİ ARAŞTIRMA MERKEZİ TARAFINDAN  22-23 MART 2012 TARİHLERİNDE İZMİR’DE DÜZENLENEN “ADLİ YARGIDA GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALAR” KONULU İZMİR 2.ULUSAL HUKUK KONGRESİ’NDE YAPTIĞI AÇIŞ KONUŞMASI


Yargıtay’ımızın Değerli Başkanı,
Türkiye Adalet Akademisi’nin Değerli Başkanı,
Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun Değerli Daire Başkanı,
İzmir İlimizin Değerli Valisi ve Cumhuriyet Başsavcısı,
İzmir Barosu’nun Değerli Başkanı,
Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin Değerli Başkanı,
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Değerli Dekanı,
Hukuk Bilimleri Araştırma Merkezi’nin Değerli Başkanı,
Sevgili Avukat, Hakim, Savcı, Akademisyen Meslektaşlarım,

Sizleri Türkiye Barolar Birliği adına, Yönetim Kurulu Üyesi arkadaşlarım adına kendi adıma sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Hepimizin çok iyi bildiği üzere, hak kavramı, “hukukun tanıdığı ve koruduğu menfaat” anlamına gelir. Kişi hakkı olduğuna inandığı bir menfaati korumak için şikayette bulunmak, dava açmak, açılmış olan davaya katılmak, icra takibi yapmak gibi hukuki araçlara sahiptir ve bu hak ve araçlar anayasal güvence altındadır.

Gerek bu husus, gerekse “hukukun haklı olanı değil, tedbirli olanı koruduğu” hususu göz önünde alındığında bu panelin konusunu oluşturan “Adli Yargıda Geçici Hukuki Korumalar” kurumunun özel hukuk bağlamındaki önemi ve değeri çok daha iyi anlaşılacaktır. Zira özel hukuk kapsamında ve Hukuk Muhakemesi Kanunu’nda “geçici hukuki koruma-önlem/ihtiyat-i tedbir/ihtiyat-i haciz” başlığı altında düzenlenen bu kurum, sonuçlanması uzun zaman alan davalarda, davanın kabulü durumunda, davacının davanın konusu olan hakkı elde etme olanağından yoksun kalmamasını sağlar ve bunu amaçlar.

Zira davanın gerek başlangıç, gerekse yargılama aşamasında hak sahibi olduğunu ileri süren davacı ve davaya konu hakkın kendisi risk altındadır. Bu bağlamda davaya konu olan şey satılabilir, üçüncü kişiler tarafından üzerine haciz gibi, ipotek gibi başkaca haklar konulabilir. Davaya konu hakkı tehlikeye düşürecek, hak sahibinin hakkına ulaşmasını engelleyecek bu gibi olasılıkların önüne geçmenin yolu ve aracı geçici hukuki korumalardır.    

Kamu otoritesinin işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetimi ve sağlanması amacıyla öngörülen “yürütmenin durdurulması” kurumunun özel hukuktaki karşılığı olan “ihtiyat-i tedbir”, “ihtiyat-i haciz”, “tehir-i icra” gibi hukuki koruma araçları hakimlerimiz tarafından zamanında ve doğru işletildiğinde yargılamanın gecikmesinden kaynaklanan hak kayıplarının kısmen de olsa telafi edilmesini sağlar. Bu işlevi itibariyle “adil yargılanma” ilkesine de hizmet eder.        

Değerli Konuklar,

Ceza hukuku bağlamında adli kontrol koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile hukukumuza getirilen yeniliklerden birisi olup tutuklama kurumuna alternatif olmak üzere öngörülmüştür. Bu bağlamda işaret etmek gerekir ki, adli kontrol kurumunun icat edilmesinden amaç, kişi özgürlüğünü en az araçla sınırlamak suretiyle tutuklamanın sonuçlarına ulaşmak, bu suretle tutuklama kurumunun ağır sonuçlarını bertaraf etmek, insan hak ve özgürlüklerine yapılan orantısız müdahalelerin önüne geçmektir.  

Hepimizin çok iyi bildiği üzere, temel haklardan olmakla anayasal güvence altında olan kişi özgürlüğünün ve güvenliğinin sınırlandırılmasına esas olan ilkelerin en başında “ölçülülük ilkesi” gelir. Ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklere yargı eliyle veya idari bir işlem ile müdahale etmek gerektiğinde, sınırlama için başvurulan aracın, sınırlama amacını gerçekleştirmeye elverişli olmasını, bu aracın sınırlama amacı yönünden gerekli olmasını ve araçla amacın ölçüsüz bir oran içinde olmasını gerektirir. Tutuklama kararı doğrudan kişi özgürlüğüne yönelik olmakla, bu özgürlüğün geçici olarak da olsa tatil edilmesi sonucunu doğuran bu koruma tedbirine, başkaca bir koruma tedbiri ile aynı sonucu almak mümkün olduğu halde başvurmak, ölçülülük ilkesinin çiğnenmesi anlamına gelir.

Ceza hukukunun evrensel ilkelerinden olan “ölçülülük ilkesi”, uluslararası metinlerde, bu bağlamda “Tokyo Kuralları” olarak bilinen 1990 tarihli “Birleşmiş Milletler Hapis Dışı Tedbirler Hakkında Asgari Standart Kuralları” ile yine 1990 tarihli “Birleşmiş Milletler Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildiri”de de; “yargılama öncesi tutukluluğun, iddia konusu suçun soruşturulması ve toplum ile mağdurun korunması amacıyla ceza yargılamasında son çare olarak, aynı şekilde yargılama öncesi tutukluluğa alternatif tedbirlerin de, mümkün olduğunca en erken aşamada uygulanması gerekir” denilmek suretiyle yer verilen bir ilkedir.

Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 109.maddesinde her somut olayın özelliğine, savcının talebine ve hâkimin kararına bağlı olarak uygulanması öngörülen adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasında cimrilik gösteren hâkimlerimize verilecek en iyi eğitim, bugüne kadar özgürlük üzerine yazılmış ve henüz aşılamamış en güzel kitap olan John Stuart Mill’in “Özgürlük Üzerine” isimli kitabını okumalarını sağlamaktır.  

Sevgili Meslektaşlarım,

“Şarkıyı değil, ancak şarkıcıyı kafese koyabilirsiniz” diyor Franklin D.Roosevelt. Arz ettim. Kime mi? Onca adli kontrol tedbiri olmasına rağmen bunlardan hiçbirisini uygulamayan, emsal nitelikteki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını es geçen ve tutuklamayı önlem olmaktan çıkarıp cezaya dönüştüren hâkimlerimize arz ettim.

Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım.

Av.V.Ahsen Coşar
Türkiye Barolar Birliği Başkanı