AİHM’nin Cumhurbaşkanına hakaret suçu ile ilgili 19.10.2021 tarihli Vedat Şorli ihlal kararı hakkında not

1709
A

AİHM’nin Cumhurbaşkanına hakaret suçu ile ilgili 19.10.2021 tarihli

Vedat Şorli ihlal kararı hakkında not

Başvurucu Vedat Şorli, 2014 ve 2016 yıllarında Facebook’ta paylaştığı karikatür ve alt yazılı fotoğraf nedeniyle tutuklanmış, 2 ay 2 gün tutuklu kalmış ve yapılan yargılama sonucunda 11 ay 20 gün hapse mahkum olmuş ancak, hükmün açıklanması 5 yıl geri bırakılmıştır. Başvurucunun Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuru ise, kabul edilemez bulunmuştur.

AİHM değerlendirme yaparken, AİHS’ye ve kendi kararlarına dayanmış ve Avrupa Konseyi’nin şu belgelerine atıfta bulunmuştur: (i) 12.2.2004 t.li Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi” (Türkçe metni mevcut); (ii) Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin, hakarete ceza verilmemesine ilişkin kararı (Towards Decriminalisation of Defamation – PACE Res. 1577(2007)) ve (iii) Venedik Komisyonu’nun TCK md. 216, 299, 301 ve 314 ile ilgili 15.3.2016 t.li görüşü (opinion no. 831/2015).

AİHM, başvurucunun tutuklanmasını ve hükmün açıklanması geri bırakılmış olsa da, hapis cezasına mahkum edilmiş olmasını, başvurucu üzerinde caydırıcı etki yaratması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirmiştir. AİHM’ye göre, hakaret suçu açısından Cumhurbaşkanının herkesten daha çok korunması ve Cumhurbaşkanına hakaretin (TCK 299), genel hakaret suçundan (TCK 125) daha ağır ceza ile cezalandırılması AİHS’nin ruhuna uygun değildir. AİHM, 26.6.2007 t.li Artun ve Güvener / Türkiye ihlal kararında da, Cumhurbaşkanının itibarının korunması ile Cumhurbaşkanı hakkında görüş bildirme ve bilgi verme özgürlüğü karşılaştırıldığında, Cumhurbaşkanının itibarının korunması amacıyla söz konusu özgürlüğü kullanan kişiye hapis cezası verilmesinin haklı bir yanının bulunmadığını belirtmiş, aksi tutumun, çağdaş uygulama ve siyasal kavramlarla bağdaşmayacağını vurgulamıştır.

AİHM ayrıca, yetkililerin, kurumsal kamu düzenini korumak için ilk iş olarak ceza yargılamasına başvurmaktan geri durmalarının ve ceza yargılaması yerine, özel hukuk yaptırımları gibi başka seçeneklere yönelmelerinin gerekli olduğunun altını çizmiştir. Bu bağlamda, çok düşük tutarlı para cezası bile cezai yaptırım niteliği taşıdığından, ceza yargılamasına başvurmaktan geri durulmasının gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır. AİHM’ye göre bu husus, ifade özgürlüğüne müdahalenin orantılı olup olmadığının belirlenmesinde önem taşımaktadır.

AİHM, Hükümetin, başvurucunun mahkumiyetinin güdülen amaçla orantılı veya demokratik toplum açısından gerekli olduğunu ortaya koyamadığını da vurgulamıştır.

AİHM, başvurucuya 7500 Avro tazminat ödenmesini öngörmüştür. Kararın önemli bir özelliği de, ihlalin giderilmesi için, TCK 299’un, ifade özgürlüğünü güvence altına alan AİHS md. 10’la uyumlu hale getirilmesi gerektiğini belirtmesidir.

Karar oybirliği ile alınmıştır; temyiz edilmediği takdirde, 3 ay sonra kesinleşecektir.